-
Hukuku adalet açısından tanımlayan görüşler, sivil itaatsizliği, çağdaş hukuk devleti sistemi içinde ulaşılmış olan özgürlük ortamlarının, sistemin asıl sahipleri (vatandaşlar) tarafından sorgulanabileceğinin bir işareti olarak ele almaktadırlar. Adalet; bir eşitlik düşüncesidir. Herkese hakkı olanın verilmesi yolunda bir irade beyanıdır. Ahlâki açıdan adalet ise, asgari etiktir. Toplumsal ihtiyaçların karşılanması ise; hukukun toplumsal yaşama yönelik düzenleyici yönünden kaynaklanmaktadır. Hukuk, kişinin sosyal ihtiyaçlarını karşılamak ve ona uygun olmak zorundadır. Düzen, hukukun normatif fonksiyonudur.
Sivil itaatsizlik, kavram olarak ilk kez 19. yüzyılda Henry Davit Thoreau tarafından kullanılmıştı bir tanıma göre sivil itaatsizlik; Yönetim siyasetinin ya da yasaların değişmesini isteyen, aleni, şiddetsiz, vicdani, fakat aynı zamanda siyasi olan, yasa dışı bir eylemdir. Bir eylemi sivil itaatsizlik olarak nitelememize yol açan unsurlar şöyle sıralanabilir: Şiddetten Arınmışlık, Evrensel Kabul Gören Hukuksal Değerler ve Toplumsal Etik Yoluyla Motivasyon,Yaptırıma Katlanma,Yasaya Aykırılık,Aleniyet (Kamuya Açıklık).
Peki demokratik bir ülkede o ülkenin vatandaşlarının sivil itaatsizlikte sınırı nereye kadardır? Yasalara göre taksim gösteri ve toplantı yeri değil. Burada 1 Mayıs kutlaması yapmakta ısrar ederek yüzbinleri oraya yığmak sivil itaatsizlik anlamına gelir mi?
Sivil itaatsizlikte; Sivil itaatsizlik olarak nitelenebilecek bir eyleme katılanlar, bu protesto eylemiyle ihlal ettikleri yasanın yaptırımlarına katlanmakta; bunu göze almakta. Yaptırımlara katlanma, "hukuksal düzene" duyulan bağlılık ve güvenin bir göstergesidir. Zira hedef, hukuksal düzeni dışlayan bir toplumsal yapı (bir tür anarşizm) değil, içeriği evrensel ve etik değerlere göre belirlenmiş bir hukuksal düzendir. Bu nedenle, sivil itaatsizlik oluşturan eylemlerde yaygın bir biçimde görülen "tutuklanma," eylemi destekleyen bir öğe olarak algılanmaktadır.
Bu gün taksimde düzenlenmek istenen 1 mayıs mitingi, sivil itaatsizliğin çok ötesinde devletin yürürlükteki hukuk sistemine meydan okuma anlamını taşıyan bir yaklaşımdır. İşte bu çok tehlikeli ve her türlü provokasyona açık bir durum olup sivil itaatsizlik olarak nitelenemez. Devlet erki ise asla anarşizmi ve meydan okumayı kaldırmaz.
-
Değerli meslektaşlarım,
Trafik kazasından doğanmaddi tazminat davasında ıslah yaptım. Gerçek kşi davalılar için faiz başlangıç tarihi olay tarihidir. İlk davada sigorta şirketi için ise dava tarihidir. Acaba sigorta şirketi için ıslah tarihinde mi fazla kısım için hüküm verilir yoksa ilk dava tarihindenmi?
Saygılar
-
16 Yaşından Küçük Evlenilmeyecek
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, velayeti kullanan davacı baba ve evlenmesine izin verilmesi istenilen küçüğün dinlenilmeden evrak üzerinden karar verilmesini usul ve yasaya aykırı buldu.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin söz konusu kararı, Resmi Gazete'nin dünkü sayısında yayınlandı. Yerel mahkemenin evlenmeye izin konusuna ilişkin kararını Adalet Bakanlığı'nın yazısı üzerine inceleyen daire, hükmün sonuca etkili olmamak üzere kanun yararına bozulmasına karar verdi. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi kararında, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 124/2. maddesi ile ''hakimin ancak olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple onaltı yaşını doldurmuş olan erkek ve kadının evlenmesine izin verebileceği, olanak bulundukça karardan önce ana ve baba veya vasinin dinleneceği'' hükmü getirildiğini hatırlatarak, evlenmeye izin verilebilmesi için ana, baba veya vasinin karar verilmeden önce dinlenmelerinin öngörüldüğüne işaret etti.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin kararında şunlar kaydedildi: ''Anılan madde gereğince, mümeyyiz küçük ya da onun yasal temsilcileri davayı açabileceklerdir. Yasal temsilci tarafından açılan davada, mümeyyiz küçük de dinlenecek, evlenme için gerekli kişiliğe, bedeni ve fikri olgunluğa erişip erişmediği hakim tarafından gözlenecektir. Mahkemeci, velayeti kullanan davacı baba ve evlenmesine izin verilmesi istenilen küçüğün dinlenilmemesi, duruşma açılmayarak evrak üzerinden karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.'' Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, bir başka kararında da 16 yaşını doldurmayanların evlenmesine izin verilmesini usul ve yasaya aykırı buldu.
-
ÇEVRE TEMİZLİK VERGİSİ (ÇÖP VERGİSİ)
Çevre Temizlik Vergisi
Çevre temizlik vergisi dolu veya boş olmasına bakılmaksızın su abonesi olmayan konutlardan ve tüm işyerlerinden alınmaktadır. Çevre temizlik vergisinin mükellefi binayı fiilen kullanandır.
Boş Binalar İçin Çevre Temizlik Vergisinin Kapsamı Nedir?
Boş binalarda çevre temizlik vergisi mükellefi binanın sahibidir. Ancak boş binaların çevre temizlik vergisi aşağıdaki biçimde değerlendirilir.
1. Çevre temizlik vergisi beyannamesi mükellef olunduğunda bir defa verilir. Takip eden yıllarda binayı kullanan değişmediği sürece yeniden beyanname verilmez.
2. Çevre temizlik vergisi, birinci taksiti Mart-Nisan-Mayıs aylarında, ikinci taksiti Kasım ayında olmak üzere iki eşit taksitte ödenir. Dileyen mükellef birinci taksit döneminde veya daha önce tümünü de ödeyebilir.
3. Çevre temizlik vergisi her yıl Maliye Bakanlığınca saptanan yeniden değerleme oranının yarısı kadar arttırılarak hesaplanır.
Çevre Temizlik Vergisi Ödeme Koşulları Nelerdir?
1. Çevre temizlik vergisi (çöp vergisi) taşınmazı kullanan tarafından Ocak ve Temmuz aylarında ilgili belediyeye iki eşit taksitle ödenir.
2. Çevre temizlik vergisinin yıllık artırım oranı her yıl bakanlar kurulunca belirlenen emlak vergisi yeniden değerleme oranının yarısı kadar arttırılır.
3. Mükellefler mesken veya işyerlerinin boş olduğunu belgelendirmesi halinde bu taşınmazların boş oldukları sürece çevre temizlik vergisinin yukarıda belirtilen ilkeleri doğrultusunda değerlendirilir. Bu da tahakkuk eden verginin yaklaşık yarısının ödenmesine isabet eder.
Çevre Temizlik Vergisini Kimler Öder?
Çevre temizlik vergisi, bina/apartman katında ikamet edenler veya işyerini kullananlar tarafından yılda iki kez ödenmektedir. Vergiyi ödeyebilmek için çevre temizlik vergisi bildirim formunun doldurulması gerekmektedir. Bildirim formu bir defaya mahsus olmak üzere doldurulur. Sonraki işlemler ve değişiklikler için çevre temizlik vergisi mükellef sicil numarası ile takip edilebilir.
Satış ve Taşınma Durumlarında Yapılacak İşlemler Nelerdir?
Herhangi bir adres değişikliği ya da emlak ve satımlarında bağlı bulunulan belediyenin, bu durumdan haberdar edilmesi gerekmektedir. Kişi mülkün sahibi ise mülk satıldığında, kişi kiracı ise taşındığında bağlı olunan belediyenin Hesap İşleri Müdürlüğüne, bir dilekçe ile başvurarak değişikliklerin bildirilmesi gerekmektedir 01.01.2006 tarihinden itibaren satışı yapılacak taşınmazın sahibi tarafından Belediye Gelir Şefliğinden alınan taşınmaza ait satışa esas rayiç bedeli yazısı alınıp... Tapu Müdürlüğüne müracaat ile satış gerçekleşir.
Yanlış Bir Vergilendirme İşlemi Olursa Bu Durum Nasıl Düzeltilir?
Eğer herhangi bir şekilde yanlış vergilendirmeye tabi olunursa, yanlış vergilendirilmenin düzeltilmesi için bağlı bulunulan belediyeye bir dilekçe ile başvurularak, yanlışlığın düzeltilmesi istenebilir.
-
EMLAK VERGİSİ
Emlak Vergisinin Kapsamı Nedir? Nasıl Başvurulur? ve Kimleri Bağlar?
Emlak vergisi arazi, arsa ve bina için ödenmektedir. Bu tür taşınmazı olan bir yurttaş, emlak vergisi vermekle yükümlüdür. Emlak vergisi ödeyecek kişilerin, ilgili belediyelerin Emlak Vergisi birimine başvurmaları gerekmektedir. Başvuru sırasında kişiler yanlarında taşınmaz ile ilgili olan tapuyu ya da tapu örneğini bulundurmalıdır.
Tapusu ile ilgili birime giden şahıslar, her bir emlak türü için arazi, arsa veya bina gibi ayrı ayrı form ve beyanname doldurmak zorundadırlar. Bu beyannameler; Emlak vergisi Beyannamesi Ek Formu, Arazi, Arsa, Bina Beyannameleridir.
Emlak Vergisi Beyannamesi İçin Hangi Belgeler Gereklidir?
Emlak vergisi beyannamesi için; tapu fotokopisi, nüfus cüzdanı fotokopisi, binalar için yapı kullanma izni fotokopisi, binanın bulunduğu adres (mahalle, sokak, bina, daire veya işyeri numarası), beyan sahibinin ikamet ve işyeri adresi, vergi numarası, o yıla ait bedelde damga pulu ile birlikte ilgili olduğu belediyenin Gelir Servisine başvurmalıdır.
Emlak Vergisi Hangi Dönemlerde Ödenmektedir?
Emlak vergisi, birinci taksiti Mart-Nisan-Mayıs aylarında, ikinci taksiti Kasım ayında olmak üzere iki eşit taksitte ödenir. Dileyen mükellef tümünü birinci taksit döneminde veya daha önce de ödeyebilir.
Emlak Vergisi Zamanında Ödenmezse Cezai Yaptırım Ne Olur?
Emlak vergisini zamanında ödemeyen mükellef geciken taksit için her ay 6183 sayılı kanun hükümlerine göre tespit edilen oranda gecikme cezası ödemek zorundadır. Örneğin, bu oran 2001 yılında uygulanmak üzere tespit edilen aylık gecikme cezası %10 olmuştur.
Emlak Vergisini İndirimli Ödeme Koşulu Var mıdır? Varsa Bu Koşullar Nelerdir?
Emlak vergisi indirimli olarak ödenebilir. Başvuru sahibi emekli/dul)yetim bir kişi ise, ve bu kişinin yalnızca bir konutu varsa ve bu konutu sadece oturma amacıyla kullanıyorsa emlak vergisini Emlak Vergisinin 8. Maddesine göre indirimli olarak ödeyebilmektedir. İndirimli verginin uygulanabilmesi için kişinin Tek Meskeni Olan Emeklilere, Dul ve Yetimlere Ait Bildirim Formunu (görmek için lütfen tıklayın) doldurması gerekmektedir.
Emlak Vergisi Süresinde Ödenmezse Ne Yapılmalıdır?
Emlak vergisini süresinde ödemeyenler, Vergi Usul Kanununun 376. Maddesine göre, vergilerini ödemek için bir dilekçe ile başvuru yapabilirler.
Emlak devri Söz Konusu İse Ne Yapılmalıdır?
Bu durumda emlakın borcu olmadığına ilişkin bir belge talep edilebilir. Emlakın borcu olmadığına ilişkin belgeyi ilgili belediyeden bir dilekçe ile istenebilir.
Emlak Satıldığında Ne yapılmalıdır?
Satılan daire/işyeri/arsa ya da arazinin emlak beyanının kişinin üzerinden düşürülmesi için ilgili belediyeye dilekçe vermek gerekmektedir.
-
İSKAN RAPORU (YAPI KULLANMA İZİN BELGESİ)
İskan Raporu Nedir?
Ruhsatlı binalar için ruhsat ve eklerine uygun olarak tamamlandığını gösteren; ruhsat bilgilerini inşaatın bitim tarihini, tapu kaydını, adresini, bağımsız bölümlerin cinslerini, numaralarını, arsa paylarını, metrekarelerini, sınıflarını, mal sahiplerini gösteren ve Belediyenin İmar Müdürlüğü Yapı Kullanma İzni birimince düzenlenen bir belgedir.
İskan Raporu Almanın Koşulları Nelerdir?
İskan raporu almak için inşaat sahibi, müteahhidi veya yetkilisi bir dilekçe ile Belediyeye başvurmalıdır. Başvuruyu alan Yapı Kullanma İzni teknik elemanları binanın ruhsat ve eklerine uygun olarak yapılıp yapılmadığını yerinde kontrol ederek saptar. Binanın herhangi bir teknik eksikliği yoksa mak sahibi veya müteahhidinden yapıyla ilgili olarak MESKİ, TEDAŞ, TÜRK Telekominikasyon A.Ş., Sivil Savunma Müdürlüğü, İtfaiye Müdürlüğü gibi kuruluşlardan su, elektirik, telefon, sığınak, yangın, asansör tesisatları ile ilgili teknik raporlarla, yapının fenni sorumlusundan yapının kontrolü altında ruhsat ve eki projesine uygun olarak yapıldığına dair noter onaylı taahhütnameyi. Yapı kullanma İzni Amirliğine vermesi istenir. Teknik raporlarla taahhütname verildikten sonra yapı için Genel İskan Raporu düzenlenir.
Bu İşlemin Mali Külfeti Ne Kadardır?
Kat irtifakının kat mülkiyetine çevrilmesi harç ve vergiye tabi değildir. Ancak, taşınmazın niteliğinin kagir bina olarak tapu kütüğüne gerekeceğinden tashih için tapu harcı ödenir. Ayrıca bir döner sermaye bedeli tahsil edilecektir.
Yapı Kullanma İzni Nasıl Alınır?
Genel iskan raporu düzenlenmiş binalardaki bağımsız bölüm sahipleri 3 adet tapu fotokopisi ile Belediye İmar Müdürlüğü Yapı Kullanma İzni Amirliğine başvurarak yapı kullanma izni harçlarını emlak vergisi ve katılım paylarını ödeyerek ve vergi dairesinden ilişiğini keserek kendi bağımsız bölümü için yapı kullanma izin belgesi alabilir. Yapı kullanma izni ile ilgili kuruluşlara başvurarak su, elektirik ve telefon abonelikleri de yaptırılabilir.
Önemli Uyarı: Yapı kullanma izni olmayan yapılar bina ve binadaki bağımsız bölümlere su, elektirik ve telefon bağlantısı yapılamaz.
İskan Raporu Alınırken Gerekli Belgeler Nelerdir?
1.Dilekçe
2.Tapu
3.Denetim veya fenni mesullerin uygunluk yazısı
4.Vergi İlişik Kesme Belgesi (Her bağımsız bölüm için)
5.Ön ve arka cephenin 13*18 ebadında ikişer fotoğrafı,
6.Isı Yalıtım Vizesi ,
7. SSK 'dan ilişik kesme yasası,
8.150 m2 nin üzerinde işyeri bulunan yapılar için harç
-
İNŞAAT RUHSATI ALMA
İnşaat Ruhsatı Almak İçin Gerekli Koşullar Nelerdir?
İnşaat ruhsatı alabilmek için talep sahibi aşağıdaki belgeler ile birlikte belediyeye başvurmak durumundadır. Eğer Belediye İmar Müdürlüğü tarafından yapılan inceleme sonunda ruhsat alması için herhangi bir eksiklik görülmezse aşağıda örneği görülen Yapı Ruhsatı eksiksiz olarak doldurularak talep sahibine verilecektir. Yapı ruhsatını alan talep sahibi inşaata 2 yıl içinde başlayabilir.
2 yıl içinde inşaata başlamazsa veya 2 yıl içinde inşaata başlanmasına rağmen 5 yıl iinde inşaat, ruhsatına uygun olarak bitirilmezse ruhsat hükümsüz olur. Bu durumda ruhsat yenilenmediği taktirde inşaata izin verilmez, ayrıca kısmen yapılan kısımlar için ruhsatsız inşaat işlemi yapılır.
İnşaat Ruhsatı Almak İçin Gerekli Belgeler Nelerdir?
1. Ruhsat talep dilekçesi
2. Tapu sureti (1 Ay süreli tapu vizeli)
3. Mal sahiplerinin vekaletnamesi (gerekli ise)
4. Aplikasyon krokisi
5. Çap
6. İmar durumu
7. İmar durumuna göre onaylı vaziyet planı
8. Kot krokisi
9. İnşaat mühendisinin statik hesaplarına teşkil edecek jeoteknik zemin etüt raporu
10. Deprem Yönetmelik şartlarına uygun olarak projelerin işin başından sonuna kadar yerinde tatbik edileceğine dair noterden fenni mesullük taahhütnamesi (mimar veya inşaat mühendisinden)
11. Diğer 3 mühendisin ilgili odasından fenni mesullük taahhütnamesi (mimar veya inşaat mühendisi, elektirik mühendisi. Ve makine mühendisinin kendi projeleriyle ilgili taahhütnameleri)
12. 5 Takım mimari proje
13. 5 Takım statik projesi
14. 4 Takım elektrik projesi
15. 4 Takım sıhhi tesisat projesi
16. 5 Kat ve üstü için asansör avan projesi ve ayrıca 10 kat ve üstü için çift asansörlü avan projesi ve
17. 8 Kat ve üstü için paratoner hesabı.
18. Harita Mühendisliği Teknik uygulama sorumluluğu belgeleri.
İnşaat Ruhsatı Almadan Bina Yapılırsa Yaptırımları Nelerdir?
Belediye sınırları içinde inşaat ruhsatı almadan bina yapılır ise 3194 sayılı İmar kanununun 32 ve 42. maddesi gereği işlem yapılır.
-
İŞYERİ Aİşyerine ait tapu fotokopisiİşyerine ait yapı kullanma belgesiİşyerine ait numarataj krokisiİşyerine ait fen işleri amirliğince verilmiş fenni rapor (Umuma açık işyeri açılış ruhsatı ve GSM ruhsatı gereken işyerleri için)İtfaiye raporu gereken işyerlerine İ.B.B. İtfaiye Müdürlüğünden alınacak raporVergi levhası fotokopisiEsnaf sanatkarlar odası üye kayıt yazısıTicaret odası oda kayıt yazısıKira kontratının aslı veya noter tastikli fotokopisiİkametgah ve nüfus suretiŞirket kuruluş gazetesi ilan fotokopisiİmza sirküleri ve kaşe6 adet vesikalık fotoğraf2 adet plastik dosya
-
Yeni işverenin sorumluluğu
MADDE 23. - Süresi belirli olan veya olmayan sürekli iş sözleşmesi ile bir işverenin işine girmiş olan işçi, sözleşme süresinin bitmesinden önce yahut bildirim süresine uymaksızın işini bırakıp başka bir işverenin işine girerse sözleşmenin bu suretle feshinden ötürü, işçinin sorumluluğu yanında, ayrıca yeni işveren de aşağıdaki hallerde birlikte sorumludur:
a) İşçinin bu davranışına, yeni işe girdiği işveren sebep olmuşsa.
b) Yeni işveren, işçinin bu davranışını bilerek onu işe almışsa.
c) Yeni işveren işçinin bu davranışını öğrendikten sonra dahi
-
Çalışma koşullarında değişiklik ve iş sözleşmesinin feshi
MADDE 22. - İşveren, iş sözleşmesiyle veya iş sözleşmesinin eki niteliğindeki personel yönetmeliği ve benzeri kaynaklar ya da işyeri uygulamasıyla oluşan çalışma koşullarında esaslı bir değişikliği ancak durumu işçiye yazılı olarak bildirmek suretiyle yapabilir. Bu şekle uygun olarak yapılmayan ve işçi tarafından altı işgünü içinde yazılı olarak kabul edilmeyen değişiklikler işçiyi bağlamaz. İşçi değişiklik önerisini bu süre içinde kabul etmezse, işveren değişikliğin geçerli bir nedene dayandığını veya fesih için başka bir geçerli nedenin bulunduğunu yazılı olarak açıklamak ve bildirim süresine uymak suretiyle iş sözleşmesini feshedebilir. İşçi bu durumda 17 ila 21 inci madde hükümlerine göre dava açabilir.
Taraflar aralarında anlaşarak çalışma koşullarını her zaman değiştirebilir. Çalışma koşullarında değişiklik geçmişe etkili olarak yürürlüğe konulamaz.
-
Geçersiz sebeple yapılan feshin sonuçları
MADDE 21. - İşverence geçerli sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı mahkemece veya özel hakem tarafından tespit edilerek feshin geçersizliğine karar verildiğinde, işveren, işçiyi bir ay içinde işe başlatmak zorundadır. İşçiyi başvurusu üzerine işveren bir ay içinde işe başlatmaz ise, işçiye en az dört aylık ve en çok sekiz aylık ücreti tutarında tazminat ödemekle yükümlü olur.
Mahkeme veya özel hakem feshin geçersizliğine karar verdiğinde, işçinin işe başlatılmaması halinde ödenecek tazminat miktarını da belirler.
Kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için işçiye en çok dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer hakları ödenir.
İşçi işe başlatılırsa, peşin olarak ödenen bildirim süresine ait ücret ile kıdem tazminatı, yukarıdaki fıkra hükümlerine göre yapılacak ödemeden mahsup edilir. İşe başlatılmayan işçiye bildirim süresi verilmemiş veya bildirim süresine ait ücret peşin ödenmemişse, bu sürelere ait ücret tutarı ayrıca ödenir.
İşçi kesinleşen mahkeme veya özel hakem kararının tebliğinden itibaren on işgünü içinde işe başlamak için işverene başvuruda bulunmak zorundadır. İşçi bu süre içinde başvuruda bulunmaz ise, işverence yapılmış olan fesih geçerli bir fesih sayılır ve işveren sadece bunun hukuki sonuçları ile sorumlu olur.
Bu maddenin birinci, ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri sözleşmeler ile hiçbir suretle değiştirilemez; aksi yönde sözleşme hükümleri geçersizdir.
-
Fesih bildirimine itiraz ve usulü
MADDE 20. - İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde iş mahkemesinde dava açabilir. Toplu iş sözleşmesinde hüküm varsa veya taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlık aynı sürede özel hakeme götürülür.
Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.
Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde sonuçlandırılır. Mahkemece verilen kararın temyizi halinde, Yargıtay bir ay içinde kesin olarak karar verir.
Özel hakemin oluşumu, çalışma esas ve usulleri çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir
-
Sözleşmenin feshinde usul
MADDE 19. - İşveren fesih bildirimini yazılı olarak yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorundadır.
Hakkındaki iddialara karşı savunmasını almadan bir işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesi, o işçinin davranışı veya verimi ile ilgili nedenlerle feshedilemez. Ancak, işverenin 25 inci maddenin (II) numaralı bendi şartlarına uygun fesih hakkı saklıdır.
-
Telafi Çalışması
MADDE 64. - Zorunlu nedenlerle işin durması, ulusal bayram ve genel tatillerden önce veya sonra işyerinin tatil edilmesi veya benzer nedenlerle işyerinde normal çalışma sürelerinin önemli ölçüde altında çalışılması veya tamamen tatil edilmesi ya da işçinin talebi ile kendisine izin verilmesi hallerinde, işveren iki ay içinde çalışılmayan süreler için telafi çalışması yaptırabilir. Bu çalışmalar fazla çalışma veya fazla sürelerle çalışma sayılmaz.
Telafi çalışmaları, günlük en çok çalışma süresini aşmamak koşulu ile günde üç saatten fazla olamaz. Tatil günlerinde telafi çalışması yaptırılamaz.
-
Çalışma Süresi
MADDE 63. - Genel bakımdan çalışma süresi haftada en çok kırkbeş saattir. Aksi kararlaştırılmamışsa bu süre, işyerlerinde haftanın çalışılan günlerine eşit ölçüde bölünerek uygulanır.
Tarafların anlaşması ile haftalık normal çalışma süresi, işyerlerinde haftanın çalışılan günlerine, günde onbir saati aşmamak koşulu ile farklı şekilde dağıtılabilir. Bu halde, iki aylık süre içinde işçinin haftalık ortalama çalışma süresi, normal haftalık çalışma süresini aşamaz. Denkleştirme süresi toplu iş sözleşmeleri ile dört aya kadar artırılabilir.
Çalışma sürelerinin yukarıdaki esaslar çerçevesinde uygulama şekilleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından hazırlanacak bir yönetmelikle düzenlenir.
Sağlık kuralları bakımından günde ancak yedibuçuk saat ve daha az çalışılması gereken işler, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı tarafından müştereken hazırlanacak bir yönetmelikle düzenlenir.
-
Ücretten indirim yapılamayacak haller
MADDE 62. - Her türlü işte uygulanmakta olan çalışma sürelerinin yasal olarak daha aşağı sınırlara indirilmesi veya işverene düşen yasal bir yükümlülüğün yerine getirilmesi nedeniyle ya da bu Kanun hükümlerinden herhangi birinin uygulanması sonucuna dayanılarak işçi ücretlerinden her ne şekilde olursa olsun eksiltme yapılamaz.
-
Sigorta primleri
MADDE 61. - Sigortalılara yıllık ücretli izin süresi için ödenecek ücretler üzerinden iş kazaları ile meslek hastalıkları primleri hariç, diğer sigorta primlerinin, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunundaki esaslar çerçevesinde işçi ve işverenler yönünden ödenmesine devam olunur.
-
Sözleşmenin sona ermesinde izin ücreti
MADDE 59. - İş sözleşmesinin, herhangi bir nedenle sona ermesi halinde işçinin hak kazanıp da kullanmadığı yıllık izin sürelerine ait ücreti, sözleşmenin sona erdiği tarihteki ücreti üzerinden kendisine veya hak sahiplerine ödenir. Bu ücrete ilişkin zamanaşımı iş sözleşmesinin sona erdiği tarihten itibaren başlar.
İşveren tarafından iş sözleşmesinin feshedilmesi halinde 17 nci maddede belirtilen bildirim süresiyle, 27 nci madde gereğince işçiye verilmesi zorunlu yeni iş arama izinleri yıllık ücretli izin süreleri ile iç içe giremez.
-
İzinde çalışma yasağı
MADDE 58. - Yıllık ücretli iznini kullanmakta olan işçinin izin süresi içinde ücret karşılığı bir işte çalıştığı anlaşılırsa, bu izin süresi içinde kendisine ödenen ücret işveren tarafından geri alınabilir.
-
Yıllık izin ücreti
MADDE 57. - İşveren, yıllık ücretli iznini kullanan her işçiye, yıllık izin dönemine ilişkin ücretini ilgili işçinin izine başlamasından önce peşin olarak ödemek veya avans olarak vermek zorundadır.
Bu ücretin hesabında 50 nci madde hükmü uygulanır.
Günlük, haftalık veya aylık olarak belirli bir ücrete dayanmayıp da akort, komisyon ücreti, kâra katılma ve yüzde usulü ücret gibi belirli olmayan süre ve tutar üzerinden ücret alan işçinin izin süresi için verilecek ücret, son bir yıllık süre içinde kazandığı ücretin fiili olarak çalıştığı günlere bölünmesi suretiyle bulunacak ortalama üzerinden hesaplanır.
Ancak, son bir yıl içinde işçi ücretine zam yapıldığı takdirde, izin ücreti işçinin izine çıktığı ayın başı ile zammın yapıldığı tarih arasında alınan ücretin aynı süre içinde çalışılan günlere bölünmesi suretiyle hesaplanır.
Yüzde usulünün uygulandığı yerlerde bu ücret, yüzdelerden toplanan para dışında işveren tarafından ödenir.
Yıllık ücretli izin süresine rastlayan hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri ayrıca ödenir.
-
Yıllık ücretli izin hakkı ve izin süreleri
MADDE 53. - İşyerinde işe başladığı günden itibaren, deneme süresi de içinde olmak üzere, en az bir yıl çalışmış olan işçilere yıllık ücretli izin verilir.
Yıllık ücretli izin hakkından vazgeçilemez.
Niteliklerinden ötürü bir yıldan az süren mevsimlik veya kampanya işlerinde çalışanlara bu Kanunun yıllık ücretli izinlere ilişkin hükümleri uygulanmaz.
İşçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi, hizmet süresi;
a) Bir yıldan beş yıla kadar (beş yıl dahil) olanlara ondört günden,
b) Beş yıldan fazla onbeş yıldan az olanlara yirmi günden,
c) Onbeş yıl (dahil) ve daha fazla olanlara yirmialtı günden,
Az olamaz.
Ancak onsekiz ve daha küçük yaştaki işçilerle elli ve daha yukarı yaştaki işçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi yirmi günden az olamaz.
Yıllık izin süreleri iş sözleşmeleri ve toplu iş sözleşmeleri ile artırılabilir.
Yıllık ücretli izne hak kazanma ve izni kullanma dönemi
MADDE 54. - Yıllık ücretli izine hak kazanmak için gerekli sürenin hesabında işçilerin, aynı işverenin bir veya çeşitli işyerlerinde çalıştıkları süreler birleştirilerek göz önüne alınır. Şu kadar ki, bir işverenin bu Kanun kapsamına giren işyerinde çalışmakta olan işçilerin aynı işverenin işyerlerinde bu Kanun kapsamına girmeksizin geçirmiş bulundukları süreler de hesaba katılır.
Bir yıllık süre içinde 55 inci maddede sayılan haller dışındaki sebeplerle işçinin devamının kesilmesi halinde bu boşlukları karşılayacak kadar hizmet süresi eklenir ve bu suretle işçinin izin hakkını elde etmesi için gereken bir yıllık hizmet süresinin bitiş tarihi gelecek hizmet yılına aktarılır.
İşçinin gelecek izin hakları için geçmesi gereken bir yıllık hizmet süresi, bir önceki izin hakkının doğduğu günden başlayarak gelecek hizmet yılına doğru ve yukarıdaki fıkra ve 55 inci madde hükümleri gereğince hesaplanır.
İşçi yukarıdaki fıkralar ve 55 inci madde hükümlerine göre hesaplanacak her hizmet yılına karşılık, yıllık iznini gelecek hizmet yılı içinde kullanır.
Aynı bakanlığa bağlı işyerleri ile aynı bakanlığa bağlı tüzel kişilerin işyerlerinde geçen süreler ve kamu iktisadi teşebbüsleri yahut özel kanuna veya özel kanunla verilmiş yetkiye dayanılarak kurulan banka ve kuruluşlar veya bunlara bağlı işyerlerinde geçen süreler, işçinin yıllık ücretli izin hakkının hesaplanmasında göz önünde bulundurulur.
Yıllık izin bakımından çalışılmış gibi sayılan haller
MADDE 55. - Aşağıdaki süreler yıllık ücretli izin hakkının hesabında çalışılmış gibi sayılır:
a) İşçinin uğradığı kaza veya tutulduğu hastalıktan ötürü işine gidemediği günler (Ancak, 25 inci maddenin (I) numaralı bendinin (b) alt bendinde öngörülen süreden fazlası sayılmaz.).
b) Kadın işçilerin 74 üncü madde gereğince doğumdan önce ve sonra çalıştırılmadıkları günler.
c) İşçinin muvazzaf askerlik hizmeti dışında manevra veya herhangi bir kanundan dolayı ödevlendirilmesi sırasında işine gidemediği günler (Bu sürenin yılda 90 günden fazlası sayılmaz.).
d) Çalışmakta olduğu işyerinde zorlayıcı sebepler yüzünden işin aralıksız bir haftadan çok tatil edilmesi sonucu olarak işçinin çalışmadan geçirdiği zamanın onbeş günü (işçinin yeniden işe başlaması şartıyla).
e) 66 ncı maddede sözü geçen zamanlar.
f) Hafta tatili, ulusal bayram, genel tatil günleri.
g) 3153 sayılı Kanuna dayanılarak çıkarılan tüzüğe göre röntgen muayenehanelerinde çalışanlara pazardan başka verilmesi gereken yarım günlük izinler.
h) İşçilerin arabuluculuk toplantılarına katılmaları, hakem kurullarında bulunmaları, bu kurullarda işçi temsilciliği görevlerini yapmaları, çalışma hayatı ile ilgili mevzuata göre kurulan meclis, kurul, komisyon ve toplantılara yahut işçilik konuları ile ilgili uluslararası kuruluşların konferans, kongre veya kurullarına işçi veya sendika temsilcisi olarak katılması sebebiyle işlerine devam edemedikleri günler.
ı) İşçilerin evlenmelerinde üç güne kadar, ana veya babalarının, eşlerinin, kardeş veya çocuklarının ölümünde üç güne kadar verilecek izinler.
j) İşveren tarafından verilen diğer izinler ile 65 inci maddedeki kısa çalışma süreleri.
k) Bu Kanunun uygulanması sonucu olarak işçiye verilmiş bulunan yıllık ücretli izin süresi.
Yıllık ücretli iznin uygulanması
MADDE 56. - Yıllık ücretli izin işveren tarafından bölünemez.
Bu iznin 53 üncü maddede gösterilen süreler içinde işveren tarafından sürekli bir şekilde verilmesi zorunludur.
Ancak, 53 üncü maddede öngörülen izin süreleri, tarafların anlaşması ile bir bölümü on günden aşağı olmamak üzere en çok üçe bölünebilir.
İşveren tarafından yıl içinde verilmiş bulunan diğer ücretli ve ücretsiz izinler veya dinlenme ve hastalık izinleri yıllık izne mahsup edilemez.
Yıllık ücretli izin günlerinin hesabında izin süresine rastlayan ulusal bayram, hafta tatili ve genel tatil günleri izin süresinden sayılmaz.
Yıllık ücretli izinleri işyerinin kurulu bulunduğu yerden başka bir yerde geçirecek olanlara istemde bulunmaları ve bu hususu belgelemeleri koşulu ile gidiş ve dönüşlerinde yolda geçecek süreleri karşılamak üzere işveren toplam dört güne kadar ücretsiz izin vermek zorundadır. İşveren, işyerinde çalışan işçilerin yıllık ücretli izinlerini gösterir izin kayıt belgesi tutmak zorundadır.
-
Yüzdelerin belgelenmesi
MADDE 52. - Yüzde usulünün uygulandığı işyerlerinde işveren, her hesap pusulasının genel toplamını gösteren bir belgeyi işçilerin kendi aralarından seçecekleri bir temsilciye vermekle yükümlüdür. Bu belgelerin şekli ve uygulama usulleri iş sözleşmelerinde veya toplu iş sözleşmelerinde gösterilir.
-
Ücret şekillerine göre tatil ücreti
MADDE 49. - İşçinin tatil günü ücreti çalıştığı günlere göre bir güne düşen ücretidir.
Parça başına, akort, götürü veya yüzde usulü ile çalışan işçilerin tatil günü ücreti, ödeme döneminde kazandığı ücretin aynı süre içinde çalıştığı günlere bölünmesi suretiyle hesaplanır.
Saat ücreti ile çalışan işçilerin tatil günü ücreti saat ücretinin yedibuçuk katıdır.
Hasta, izinli veya sair sebeplerle mazeretli olduğu hallerde dahi aylığı tam olarak ödenen aylık ücretli işçilere 46, 47 ve 48 inci maddenin birinci fıkrası hükümleri uygulanmaz. Ancak bunlardan ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışanlara ayrıca çalıştığı her gün için bir günlük ücreti ödenir.
- Tatil ücretine girmeyen kısımlar
MADDE 50. - Fazla çalışma karşılığı olarak alınan ücretler, primler, işyerinin temelli işçisi olarak normal çalışma saatleri dışında hazırlama, tamamlama, temizleme işlerinde çalışan işçilerin bu işler için aldıkları ücretler ve sosyal yardımlar, ulusal bayram, hafta tatili ve genel tatil günleri için verilen ücretlerin tespitinde hesaba katılmaz.
-
Geçici iş göremezlik
MADDE 48. - İşçilere geçici iş göremezlik ödeneği verilmesi gerektiği zamanlarda geçici iş göremezlik süresine rastlayan ulusal bayram, genel tatil ve hafta tatilleri, ödeme yapılan kurum veya sandıklar tarafından geçici iş göremezlik ölçüsü üzerinden ödenir.
Hastalık nedeni ile çalışılmayan günlerde Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından ödenen geçici iş göremezlik ödeneği aylık ücretli işçilerin ücretlerinden mahsup edilir.
-
Madde 520 - Şirket bir akittİr ki onunla iki veya ziyade kimseler,
saylerini ve mallarını müşterek bir gayeye erişmek için birleştirmeği iltizam
ederler.
Bir şirket, ticaret kanununda tarif edilen şirketlerin mümeyyiz
vasıflarını haiz değil ise bu bap ahkamına tabi adi şirket sayılır.
(B) ŞÜREKANIN YEKDİÐERİYLE MÜNASEBETİ
I - Sermaye
Madde 521 - Her şerik nakit, alacak veya diğer mal veya say olarak
bir sermaye koymakla mükelleftir. Hilafına mukavele olmadıkça sermayeler
şirketin gayesinin icabettiği ehemmiyet ve mahiyette ve yekdiğerine
müsavi olmak lazımdır.
Sermaye, bir şeyin menfaatından ibaret ise adi icar akdinde ve bir şeyin
mülkiyetinden ibaret ise beyi akdinde hasar ve tekeffüle dair muayyen olan
hükümlere tabi olur.
II- Kar ve zarar
1 - Karın taksimi
Madde 522 - Şerikler, mahiyeti icabınca şirkete ait olan bütün
kazançları aralarında taksim ile mükelleftirler.
2 - Kar ve zarara iştirak
Madde 523 - Hilafına mukavele olmadıkça her şerikin, kar ve zarardan
hissesi, sermayesinin kıymeti ve mahiyeti ne olursa olsun müsavidir.
Mukavelede şeriklerin yalnız kardan veya yalnız zarardan hisseleri tayin
edilmiş ise bu tayin kar ve zararın ikisini de şamil sayılır. Şeriklerden biri
sermaye olarak yalnız sayını ortaya koymuş ise, zarara ortak olmıyarak yalnız
kara iştirak ettirilmesi şart edilebilir.
III - Şirket kararları
Madde 524 - Şirketin kararları bütün şeriklerin ittifakiyle ittihaz
olunur. Akitte ekseriyetle karar verilmesi tasrih edilmiş ise ekseriyet
şeriklerin adedi itibariyle taayyün eder.
IV - Şirket muamelesinin idaresi
Madde 525 - Akit ile veya karar ile münhasıran şerike veya müteaddit
şeriklere yahut üçüncü bir şahsa kati surette tevdi edilmiş olmadıkça şirket
muamelelerinin idaresi bütün şeriklere aittir. Şirket muamelelerinin idaresi
şeriklerin cümlesine veyahut birkaçına tevdi edilmiş ise bunlardan her biri
diğerlerinin iştiraki olmaksızın muamele yapabilir. Şukadar ki; şirket
muamelelerini idareye salahiyettar her bir şerik bu muameleye ikmalinden evvel
itiraz edebilir. Tehirinde tehlike melhuz değilse şirkete umumi bir vekil nasbı
ve alelade şirket muameleleri fevkindeki hukuki tasarrufların yapılması için
bütün şeriklerin ittifakı lazımdır.
V - Şeriklerin birbirlerine karşı mesuliyetleri
1 - Rekabet memnuiyeti
Madde 526 - Şeriklerden hiç biri, kendi hesabına şirketin gayesine
muhalif veya muzır işleri yapamaz.
2 - Masraflar ve şeriklerin yaptığı işler
Madde 527 - Şeriklerden birinin şirket işleri için yaptığı masraflar veya
iltizam ettiği borçlardan dolayı diğer şerikler, ona karşı mesul olurlar. Bu
şerikin idaresi yüzünden doğrudan doğruya uğradığı zararları yahut bu idarenin
zaruriyatından olan hasarları diğer şerikler zamindirler.
Şirkete avans olarak para veren şerik verdiği günden itibaren faiz
isteyebilir. Şahsi emeği için ayrıca tazminat isteyemez.
3 - İhtimamın derecesi
Madde 528 - Şeriklerden her biri şirket işlerinde mutat vechile gösterdiği
ikdam ve ihtimamı sarf etmeğe mecburdur. Diğer şeriklere karşı kendi kusuriyle
sebebiyet verdiği zararları, şirkete diğer işlerde temin ettiği menfaatlar ile
mahsup ettirmeğe hakkı olmaksızın tazmin ile mükelleftir.
Şirket işlerini ücretle idare eden şerik tıpkı bir vekil gibi mesul olur.
VI - İdare salahiyetinin nezi ve tahdidi
Madde 529 - Şirket mukavelesiyle şeriklerden birine verilen idare
salahiyeti, muhik bir sebep olmaksızın diğer şerikler tarafından ne nezi ne de
tahdit olunabilir. Şirket mukavelesinde diğer bir hüküm mevcut olsa bile
haklı bir sebep bulunduğu takdirde, diğer şeriklerden herbiri, idare
salahiyetini nezi ettirebilir. Hususiyle şirketi idare eden şerikin
vazifelerini fahiş bir surette ihmal etmesi yahut iyi idare için lazım olan
ehliyeti zayi eylemesi keyfiyetleri haklı sebep olmak üzere nazara alınabilir.
VII - Şirketi idare eden ve etmiyen şerikler arasındaki münasebet
1 - Umumiyet itibariyle
Madde 530 - Kanunun bu babında veya şirket mukavelesinde diğer bir hüküm
mevcut olmadıkça şirketi idare eden şerik ile diğer şerikler arasındaki
münasabetler, vekalet hükümlerine tabidir. Şeriklerden biri idare hakkını
haiz olmadığı halde şirket hesabına hareket eder, yahut şirketi idare eden
şerik salahiyetini tecavüz eylerse vekaleti olmadan başkası namına tasarruf
edenler hakkındaki hükümler tatbik olunur.
(Ek: 29/6/1956 - 6763/41 md.) Şirketi idare edenler, en az her yıl bir
defa hesap vermeye ve kar paylarını ortaklara ödemeye mecburdurlar. Hesap devre-
sinin uzatılmasına ait şart batıldır. İdare edenin ortaklardan olmaması halinde
de hüküm aynıdır.
2 - Şirket işlerini tetkik
Madde 531 - İdare salahiyetini haiz olmasa bile her şerikin şirket
işlerinin nasıl gittiği hakkında şahsen malümat almağa ve şirketin defterlerini
ve evrakını tetkike ve kendine mahsus olmak üzere şirketin mali vaziyeti hak-
kında hülasa çıkarmağa hakkı vardır; hilafına mukavele, batıldır.
VIII - Yeni şerik kabulü ve şirkete iştirak
Madde 532 - Şeriklerden hiç biri diğerlerinin rızası olmadıkça şirkete
üçüncü şahsı alamaz. Şeriklerden biri kendi kendine üçüncü bir şahsı
şirketteki hissesine iştirak ettirir veya hissesini ona devrederse bu
üçüncü şahıs şerik sıfatını ihraz etmez ve hususiyle şirket işleri hakkında
üçüncü şahsın malümat istemeğe hakkı olmaz.
(C) ŞERİKLERİN ÜÇÜNCÜ ŞAHISLARA KARŞI MÜNASEBETİ
I - Temsil
Madde 533 - Şirket hesabına ve kendi namına bir üçüncü şahıs ile muameleye
girişen şerik, bu üçüncü şahsa karşı yalnız kendisi alacaklı ve borçlu olur.
Şirket veya bütün şerikler namına üçüncü bir şahıs ile şeriklerden biri
muameleye giriştiği halde diğer şerikler ancak temsil hakkındaki hükümlere
tevfikan üçüncü şahsın alacaklı veya borçlusu olurlar. Kendisine idare vazifesi
tahmil edilen şerik şirketi ve bütün şerikleri üçüncü şahıslara karşı temsil
etmek hakkını haiz sayılır.
II- Temsilin hükümleri
Madde 534 - Şirketin iktisap ettiği veya şirkete devredilen şeyler,
alacaklar ve ayni haklar şirket mukavelesi dairesinde müştereken şeriklere ait
olur. Şirket mukavelesinde diğer bir hüküm bulunmadıkça bir şerikin alacaklıla-
rı haklarını ancak o şerikin tasfiyedeki hissesi üzerinde kullanabilirler. Hi-
lafı mukavele edilmiş olmadıkça, şerikler, birlikte yahut bir mümessil vasıta-
siyle üçüncü şahsa karşı deruhde etmiş oldukları borçlardan müteselsilen mes`ul
olurlar.
(D) ŞİRKETİN HİTAMI
I - Hitam sebepleri
1 - Umumiyet itibariyle
Madde 535 - Aşağıdaki hallerde şirket nihayet bulur
1 - Şirketin akdinde maksut olar gayenin elde edilmesi yahut elde
edilmesinin imkansız hale gelmesiyle.
2 - Mirasçılar ile şirketin devamına dair evvelce yapılmış bir mukavele
olmadığı halde şeriklerden birinin ölmesiyle.
3 - Şeriklerden birinin tasfiyedeki hissesi hakkında cebri icra vukuu ile
yahut bir şerikin müflis olması veya hacredilmesi ile.
4 - Bütün şeriklerin ittifak etmesiyle.
5 - Şirket için tayin edilen müddetin hitam bulmasiyle.
6 - Şirket mukavelenamesinde bu hak muhafaza edildiği yahut şirket gayri
muayyen bir müddet için veya şeriklerden birinin hayatları, müddetince tesis
olunduğu hallerde bir şerikin feshi ihbar eylemesiyle.
7 - Haklı sebeplerden dolayı fesih için verilen mahkeme ilamiyle.
Haklı sebeplerden dolayı mukavelede muayyen müddetin hitamından evvel ve
eğer şirket muayyen olmıyan bir müddet için aktedilmiş ise evvelce ihbara ha-
cet olmaksızın şirketinı feshi talep edilebilir.
2 - Muayyen olmıyan müddet üzerine şirket
Madde 536 - Şirket muayyen olmıyan bir müddet için veya şeriklerden
birinin hayatı müddetince devam etmek üzere teşkil edilmiş ise şeriklerden her
biri altı ay evvel ihbar eylemek şartiyle feshi talebedebilir.
İhbar, hüsnü niyet kaidelerine tevfikan yapılmalı ve münasip olmıyan
zamanda icra edilmemelidir. Şirket hesabatı seneden seneye yapılmakta ise fesih
ancak bir hesap senesi nihayeti için istenebilir. Mukavelede muayyen müddetin
hitamından sonra zımnen devam etmekte olan şirket muayyen olmıyan bir müddet
için tecdit edilmiş sayılır.
II - Hitamın şirket işlerine tesiri
Madde 537 - Şirket ihbardan başka bir suretle fesih edilirse,bir
şerikin şirket işlerini idare hususundaki selahiyeti,feshe muttali olduğu
yahut halin icabettiği itinayı sarfettiği halde muttali olması lazımgelen
zamana kadar, kendi hakkında devam eder. Şirket şeriklerinden birinin
ölümiyle münfesih olursa ölen şerikin mirasçısı, diğer şerikleri derhal
bundan haberdar etmekle mükelleftirler. Mirasçı lüzumlu olan tedbirlerin
ittihazına kadar ölen şerikin evvelce de idare etmekte olduğu işlere
hüsnüniyet kaideleri dairesinde devam eder.
Diğer şerikler dahi muvakkaten şirket işlerini aynı suretle idarede
devam ederler.
III - Tasfiye
1 - Sermayeler hakkında yapılacak muamele
Madde 538 - Bir şeyin mülkiyetini sermaye olarak koyan şerik, şirketin
feshi üzerine yapılacak tasfiye neticesinde o şeyi aynen istirdat edemeyip o
kimsenin sermayesi ne miktar kıymet için kabul edilmiş ise o kıymeti
istiyebilir.
Eğer bu kıymet tayin edilmemiş ise istirdat o şeyin sermaye olarak konduğu
zamandaki kıymeti üzerinden yapılır.
2 - Fazlanın taksimi ve noksanlar
Madde 539 - Şirketin borçları ödendikten ve şeriklerden her birinin
şirkete yaptığı avanslarla şirket için vuku bulan masrafları ve sermayeleri
iade olunduktan sonra bir şey kalırsa bu kar, şerikler arasında taksim
olunur.
Şirketin mevcudu borçları ve avans ve masrafları tediye olunduktan
sonra sermayelerin iadesine kafi gelmezse zarar, şerikler arasında taksim
olunur.
3 - Tasfiyenin nasıl yapılacağı
Madde 540 - Şirketin hitamında tasfiye, idareden hariç olanlar dahi
dahil olduğu halde bütün şeriklerce birlikte yapılmak lazımdır.
Şu kadar ki, eğer şirket mukavelesi şeriklerden birinin kendi namına ve
şirket hesabına muayyen bazı muameleler yapmasına dair ise bu şerik şirketin
hitamından sonra dahi o muameleleri yalnız yapmağa ve diğer şeriklere hesap
vermeğe mecburdur.
IV- Üçüncü şahıslara karşı mesuliyet
Madde 541 - Şİrketin nihayet bulması üçüncü şahıslara karşı taahhütleri
tadil etmez.
Kanunun meriyeti zamanı
Madde 542 - İşbu kanun; Kanunu Medeninin mevkii meriyete vazı tarihinden
muteberdir.
Kanunun icrasına memur makam
Madde 543 - İşbu kanunun hükmünü icraya Adliye Vekili memurdur.
Tashihat
Madde 544 - Kanunu Medeninin mütemmimi olan işbu kanun merbut tashihler
ile beraber kabul edilmiştir.
Madde Yanlış Doğrusu
-------------- ------- ----------- ----------- -----------------
Kanunu Medeni 92 zaid olduğundan
silinmiştir.
Borçlar Kanunu 111 borcada borçda tabı esnasında tashih
edilmiştir.
" " 111 üçüncü şahsa üçüncü şahsada "
Kanunu Medeni 112 zaid olduğundan
silinmiştir.
Borçlar Kanunu 149 şart şarta tabı esnasında
tashih edilmiştir.
" " 151 menfaatte menfaatlerde " "
" " 153 mirasçısı mirasçısı " "
" " 167 öyle ile " "
" " 171 alacaklıya alacaklı, ne " "
" " 171 kefilidir kefildir " "
Kanunu Medeni 439 ikinci fıkra zaiddir
silinmiştir.
" " 755 yirmide yirmi misle
biridir. müsavi addo-
lunur
a- Kanunu Medenideki vecibe veya vecibeler ıstılahı yerine borç veya borçlar
ıstılahı konulacaktır.
b- Borçlar Kanununun 187 nci maddesinin son fıkrası (müşteri teslimini iste-
mek niyetinde ise muayyen müddetin inkızasında bayii bundan haberdar etmesi
lazımdır) olacaktır.
p - Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin son fıkrası (müşteriye bundan
ziyade borç tahmil eden mukaveleler batıldır) olacaktır.
t - Kanunu Medenide mevcut (hudut) kelimesi yerine sınır kelimesi konulacak-
tır.
s - Kanunu Medenide ve Borçlar Kanununda mevcut (istimal) kelimeleri yerine
(kullanmak) kelimeleri konulacaktır.
c - Kanunu Medenideki (şahsı salis) yerine (üçüncü şahıs) ve (eşhası sali-
se) yerine (üçüncü şahıslar) ıstılahı konulacaktır.
ç - Kanunu Medenideki (Ukud) kelimesi yerine (akıdlre) kelimesi konulacak-
tır.
h - Kanunu Medenideki (tarafeyn) ıstılahı yerine (iki taraf) ıstılahı konu-
lacaktır.
KANUNLAR, ŞUBAT 1991 (Ek - 7)
22/4/1926 TARİH VE 818 SAYILI ANA KANUNA İŞLENEMEYEN HÜKÜMLER :
1 - 4/11/1990 tarih ve 3678 sayılı Kanunun Geçici Maddesi :
Geçici Madde 1.- Bu Kanunun 29 ve 30 uncu maddesi hükümleri, yürürlük
tarihinden önceki ilişkilerden doğan ve halen görülmekte olan yabancı para ve
faiz alacaklarına ilişkin davalar hakkında uygulanmaz. Ancak, alacaklıların bu
Kanuna ve Borçlar Kanununun 105 inci maddesine göre munzam zarar talep etme
hakları saklıdır.
818 SAYILI KANUNDA EK VE DEÐİŞİKLİK YAPAN MEVZUATIN
YÜRÜRLÜKTEN KALDIRDIÐI KANUN VE HÜKÜMLERİ
GÖSTERİR LİSTE
Yürürlükten Kaldıran Mevzuatın
-------------------------------
Yürürlükten Kaldırılan Kanun
Veya Kanun Hükümleri Tarihi Sayısı Maddesi
------------------------------------- ------ ------ -------
22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Borçlar
Kanununun 103 üncü maddesinin son cümlesi,
308 inci maddesinin üçüncü fıkrasının
son cümlesi, 431 ila 448 inci maddelerinin
tamamı ve 473, 477 inci maddelerinin
ikinci fıkraları 29/6/1956 6763 41
743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 96 ve 142 nci
maddeleri 4/5/1988 3444 9
743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 442,445,
446 ve 540 ıncı maddeleri ile 2644 sayılı Tapu
Kanununun 5 inci maddesi 4/11 /l990 3678 31
KANUNLAR, ŞUBAT 1991 (EK - 7)
818 SAYILI KANUNA EK VE DEÐİŞİKLİK GETİREN MEVZUATIN
YÜRÜRLÜÐE GİRİŞ TARİHİNİ GÖSTERİR
LİSTE
Kanun Yürürlüğe
No. Farklı tarihte yürürlüğe giren maddeler giriş tarihi
----- --------------------------------------- -------------
6763 ---- 1/1/1957
2486 ---- 10/7/1981
3095 ---- 19/12/1984
3444 ---- 12/5/1988
3678 ---- 23/11/1990
-
Madde 520 - Şirket bir akittİr ki onunla iki veya ziyade kimseler,
saylerini ve mallarını müşterek bir gayeye erişmek için birleştirmeği iltizam
ederler.
Bir şirket, ticaret kanununda tarif edilen şirketlerin mümeyyiz
vasıflarını haiz değil ise bu bap ahkamına tabi adi şirket sayılır.
(B) ŞÜREKANIN YEKDİÐERİYLE MÜNASEBETİ
I - Sermaye
Madde 521 - Her şerik nakit, alacak veya diğer mal veya say olarak
bir sermaye koymakla mükelleftir. Hilafına mukavele olmadıkça sermayeler
şirketin gayesinin icabettiği ehemmiyet ve mahiyette ve yekdiğerine
müsavi olmak lazımdır.
Sermaye, bir şeyin menfaatından ibaret ise adi icar akdinde ve bir şeyin
mülkiyetinden ibaret ise beyi akdinde hasar ve tekeffüle dair muayyen olan
hükümlere tabi olur.
II- Kar ve zarar
1 - Karın taksimi
Madde 522 - Şerikler, mahiyeti icabınca şirkete ait olan bütün
kazançları aralarında taksim ile mükelleftirler.
2 - Kar ve zarara iştirak
Madde 523 - Hilafına mukavele olmadıkça her şerikin, kar ve zarardan
hissesi, sermayesinin kıymeti ve mahiyeti ne olursa olsun müsavidir.
Mukavelede şeriklerin yalnız kardan veya yalnız zarardan hisseleri tayin
edilmiş ise bu tayin kar ve zararın ikisini de şamil sayılır. Şeriklerden biri
sermaye olarak yalnız sayını ortaya koymuş ise, zarara ortak olmıyarak yalnız
kara iştirak ettirilmesi şart edilebilir.
III - Şirket kararları
Madde 524 - Şirketin kararları bütün şeriklerin ittifakiyle ittihaz
olunur. Akitte ekseriyetle karar verilmesi tasrih edilmiş ise ekseriyet
şeriklerin adedi itibariyle taayyün eder.
IV - Şirket muamelesinin idaresi
Madde 525 - Akit ile veya karar ile münhasıran şerike veya müteaddit
şeriklere yahut üçüncü bir şahsa kati surette tevdi edilmiş olmadıkça şirket
muamelelerinin idaresi bütün şeriklere aittir. Şirket muamelelerinin idaresi
şeriklerin cümlesine veyahut birkaçına tevdi edilmiş ise bunlardan her biri
diğerlerinin iştiraki olmaksızın muamele yapabilir. Şukadar ki; şirket
muamelelerini idareye salahiyettar her bir şerik bu muameleye ikmalinden evvel
itiraz edebilir. Tehirinde tehlike melhuz değilse şirkete umumi bir vekil nasbı
ve alelade şirket muameleleri fevkindeki hukuki tasarrufların yapılması için
bütün şeriklerin ittifakı lazımdır.
V - Şeriklerin birbirlerine karşı mesuliyetleri
1 - Rekabet memnuiyeti
Madde 526 - Şeriklerden hiç biri, kendi hesabına şirketin gayesine
muhalif veya muzır işleri yapamaz.
2 - Masraflar ve şeriklerin yaptığı işler
Madde 527 - Şeriklerden birinin şirket işleri için yaptığı masraflar veya
iltizam ettiği borçlardan dolayı diğer şerikler, ona karşı mesul olurlar. Bu
şerikin idaresi yüzünden doğrudan doğruya uğradığı zararları yahut bu idarenin
zaruriyatından olan hasarları diğer şerikler zamindirler.
Şirkete avans olarak para veren şerik verdiği günden itibaren faiz
isteyebilir. Şahsi emeği için ayrıca tazminat isteyemez.
3 - İhtimamın derecesi
Madde 528 - Şeriklerden her biri şirket işlerinde mutat vechile gösterdiği
ikdam ve ihtimamı sarf etmeğe mecburdur. Diğer şeriklere karşı kendi kusuriyle
sebebiyet verdiği zararları, şirkete diğer işlerde temin ettiği menfaatlar ile
mahsup ettirmeğe hakkı olmaksızın tazmin ile mükelleftir.
Şirket işlerini ücretle idare eden şerik tıpkı bir vekil gibi mesul olur.
VI - İdare salahiyetinin nezi ve tahdidi
Madde 529 - Şirket mukavelesiyle şeriklerden birine verilen idare
salahiyeti, muhik bir sebep olmaksızın diğer şerikler tarafından ne nezi ne de
tahdit olunabilir. Şirket mukavelesinde diğer bir hüküm mevcut olsa bile
haklı bir sebep bulunduğu takdirde, diğer şeriklerden herbiri, idare
salahiyetini nezi ettirebilir. Hususiyle şirketi idare eden şerikin
vazifelerini fahiş bir surette ihmal etmesi yahut iyi idare için lazım olan
ehliyeti zayi eylemesi keyfiyetleri haklı sebep olmak üzere nazara alınabilir.
VII - Şirketi idare eden ve etmiyen şerikler arasındaki münasebet
1 - Umumiyet itibariyle
Madde 530 - Kanunun bu babında veya şirket mukavelesinde diğer bir hüküm
mevcut olmadıkça şirketi idare eden şerik ile diğer şerikler arasındaki
münasabetler, vekalet hükümlerine tabidir. Şeriklerden biri idare hakkını
haiz olmadığı halde şirket hesabına hareket eder, yahut şirketi idare eden
şerik salahiyetini tecavüz eylerse vekaleti olmadan başkası namına tasarruf
edenler hakkındaki hükümler tatbik olunur.
(Ek: 29/6/1956 - 6763/41 md.) Şirketi idare edenler, en az her yıl bir
defa hesap vermeye ve kar paylarını ortaklara ödemeye mecburdurlar. Hesap devre-
sinin uzatılmasına ait şart batıldır. İdare edenin ortaklardan olmaması halinde
de hüküm aynıdır.
2 - Şirket işlerini tetkik
Madde 531 - İdare salahiyetini haiz olmasa bile her şerikin şirket
işlerinin nasıl gittiği hakkında şahsen malümat almağa ve şirketin defterlerini
ve evrakını tetkike ve kendine mahsus olmak üzere şirketin mali vaziyeti hak-
kında hülasa çıkarmağa hakkı vardır; hilafına mukavele, batıldır.
VIII - Yeni şerik kabulü ve şirkete iştirak
Madde 532 - Şeriklerden hiç biri diğerlerinin rızası olmadıkça şirkete
üçüncü şahsı alamaz. Şeriklerden biri kendi kendine üçüncü bir şahsı
şirketteki hissesine iştirak ettirir veya hissesini ona devrederse bu
üçüncü şahıs şerik sıfatını ihraz etmez ve hususiyle şirket işleri hakkında
üçüncü şahsın malümat istemeğe hakkı olmaz.
(C) ŞERİKLERİN ÜÇÜNCÜ ŞAHISLARA KARŞI MÜNASEBETİ
I - Temsil
Madde 533 - Şirket hesabına ve kendi namına bir üçüncü şahıs ile muameleye
girişen şerik, bu üçüncü şahsa karşı yalnız kendisi alacaklı ve borçlu olur.
Şirket veya bütün şerikler namına üçüncü bir şahıs ile şeriklerden biri
muameleye giriştiği halde diğer şerikler ancak temsil hakkındaki hükümlere
tevfikan üçüncü şahsın alacaklı veya borçlusu olurlar. Kendisine idare vazifesi
tahmil edilen şerik şirketi ve bütün şerikleri üçüncü şahıslara karşı temsil
etmek hakkını haiz sayılır.
II- Temsilin hükümleri
Madde 534 - Şirketin iktisap ettiği veya şirkete devredilen şeyler,
alacaklar ve ayni haklar şirket mukavelesi dairesinde müştereken şeriklere ait
olur. Şirket mukavelesinde diğer bir hüküm bulunmadıkça bir şerikin alacaklıla-
rı haklarını ancak o şerikin tasfiyedeki hissesi üzerinde kullanabilirler. Hi-
lafı mukavele edilmiş olmadıkça, şerikler, birlikte yahut bir mümessil vasıta-
siyle üçüncü şahsa karşı deruhde etmiş oldukları borçlardan müteselsilen mes`ul
olurlar.
(D) ŞİRKETİN HİTAMI
I - Hitam sebepleri
1 - Umumiyet itibariyle
Madde 535 - Aşağıdaki hallerde şirket nihayet bulur
1 - Şirketin akdinde maksut olar gayenin elde edilmesi yahut elde
edilmesinin imkansız hale gelmesiyle.
2 - Mirasçılar ile şirketin devamına dair evvelce yapılmış bir mukavele
olmadığı halde şeriklerden birinin ölmesiyle.
3 - Şeriklerden birinin tasfiyedeki hissesi hakkında cebri icra vukuu ile
yahut bir şerikin müflis olması veya hacredilmesi ile.
4 - Bütün şeriklerin ittifak etmesiyle.
5 - Şirket için tayin edilen müddetin hitam bulmasiyle.
6 - Şirket mukavelenamesinde bu hak muhafaza edildiği yahut şirket gayri
muayyen bir müddet için veya şeriklerden birinin hayatları, müddetince tesis
olunduğu hallerde bir şerikin feshi ihbar eylemesiyle.
7 - Haklı sebeplerden dolayı fesih için verilen mahkeme ilamiyle.
Haklı sebeplerden dolayı mukavelede muayyen müddetin hitamından evvel ve
eğer şirket muayyen olmıyan bir müddet için aktedilmiş ise evvelce ihbara ha-
cet olmaksızın şirketinı feshi talep edilebilir.
2 - Muayyen olmıyan müddet üzerine şirket
Madde 536 - Şirket muayyen olmıyan bir müddet için veya şeriklerden
birinin hayatı müddetince devam etmek üzere teşkil edilmiş ise şeriklerden her
biri altı ay evvel ihbar eylemek şartiyle feshi talebedebilir.
İhbar, hüsnü niyet kaidelerine tevfikan yapılmalı ve münasip olmıyan
zamanda icra edilmemelidir. Şirket hesabatı seneden seneye yapılmakta ise fesih
ancak bir hesap senesi nihayeti için istenebilir. Mukavelede muayyen müddetin
hitamından sonra zımnen devam etmekte olan şirket muayyen olmıyan bir müddet
için tecdit edilmiş sayılır.
II - Hitamın şirket işlerine tesiri
Madde 537 - Şirket ihbardan başka bir suretle fesih edilirse,bir
şerikin şirket işlerini idare hususundaki selahiyeti,feshe muttali olduğu
yahut halin icabettiği itinayı sarfettiği halde muttali olması lazımgelen
zamana kadar, kendi hakkında devam eder. Şirket şeriklerinden birinin
ölümiyle münfesih olursa ölen şerikin mirasçısı, diğer şerikleri derhal
bundan haberdar etmekle mükelleftirler. Mirasçı lüzumlu olan tedbirlerin
ittihazına kadar ölen şerikin evvelce de idare etmekte olduğu işlere
hüsnüniyet kaideleri dairesinde devam eder.
Diğer şerikler dahi muvakkaten şirket işlerini aynı suretle idarede
devam ederler.
III - Tasfiye
1 - Sermayeler hakkında yapılacak muamele
Madde 538 - Bir şeyin mülkiyetini sermaye olarak koyan şerik, şirketin
feshi üzerine yapılacak tasfiye neticesinde o şeyi aynen istirdat edemeyip o
kimsenin sermayesi ne miktar kıymet için kabul edilmiş ise o kıymeti
istiyebilir.
Eğer bu kıymet tayin edilmemiş ise istirdat o şeyin sermaye olarak konduğu
zamandaki kıymeti üzerinden yapılır.
2 - Fazlanın taksimi ve noksanlar
Madde 539 - Şirketin borçları ödendikten ve şeriklerden her birinin
şirkete yaptığı avanslarla şirket için vuku bulan masrafları ve sermayeleri
iade olunduktan sonra bir şey kalırsa bu kar, şerikler arasında taksim
olunur.
Şirketin mevcudu borçları ve avans ve masrafları tediye olunduktan
sonra sermayelerin iadesine kafi gelmezse zarar, şerikler arasında taksim
olunur.
3 - Tasfiyenin nasıl yapılacağı
Madde 540 - Şirketin hitamında tasfiye, idareden hariç olanlar dahi
dahil olduğu halde bütün şeriklerce birlikte yapılmak lazımdır.
Şu kadar ki, eğer şirket mukavelesi şeriklerden birinin kendi namına ve
şirket hesabına muayyen bazı muameleler yapmasına dair ise bu şerik şirketin
hitamından sonra dahi o muameleleri yalnız yapmağa ve diğer şeriklere hesap
vermeğe mecburdur.
IV- Üçüncü şahıslara karşı mesuliyet
Madde 541 - Şİrketin nihayet bulması üçüncü şahıslara karşı taahhütleri
tadil etmez.
Kanunun meriyeti zamanı
Madde 542 - İşbu kanun; Kanunu Medeninin mevkii meriyete vazı tarihinden
muteberdir.
Kanunun icrasına memur makam
Madde 543 - İşbu kanunun hükmünü icraya Adliye Vekili memurdur.
Tashihat
Madde 544 - Kanunu Medeninin mütemmimi olan işbu kanun merbut tashihler
ile beraber kabul edilmiştir.
Madde Yanlış Doğrusu
-------------- ------- ----------- ----------- -----------------
Kanunu Medeni 92 zaid olduğundan
silinmiştir.
Borçlar Kanunu 111 borcada borçda tabı esnasında tashih
edilmiştir.
" " 111 üçüncü şahsa üçüncü şahsada "
Kanunu Medeni 112 zaid olduğundan
silinmiştir.
Borçlar Kanunu 149 şart şarta tabı esnasında
tashih edilmiştir.
" " 151 menfaatte menfaatlerde " "
" " 153 mirasçısı mirasçısı " "
" " 167 öyle ile " "
" " 171 alacaklıya alacaklı, ne " "
" " 171 kefilidir kefildir " "
Kanunu Medeni 439 ikinci fıkra zaiddir
silinmiştir.
" " 755 yirmide yirmi misle
biridir. müsavi addo-
lunur
a- Kanunu Medenideki vecibe veya vecibeler ıstılahı yerine borç veya borçlar
ıstılahı konulacaktır.
b- Borçlar Kanununun 187 nci maddesinin son fıkrası (müşteri teslimini iste-
mek niyetinde ise muayyen müddetin inkızasında bayii bundan haberdar etmesi
lazımdır) olacaktır.
p - Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin son fıkrası (müşteriye bundan
ziyade borç tahmil eden mukaveleler batıldır) olacaktır.
t - Kanunu Medenide mevcut (hudut) kelimesi yerine sınır kelimesi konulacak-
tır.
s - Kanunu Medenide ve Borçlar Kanununda mevcut (istimal) kelimeleri yerine
(kullanmak) kelimeleri konulacaktır.
c - Kanunu Medenideki (şahsı salis) yerine (üçüncü şahıs) ve (eşhası sali-
se) yerine (üçüncü şahıslar) ıstılahı konulacaktır.
ç - Kanunu Medenideki (Ukud) kelimesi yerine (akıdlre) kelimesi konulacak-
tır.
h - Kanunu Medenideki (tarafeyn) ıstılahı yerine (iki taraf) ıstılahı konu-
lacaktır.
KANUNLAR, ŞUBAT 1991 (Ek - 7)
22/4/1926 TARİH VE 818 SAYILI ANA KANUNA İŞLENEMEYEN HÜKÜMLER :
1 - 4/11/1990 tarih ve 3678 sayılı Kanunun Geçici Maddesi :
Geçici Madde 1.- Bu Kanunun 29 ve 30 uncu maddesi hükümleri, yürürlük
tarihinden önceki ilişkilerden doğan ve halen görülmekte olan yabancı para ve
faiz alacaklarına ilişkin davalar hakkında uygulanmaz. Ancak, alacaklıların bu
Kanuna ve Borçlar Kanununun 105 inci maddesine göre munzam zarar talep etme
hakları saklıdır.
818 SAYILI KANUNDA EK VE DEÐİŞİKLİK YAPAN MEVZUATIN
YÜRÜRLÜKTEN KALDIRDIÐI KANUN VE HÜKÜMLERİ
GÖSTERİR LİSTE
Yürürlükten Kaldıran Mevzuatın
-------------------------------
Yürürlükten Kaldırılan Kanun
Veya Kanun Hükümleri Tarihi Sayısı Maddesi
------------------------------------- ------ ------ -------
22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Borçlar
Kanununun 103 üncü maddesinin son cümlesi,
308 inci maddesinin üçüncü fıkrasının
son cümlesi, 431 ila 448 inci maddelerinin
tamamı ve 473, 477 inci maddelerinin
ikinci fıkraları 29/6/1956 6763 41
743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 96 ve 142 nci
maddeleri 4/5/1988 3444 9
743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 442,445,
446 ve 540 ıncı maddeleri ile 2644 sayılı Tapu
Kanununun 5 inci maddesi 4/11 /l990 3678 31
KANUNLAR, ŞUBAT 1991 (EK - 7)
818 SAYILI KANUNA EK VE DEÐİŞİKLİK GETİREN MEVZUATIN
YÜRÜRLÜÐE GİRİŞ TARİHİNİ GÖSTERİR
LİSTE
Kanun Yürürlüğe
No. Farklı tarihte yürürlüğe giren maddeler giriş tarihi
----- --------------------------------------- -------------
6763 ---- 1/1/1957
2486 ---- 10/7/1981
3095 ---- 19/12/1984
3444 ---- 12/5/1988
3678 ---- 23/11/1990
-
"İnsan onurunu temellendiren, demokratik hukuk devletinin olmazsa olmaz koşullarından biri de kuşkusuz, düşünceyi ifade özgürlüğüdür. Anayasa ve yasalarda hak ve özgürlüklere verilen yer, ulusların kültür ve uygarlık alanında ulaştıkları düzeyin bir göstergesi olarak kabul edilmekte, düşünce özgürlüğü ise ülkelerin demokratik sicilinin saptanmasında en belirgin ölçü sayılmaktadır.
FARKLI DÜŞÜNCELERİN YASAKLANMASI SONUÇ VERMEZ
Alman Anayasa Mahkemesi de birçok kararında düşünce özgürlüğünün
hürriyetçi demokratik düzen için kurucu bir nitelik taşıdığını, bu düzenin hayat öğesi olan sürekli düşünsel hesaplaşmanın ancak bu özgürlüğün varlığı ile mümkün olacağını belirtmiştir. 1982 Anayasasında düşünce özgürlüğü “düşünce ve kanaat özgürlüğü” ve “düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü” olarak iki ayrı maddede düzenlenmiş olsa da, bu kavramla her zaman düşünceyi açıklama özgürlüğü anlatılmak istenmiştir. Bu özgürlük, insanın serbestçe bilgilenmesi, düşüncelere ulaşabilmesi, onları başkalarına iletebilmesi, düşünce ve kanaatleri nedeniyle suçlanamamasıdır.
Bireyin iç dünyasından çıkmamış ve toplumun beğenisine sunulmamış
bir düşüncenin anayasal korumaya ihtiyacı olamaz. Farklı düşüncelerin ifade edilmesinin yasaklanarak, tarihsel, toplumsal ve siyasal olaylarda “tek doğrunun” varlığını savunmak demokrasinin birlikte yaşamayacağı tabular yaratmaktan öte sonuç doğurmamaktadır. Aynı olguların farklı kişilerde farklı algılama sonucu farklı inanç ve kanaatlere yol açtığı biyolojik bir gerçektir. Bireyin yerine geçerek onun ne düşünmesi ya da nasıl hissetmesi gerektiğine karar vermek ancak “dayatma” kavramıyla tanımlanabilir. Oysa, demokrasiler tartışma ve aykırılıkların olmayışı üzerine değil, tam tersine, onların varlığı ve etkinliği üzerine kuruludur.
REJİMLERİN EN YÜREKLİSİ DEMOKRASİDİR
Cumhuriyetimizin kurucusu ulu önder Atatürk, “Özgürlük olmayan bir ülkede ölüm ve yıkım vardır. Her ilerlemenin ve kurtuluşun anası özgürlüktür” ifadesiyle tüm tabulara karşı çıkarken şöyle diyordu: “Ben manevî miras olarak kalıplaşmış hiçbir düstur bırakmıyorum. Zaman süratle ilerliyor. Böyle bir dünyada asla değişmeyecek düsturlar getirildiğini ileri sürmek aklın ve bilimin gelişmesini inkar etmek olur. Benim manevi mirasçılarım yalnızca aklın ve bilimin rehberliğini benimseyenlerdir.” Georges Clémenceou’nun “konuşan ülkelerde zafer susan ülkelerde utanç vardır” sözünün devamı olarak ifade özgürlüğünün ve çoğulculuğun gönül birliğimizi ve bütünlüğümüzü pekiştireceği çoklukta birliğin bizi güçlendireceği açıktır. Demokrasi rejimlerin en yüreklisi olarak tarif edilirken, yalnızca ilgi uyandırmayan, tedirgin etmeyen düşüncelere değil, tersine, toplumu inciten, sarsan görüşlerin sergilenmesine de izin verdiği için yüceltilmiştir. Haber 7
IRKI VE İNANCI NE OLURSA OLSUN İNSAN ONURDUR
Irkı ve rengi ne olursa olsun, inansın inanmasın, her insanı aziz kılan, kendini ifade edebilmesi ve insan olma onurudur. Düşünceyi ifade özgürlüğünün “içinden düşün”, mantığına indirgenerek hapsedilmesi bu özgürlüğün ortadan kaldırılması ile eşdeğerdedir. Şiddet olgusu ile ifade özgürlüğünün birbirinden ayrılmasının öncelik kazandığı ortadadır. Savaş dili değil barış dili argümanlarını kullanarak kendini ifade edenlerin insanlık onuru korunmalıdır. Bireylerin kendilerini ifade edebilmeleri,
konuşabilmeleri, uyuşmazlık ve kavga yerine çözüm ve barış getirir. Konuşamadığımız yerde ancak kötülükler üretiriz. Düşünceyi açıklama özgürlüğü, herkesin kendi kimliğiyle ortaya çıkmasına olanak sağlayan,
sahteliği ve ikiyüzlülüğü yok eden onurlu bir hayatın sigortasıdır.
HERKES AYNI DÜŞÜNCEYE ZORLANAMAZ
Herkesin aynı şekilde düşünmeye ve inanmaya zorlandığı bir ülkede çoğulcu demokrasiden bahsetmek mümkün değildir. Tek doğru anlayışı etrafında toplumu şekillendirmek isteyen bir siyasi yapı, bir adım ötede siyasi vesayetçiliğin tuzağına düşecektir. Vesayetçilik, bireyin ve toplumun henüz olgunlaşmamış, iyi ve kötü ayrımını yapamayan varlıklar olarak görülmesinden kaynaklanır. Alman filozof Kant’ın ifadesiyle, tasavvur edilebilen en büyük despotizmin doğduğu yer de tam burasıdır.
LAİKLİK VE DEMOKRASİ BİRBİRİNE TERCİH EDİLEMEZ
Türk milleti demokratik, lâik ve siyasal gelişimini kimi olumsuzluklara
rağmen büyük bir özveriyle sürdürmeye devam etmekte, demokrasi ve lâiklikten birinin diğerine tercih edilmesinin bilimsel açıdan yanlış, siyasal yönden de tehlikeli olduğunu çok iyi bilmektedir. Dinin Devlet yönetimi ve siyasetten arındırılarak özgün yapısı içinde korunması, farklı inanç ve dinlerin ya da inançsızlıkların bir arada yaşamasının temel güvencesi olan laiklik bir büyük “barış projesi” olarak Türk toplumunun koruması ve güvencesi altındadır. Bireyin siyasal yapının oluşumuna özgürce ve eşit olarak iştirak edemediği, bir azınlığın ya da çoğunluğun inançları nedeniyle siyasal katılımdan uzaklaştırıldığı yerde demokrasi olmayacağı gibi lâiklikten de söz edilemez. Özgürlükçü ve çoğulcu demokrasi farklı olanı yani “öteki”ni kendi varlığının ve var oluşunun teminatı olarak görmeyip onu yok edilmesi gereken bir “düşman” olarak nitelediği müddetçe, çağdaş demokrasinin muhtaç olduğu hoşgörü ve çoğulculuğu sağlamak mümkün değildir. İşte tam da bu noktada laik devlet gücüne yaşamsal değerde ihtiyaç duyulmaktadır.
Çoğulcu ve katılımcı devlet, bir orkestra şefi gibi farklı sesleri ahenkli hale getirme becerisini gösteren, maskeli toplum ve ikiyüzlü birey ahlakının oluşumuna izin vermeyen devlettir. Sayın Cumhurbaşkanım, Gücünü özgürlüklerden alan demokrasinin özgürlük alanını genişlettikçe bağışıklık sistemini de güçlendireceği açıktır. Toplumu kendi içinde ayrıştıran, onu devletine karşı soğutan, insanlık onurunu işkenceye tabi tutan bir yönetim anlayışı çağdaş dünyada yer bulamayacaktır.
HUKUK DIŞI GÜÇLER ÜLKEYİ BATIRIR
Hukuk dışı yollardan güç alarak rejimi ya da ülkeyi kurtarma girişimlerinin ülkenin batışını hızlandırmaktan başka işe yaramayacağı bilinmelidir.
Çağın kenar mahallesinde yaşamamak için uygar dünyayla tanışmak
ve kimliğimizi kaybetmeden bütünleşmek zorunluluktur. Evrensel kavramlara farklı anlamlar yükleyerek evrensel dilin ortadan kaldırılması çağdaş dünya ile bağlantımızı koparacaktır. Bugün sorunları çözmek için harcanması gereken çabadan daha çok, sanki çözülmemesi için büyük çaba sarf ediyoruz. Sorunlar ötelenmekte gerginlik tırmandırılmaktadır.
Toplumun siyasal, etnik ve dinsel kesimleri arasında ciddi bir güven bunalımının olduğu saklanamaz bir gerçektir. Güvensizlik kavgayı ve dayatmaları da berâberinde getirmektedir. Gücü elinde bulunduranlar karşı düşüncedekilerin güvensizliğini ve korkularını ortadan kaldıracak çözümleri üretmediği sürece bu çatlak derinleşecektir. Hissedilen korkular göz ardı edilemez. Yaşanan hayat tarzlarının ideoloji haline geldiği bir dünyada duyulan güvensizlik ve korkular âcilen değerlendirilmeye alınmalıdır. Aksi hâlde, her şeyin rejim sorunu haline getirildiği ülkemizde birlikte yaşama koşulları daha da ağırlaşacaktır.
ŞİMDİ BİRLİK OLMAZ ZAMANI
Şu günlerde, kişisel, toplumsal ve kurumsal uzlaşmaya her zamankinden
daha fazla ihtiyaç duymaktayız. Anayasal sorunlarımızı çatışmayla değil, hukuk kuralları çerçevesinde karşılıklı diyalog ve uzlaşma yoluyla çözmek zorundayız. Siyasi kutuplaşmaların bu ülkeye ağır bedeller ödettiği hepimizin malumudur. Demokrasi ve hukukun üstünlüğü temelinde çözülemeyecek hiçbir sorun yoktur. Demokrasi kurum ve kurallar rejimidir. Kurumlar, kurallara uyarak görevlerini yaptığında kriz olarak görünen sıkıntılardan da demokratik hukuk devleti güçlenerek çıkar.
HEPİMİZ AYNI GEMİDEYİZ
Önceki nesillerden devraldığımız medeniyeti, kültürü ve geleneği yıkıcı ve olumsuz unsurlardan arındırılmış bir şekilde gelecek kuşaklara devretmek hepimizin ortak görevidir. Unutmayalım ki tek bir Türkiye var. Kaptanından güvertedeki yolcularına kadar hepimiz aynı geminin içindeyiz. Bu geminin sağlam, güvenilir ve huzurlu bir şekilde yol alması hepimizin en büyük amacı olmalıdır. Gün, ayrılıkları öne çıkarma, toplumsal ve siyasal kutuplaşmaları körükleme günü değildir.
Gün, farklılıklarımızı zenginlik kabul edip bir arada, refah ve özgürlük
içinde yaşamak için elimizden geleni yapma günüdür. Gün, demokratik,
lâik ve sosyal hukuk devleti olarak çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak için bir adım daha atma günüdür."
-
Hıyar kabakgiller (cucurbitaceae) familyasına ait bir yıllık bir kültür bitkisidir. Anavatanı Hindistan olup, Orta Asya, İran ve Anadolu üzerinden Avrupa'ya yayılmıştır. Dünyada ve ülkemizde fazlaca tüketilen hıyarın kalori değeri düşük olup (100 gramda 12 kalori), A ve B grubu vitaminlerince zengindir. Özellikle proteinli besinlerin alınması ile vücutta artan asidin nötrleştirilmesinde etkilidir.
Gövdesi kuvvetli, toprak üzerinde yayılıcı, sülükleri sayesinde tutunucu özelliğe sahiptir. Derinliği 30-50 cm ye kadar inen yüzeysel bir kök yapısı vardır. Erkek ve dişi çiçekler aynı bitki üzerindedir. Tozlaşma arı ve böcekler yoluyla olmaktadır. Günümüzde döllenme olmadan meyve veren partenokarp çeşitler kullanılmaktadır.
Hıyar bir ılıman iklim bitkisidir. Hafif donlardan bile etkilenen hıyar bitkisi 0.5-50C'ler arasında üşür, -20C'de ise donar. Fide yetiştirme döneminde toprak sıcaklığı 18-200C'de, hava sıcaklığı ise gece 18-200C, gündüz ise 20-240C arasında olmalıdır. Yetiştiriciliğin yapıldığı seranın sıcaklığı gündüz 21-250C, gece 15-18 0C, toprak sıcaklığı ise 18-200C olmalı, 150C'nin altına düşmemelidir.
Hıyar bitkisi hemen hemen her tür toprakta yetiştirilebilmesine karşın, besin maddelerince zengin, kaba yapılı, iyi drene edilmiş, su tutma kapasitesi yüksek, sıcak ve havadar toprakları sever. Erkencilik ön planda ise kumlu ve kumlu-tınlı toprak, fazla ürün hedefleniyorsa tınlı, killi-tınlı toprak tercih edilmelidir.
Hıyar yetiştiriciliği çeşit seçimi ile başlar, fide yetiştiriciliği, esas dikim yerine şaşırtma, gübreleme, sulama, budama (sürgün ve yaprak budaması) ile hastalık ve zararlılarla mücadele gibi konuları içine alan bir dizi işlemle devam eder.
Çeşit Seçimi:
Seçilecek hıyar çeşidi verimli, erkenci ve hastalıklara dayanıklı olmalıdır. Piyasada örtüaltı ve açıkta yetiştiriciliğe uygun oldukça fazla sayıda F1 hibrit hıyar çeşitleri bulunmakta olup, her geçen gün bu çeşitlere yenileri eklenmektedir. Bu çeşitler düşük sıcaklıklarda da meyve bağlayabildiği gibi, acılaşmamaktadır.
Fide Yetiştiriciliği:
Fide yetiştiriciliği torf kullanılarak viyollerde yapılacaksa herhangi bir gübre ve ilaç ilavesine gerek yoktur. Çıkış yüzdesinin fazla olması ve kısa sürede fide elde edilebilmesi nedeni ile torf kullanılması önerilmektedir. Torfun bulunmadığı durumlarda fide yetiştiriciliği için özel harç hazırlanmalıdır. Bu harç; yanmış ahır gübresi, bahçe toprağı ve yıkanmış dere kumunun 6-3-1; 4-2-1 veya 1-1-1 karışımı şeklinde olmalı ve kullanım öncesi %2'lik formaldehit ile dezenfekte edilmelidir. Kullanım öncesi 1 m3 harca 2 kg süper fosfat, 1 kg potasyum sülfat ve 0.5 kg amonyum nitrat ilave edilmelidir. Fide yetiştiriciliği alçak plastik tünelde yanmamış ahır gübresi kullanılarak oluşturulan sıcak yastıklarda yapılmalıdır. Viyol veya naylon fide torbalarının üzeri agryl ile örtülmelidir.
Seraya Şaşırtma:
Tohum ekiminden 3-4 hafta sonra 3-4 yapraklı olan fideler sıra arası ve sıra üzeri 100x50 cm olacak şekilde esas yerlerine şaşırtılmalıdır. Dikim sonrası can suyu verilmelidir. Şaşırtma sonrası fide kayıplarının olmaması için dikim akşamüzeri yapılmalıdır.
Sulama ve Gübreleme:
Her bitkide olduğu gibi hıyar bitkisi de düzenli sulama ve gübrelemeden hoşlanan bir bitkidir. Dikim öncesi toprak analizi yapılarak gübreleme programı oluşturulmalıdır. Karık sulama yapılacaksa fosforun tamamı, potasyumun yarısı ve azotun üçte biri dikim öncesi toprağa karıştırılmalıdır. Geri kalan potasyum ve azot ilk meyvelerin parmak iriliğini aldığı dönemden itibaren karıklara sulama suyu ile birlikte verilmelidir. Şayet damla sulama sistemi varsa sadece fosforun tamamı dikim öncesi uygulanır. Dikimden üç hafta sonra sulama suyu ile gübre uygulamasına başlanır. Piyasada mevcut hazır sıvı gübreler talimatına göre kullanılabileceği gibi, suda eriyebilen amonyum nitrat (%33 N) ve potasyum sülfat (%50 K2O) gübreleri de kullanılabilir. Litrede 200 mg azot içeren besin çözeltisi haftada iki defa verilmelidir. Ayrıca litrede 200 mg potasyum + 40 mg magnezyum + 2.5 mg demir içeren besin çözeltisi bitkinin gelişme durumuna göre haftada veya onbeş günde bir uygulanmalıdır. Bu konsantrasyonların elde edilebilmesi için sulama sisteminden geçen her 1 ton su için 600 g amonyum nitrat, 500 g potasyum sülfat, 400 g magnezyum sülfat ve 40 g demir kullanılmalıdır. Her uygulamada bitkiye verilecek gübreli çözelti ve su miktarı fide döneminde bitki başına 0.5 litre, meyve tutumundan itibaren 1.0 litre, hasadın başlamasından itibaren de 1.5 ve 2.0 litre olacak şekilde düzenlenmelidir. Bu şekilde gübreleme yapıldığı taktirde bitki yapraktan herhangi bir besin çözeltisi uygulamasına ihtiyaç duymayacaktır. Yaprak gübresi uygulamasına sadece özel durumlarda başvurulmalıdır. Normal gübreleme yapıldığı halde topraktan kaynaklanan bir sorun nedeni ile bitki bazı besin elementlerini alamayabilir. Veya hava koşullarının uygun olmaması (çok düşük sıcaklık gibi) sebebiyle bitki yeterince beslenmeyebilir. Bu gibi durumlarda yaprak gübreleri sorun çözülünceye kadar kullanılabilir. Bitkiyi topraktan yeterince beslemeden sadece yaprak yolu ile besleme tercih edilmemelidir.
Yaprak ve Sürgün Budaması:
Hıyar bitkisi çok hızlı gelişme göstermektedir. Meyvelerin iyi gelişmesi için yaprak koltuklarından çıkan sürgünler alınmalıdır. Ayrıca hasadın ilerleyen dönemlerinde alt yapraklar alınmalıdır. Bu işlem bitkinin topraktan almış olduğu besin elementlerini ve suyu meyvenin gelişmesine katkısı olmayan alt yapraklar tarafından kullanımını önlediği gibi havalanmayı da sağlayacağından hastalık ve zararlılarla mücadeleyi de kolaylaştırmaktadır. Bir diğer yararı ise birim alana harcanan ilaç miktarının azalmasıdır.
Hastalık ve Zararlılarla Mücadele:
Hıyar bitkisinin yetiştirildiği ortam sıcaklık ve nem açısından hastalık ve zararlıların gelişmesine çok uygundur. Sıklıkla karşılaşılan külleme ve mildiyö hastalıkları ile yaprak biti ve kırmızı örümceğe karşı zırai mücadele talimatlarına uygun olarak ilaçlama yapılmalıdır. İlaç seçiminde bakiye süresi kısa olan ve doğal dengeyi bozmayacak ilaçların seçimine dikkat edilmelidir
-
Hafta tatili ücreti
MADDE 46. - Bu Kanun kapsamına giren işyerlerinde, işçilere tatil gününden önce 63 üncü maddeye göre belirlenen iş günlerinde çalışmış olmaları koşulu ile yedi günlük bir zaman dilimi içinde kesintisiz en az yirmidört saat dinlenme (hafta tatili) verilir.
Çalışılmayan hafta tatili günü için işveren tarafından bir iş karşılığı olmaksızın o günün ücreti tam olarak ödenir.
Şu kadar ki;
a) Çalışmadığı halde kanunen çalışma süresinden sayılan zamanlar ile günlük ücret ödenen veya ödenmeyen kanundan veya sözleşmeden doğan tatil günleri,
b) Evlenmelerde üç güne kadar, ana veya babanın, eşin, kardeş veya çocukların ölümünde üç güne kadar verilmesi gereken izin süreleri,
c) Bir haftalık süre içinde kalmak üzere işveren tarafından verilen diğer izinlerle hekim raporuyla verilen hastalık ve dinlenme izinleri,
Çalışılmış günler gibi hesaba katılır.
Zorlayıcı ve ekonomik bir sebep olmadan işyerindeki çalışmanın haftanın bir veya birkaç gününde işveren tarafından tatil edilmesi halinde haftanın çalışılmayan günleri ücretli hafta tatiline hak kazanmak için çalışılmış sayılır.
Bir işyerinde işin bir haftadan fazla bir süre ile tatil edilmesini gerektiren zorlayıcı sebepler ortaya çıktığı zaman, 24 ve 25 inci maddelerin (III) numaralı bentlerinde gösterilen zorlayıcı sebeplerden ötürü çalışılmayan günler için işçilere ödenen yarım ücret hafta tatili günü için de ödenir.
Yüzde usulünün uygulandığı işyerlerinde hafta tatili ücreti işverence işçiye ödenir.
Genel tatil ücreti
MADDE 47. - Bu Kanun kapsamına giren işyerlerinde çalışan işçilere, kanunlarda ulusal bayram ve genel tatil günü olarak kabul edilen günlerde çalışmazlarsa, bir iş karşılığı olmaksızın o günün ücretleri tam olarak, tatil yapmayarak çalışırlarsa ayrıca çalışılan her gün için bir günlük ücreti ödenir.
Yüzde usulünün uygulandığı işyerlerinde işçilerin ulusal bayram ve genel tatil ücretleri işverence işçiye ödenir.
-
Saklı haklar
MADDE 45. - Toplu iş sözleşmesi veya iş sözleşmelerine hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatillerde işçilere tanınan haklara, ücretli izinlere ve yüzde usulü ile çalışan işçilerin bu Kanunla tanınan haklarına aykırı hükümler konulamaz.
Bu hususlarda işçilere daha elverişli hak ve menfaatler sağlayan kanun, toplu iş sözleşmesi, iş sözleşmesi veya gelenekten doğan kazanılmış haklar saklıdır.
-
Ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışma
MADDE 44. - Ulusal bayram ve genel tatil günlerinde işyerlerinde çalışılıp çalışılmayacağı toplu iş sözleşmesi veya iş sözleşmeleri ile kararlaştırılır. Sözleşmelerde hüküm bulunmaması halinde söz konusu günlerde çalışılması için işçinin onayı gereklidir.
Bu günlere ait ücretler 47 nci maddeye göre ödenir.
-
Olağanüstü hallerde fazla çalışma
MADDE 43. - Seferberlik sırasında ve bu süreyi aşmamak şartıyla yurt savunmasının gereklerini karşılayan işyerlerinde fazla çalışmaya lüzum görülürse işlerin çeşidine ve ihtiyacın derecesine göre Bakanlar Kurulu günlük çalışma süresini, işçinin en çok çalışma gücüne çıkarabilir.
Bu suretle fazla çalıştırılan işçiler için verilecek ücret hakkında 41 inci maddenin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları hükümleri uygulanır.
-
Zorunlu nedenlerle fazla çalışma
MADDE 42. - Gerek bir arıza sırasında, gerek bir arızanın mümkün görülmesi halinde yahut makineler veya araç ve gereç için hemen yapılması gerekli acele işlerde, yahut zorlayıcı sebeplerin ortaya çıkmasında, işyerinin normal çalışmasını sağlayacak dereceyi aşmamak koşulu ile işçilerin hepsi veya bir kısmına fazla çalışma yaptırılabilir. Bu durumda fazla çalışma yapan işçilere uygun bir dinlenme süresi verilmesi zorunludur.
Şu kadar ki, zorunlu sebeplerle yapılan fazla çalışmalar için 41 inci maddenin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları hükümleri uygulanır.
-
Fazla çalışma ücreti
MADDE 41. - Ülkenin genel yararları yahut işin niteliği veya üretimin artırılması gibi nedenlerle fazla çalışma yapılabilir. Fazla çalışma, Kanunda yazılı koşullar çerçevesinde, haftalık kırkbeş saati aşan çalışmalardır. 63 üncü madde hükmüne göre denkleştirme esasının uygulandığı hallerde, işçinin haftalık ortalama çalışma süresi, normal haftalık iş süresini aşmamak koşulu ile, bazı haftalarda toplam kırkbeş saati aşsa dahi bu çalışmalar fazla çalışma sayılmaz.
Her bir saat fazla çalışma için verilecek ücret normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde elli yükseltilmesi suretiyle ödenir.
Haftalık çalışma süresinin sözleşmelerle kırkbeş saatin altında belirlendiği durumlarda yukarıda belirtilen esaslar dahilinde uygulanan ortalama haftalık çalışma süresini aşan ve kırkbeş saate kadar yapılan çalışmalar fazla sürelerle çalışmalardır. Fazla sürelerle çalışmalarda, her bir saat fazla çalışma için verilecek ücret normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde yirmibeş yükseltilmesiyle ödenir.
Fazla çalışma veya fazla sürelerle çalışma yapan işçi isterse, bu çalışmalar karşılığı zamlı ücret yerine, fazla çalıştığı her saat karşılığında bir saat otuz dakikayı, fazla sürelerle çalıştığı her saat karşılığında bir saat onbeş dakikayı serbest zaman olarak kullanabilir.
İşçi hak ettiği serbest zamanı altı ay zarfında, çalışma süreleri içinde ve ücretinde bir kesinti olmadan kullanır.
63 üncü maddenin son fıkrasında yazılı sağlık nedenlerine dayanan kısa veya sınırlı süreli işlerde ve 69 uncu maddede belirtilen gece çalışmasında fazla çalışma yapılamaz.
Fazla saatlerle çalışmak için işçinin onayının alınması gerekir.
Fazla çalışma süresinin toplamı bir yılda ikiyüzyetmiş saatten fazla olamaz.
Fazla çalışma ve fazla sürelerle çalışmaların ne şekilde uygulanacağı çıkarılacak yönetmelikte gösterilir.
-
Yarım Ücret
MADDE 40. - 24 ve 25 inci maddelerin (III) numaralı bentlerinde gösterilen zorlayıcı sebepler dolayısıyla çalışamayan veya çalıştırılmayan işçiye bu bekleme süresi içinde bir haftaya kadar her gün için yarım ücret ödenir.
-
Asgari ücret
MADDE 39. - İş sözleşmesi ile çalışan ve bu Kanunun kapsamında olan veya olmayan her türlü işçinin ekonomik ve sosyal durumlarının düzenlenmesi için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca Asgari Ücret Tespit Komisyonu aracılığı ile ücretlerin asgari sınırları en geç iki yılda bir belirlenir.
Asgari Ücret Tespit Komisyonu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının tespit edeceği üyelerden birinin başkanlığında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Çalışma Genel Müdürü veya yardımcısı, İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürü veya yardımcısı, Devlet İstatistik Enstitüsü Ekonomik İstatistikler Dairesi Başkanı veya yardımcısı, Hazine Müsteşarlığı temsilcisi, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığından konu ile ilgili dairenin başkanı veya yetki vereceği bir görevli ile bünyesinde en çok işçiyi bulunduran en üst işçi kuruluşundan değişik işkolları için seçecekleri beş, bünyesinde en çok işvereni bulunduran işveren kuruluşundan değişik işkolları için seçeceği beş temsilciden kurulur. Asgari Ücret Tespit Komisyonu en az on üyesinin katılmasıyla toplanır. Kurul, üye oylarının çoğunluğu ile karar verir. Oyların eşitliği halinde, Başkanın bulunduğu taraf çoğunluğu sağlamış sayılır.
Komisyon kararları kesindir. Kararlar Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girer.
Komisyonun toplanma ve çalışma şekli, asgari ücretlerin tespiti sırasında uygulanacak esaslar ile başkan, üye ve raportörlere verilecek huzur hakları Maliye Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının birlikte hazırlayacakları yönetmelikte belirtilir.
Asgari Ücret Tespit Komisyonunun sekreterya hizmetleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yerine getirilir.
-
Ücret hesap pusulası
MADDE 37. - İşveren işyerinde veya bankaya yaptığı ödemelerde işçiye ücret hesabını gösterir imzalı veya işyerinin özel işaretini taşıyan bir pusula vermek zorundadır. Bu pusulada ödemenin günü ve ilişkin olduğu dönem ile fazla çalışma, hafta tatili, bayram ve genel tatil ücretleri gibi asıl ücrete yapılan her çeşit eklemeler tutarının ve vergi, sigorta primi, avans mahsubu, nafaka ve icra gibi her çeşit kesintilerin ayrı ayrı gösterilmesi gerekir.
Bu işlemler damga vergisi ve her çeşit resim ve harçtan muaftır.
-
Kamu makamlarının ve asıl işverenlerin hakedişlerinden ücret kesme yükümlülüğü
MADDE 36. - Genel ve katma bütçeli dairelerle mahalli idareler veya kamu iktisadi teşebbüsleri yahut özel kanuna veya özel kanunla verilmiş yetkiye dayanılarak kurulan banka ve kuruluşlar; asıl işverenler müteahhide verdikleri her türlü bina, köprü, hat ve yol inşası gibi yapım ve onarım işlerinde çalışan işçilerden müteahhit veya taşeronlarca ücretleri ödenmeyenlerin bulunup bulunmadığının kontrolü, ya da ücreti ödenmeyen işçinin başvurusu üzerine, ücretleri ödenmeyen varsa müteahhitten veya taşeronlardan istenecek bordrolara göre bu ücretleri bunların hakedişlerinden öderler.
Bunun için hakediş ödeneceği ilgili idare tarafından işyerinde şantiye şefliği işyeri ilân tahtası veya işçilerin toplu bulunduğu yerler gibi işçilerin görebileceği yerlere yazılı ilân asılmak suretiyle duyurulur. Ücret alacağı olan işçilerin her hakediş dönemi için olan ücret alacaklarının üç aylık tutarından fazlası hakkında adı geçen idarelere herhangi bir sorumluluk düşmez.
Anılan müteahhitlerin bu işverenlerdeki her çeşit teminat ve hakedişleri üzerinde yapılacak her türlü devir ve el değiştirme işlemleri veya haciz ve icra takibi bu işte çalışan işçilerin ücret alacaklarını karşılayacak kısım ayrıldıktan sonra, kalan kısım üzerinde hüküm ifade eder.
Bir işverenin üçüncü kişiye karşı olan borçlarından dolayı işyerinde bulunan tesisat, malzeme, ham, yarı işlenmiş ve tam işlenmiş mallar ve başka kıymetler üzerinde yapılacak haciz ve icra takibi, bu işyerinde çalışan işçilerin icra kararının alındığı tarihten önceki üç aylık dönem içindeki ücret alacaklarını karşılayacak kısım ayrıldıktan sonra, kalan kısım üzerinde hüküm ifade eder.
Bu maddede kamu tüzel kişilerine ve bazı teşekküllere verilen yetkileri 2 nci maddenin altıncı fıkrası gereğince sorumluluk taşıyan bütün işverenler de kullanmaya yetkilidir.
-
Ücretin saklı kısmı
MADDE 35. - İşçilerin aylık ücretlerinin dörtte birinden fazlası haczedilemez veya başkasına devir ve temlik olunamaz. Ancak, işçinin bakmak zorunda olduğu aile üyeleri için hakim tarafından takdir edilecek miktar bu paraya dahil değildir. Nafaka borcu alacaklılarının hakları saklıdır.
-
Ücretin gününde ödenmemesi
MADDE 34. - Ücreti ödeme gününden itibaren yirmi gün içinde mücbir bir neden dışında ödenmeyen işçi, iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınabilir. Bu nedenle kişisel kararlarına dayanarak iş görme borcunu yerine getirmemeleri sayısal olarak toplu bir nitelik kazansa dahi grev olarak nitelendirilemez. Gününde ödenmeyen ücretler için mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı uygulanır.
Bu işçilerin bu nedenle iş akitleri çalışmadıkları için feshedilemez ve yerine yeni işçi alınamaz, bu işler başkalarına