-
Yazan: May 23rd, 2008, 12:53pm MSD - Admin
STAR-YARGITAY’IN yayınladığı sert bildirinin, hükümetin hazırlayarak AB’ye sunduğu ve kimi akademisyenlere göre ‘yargıçlar iktidarını’ sarsan Yargı Reformu Strateji Taslağı ile ilgili tepkilerden kaynaklandığı belirtiliyor. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu(HSYK) üyeleri de reformun tartışıldığı Antalya’daki toplantıyı da protesto ederek katılmadı. Yüksek Yargı çevrelerini rahatsız eden Yargı Reformu Strateji Taslağı ile Türkiye’de yargı mensupları için etik ilkeleri ve davranış kuralları belirlenecek. Yargının bütün kademelerini kapsıyacak bir şekilde ‘Yargısal Etik ve Davranış Kuralları’nı içeren bir belge oluşturulacak.
HSYK KARARLARI İNTERNETTE Yargıtay ve Danıştay’ın aldığı kararlar içtihat birliğinin daha iyi sağlanabilmesi, hakim, savcı ve avukatlar ile bilim adamlarının alınan kararları bir bütün olarak görebilmelerini sağlamak için internet ortamında yayınlanacak. Aynı şekilde HSYK’nın disipline ilişkin kararları da internette yayınlanacak. Hakimler ve savcıların disiplin suçu teşkil eden ve cezalandırılması gereken hal ve hareketleri HSYK kanunla belirlenen bu disiplin suçlarını işleyen hakim ve savcılar hakkında disiplin cezası kararları vermekte ancak bu kararlar sadece ilgilisine tebliğ edildiğinden başkalarınca görülemiyor. Taslakta bu durum şöyle açıklanıyor:
ORTAK BİR DİSİPLİN YÖNETMELİÐİ TASLAKTA bu durumun şeffaflık sağlayacığı vurulanarak yargının tarafsızlığına eve yolsuzlukla mücadeleye de örnek teşkil edeceği belirtiliyor. Reform taslağında, yargı mensupları ile ilgili disiplin düzenlemeleri arasında birlik ve paralellik bulunmadığı ve bu konudaki düzenlemelerin de ‘muğlak ifadelerle’ kaleme alındığı belirtilerek, yeni bir düzenlemenin gerekliliğine vurgu yapılıyor. Taslakta, yüksek mahkemelerin başkan ve üyeleri dışındaki yargı mensupları için uyarma, aylıktan kesme, kınama, kademe ilerlemesini durdurma, derece yükselmesini durdurma, yer değiştirme ve meslekten çıkarma olmak üzere yedi tür ceza düzenlendiğine dikkat çekildi. Buna rağmen, Yargıtay mensupları için ‘uyarma’ ve ‘görevden çekilmeye davet’ olmak üzere iki, Danıştay mensupları için, ‘uyarma’ ve ‘hizmet süresine göre istifa etmeye veya emekliliğini istemeye davet edilme’ olmak üzere iki tür disiplin cezası öngörüldüğüne işaret edildi.
HSYK’YA TBMM’NİN ÜYE SEÇMESİ Taslakta şöyle denildi: ‘Yolsuzlukla mücadele, yargıya güven, meslek onur ve ahlakı gibi temel değerlerin daha iyi korunabilmesi açısından yargı mensupları ile ilgili disiplin hükümlerinin açık, sınırları çizilmiş ve belirli hale getirilecek ve yüksek mahkeme başkan ve üyeleri ile ilgili paralel düzenlemeler yapılacaktır.’ Yargı reformu önerileri arasında en dikkat çekici değişiklik tekliflerinden birini de Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısının değiştirilmesi oluşturuyor. Ön taslakta, HSYK’nın bina ve sekretaryasının ayrılması, Kurul’a mali özerklik verilmesi, yerel mahkemelerden de üye seçilmesi önerileri yer alıyor. Yerel mahkemelerden HSYK’ya seçilecek adayların bir kısmının TBMM tarafından seçilmesi de isteniyor. Aynı şekilde, Yargıtay’ın 250 olan üye yapısında da indirimler öneriliyor. Ön taslakta ayrıca tüm yargı hakimlerine Adalet Akedemisi’nde yargı bağımsızlığı konusunda ders, seminer ve konferanslar verilmesi de yer alıyor.
Yargı reformunun bazı başlıkları şöyle:
ASKER SİVİLİ YARGILAYAMAYACAK Askeri mahkeme binaları askeri bölgeler dışına çıkarılacak ve sivilleri yargılayamayacak. ‘Hakimler ve Savcılar Birliği’ kurulacak. İdari ve mali özerkliği olacak olan Birlik, yargı bağımsızlığı uyarınca İçişleri Bakanlığı’nın ve mülki amirlerinin denetimi dışında kalacak. Bilirkişilik yeniden ele alınacak. Kürtçe ve benzeri yerel dilleri konuşabilen bilirkişi listeleri hazırlanacak.
-
I. GİRİŞ
Borcun rıza ile ödenmemesi halinde, alacaklının isteği üzerine devlet kuvveti yardımı ile borcun edası ve ifası sağlanabilir. Devlet kuvvetini temsil eden icra dairesi, borçlunun mevcut ise mal ve parasına el koyarak ve gerekirse mallarını satarak, paraya çevirdikten sonra satış bedelini alacaklıya vermek suretiyle görevini yerine getirir.
Bu anlamda icra hukuku, icra takibi (cüz’i icra) ve iflas takibi (külli icra) olmak üzere ikiye ayrılır. İcra takibi de kendi içinde ilamlı icra ve ilamsız icra olmak üzere ikiye ayrılır. Bunlardan ilamlı icrada alacağın niteliği önemli değildir. Her türlü alacak için ilamlı icra yoluna başvurulabilir. Ancak aynı şeyi ilamsız icra için de söylemek mümkün değildir. İİK. m 42’ye göre, kural olarak yalnız para ve teminat alacakları için ilamsız icra yoluna başvurulabilir.
İlamsız icra da kendi içinde “genel haciz yoluyla takip”, “kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip” ve “kiralanan gayrimenkullerin ilamsız icra yoluyla tahliyesi” olmak üzere üç gruba ayrılır. İtirazın iptali davası bunlardan “genel haciz yoluyla takip” içerisinde yer almaktadır.
İtirazın iptali davasının söz konusu olabilmesi için, alacaklının icra dairesine takip talebinde bulunması(İİK.m.58) ve borçlunun süresinde ödeme emrine itiraz etmesi gerekir. Alacaklının takip işlemini başlatması için elinde bir ilamın(mahkeme kararı) olması gerekmediği gibi, alacağını belgeleyen herhangi bir senede de ihtiyacı yoktur. Alacaklının borcun sebebini açıklaması yeterlidir.
İcra takibine devam edilebilmesi, alacaklının bu itirazı hükümden düşürtmesi ile mümkündür. Başka bir deyişle, duran takibin yürüyebilmesi için “itirazın ref’i” yani kaldırılması gerekir. Kanun koyucu, alacaklıya bu amaçla üç imkan tanımıştır. Bunlardan biri alacaklı, itirazın kendisine tebliğinden itibaren 6 ay içinde icra mahkemesine başvurarak itirazın kesin ya da geçici olarak istemesi (İİK. m.68 ve 68-a), bir diğeri itirazın alacaklıya tebliğinden itibaren bir yıl içinde itirazın iptali davası açmak( İİK. m. 67) ve bu bir yıllık süre kaçırılırsa mahkeme de genel hükümler dairesi içerisinde eda davası açılabilir. Adı geçen bu süreler hak düşürücü nitelikte sürelerdir.
Alacaklının takip talebi üzerine icra müdürü borçluya bir ödeme emri gönderir. Bunun üzerine borçlu ödeme emrine itiraz ederse takip işlemi durur. Takip işlemine devam etmek isteyen alacaklı, borçlunun itirazını hükümden düşürmediği sürece takip işlemine devam edemez. Alacaklının bu durumda iki seçeneği vardır. Biri itirazın kaldırılması yolu, diğeri ise itirazın iptali yoludur. Bizim inceleme konumuz itirazın iptali davası olduğundan bu konu hakkında bilgilendirme yapılacaktır.
II. itirazın iptali davası
1. itirazın iptali davaSInın açılması:
İtirazın iptali davası, alacaklının elinde İİK. m. 68 ve 68-a’da belirtilen belgelerin olmaması halinde açılır. Alacaklı bu belgelere sahipse yine bu davayı açabilir ancak bu belgelere sahip değilse itirazı giderebilmek için itirazın iptali davası açmak zorundadır.Buna göre elinde İİK. m.68’deki belirtilen özelliklere sahip bir belge bulunduran alacaklı, dilerse itirazın iptali davası veya dilerse itirazın kaldırılması yoluna başvurabilecektir. Bu seçim hakkını mahkemede itirazın iptali davası açmak suretiyle kullanan alacaklı, icra mahkemesinde itirazın kaldırılmasını talep edemez. Fakat önce icra mahkemesine başvuran alacaklı bu yolu bırakarak itirazın mahkemede iptalini talep edebilir. Çünkü kanunda bunun aksini öngören bir hüküm bulunmamaktadır.
Bununla beraber, itirazın kaldırılmasını tetkik merciinden isteyen ve fakat bu istemi reddedilen alacaklı artık İİK. m. 67 maddesi uyarınca itirazın iptalini ve inkar tazminatına hükmolunmasını isteyemez. Ancak genel hükümler dairesinde alacak davası açabilir.
A. itirazın iptali davası açılmasının şartları:
İtirazın iptali davası belgeye bağlı olmayan veya belgeye bağlı olmaklar beraber likid olmayan alacaklarda açılabilir. İcra ve İflas Kanunu’nun 68. maddesinde aranan belgelere sahip olmasına rağmen, itirazın kesin kaldırılması için icra mahkemesine başvurmak istemeyen alacaklı, itirazın kendisine tebliğinden itibaren (1 yıl içinde) doğrudan doğruya genel mahkemeye başvurmak suretiyle, itirazın iptali davası açabilir.
Usul Hukuku’nda dava şartları, dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esası hakkında inceleme yapabilmesi için gerekli olan şartlardır. Dava şartları üç grup olup bunlar; dava şartları(yargı hakkı, yargı yolu, görev), taraflara ilişkin dava şartları (davada iki tarafın bulunması, taraf ehliyeti, dava ehliyeti, davaya vekâlet ehliyeti ve geçerli vekâletname) ve dava konusuna ilişkin dava şartlarıdır (kesin hüküm bulunmaması ve hukuki yarar). Bu genel dava şartları itirazın iptali davası içinde geçerlidir. İtirazın iptali davasının açılabilmesi için bunlardan başka özel dava şartlarının da bulunması gerekmektedir. Bu dava şartlarından birinin bulunmaması halinde açılan itirazın iptali davası usulden reddedilmelidir. Özel dava şartları olarak:
a. Geçerli Bir İcra Takibinin Bulunması:
Geçerli bir ilamsız icra takibinden bahsedebilmemiz için kural olarak, genel haciz yoluyla takip bulunması gerekir. İlamsız icra kural olarak yalnız para ve teminat alacakları için mümkündür. Fakat burada bazı istisnalar mevcuttur. Bunlara kısaca değinecek olursak;
İtirazın iptali davasında geçerli bir icra takibinden bahsedebilmemiz için alacağın daha önceden herhangi bir ilama konu edilmemiş olması gerekir. Bunun anlamı, bir dava şartı olarak kesin hüküm bulunmaması gerekir. Ayrıca ilamsız icraya konu olan alacağın ya para ya da konusu para olan teminat alacağı olması gerekir. Konusu para olan alacak Türk parası olarak belirtilmelidir. Yabancı para alacakları için, alacaklı hangi tarihteki kur karşılığını istiyorsa bunu göstermelidir (İİK. m. 58/3).
Konusu altın olan alacaklar için ilamsız icraya başvurulamaz.
Kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte, itirazın iptali davası hükümleri uygulanamaz. Çünkü itiraz, doğrudan icra mahkemesine yapılır ve icra mahkemesine yapılan itiraz takibi kendiliğinden durdurmaz. Doğal olarak takip durmadığına göre hükümden düşürülecek bir şey de bulunmamaktadır.
Rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takipte de esasen itirazın iptali davası söz konusu olmaz. İcra ve İflas Kanunu madde 45’e göre rehinli alacaklarda kural olarak genel haciz yoluyla takip yapılamaz. Ancak 45.madde de yer alan atıflardan anlaşılacağı üzere (m.147, 150a ) istisnaen de olsa itirazın iptali davası söz konusu olabilmektedir.
Eğer takip konusu paradan başka bir şeyin teminat gösterilmesine ilişkin ise ve borçlu ödeme emrine itiraz ederse, alacaklı icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını talep edemeyecek, yalnızca itirazın iptali davası yoluna gidebilecektir.
Bundan başka, kiralanan gayrimenkullerin ilamsız tahliyesinde de itirazın iptali davası söz konusu olmaz.
Yukarda sayılanlar da göz önünde bulundurulduğunda, geçerli bir ilamsız icra takibinin başlaması için, alacaklının icra dairesine yazılı veya sözlü olarak bir takip talebinde bulunması gerekir. Alacaklının takip talebinde bulunabilmesi için, alacağın bir senede dayanması zorunlu olmadığı gibi, takibin dayanağı belgenin İcra ve İflas Kanunu’nun 68. maddesindeki yazılı belgelerden olması da gerekmez. Alacaklının takip talebinde bulunmasıyla icra müdürü ödeme emri düzenleyerek borçluya ödeme emri gönderir.
b. Borçlunun Geçerli Bir İtirazının Bulunması:
Borçlu, ödeme emrinin kendisine tebliğinden itibaren 7 gün içinde hiçbir sebep göstermeden ödeme emrine itiraz edebilir. Ödeme emrine itirazında borçlu sebep olarak imzaya itiraz veya borca itirazı gösterebileceği gibi takip yapma yetkisine veya yetkiye itiraz edebilir. Borçlu imzaya itirazını ayrıca ve açıkça belirtmelidir, aksi halde senet altındaki imzayı kabul etmiş sayılır.
Borçlu, süresi içinde ödeme emrine itiraz ederken sadece yetki itirazında bulunmuş ve ayrıca esasa itiraz etmemiş ise mahkemede itirazın iptali davası açamaz. Bu durumda alacaklı icra mahkemesine yetki itirazının kaldırılması için başvurmalıdır. Ancak borçlu, yetki itirazı ile birlikte imzaya ya da borca da itiraz etmiş ise ve alacaklı da İcra ve İflas Kanunu m.68’de sayılan belgelere sahip değilse, bu durumda alacaklı yetki ve itirazın hükümden düşürülmesi için itirazın iptali davası açabilir.
Bundan başka borçlu derdestlik itirazında bulunur ise alacaklı itirazın iptali davası açamaz.
Borçlu, itirazını yedi gün içinde dilekçeyle veya sözlü olarak icra dairesine bildirebilir. İcra dairesi yerine icra mahkemesine yapılan itiraz hukuki sonuç doğurmaz.
c. Davanın Süresinde Açılmış Olması:
İtirazın iptali davası, borçlunun itirazının alacaklıya veya vekiline tebliğinden itibaren bir yıl içinde açılmalıdır. Bu süre hak düşürücü nitelikte bir süre olup hâkim tarafından re’sen gözetilir. Sürenin hesaplanmasında İcra ve İflas Kanunu’nun 19. maddesi dikkate alınır. Bu süre geçirilirse eğer alacaklı artık itirazın iptali davası değil, normal bir alacak davası açabilir.
ç. Hukuki Yarar:
Bir dava şartı olarak hukuki yarar itirazın iptali davasında da mevcut olmalıdır. Huku-ki yarardan söz edilebilmesi için mahkeme kararına ihtiyaç duyulmalıdır. Bir konuda mah-kemeye başvurup karar almadan, daha basit ve kolay başka bir yolla aynı sonuca ulaşılabiliyorsa, bu konuda mahkemeye başvurmakta hukuki yararın olduğu söylenemez. Çünkü takip durmamışsa, mahkeme kararına ihtiyaç olmadığı gibi daha basit daha kolay bir yolla (itirazın kaldırılması veya duruma göre şikayet) takibe devam edip hakka ulaşmak mümkündür.
Elinde İcra ve İflas Kanunu madde 68 ve 68a’ da sayılan belgeleri bulunan alacaklının itirazın kaldırılması yerine itirazın iptali davası açmasında hukuki yararı olup olmadığı konusunda ise, itirazın kaldırılması yolu maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmediğinden, alacaklının itirazın iptali yoluna başvurmakla hukuki yararının var olduğu söylenebilir. Ancak alacaklıya hem itirazın icra mahkemesinde kaldırılmasını talep etme hem de mahkemede itirazın iptali davası açabilme imkânını tanımak gerekir.
d. Kesin Hüküm ve Derdestlik:
Bir diğer dava şartı olarak, açılan dava hakkında daha önceden mevcut olan bir kesin hüküm bulunmaması gerekir. Kesin hükümden bahsedebilmemiz için önce ve sonra açılan davanın tarafları, konusu ve sebebinin aynı olması gerekir. Kesin hüküm davanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi mahkemece de re’sen gözetilir. Eğer itirazın iptali davasına konu olan uyuşmazlık hakkında kesin hüküm varsa mahkeme dava şartı yokluğundan davanın reddine karar vermelidir.
İtirazın iptali yolunu tercih eden ve bunun için mahkemede dava açan alacaklı, bu dava neticesinde verilecek hüküm, sadece takip hukuku bakımından değil, maddi anlamda da kesin hüküm teşkil edeceği için, sağlanacak hukuki koruma noktasında artık icra mahkemesine başvurarak itirazın kesin kaldırılmasını talep edemez. Fakat önce icra mahkemesine başvuran alacaklı, daha sonra mahkemeye başvurarak itirazın iptalini talep edebilir. Alacaklı aynı hukuki yararı olacağı gerekçesiyle, itiraza uğrayan alacağın bir kısmı hakkında itirazın iptali, diğer kısmı hakkında itirazın kaldırılması yoluna gidemez.
e. Takibi Geçersiz Kılacak Diğer Sebepler:
Takip hukukuna ilişkin bir durumun şikâyet sebebi olarak ortaya çıkması halinde, icra mahkemesi işlemin kanuna ve olaya göre aykırılığını tespit ederse işlemi iptal edecektir. Mesela, senet kambiyo senedi vasfında olmadığı halde icra müdürü böyle bir takibi talebini kabul etmişse, şikâyet üzerine icra mahkemesi yalnız ödeme emrinin iptalini değil, takibin iptaline de karar verecektir.
Ancak icra mahkemesinin şikâyet hakkında verdiği kararlar, maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmeyeceği için, ileride aynı taraflar arasında, aynı konu hakkında, aynı sebebe dayanılarak takipte bulunulması ya da genel mahkemelerde dava açılabilmesi mümkündür.
-
I. SAVCILIK KURUMU
A – Tanımı
Savcı, suç haberinin kendisine ulaşmasıyla birlikte devlet adına araştırma ve
soruşturma faaliyetinde bulunmak, kamu davasının açılmasını gerektiren şartlar oluştuğunda dava açmak ve yürütmek, mahkemelerin verdiği kararları yerine getirmek ve kanunla kendisine verilen diğer görevleri yapmak durumunda olan ve yürütme erki içinde yer alan bir devlet memuru olarak tanımlanabilir.1
B – Ülkemizde Savcılığın Gelişimi
Osmanlı Devleti’nde şer’i mahkemeler zamanında savcılık kurumu bulunmuyordu. Savcılık kurumu hukuk sistemimize Tanzimat Dönemi kanunlaştırma hareketleri ile birlikte girmiştir. Tanzimat Dönemi’nde her ne kadar ilk kanunlaştırma hareketleri ceza hukuku alanında olmuşsa da 1840 ve 1858 tarihli ceza kanunnamelerinin çıkarıldığı dönemde de Osmanlı adliye teşkilatında savcılık kurumu henüz yoktur.
Ancak 1864 tarihinde Vilayet Nizamnamesi ile başlayan düzenleme süreci 1870 tarihli Dersaadet ve Mülhakat-ı İdare-i Zabıta ve Mülkiye ve Mehakim-i Nizamiyesine Dair Nizamname ile ilk kez “müdde-i umumi” terimi kullanılmıştır. Savcılık 1876 tarihli Kanun-i Esasi ile birlikte anayasal bir zemine kavuşmuş ve nihayet 1879 tarihinde çıkarılan Mehakim-i Nizmiyye’nin Teşkilat-ı Kanun-ı Muvakkatı ile de ülke genelindeki mahkemelerde savcılık teşkilatları kurulmaya başlanmış ve aynı yıl çıkarılan Usul-i Muhakemat-ı Cezaiye Kanun-ı Muvakkatı ile de savcılık kurumu görev ve yetkileriyle birlikte düzenlenmiştir.2
Cumhuriyetle birlikte yürürlüğe giren 1929 tarihli ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu ile de savcılık kurumu gerçek hüviyetine bürünmüştür. Savcıların görev ve yetkileri ise çok çeşitli kanunlarda dağınık bir şekilde düzenlenmiştir.
Ülkemizde savcılık teşkilatı kurulurken Fransız savcılık sistemi benimsenmiştir. Fransa’daki “Procureur de la république” terimi dilimize “Cumhuriyet Savcısı”3 olarak alınmıştır.4 Bu sisteme göre savcı devleti temsil eder ve yasalara bağlılığın da bir simgesidir. Devleti temsil ettiği için de suç ve suçlulukla mücadelede yetkilerini devlet adına kullanır. Cumhuriyet Savcısı, sadece sanığın aleyhindeki delilleri toplamakla yetinemez, sanığın lehine de delil toplamak görevleri arasındadır. Ayrıca savcı kamu davası açtıktan sonra sanığın suçsuz olduğu kanaatine varırsa sanığın beraatını dahi talep edebilir. Dolayısıyla savcılık kurumunun amacı, sadece sanığa suç isnat etmek için gereken delilleri toplayıp salt iddia faaliyetinde bulunmak olarak anlaşılmamalıdır. Savcılıkta amaç yargılama sonucu adil bir karar verilmesine yardımcı olmaktır.
C – Teşkilatı
Savcılık kurumu, yürütme içinde yer aldığı için savcılıkta idari bir görevdir. Savcılar da hukuki statü bakımında devletin bir ajanı konumundadırlar.
Her asliye ceza mahkemesinin yargı çevresinde bir Cumhuriyet Başsavcısı ve yeteri kadar da Cumhuriyet Savcısı bulunur. Ağır ceza mahkemesi, asliye ceza mahkemesinin bir dairesi olduğundan ayrıca bir savcılık teşkilatı kurulmamıştır. Dolayısıyla ağır ceza mahkemesi yanında bulunan savcılık aynı zamanda ağır ceza mahkemesinin de savcılığı olmaktadır. Sulh ceza mahkemelerinin savcılık teşkilatı da o yer asliye ceza mahkemesi yanında bulunan savcılık teşkilatıdır.
Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 1 Nisan 2005’te yürürlüğe girmesiyle ilk derece mahkemeleri teşkilatı yeniden yapılandırılmış olacaktır.5 Bu kanunla birlikte aynı zamanda ilk derece cumhuriyet başsavcılığı teşkilatı yeniden düzenlenmiştir. ( m 16 ila 22 ) Mahkeme bulunan her il merkezi veya ilçede o il veya ilçenin adı ile anılan bir Cumhuriyet Başsavcılığı kurulacaktır. Yani her ilçede asliye mahkemesi yargı çevresinde görevli ve yetkili olacak bir savcılık teşkilatı kurulması uygulaması son bulacaktır. Artık iş yükü yoğunluğu dikkate alınarak hangi ilçelerde ceza mahkemesi kurulacağı Adalet Bakanlığı’nca belirlenecektir.
İl ve ilçe Cumhuriyet Başsavcı vekilleri atanması yetkisi, gerekli görülen yerlerle sınırlı olarak ve Adalet Bakanlığı’nın önerisi üzerine, HSYK’ye verilmiştir. ( m 16 / 2)
Ağır ceza mahkemesin Cumhuriyet Başsavcısının, ağır ceza mahkemesinin yargı çevresinde görevli Cumhuriyet Başsavcıları, Cumhuriyet Başsavcı vekilleri, Cumhuriyet Savcıları ile bağlı birimler, asliye ceza mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısının ise o yer yargı çevresinde görevli Cumhuriyet savcıları üzerinde denetim ve gözetim yetkileri olacağı hükme bağlanmıştır.
Bölge adliye mahkemeleri kurularak yargılama sistemimiz iki derecelilikten üç dereceli bir hale getirilmiştir. Bölge adliye mahkemeleri, bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen yerlerde, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olumlu görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca kurulacaktır (m.25).
Her bölge adliye mahkemesinde bir Cumhuriyet başsavcılığı bulunacaktır ve başsavcılık, Cumhuriyet başsavcısı ve yeteri kadar Cumhuriyet savcısından oluşacaktır. En kıdemli Cumhuriyet savcısı, Cumhuriyet başsavcı vekili olarak görev yapacaktır.
Yargıtay’ın yanında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı bulunur. Yargıtay’ın savcılık teşkilatı, Cumhuriyet Başsavcısı, Cumhuriyet Başsavcı Vekilli, Cumhuriyet Başsavcı Yardımcısı ve Cumhuriyet başsavcı yardımcılarından oluşur. Anayasa Mahkemesi’nin Yüce Divan sıfatıyla baktığı davalarda da savcılık görevini Yargıtay Cumhuriyet başsavcısı veya Cumhuriyet Başsavcı vekili yapar.
Danıştay’da savcılık görevini Başkanunsözcüsü ve diğer savcılar yapar. Askeri mahkemelerde ise savcılık görevi askeri savcılar eliyle yürütülür.
Cumhuriyet başsavcısı ile Cumhuriyet savcıları arasında bir hiyerarşi bağı olması dolayısıyla Cumhuriyet Başsavcısı’nın diğer Cumhuriyet savcıları üzerinde bir gözetim (nezaret) ve denetim yetkisi vardır.Bu hiyerarşi ilişkisi iç ilişkide geçerlidir. Dış ilişkide ise savcılık bir bütündür. Savcılıktaki bu birlik bir hiyerarşinin varlığıyla işlevsellik kazanmış ve bütün savcıların Adalet Bakanı’na bağlanmasıyla bu hiyerarşi bir teşkilat hüviyetine bürünmüştür.
Başsavcı savcılık makamını temsil eder ve diğer savcılara emir verebilir. Cumhuriyet Başsavcıları, bu yetkisini savcılığı yönetmek, denetlemek, Cumhuriyet savcılarına dava açma konusunda emir vermek ve ikame yetkisini kullanıp bir davayı bir Cumhuriyet savcısından alıp diğer bir Cumhuriyet savcısına vermek veyahut da davaya kendisi devam etmek suretiyle kullanabilir.
Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcıları birinci sınıfa ayrılmış ve Yargıtay üyeliğine seçilme hakkını yitirmemiş; bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcıları hâkimlik ve savcılık mesleğinde fiilen en az sekiz yıl görev yapmış ve üstün başarısı ile bölge adliye mahkemesinde yararlı olacağı anlaşılmış bulunan adlî yargı hâkim ve savcıları arasından Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nca atanacaktır.
Bunlar, dört yıldan önce başka bir yere veya göreve atanamayacaklar, ancak meşru mazeretleri durumunda muvafakatleri alınarak veya haklarında yapılacak soruşturma sonunda görev yeri veya görevlerinin değiştirilmesine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nca karar verilebilecektir.
Savcılık adli görev ifa eden bir organ olarak kabul edilir. Belirli bir bölgedeki mahkeme teşkilatlarında görevli savcılar tek bir savcılıktır. Savcıların aynı mahkemede şahıs olarak değişmiş olsalar bile aynı savcılığı temsil etmelerine savcılığın bölünmezliği ilkesi denilmektedir.6
Savcıların atanması konusunda literatürde “savcının devlet tarafından atanması” ve “savcının halk tarafından atanması” olmak üzere iki sistem vardır. Bizim hukuk sistemimiz açısından geçerli olan savcıların devlet tarafından atanmasıdır. Savcıların mesleğe alınmaları, atanmaları ve her türlü özlük işleri ile ilgilenmek üzere Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kurulmuştur.7
Savcılar sadece idari görevleri bakımından Adalet Bakanı’na bağlıdırlar. İdari görevleri dışında kural olarak bağımsız hareket ederler. Anayasa’nın hakimler için tanımış olduğu hakimlik teminatı savcılar için de geçerlidir. ( 1982 A.Y. 139) Savcıların da hakimler gibi birtakım teminatları varsa da, onlar gibi bağımsız değildirler. Ancak cumhuriyet savcıları görevlerini yaparken mahkemelerden bağımsız hareket ederler. Mahkemeler savcılara emir veremeyeceği gibi, savcılarla hakimler arasında da herhangi bir hiyerarşi bağı yoktur.
Adalet bakanı kamu davası açması için Cumhuriyet Savcısına emir verebilir. Ancak bu durum hiçbir zaman açılması gereken bir kamu davasının açılmaması veya belirli bir zaman diliminde açılmaması gibi olamaz. Adalet Bakanı’nın emir vermesinin amacı kamu davasının açılması için gerekli şartlar oluştuğu halde kamu davasını açmayan Cumhuriyet Savcısını harekete geçirmektir. Yoksa Adalet Bakanı, idari bakımdan kendisine bağlı olan savcıları partisinin siyasi bir temsilcisi haline getirmemelidir.8 Adalet Bakanı’nın savcıya dava açması konusunda emir vermesi halinde savcı kamu davasını açmak mecburiyetindedir.(CMUK.148) Fakat savcı davayı açtıktan sonra ileri süreceği iddia konusunda serbesttir. Sanığın mahkumiyetini isteyebileceği gibi beraatını da talep edebilir.
Valilerde kamu davası açılması için kendi görev alanları içindeki savcılara emir verebilir. Savcılar mucip bir sebep ileri sürerek dava açmaktan kaçınabilirlerse de valiler Adalet Bakanı’ndan dava açılması konusunda bir talepte bulunabilir.Adalet Bakanı bu talebi haklı görürse dava açılmasını Cumhuriyet savcısına emredebilir. (CMUK.148/4)
Cumhuriyet Savcıları, idari, mali ve denetime ilişkin görevlerini yerine getirirken ise Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı genelgeleri ve müfettişlerin tavsiyelerini dikkate almak durumundadır.
II.CUMHURİYET SAVCILARININ GÖREV VE YETKİLERİ
Cumhuriyet Savcıları bir yargılama sujesi olduklarından bazı görev(ödev)lere sahip oldukları gibi birtakım yetkileri de haizdirler..
Savcıların görev yetkileri, yargılama sujesi olarak hukuki ilişkilerde aktif veya pasif olmalarına göre belirlenebilir. Pasif görünüş göreve, aktif görünüş ise yetkiye işaret eder.
Dolayısıyla Cumhuriyet Savcısı, ceza yargılamasında pasif suje olduğunda görevli, aktif suje olduğu durumlarda ise yetkilidir.9
Savcının pasif suje olduğu ilişkilerde zorunlu ve ihtiyari bazı görevleri vardır. Savcının zorunlu görevlerinin başında kamu davasını açmak ve yürütmek gelir. Savcı bu görevlerini yaparken hangi mahkemenin savcılık teşkilatında görevli ise , o yerde yetkilidir.
Savcı bakımından yetki genel ve özel olarak ele alınabilir. Özel anlamda savcının yetkisi denildiğinde ceza yargılamasına ilişkin bazı işlemler akla gelir. Örnek olarak savcının ifade alması, keşif ve otopsi yapmasını verebiliriz. Genel anlamda yetki ise bir adli organ olarak savcılığın faaliyet alanına işaret eder.10
Yetki, madde, görev ve yer bakımından ayrı ayrı ele alınabilir. Madde bakımından yetki denildiğinde savcılığın bir adli organ olarak kullanabileceği yetkinin tamamı anlaşılır. Hukuk sistemimizde madde bakımından yetki konusunda savcılar arasında bir farklılık yoktur. Görev bakımından yetki denildiğinde ise ilk derece, bölge adliye mahkemeleri ve Yargıtay’ın savcılık teşkilatları arasındaki fark anlaşılır. Yer bakımından yetki sebebiyle her savcılık teşkilatının faaliyet alanı, ülkenin belirli bir parçasına tekabül etmektedir. Savcıların yer bakımından yetkileri yanında bulundukları mahkemenin yetkisi ile belirlenir. Belirli bir ağır ceza mahkemesinin yer bakımından yetkili olduğu işlerde, o mahkemenin yanında durumunda olan savcılık da yetkilidir. Buna karşılık araştırma işlemleri bakımından yetkili olup olmamak söz konusu değildir. Hangi savcılığın görev alanına girdiği belli olmayan suçlarda kendisini yetkili gören savcı derhal olaya el koyabilir.
Cumhuriyet savcılarının görev ve yetkilerini yargısal ve idari görevler olarak ayırmak mümkündür.
A – CUMHURİYET SAVCILARININ YARGISAL GÖREV VE YETKİLERİ
Bu başlık altında Cumhuriyet Savcıları’nın yargısal görevleri CMUK hükümlerine göre anlatılacak, 5271 sayılı CMK’nın getirdiği düzenlemeler diğer bir başlık altında incelenecektir.
Cumhuriyet savcılarının yargıya ilişkin görevlerini Ceza Yargılaması’na ilişkin görevler ile Ceza Yargılaması’na ilişkin olmayan ( medeni yargıya ilişkin )görevler olmak üzere iki kısma ayırmak mümkündür.
1- Ceza Yargılaması’na ilişkin görev ve yetkileri
a- 1412 sayılı CMUK Hükümlerine Göre
Suç haberinin kendisine ulaşmasıyla birlikte Cumhuriyet Savcısı’nın, suç haberinin ciddi olup olmadığını araştırmak, ciddi bir suç haberi olduğu kanaatine vardığında gerekli tedbirleri alıp diğer şartlarında oluşmasıyla birlikte kamu davasını açmak ve yürütmek başlıca görevleri arasındadır.
Savcının kanuni görevlerini yerine getirmemesi cezai sorumluluğunu gerektirir. (TCK.230)
aa- Araştırma ve Soruşturma Yapmak
Suç haberinin alınması üzerine Cumhuriyet Savcıları tarafından derhal hazırlık soruşturmasına başlanılmasını ifade eden ilkeye “araştırma mecburiyeti ilkesi” denilmektedir.11
İhbar ve şikayet üzerine suç işlendiğini haber alan Cumhuriyet savcısı, kamu davasını açmaya gerek olup olmadığını belirleyebilmek amacıyla araştırma ve soruşturma faaliyetine başlar. (CMUK 153) Gecikilmesi durumunda zarar umulan hallerde, Cumhuriyet savcısı gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür; bu tedbirler arama, elkoyma, toplatma ve yakalama gibi olabilir. Savcılar, coğrafi bakımından yetkili bulundukları sınırlar (il veya ilçe sınırları) içinde işlenen suçlarda soruşturma yapmak ve dava açmakla yetkili ve görevlidirler. Cumhuriyet savcıları, yargı sınırları dışında işlenen suçlarda soruşturma yapamaz ve dava açamazlar.
Cumhuriyet Savcısı bu görevini yerine getirirken her türlü delili göz önünde bulundurmalı, yalnızca sanığın aleyhine olabilecek delilleri toplamakla yetinmemelidir. ( CMUK 153/2)
Cumhuriyet Savcısı’nın araştırma yapma görevine Cumhuriyet Savcısı’nın “hazırlık soruşturması yapması” da denir. Cumhuriyet savcısı hazırlık soruşturması yaparken gerekli bilgiyi bütün memurlara bu konuda emir vermek suretiyle elde edebilir. Hazırlık soruşturmasında savcının emriyle kolluk da delil toplar.Sulh hakiminin soruşturma işlemlerini yapmak ve bu arada delil toplamak yetkisine sahip olduğu durumlarda, bunun dışında kalan ( örneğin kamu davasını açmak gibi ) görevleri yapmak savcının yükümlülüğüdür. ( CMUK m 160)
Hazırlık soruşturması; suç haberinin soruşturmayı yapmakla yetkili olan makama ulaşması ve başlangıç şüphesinin oluşmasıyla başlatılır.12 Yetkili makamlar suçu şu şekilde öğrenebilirler:
* Hazırlık soruşturması yapmakla görevli makamlar suçu bizzat (resmen) öğrenebilirler.
* Suçtan doğrudan bir zarara görmeyen herhangi bir kişinin veya kamu makamlarının (vali, kaymakam, emniyet amiri gibi) suç işlendiğini ihbar etmesi ile,
* Suçtan zarara gören kişiler ile, onlar adına veli, vasileri veya vekillerinin şikayeti üzerine,
* Takibi (kovuşturulması) şikayete tabi suçlar13 da suçtan zarar görenin görevli mahkemeye şahsi dava açmasıyla,
* Kovuşturulması Adalet Bakanı’nın talebine bağlı suçlar ile (TCK 3,4,6,7) kamu makamlarının başvurusuna bağlı suçlarda Adalet Bakanı veya kamu makamının talebi ile suç işlendiğini öğrenebilirler.
Esas olarak hazırlık soruşturmasını yapmak görevi Cumhuriyet Savcısınındır.Ancak Cumhuriyet Savcıları soruşturmayı bizzat kendileri yapmak yerine yardımcıları sıfatıyla kolluk makam ve memurlarına (polis ve jandarmaya) da yaptırabilir. Cumhuriyet Savcıları kolluk makamlarının başlayıp sürdürmekte olduğu soruşturmaya da her an müdahale edebilir ve kaldığı yerden soruşturmaya devam edebilir.
Hazırlık soruşturmasını belli başlı özellikleri ise gizli ve yazılı olması, farklı yerlerde ve farklı kişiler tarafından yapılan işlemlerin sonradan birleştirilebilmesi ve acele işlerden olduğundan soruşturmanın geciktirilmeden tamamlanması mecburiyetidir.
Ceza muhakemesinin amacına ulaşabilmesi için yargılamanın ilk aşaması olan hazırlık soruşturmasının en iyi şekilde yapılması gerekmektedir. Hazırlık soruşturmasına gereken dikkat ve özenin gösterilmesinin ceza yargılaması bakımından umulmadık faydaları vardır.14
Suçun ihbarı, olayın resmen öğrenilmesi veya şikayet yoluyla suç haberi kendisine ulaşan Cumhuriyet Savcısı soruşturmaya başlayıp suç haberinin doğru olup olmadığını araştırır. Suç haberinin doğru olduğunun anlaşılmasıyla birlikte yapılacak en önemli iş delillerin karartılmadan bir an evvel toplamasıdır. Olay yerinde yapılan keşfin, otopsinin yetersiz olması, taksirli suçlar bakımından sanığın kusurlu olup olmadığının olay yerinde tespit edilmemesi yargılamanın gecikmesine neden olduğu gibi delillerin kararması ( ortadan kalkması) ile somut gerçeği bulmayı amaçlayan ceza yargılaması faaliyetinin amacına ulaşmasına engel olacaktır.15
CMUK’da 1985 yılında 3206 sayılı kanunla yapılan bazı değişikliklerle ilk soruşturma aşaması kaldırılmıştır.16
Delil toplama işlemi sırasında, bazen temel hak ve hürriyetlere müdahale söz konusu olabilir. Söz konusu bu müdahalelerin ( elkoyma, arama vb. gibi) oranlılık ilkesi çerçevesinde olması gerekir.17Hazırlık soruşturması esnasında sanığın karşılaşabileceği kötü muameleye maruz kalma, ifadesinin suçla bağlantılı olabilecek şekilde tahrif edilmesi gibi risklere karşı korunması da ayrıca önemli bir konudur. Bu risklerin önüne geçebilmek ve hazırlık soruşturması süresince neler olup bittiğinin şüpheye yer bırakmayacak bir biçimde aydınlatılabilmesi için de sanığa birtakım haklar verilmesi gerektiği belirtilmektedir.18
Hukuka aykırı yollardan delil toplanması, örneğin sanığa işkence edilerek suçun ikrar ettirilmesi veya şartlarının yerine getirilmeden arama yapılması suç teşkil eder. (TCK 243, 194) Gecikilmesinde sakınca bulunan durumlarda savcı keşif yapabilir. ( CMUK 78) Ayrıca bu gibi durumlarda Cumhuriyet Savcıları otopsi ve ölü muayenesinde de yetkili sayılmışlardır. (CMUK 79)
Hazırlık soruşturmasının tüm işlemleri çocuk ve gençler için de uygulanır. ÇMK’ya göre, küçük ve genç için hazırlık soruşturması bizzat Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet savcılarınca yürütülmelidir.19 Cumhuriyet savcısı diğer bazı suçlara ilişkin hazırlık soruşturmasını da bizzat kendisi yapmak durumundadır.20 Sanığın sorgusu, tanık ve bilirkişilerin dinlenilmesi veya bir keşif ve muayene esnasında Cumhuriyet Savcısını yanında bir zabıt katibi bulunmalıdır. (CMUK 161)
Hazırlık soruşturmasında Cumhuriyet savcısı tarafından yapılması gereken işlemler ise kısaca şöyle sayılabilir:
- Sanık, mağdur ve tanıkların celbedimesi ve dinlenilmesi
- Muayenesi gereken sanıkların muayenelerinin yaptırılması
- Nüfus kayıtları ile ilgili bilgilerin çıkartılması
- Adli sicilden varsa sabıka kayıtlarının alınması
- Şuçla ilgili eşyalarının emanete alınması
- Gerekirse tutuklu sanığın salıverilmesi (CMUK 126)
- Suçluların iadesi ile ilgili olarak gerekli işlemlerin yapılması
- Gıyabi tutukluların yakalanmasını temin etmek
- Defnedilen ölünün muayenesi ve otopsi yapılması
- Gecikilmesinde sakınca olan durumlarda keşif ve otopsi yapılması, bilirkişi tayin edilmesi, arama ve yakalamaya karar verilmesi
Cumhuriyet savcısının hazırlık soruşturmasında hakimden yapılmasını talep edebileceği işlemler ise,
- Gecikilmesi sakıncalı olmayan durumlarda, keşif ve otopsi yapılması, bilirkişi tayin edilmesi, yakalama ve arama kararı verilmesi
- Sanığın tutuklanması ve sorgusunun yapılması
- Müsadere kararı verilmesi
- Sanığın gözaltına alınması
- Muhbir ve müfteriye masraflarının yükletilmesi
Cumhuriyet savcısı soruşturma sonunda sanığın suçluluğunu ortaya koyabilecek herhangi bir delil bulamamış ve sanık hakkında kuvvetli bir şüphe oluşmamış ise takipsizlik ( kovuşturmaya yer olmadığı ) kararı verecektir. Sanık hakkında kamu davası açabilmek için kuvvetli bir isnada ihtiyaç vardır. Suç işlendiğine dair bu isnadın yapılabilmesi için yeterli delil varsa kamu davası açılacak, yoksa takipsizlik kararı veyahut da suçu işleyenin kimliği belirli değil ise, failin bulunabilmesi için soruşturma evrakının daimi aramaya alınması kararı verilecektir. Cumhuriyet savcısı önüne gelen soruşturma evrakı ile ilgili olarak mutlaka bir karar vermekle yükümlüdür.
Cumhuriyet savcısı yaptığı soruşturma sonunda yeterli delil bulursa sanık hakkında kamu davasını açmak mecburiyetindedir.
bb - Kamu davası açmak ve Yürütmek
Hazırlık soruşturması sonunda toplanan delillerin Cumhuriyet Savcısı tarafından takdir edilip suç şüphelerinin ciddi olduğu kanaati oluşursa kamu davası açılacaktır. Cumhuriyet savcısı tarafından kamu davasının açılmasını ifade eden bu ilkeye kovuşturma mecburiyeti ilkesi denilmektedir. ( CMUK 163)
Hazırlık soruşturması sonuçlandığında failin işlediği fiilin suç teşkil ettiğinin tespiti ile hakkında kamu davası açıldığı takdirde şüpheli sanık statüsüne girecekti. Ancak hazırlık soruşturması sırasında şüpheli hakkında yeterli delil bulunması halinde de tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilen şüpheli şahıs da sanık statüsüne girmektedir. Genel af, ölüm, zamanaşımı veya sanık hakkında beraat kararı verilmesi ile kovuşturma sona ereceğinden sanıklık sıfatı da son bulacaktı.21 Sanığın belirli bir suçundan dolayı cezalandırılması ve ikinci bir suçundan dolayı alacağı cezanın bu cezaya herhangi bir etkisinin olmayacağı anlaşıldığı takdirde Cumhuriyet Savcısı sanık hakkında bu suçtan dolayı kamu davası açmayacaktır. ( CMUK 149)
Kamu davasını açmak Cumhuriyet savcısının bir yetkisidir. CMUK.148/2’de Kamu davasını açmak yetkisi sadece Cumhuriyet savcılarına tanınmış ve her ne kadar bu konuda savcılar lehine bir tekel oluşturulmuş olsa da, muhtelif kanunlarla bu kurala istisnalar getirilmiştir. Bu istisnalara bir örnek olarak Başbakan ve bakanlar haklarında TBMM üye tam sayısının en az onda birinin vereceği önergeyle soruşturma açılabilmesi verilebilir. Ayrıca kara para suçları yönünden savcının suç haberinin ulaşmasıyla kendiliğinden araştırma yapma yetkisi ve mecburiyeti sınırlandırılmıştır.22
Kamu davasının açılabilmesi için bazı şartların oluşması gerektiğini daha önce belirtmiştik. Bu şartları kısaca sayacak olursak;
- Fiilin belirli olması
- Failin belirli olması
- Ceza takibini gerektirecek yeterli delil bulunması
- Dava şartlarının gerçeklemiş olmasıdır.
Böylece somut olayda fiil ve failin belirlenmiş, yeterli suç şüphesi oluşmuş ve dava şartları da gerçekleşmişse savcı dava açmaktan kaçınamaz. Kamu davası açmaya mecburdur. Eğer savcı dava açmak mecburiyetinde olmamış olsa idi o zaman burada da kovuşturma mecburiyeti ilkesi değil maslahata uygunluk ilkesi söz konusu olacaktı. Ceza yargılaması hukukumuzda maslahata uygunluk ilkesi kabul edilmemiştir.23
Son soruşturmaya başlanılması ancak kamu davasının açılması ile mümkündür. (CMUK 147) Yukarda bahsolunan şartlar gerçekleştiğinde Cumhuriyet savcısı bir iddianame hazırlayarak kamu davası açacak ve böylece son soruşturma aşamasına geçilmiş olacaktır.
Cumhuriyet savcısı tarafından kamu davasının açılmasına karar verildiği takdirde düzenlenen iddianamede sanığın açık kimliği; adı, soyadı,doğum yeri ve tarihi, ana ve baba adı, nüfusa kayıtlı olduğu yer, oturduğu yer, medeni hali, işi ve eğitim durumu belirtilmelidir. Sanığa isnat olunan fiil de ayrıca ayrıntılı bir şekilde belirtilir.
Hazırlık soruşturması sırasında fiilin şahsi dava yoluyla kovuşturulması gereken suçlardan olduğu anlaşılırsa, suçun işleniş şekli, mağdurun kişiliği ve suçun işlendiği yer gibi birtakım hususları dikkate alan Cumhuriyet savcısı tarafından kamu davasının açılıp açılmamasına karar verilecektir.24
Cumhuriyet Savcısı kamu davasını açtıktan sonra geri alamaz ve iddianameyi değiştiremez. Ancak bazı yazım hataları ve esasa ilişkin olmayan maddi hataların düzeltilmesi mümkündür.
Cumhuriyet Savcısı sulh ceza mahkemelerindeki duruşmalarda hazır bulunmaz. Ancak savcı bu mahkemelerin verdiği kararlardan temyizi kabil olanları tefhim tarihinden itibaren temyiz edebilir. Asliye ve ağır ceza mahkemelerinde ise savcı bizzat bulunur.25 Kendisine tanınan yetkileri usulüne uygun olmak kaydıyla kullanır. Cumhuriyet Savcısının duruşmada talep edebileceği belli başlı hususlar ise şunlardır:
- Kendi gösterdiği tanıkları dinlemek ve isticvap etmek ( CMUK 232 )
- Sanıklara soru sormak
- Tanıkların verdiği çelişkili beyanların giderilmesini, keşif yapılmasını, yetersiz bilirkişi raporlarının başka bilirkişilere gönderilmesini sağlamak
- Duruşmaların kanuni esaslara açık veya gizli göre yapılmasını, delillerin ikamesi sırasında sanık veya varsa müdahil birlikte istemde bulunursa herhangi bir delilden vazgeçilmesini sağlamak ( CMUK 238)
- Sanığın akli dengesinin yerinde olup olmadığının tespitini veya gözetim altına alınmasını talep etmek
- Sanığın tutuklanması veya serbest bırakılmasını, suç vasfının değişmesi halinde sanığa ek savunma hakkı verilmesini, sanığın duruşma esnasında ortaya çıkan bir suçundan dolayı onayı alınarak davanın birlikte görülmesini talep etmek
- Davanın mahkemenin görevine girmediği(görevsizlik iddiası) veya iddianame okunmadan önce yetkisi dışında olduğu( yetkisizlik iddiası) kanaatinde ise bu iddiaları ileri sürmek26
Nihayet Cumhuriyet savcısı, somut olayın niteliğine göre maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için sanığın lehinde veya aleyhinde yapılması gerekli olan her türlü iddiayı ileri sürmeye veya müdahil ile varsa vekillerinin taleplerine karşı cevap vermeye yetkili ve aynı zamanda görevlidir. Bu taleplerin reddi halinde itirazı kabil olanlara acele itiraz edebileceği gibi temyizi kabil olanları da esas hükümle birlikte temyiz edebilir.
Delilerin ikamesi ve tartışılması bittikten sonra söz önce davacıya sonra Cumhuriyet Savcısına verilir. Cumhuriyet savcısına söz verildiğinde savcının incelemenin genişletilme-sine ilişkin başka bir talebi yoksa, mahkeme başkanı tarafından esas hakkındaki mütalaası istenir. Cumhuriyet savcısı mütalaasında sanığın beraatını veya mahkumiyetini, duruşmanın tatilini, davanın düşmesini, ceza tertibine yer olmadığı kararı verilmesini, davanın reddini ( CMUK 253) veya davaların birleştirilmesini, davanın ertelenmesini, cezanın ortadan kaldırılması veya ıskatını, görevsizlik kararı verilmesini talep edebilir.27
Cumhuriyet savcısın mahkeme tarafında verilen görevsizlik kararlarına karşı acele itiraz yoluna başvurma yetkisi vardır. ( CMUK 263/3 )
-
AİLENİN KORUNMASINA DAİR KANUN
Kanun Numarası: 4320
Kabul Tarihi: 14/01/1998
Yayımlandığı Resmi Gazete Tarihi: 17/01/1998
Yayımlandığı Resmi Gazete Sayısı: 23233
Madde 1 - Türk Kanunu Medenisinde öngörülen tedbirlerden ayrı olarak, eşlerden birinin veya çocukların veya aynı çatı altında yaşayan diğer aile bireylerinden birinin aile içi şiddete maruz kaldığını kendilerinin veya Cumhuriyet Başsavcılığının bildirmesi halinde, Aile Mahkemesi Hakimi re'sen meselenin mahiyetini gözönünde bulundurarak aşağıda sayılan tedbirlerden bir ya da bir kaçına birlikte veya uygun göreceği benzeri başkaca tedbirlere de hükmedebilir:
Kusurlu eşin;
a) Diğer eşe veya çocuklara veya aynı çatı altında yaşayan diğer aile bireylerine karşı şiddete veya korkuya yönelik davranışlarda bulunmaması,
b) Müşterek evden uzaklaştırılarak bu evin diğer eşe ve varsa çocuklara tahsisi ile diğer eş ve çocukların oturmakta olduğu eve veya iş yerlerine yaklaşmaması,
c) Diğer eşin, çocukların veya aynı çatı altında yaşayan diğer aile bireylerinin eşyalarına zarar vermemesi,
d) Diğer eşi, çocukları veya aynı çatı altında yaşan aile bireylerini iletişim vasıtalarıyla rahatsız etmemesi,
e) Varsa silah ve benzeri araçlarını zabıtaya teslim etmesi,
f) Alkollü veya uyuşturucu herhangi bir madde kullanılmış olarak ortak konuta gelmemesi veya ortak konutta bu maddeleri kullanmaması.
Yukarıdaki hükümlerin tatbiki maksadıyla öngörülen süre altı ayı geçemez ve kararda hükmolunan tedbirlere aykırı davranılması halinde tutuklanacağı ve hürriyeti cezaya hükmedileceği hususu kusurlu eşe ihtar olunur.
Hakim bu konuda mağdurların yaşam düzeylerini gözönünde bulundurarak tedbir nafakasına hükmeder.
Birinci fıkra hükmüne göre yapılan başvurular harca tabi değildir.
Madde 2 - Koruma kararının bir örneği mahkemece Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi olunur. Cumhuriyet Başsavcılığı koruma kararının uygulanmasını zabıta marifetiyle izler.
Koruma kararına uyulmaması halinde zabıta, mağdurların şikayet dilekçesi vermesine gerek kalmadan re'sen soruşturma yaparak evrakı en kısa zamanda Cumhuriyet Başsavcılığına intikal ettirir.
Cumhuriyet başsavcılığı koruma kararına uymayan eş hakkında Sulh Ceza Mahkemesinde kamu davası açar. Bu davanın duruşması yer ve zaman kaybına bakılmaksızın 3005 sayılı Meşhut Suçların Muhakeme Usulü Kanunu hükümlerine göre yapılır.
Fiili başka bir suç oluştursa bile, koruma kararına aykırı davranan eşe ayrıca üç aydan altı aya kadar hapis cezası hükmolunur.
-
Düşündüm düşündüm ne yapsam diye Ferda ablamında desteği ile bi hayvanat bahçesi açmaya karar verdim.:) Normal bahçemde var zaten birde hayvanlarımıza bahçe yapalım dedim. :)
Karıncalarımız.
Buradan görebilirsiniz.
Köpeklerimiz.
Buradan görebilirsiniz.
İneklerimiz.
Buradan görebilirsiniz.
Sineklerimiz.
Buradan görebilirsiniz.
Salyangozlarımız.
Buradan görebilirsiniz.
Kurtlarımız.
Buradan görebilirsiniz
-
Yazan: May 20th, 2008, 1:17pm MSD - Meltem
OLAY
Bir piliç, bir yolda karşıdan karşıya geçer.
SORU
Piliç karşıdan karşıya niçin geçer?
CEVAPLAR
RENE DESCARTES
Yolun öbür tarafına geçmek için.
EFLATUN
İyiliği için. Gerçek, öteki taraftadır.
ARISTOTELES
Karşıdan karşıya geçmek pilicin doğasıdır.
KARL MARX
Tarihsel olarak kaçınılmazdı.
HIPOKRATES
Pankreasının aşırı salgısı yüzünden.
MARTIN LUTHER KING JR.
Tüm piliçlerin nedenini açıklamak zorunda kalmadan özgürce karşıdan
karşıya geçtikleri bir dünya düşlüyorum.
RICHARD M. NIXON
Piliç karşıdan karşıya geçmedi, tekrar ediyorum, piliç asla yolun
karşısına geçmedi.
SIGMUND FREUD
Pilicin karşıdan karşıya geçmesiyle ilgilenmeniz, sizde güçlü ve
latant bir cinsel güvensizlik duygusunu ele vermektedir.
BUDA
Bu soruyu sormak, sizin kendi piliç doğanızı inkâr etmektir.
GALILEI
Oysa piliç karşıdan karşıya geçiyor...
CHARLES DE GAULLE
Piliç belki yolun karşısına geçti, ama otoyolun karşısına henüz geçmedi.
EINSTEIN
Pilicin yolun karşısına geçmesi ya da yolun pilicin ayakları altında
yer değiştirmesi, tümüyle sizin gösterdiğiniz referansa bağlıdır.
BILL CLINTON
Anayasa üzerine yemin ederim ki bu piliçle aramda hiç bir şey geçmemiştir.
SÜLEYMAN DEMİREL
Piliç geçmişse geçmiş, geçmemişse geçmemiştir.
TANSU ÇİLLER
Bu memleket için karşıdan karşıya geçen piliç de bizimdir, üstünden
geçen traktör de bizimdir.
R. TAYYİP ERDOÐAN
Ben tavuklu sandviç de satmıştım.
ABDULLAH GÜL
Hayır, bana böyle bir bilgi verilmedi ama karşıdan karşıya geçtiyse
hükümet gereğini yapar.
GEORGE W. BUSH
Pilicin bu yolda BM kararlarına rağmen cezalandırılmadan karşıdan
karşıya geçmesi, demokrasiye, özgürlüğe ve adalete kafa tutmaktır. Bu
durum, o yolu bizim çoktan bombalamış olmamız gerektiğini
göstermektedir. Bölgede barışı sağlamak amacıyla ve savunduğumuz
değerlerin tavuk türü teröristler tarafından bir kez daha ayaklar
altına alınmaması için Amerika Birleşik Devletleri oraya karadan 243
bin GI, havadan 846 bombardıman uçağıyla desteklenen 17 uçak gemisi,
46 firkateyn ve 154 kruvazör göndermeye karar ve bu güçlerine özgürlük
ve demokrasi adına 5 bin kilometre çapındaki bir alanda bulunan tüm
kümesleri yerle bir etmek görevi vermiştir. Bu kutsal görev, ülkede
uzaktan yakından kümese benzeyen her şeyi bir avuç kül haline
getirinceye kadar sürecek ve küstah kümes efradını milletimize kafa
tutması önlenecektir. Hükümetimiz, ondan sonra ülkedeki kümeslerin
standartlara uygun biçimde yeniden inşasına ve başlarına ABD
Büyükelçisi tarafından demokratik olarak seçilecek bir horoz geçirmeye
karar vermiştir. Kümeslerin yeniden inşası finansmana karşılık olarak,
bölgedeki tüm yem üretimine 30 yıl süreyle el koymakla yetineceğiz.
Yerel canlıların, bizimle işbirliği yaptıkları takdirde yem üretiminin
bir miktarından özel fiatlarla istifade ettirilmesi öngörülmüştür. Bu
yeni adalet, özgürlük ve barış kümesleri ülkesinde, size temin ederiz
ki bir daha asla bir piliç bir yoldan karşı karşıya geçmeye
kalkmayacak, çünkü yol kalmayacak ve piliçlerin de yürüyecekleri
bacakları olmayacaktır. Tanrı Amerika'yı takdir etsin!
MEHMET (Türk erkeği)
Piliç sarışın mı? Esmer mi?
-
Yazan: May 20th, 2008, 1:10pm MSD - Meltem
-
Yazan: May 20th, 2008, 1:07pm MSD - Meltem
Komik Mal Beyanları
Bu bölümde, borçlular tarafından icra dairelerine verilmiş olan mal beyanı dilekçelerinden ilginç bölümler yer almaktadır.
Ø Ø “Geçimimi çalışarak sağlamaktayım, bilgilerinize arz ederim.”
o o Geçimini çalışmadan sağlayanlar da var demek ki.
Ø Ø “Borçlu Mustafa’ nın keçi sürüsü olduğundan kendisinden bu paranın alınması, benden mal beyanı istemektesiniz, mal beyanında bulunuyorum.”
o o Başkasının malını beyan etmek kolay tabii.
Ø Ø “Gayrimenkul malım olarak, 1977 model reno marka steyşın arabam bulunmaktadır.”
o o Eski arabalar gayrimenkul sınıfına giriyor galiba.
Ø Ø “Evimde borca yetecek kadar televizyon ve buzdolabı vardır.”
o o Ev, ev değil, beyaz eşya deposu.
Ø Ø “Borcumu müsait bir zamanda ödemek istiyorum.”
o o Mesela ne zaman?
Ø Ø “Borcumu karşılayacak adıma kayıtlı menkul ve gayrimenkul malım olarak evimde bulunan televizyon ve buzdolabım vardır.”
o o Hangisi menkul, hangisi gayrimenkul acaba, nerede kayıtlı olduğunu da bir öğrenebilsek.
Ø Ø “Kendime ait tapulu taşınır ve taşınmazım bulunmadığından mal beyanında bulunamadığımı saygılarımla arz ederim.”
o o Olsa bulunacakmış.
Ø Ø “Borcumu şu an için ödeme imkanım yoktur, imkanım olduğu anda ödeyeceğim.”
o o İmkanı olur olmaz ödeyecek, paranın kokusu gelmeye başladı.
Ø Ø “Kiraladığım tarlada bir dönüm salatalık paramı alamadım, salatalık paramın mal beyanı olarak kabul edilmesi.”
o o İyi de salatalık parası kaç para? onu anlayamadık.
Ø Ø “Kendim içkili lokanta işi yaparak geçimimi sağlamaktayım, işyerimdeki tüm demirbaşlarımın mal beyanı olarak kabulünü arz ederim.”
o o Bu demirbaşlar rakı şişeleri ile kadehler mi acaba?
Ø Ø “Adıma kayıtlı gayrimenkul ve menkul malım yoktur, bu nedenle mal beyanımı boş olarak veriyorum.”
o o Demek ki malı mülkü olsa mal beyanına ekleyip de verecekmiş.
Ø Ø “Geçimimi çalışarak belediye yardımı ile sağlamaktayım”
o o Anlayan varsa beri gelsin.
Ø Ø “Ben asıl borçlu değilim, grubumuzda bulunan sıradan borçluyum”
o o Sıradan borçlu nasıl oluyor acaba? İcra İflas Hukuku yeni terimler kazanıyor.
-
Yazan: May 20th, 2008, 1:05pm MSD - Meltem
Evlilikte sevginin evrimi
6. hafta: Seni seviyorum!
6. ay: Tabii ki, seni seviyorum...
6. yıl: Seni sevmesem çoktan çeker giderdim.
6. hafta: Aşkımm, ben geldim...
6. ay: Selam!
6. yıl: Annen ne yemek yapmış?
6. hafta: Zahmet etme, ben açarım.
6. ay: Ben açayım mı kapıyı?
6. yıl: Yahu şu kapıya baksanıza!
6. hafta: Sevgilim, Ayşe telefonda!
6. ay: Seni arıyorlar...
6. yıl: Telefoooon!
6. hafta: Zor bir çocukluk geçirmişsin...
6. ay: Senin anan da cins ha!
6. yıl: Ulan tam da anana çekmişsin.
6. hafta: Bu yaz seni Venedik´e götüreceğim...
6. ay: Tatilde Ankara´ya gitsek ne olur?
6. yıl: Niye, evin suyu mu çıktı?
6. hafta: Bu yüzüğü inş seversin.
6. ay: Resim çerçevesi aldım, her zaman lazım.
6. yıl: Şu parayla kendine bir şey al.
6. hafta: Hangi filmi görmek istersin?
6. ay: Başyapıt´a gidelim mi?
6. yıl: Başyapıt´ı gör, ben çok beğendim.
6. hafta: Üzülme sevgilim, leke yapmaz.
6. ay: Dikkat etsene yahu!
6. yıl: Amma da sakarsın be kadın!
6. hafta: Ben pek bu fikirde değilim.
6. ay: Bu konuda yanlış düşünüyorsun.
6. yıl: Saçma sapan konuşma, Alla´sen...
6. hafta: Yaptığın yemeklere de bayılıyorum!
6. ay: Bu akşam ne yiyoruz?
6. yıl: Gene mi makarna!?
6. hafta: Bir şey içer misin?
6. ay: Bir ayran içerim.
6. yıl: Gene buz koymayı unutmuşsun.
6. hafta: Bu elbise sana çok yakışmış.
6. ay: Bir elbise daha mı aldın?
6. yıl: Kaç para verdin buna?
6. hafta: Özür dileyecek bir şey yapmadın ki...
6. ay: Biraz dikkat etsene be kızım!
6. yıl: Hay senin eline...
-
Yazan: May 20th, 2008, 12:55pm MSD - Meltem
-
Yazan: May 20th, 2008, 12:53pm MSD - Meltem
Müşteri Hizmetleri
MT: - iyi günler ben Alia size nasil yardimci olabilirim?
Abone: - simdi Aria Hanim, benim bir Aria hattim vardi. Ya bu arada sizdeki herkesin adi Aria ve Aycell(Aysel) mi?
***
MT: - isminizi ögrenebilir miyim?
Abone: Ne yapcaksiniz ismimi, ben hat sahibi degilim.
MT : Hitab etmek açisindan sormustum.
Abone: Siz bana kisaca Rüzgarin Oglu diyebilirsiniz.
***
Abone: iyi günler , ben Turkcell hat kullaniyorum, Avea ya geçmeyi düsünüyorum. Ama önce sizin bilgi seviyenizi ölçücem. Eger siz yeteri kadar bilgiliyseniz ben de Avea ya güvenerek hat alirim.
MT: (saskin bir sekilde) Memnuniyetle sorularinizi yanitlayabilirim.
Abone: Preveze Deniz Savasi kaç yilinda olmustur?
MT: ?!?!?!?
Abone: Noldu bilemediniz?
MT: Biz burdan sadece is ile ilgili sorulara cevap verebiliyoruz.
Abone: Demek bilmiyorsunuz sorumun cevabini?
MT: 1538
Abone: Bilemediniz.
MT: (Dayanamaz) Bildim Ahmet Bey bildim. Preveze Deniz Savasi 27 Eylül 1538 de Andrea Dorya komutasindaki Haçli Donanmasi ile Barbaros Hayrettin komutasindaki Osmanli Donanmasi arasinda yapilmistir. Bu savastan sonra Akdeniz Türk gölü haline gelmistir.
Abone: Bravo, ben sizi denemistim zaten.
(Adam nerden bilsin MT nin Tarih bölümü son sinif ögrencisi oldugunu)
***
Abone: iyi günler, hattimi açtigimda bana pin sormuyor, baska bir sey soruyor. Ne yapmam lazim?
MT: Memnuniyetle yardimci olayim, ne soruyor ögrenebilir miyim?
Abone: Bugün Allah için ne yaptin? Diye soruyor.
***
MT: Size birkaç kodlama ileticem, not alabilir misiniz?
Abone: Tabi. Kagit kaleminiz var mi?
MT: Var da sizin pek isinize yaramaz.
Abone: Harbi ya... Kusura bakmayin iyi degilim ben bugün.
MT: Yok, önemli degil
-
Yazan: May 20th, 2008, 12:52pm MSD - Meltem
Gunaydin!
Iyi gunler,
.... Ruh ve Sinir Hastaliklari Hastanesini aradiginiz icin tesekkurler.
For english please dial something else...
-Eger takintilariniz varsa, devamli olarak 1'e basin....... ..
-Eger cok kisilikli iseniz 2, 3 ve 4 e basin....... .
-Eger travma sonrasi sinir bozuklugundan sikayetciyseniz, 5'e basin ama cooook yaaavaaaas ve diiikkaaaaatliiiiiiiceeeee.. ......
-Eger ikilemlerden sikayetciyseniz, 6'ya basin. Simdi 9'a basin, Simdi 6ya basin ve simdi 9'a basin....
-Eger gaipten sesler duyuyorsaniz 7'ye basin, telefonunuz ana gemiye yonlendirilecektir. .....
-Eger kisa sureli hafiza kaybindan sikayetciyseniz, 8e basin, 8 e basin, 8 e basin, 8 e basin, 8 e basin, 8 e basin, 8 e basin, 8 e basin, 8 e basin.....
-Eger sizofreni sikayetiniz varsa dikkatlice dinleyin.Kisik bir ses size hangi numaraya basmaniz gerektigini soyleyecektir. ....
-Eger sinir bozuklugundan sikayetciyseniz, musteri temsilcisi cevap verene kadar diez tusuna basarak oyalanin.... ..
-Eger Uyusturucu ya da Alkol bagimlisiysaniz, birinden sizin yerinize yildiz tusuna basmasini rica edin.......
-Eger depresyondan sikayetciyseniz, tusa basmaya zahmet etmeyin size zaten kimse yardim edemez......
-Eger Paranoyaksaniz, hicbir tusa basmaniza gerek yok... Kim oldugunuzu, ne istediginizi ve size nasil ulasabilecegimizi biliyoruz... ....
-Eger Asagilik kompleksiniz varsa, lutfen telefonu kapatin cunku tum operatorlerimiz su an mesgul ve hicbiri size zaman ayiramaz.... ....
-
Yazan: May 20th, 2008, 12:50pm MSD - Meltem
-
Yazan: May 20th, 2008, 12:46pm MSD - Meltem
-
Yazan: May 20th, 2008, 12:45pm MSD - Meltem
-
Yazan: May 20th, 2008, 12:43pm MSD - Meltem
Hayattaki 6 gerçek
Hayattaki 6 gerçek:
1) Bir insanın diliyle tüm dişlerine dokunması imkansızdır.
2) İlk gerçeği okuduktan sonra bütün aptallar diliyle dişlerine dokunmayı denerler.
3) İlk gerçek yalandı.
4) Aptal olduğunu farkettiğin için şu anda gülümsüyorsun.
5) Şimdi sen de bu gerçekleri forward etme düşüncesindesin.
6) Ve yüzünde hala aptal bir gülümseme var..
-
Aile MAHKEMESİ sayın HÂKİMLİÐİ’NE
……….
DAVAcı
:
VEKİLİ
:
Av.
davalı
:
Hasımsız
konu
:
Bekleme süresinin kaldırılması
AÇIKLAMALAR
:
1. Müvekkile ……… ile eşi …….., ……. Aile Mahkemesinin 2008/... Esas ve 2008/... Karar sayılı dosyası ile 14.03.2008 tarihinde boşanmışlardır. Boşanma kararı kesinleşmiş ve karar nüfusa işlenmiştir.
2. Şimdi ise müvekkile bir başkası ile evlenmek istemektedir. Gebe değildir. 300 günlük bekleme süresinin kaldırılması için zorunluluk doğmuştur.
HUKUKİ NEDENLER : MK, HMUK ve İlgili mevzuat
DELİLLER : Nüfus Kayıtları, boşanma ilamı, doktor raporu, ikamesi mümkün her türlü delil
SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda arz ve izah ettiğimiz nedenlerden ötürü inceleme yapılarak;
Müvekkile hakkında Medeni Kanunun ilgili maddesi gereğince zorunlu olan 300 günlük bekleme süresinin kaldırılmasına karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim.
……/…../…..
Davacı Vekili
Av. ……..
-
Bilindiği üzere son zamanlarda hukuk mesleğini icra eden bizlere yöneltilen sözlü veya fiili saldırılar artmış bulunmaktadır.Bu köşede bu melun saldırılara uğrayan meslektaşlarımıza bir şekilde geçmiş olsun diyelim,aynı zamanda saldırı olaylarını buradan ifşa edelim ve yapılması gerekenleri tartışalım derim.Ne dersiniz?
-
Yazan: May 18th, 2008, 11:52am MSD - Admin
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi (ZKÜ) Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı ve kulak burun boğaz (KBB) doktoru Fikret Çınar, son yıllarda toplumlarda alerjik hastalıkların giderek daha sık görülmekte olduğunu ve bunlardan kurtulmak için öpüşmenin yararlı olduğunu söyledi.
Artan alerjik hastalıklar içinde en önde alerjik rinit (alerjik nezle) geldiğini söyleyen Çınar, şunları söyledi: "Hastalığa kişilerin yüzde 30'unda rastlanmaktadır. Alerji farklı tepki vermek anlamında bir kelimedir ve alerjik kişiler zararsız maddelere karşı herkeste görülmeyen farklı ve aşırı reaksiyon gösterir. Bu cevap burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırma, aksırma nöbetleri, göz yaşarması, öksürük şeklinde görülebilir. Yani alerjik rinitli bir hastanın bu belirtilerle birlikte yaşam kalitesi son derece kötüleşir. Uykusu bozulan,iş ve okul performansı azalan, günlük aktivitelerini yapamayan bir kişi olarak ortaya çıkar."
HASTALIK YAYGINLAŞMAKTADIR
Bugüne kadar 20 bine kadar alerjinin tanımlandığını anlatan Çınar, hastalığın yaygınlaşmasında 4 ana etmenin etkili olduğunu söyledi. Hastalığın bu derece yaygınlaşmasındaki dört ana etmenin, çevre kirliliği, kapalı ortamlarda yaşama süresinin uzaması, alerji yapıcı etmenlerin ortaya çıkması ve stres olduğunu anlatan Çınar, şöyle konuştu: "Bugüne kadar 20 bine kadar alerjen tanımlanmıştır. Egzost gazları ve sülfür partikülleri polenlerin alerjenik etkisini artırmakta evde kalış süresinin uzamasıev böcekleriyle teması dolayısıyla böcek alerjisini artırmakta, katkı maddelerinin yoğun kullanılması yeni alerjenlerin ortaya çıkmasına yol açmaktadır."
Son dönemde stresin alerji üzerindeki etkisiyle ilgili çalışmaların yoğunlaştığını anlatan Çınar, sözlerine şöyle devam etti: "Stresli yaşamın alerji üzerindeki etkisi kabul edilmektedir. Ancak bağışıklık sisteminin işleyişindeki bozuklukla stres arasındaki mekanizma tam anlaşılamamıştır. Eldiven alerjisi olan kişilerde Mozart dinlemenin bağışıklık yanıtı hücrelerini (İGE) azalttığı yani derideki alerjiye bağlı kabartıları, deri yanıtını azalttığı buna karşın aynı sonucun Beethoven dinlemekle alınmadığı gösterilmiştir. Aynı durumun gözyaşı döktüren Kramer Kramere karşı gibi duygusal film seyredenlerde de görüldüğü duygulanarak gözyaşı dökmenin alerjik yanıtları azalttığı dahası alerjik hastalıkların tedavisinde kullanılabileceği ileri sürülmüştür."
ÖPÜŞMEK ALERJİYİ AZALTIYOR
Son olarak Çınar, stresin alerjik deri yanıtını ve alerjene özgü ige yapımını artırdığı ancak çocukta gevşemeye neden olan anne öpücüğünün ve eş ya da sevgili öpücüğünün alerjene özgü ige yapımını azaltarak alerji belirtilerini ortadan kaldırabileceğini bildirdi. Çınar, sanılanın aksine alerjinin doğru teşhis ve tedaviyle çözümlenebilecek bir sorun olduğunu söyledi.
Deri testleri ve kanda alerjene özgü ige'lerin saptanmasıyla etmenin belirlenmesi, alerjenden korunma, ağız yoluyla alınan antihistaminikler, burun yoluyla kullanılan steroid spreyler ve ağız yolu ya da enjeksiyonla uygulanan aşı tedavisi (immünoterapi) günümüzde kabul edilmiş tanı tedavi yöntemleridir. Gerektiğinde buruna yönelik cerrahi uygulamaları da yapılmaktadır.
-
Yazan: May 18th, 2008, 11:14am MSD - n73
iddet süresini kaldırmak için hastaneden rapor alıp mahkemeye dilekçeylemi başvurmak lazım.Yoksa önce mahkemeye dilekçe verip sonra hastaneden rapor alıp mahkemeye vermek lazım.bunu bana açıklarsanız sevinirim
-
Yazan: May 18th, 2008, 10:14am MSD - Meltem
Tag: Havayolu Komİk Konusmalar indir Havayolu Komİk Konusmalar nedir Havayolu Komİk Konusmalar kimdir
Onur Air tarafindan 9 YTL' den satışa sunulan yaklaşık 10 bin iç hat biletini almak için sirketin Çağrı Merkezi' ni arayanlar ile görevliler arasında ilginç diyaloglar yaşandı. İstanbul 23 Mart-30 Nisan 2006 tarihleri arasını kapsayan ve satışa sunulduktan sonra yarım gün içerisinde tükenen biletlerden almak isteyenler şirketin telefonlarının ve internet sitesinin günlerce kilitlenmesine neden olmuştu. İşte ilginç diyaloglardan bazıları:
-Hanımefendi; sizin bu 9 YTL lik bilet dediğiniz şey hani 8 den sonra 10 dan önce bir rakam var, ondan bahsediyorsunuz değil mi?
-Antalya ya ayın 22 sine iki kişilik yer ayırtacağım. Yer var mı?
-Var efendim hem de kampanyalı.
-Ne kadar?
-Bilet başı 9 YTL efendim.
-?
-Alo
-Kardeşim bilet ne kadar dedin?
-İki kişi 18 YTL, kişi başı 9 YTL efendim.
-Ya, gidin işinize saçmalamayın (içeriye seslenerek) yanlış düştü numara, dalga geçiyor birisi.
-Telefonu kapatır.
-Ben işadamıyım. Utanırım acenteden 9 YTL lik bilet istemeye. Böyle telefonla direkt alamaz mıyım?
-Kızım İzmir e 9 YTL lik biletlerden istiyorum iki tane.
-Maalesef İzmir e tüm kampanya biletlerimiz satıldı efendim.
-Adana ya olsun o zaman.
-Üzgünüm efendim Adana için olanlar da bitti maalesef.
-Ya; nereye varsa ver kızım. Şu kadını ölmeden bi uçağa bindireyim.
(Kampanyanın birinci haftası. Tüm biletler tükendikten sonra)
-İndirimli biletlerden istiyorum.
-Maalesef tüm kampanya biletlerimiz satıldı efendim.
-Yalancılar sizi. Bineceğim uçağa. Bağıracagim kim 9 YTL lik biletlerden aldı diye, kimse elini kaldırmazsa da sizi mahkemeye vereceğim.
-İndirimli bilet kaldı mı?
-Tüm kampanya biletlerimiz satıldı efendim.
-Ben öylesine sormuştum zaten. Olsa da almayacaktım.
-Samsun a iki kişilik 9 YTL lik biletlerden istiyorum. Ayın 8 ine.
-Var efendim. İsimleri alayım lütfen.
-Kızım bagajda filan değil, normal koltukta uçacağız değil mi biz?
-Elbette efendim.
-Emin misin sen?
-Eminim tabi efendim.
-İyi, alayım o zaman.
-Dokuz YTL lik bilet almıştım ama bir değişiklik yapacağım.
-Kampanya biletlerinde değişiklik yapamıyoruz efendim.
-Diyarbakır yerine Erzurum olacaktı sadece.
-Üzgünüm efendim 9 YTL lik biletlerimizde değişiklik yapamıyoruz.
-Soyguncular. Sadakam olsun.
-Ben gazeteciyim bir şey soracaktım.
-Sizi iletişim departmanımıza aktaralım efendim.
-Yok yok, haberle ilgili değil. Konuştum şimdi departmanla, doğruymuş kampanya. Ben, İzmir e 9 YTL lik biletlerden kaldi mı diye soracaktım.
-Dokuz YTL lik biletlerden istiyorum.
-Hangi yön ve tarihe olacak efendim.
-Hiç fark etmez. Çoluk çocuk uçak görsün.
-Bacım Gaziantep e 9 YTL lik bilet alacaktım.
-Maalesef hiç kalmadı efendim.
-Hiç mi kalmadı?
-Hiç kalmadı.
-Nasıl olur. Binlerce bilet satıldı yani.
-Kampanya dahilinde olanlar geçen hafta satıldı.
-O kadar adam ne yapacak Antep te hayret bir şey. Allah Allah.
-Alo
-Onur Air mi?
-Buyurun efendim Çağrı Merkezi nasıl yardımcı olabilirim?
-9 YTL lik bilet alacaktım.
-Sadece internet ve acentelerden alabiliyorsunuz. Ben sadece yer olup olmadığını söyleyebilirim.
-Ablacım ver sen parasını, ben gelince takdim edeyim sana. Biter filan şimdi.
Aşağıda Türk Hava Yollarını arayan kişilerin komik sorularını ve konuşmalarını bulabilirsiniz.
Yolcu : Semiha Yankı Havalimanı'nın telefonunu alabilir miyim? ( Sabiha Gökçen Havalimanı demek istiyor )
THY : İyi günler danışma..
Yolcu : İyi günler bugün nereden bilet alabiliriz?
THY : Sadece Taksim ve havalimanı açık bugün.
Yolcu : Anladım. Taksim'deki havalimanının telefonunu alabilir miyim?
Yolcu : Diyarbakır'a yer var mı acaba?
THY : Maalesef yok efendim?
Yolcu : O zaman beni yedek kulübesine yazar mısınız?
THY : İyi günler iç hatlar..
Yolcu : Bant kaydı mısınız, yoksa gerçek mi?
THY : Gerçeğim hanımefendi.
Yolcu : İyi o zaman iyi günler.
Yolcu : İstanbul'a son uçak kaçta?
THY : Nereden?
Yolcu : Buradan.
THY : Nereden arıyorsunuz?
Yolcu : Şehir içinden.
THY : Nereden?
Yolcu : Erzurum'dan.
Yolcu : İyi akşamlar hanıfendi Trabzon - İstanbul arası ne kadar sürüyo acaba?
THY : Bi saniye efendim.
Yolcu : Tamam teşekkürler, iyi akşamlar.
THY : Ne kadar kalıcaksınız Almanyada?
Yolcu : Neden soruyorsunuz?
THY : Ona göre bilet keseceğim onun için.
Yolcu : Ee olsun ben uçakta kalmıycam ki otelde kalıcam.
Yolcu : Çocuğumla ben uçucam, oğluma çocuk fiyatı istiyorum, ne kadardı?
THY : Çocuğunuzun 12 yaşını aşmaması gerekiyor, kaç yaşındaydı?
Yolcu : 32 yaşında.
THY : Çocuğun adını alabilir miyim?
Yolcu : Mustafa İbrahim Süheyl İsabeyoğlu... Hayvan babası böyle bi isim vermiş.. Sanki arap şeyhi ufacık çocuk... Dayısıyım çok üzülüyorum da çocuğa.. Afedersin yani hanıfendi.
THY : Hiç yer yok malesef.
Yolcu : Ama ben askerim?
THY : Hiç yer yok malesef.
Yolcu : Hiç mi yok?
THY : Hiç yer yok malesef.
Yolcu : Ben yere otursam.
Yolcu : Bizans class a rezervasyon istiyorum?
THY : Hangi numarada oturuyorsunuz beyfendi?
Yolcu : Sanayi mahallesi 14 numara.
Yolcu : İyi günler hanımefendi, bir sorum olacaktı.
THY : Tabii buyrun.
Yolcu : THY ticketing bölümünde çalışanların maaşı ne kadar?
Yolcu : İyi günler hanımefendi. Denizli'ye uçuşunuz var mı?
THY : Evet beyefendi yarın sabah 07:45'de uçuyoruz?
Yolcu : Öyle mi, peki Denizli'de havalimanı var mı?
THY : Hayır beyefendi suya iniyoruz.
Boeing 737 uçağında orta pencere açık uyarısı alınır. Amir gider pencere açıktır. Sorar:
Amir : Oradaki sorununuz nedir?
Yolcu : Burda çekiniz yazıyodu, çektim açıldı.
THY : Gazete?
Yolcu : Bi hürriyet bi sabah bi milliyet.
THY : Efendim bir tane seçseniz, arkada oturan yolcularada kalsın
Yolcu : Hıımmmmmmm.. Bi hürriyet bi sabah o zaman.
THY : Peki.
Yaşlı amcalardan biri tepsisindeki kolonyalı mendili sakız diye ağzına atıp çiğnemiş ve yüzündeki büzüşmüş, ekşi bir ifadeyle karısına dönüp:
Yaşlı yolcu: La Münevver acı lan bu.
Yolcu : İyi günler, ben Almanyaya gidecektim.
THY : Olur hanımefendi, nereye peki?
Yolcu : Havaalanına.
THY : Beyfendi yolcularımız yerleştikten sonra sizin yerinizi değiştireceğiz.
Yolcu : Niye ki o?
THY : Uçus güvenliği açısından çıkış kapılarına çocuk oturtamıyoruz efendim.
Yolcu : Niye biz güvenilir diil miyiz?
THY : Çocukların burda oturması yasak, yerinizi değiştirmek zorundayiz.
Yolcu : Valla ben hiç bi yere gitmiyorum kardeşim. Ben pencere kenarı aldım!
Yolcu : Pardon çok merak ettim de bu bulut ne bulutu?
THY : Cimbo numbulus !
-
Yazan: May 18th, 2008, 10:10am MSD - Meltem
Komik Konuşmalar
Banka Müsteri Servisine Gelen Telefonlar
- Temsilci : Ekin Bey le görüsebilir miyim?
- Müsteri : O bay degil bayan!!!!!! ve size teessüf ederim.
----------------------------------------------------------------------
- Temsilci : E-mail adresiniz varsa alabilir miyim?
- Müsteri : çokatesli@hotmail.com
----------------------------------------------------------------------
- Temsilci : E-mail adresiniz varsa alabilir miyim?
- Müsteri :
bradpit@mynet.com kendisine çok benzerimde?(aferin?)
- Temsilci : Cep telefonu kullaniyor musunuz?
- Müsteri : Nokia 3210 um var ama satacagim. simdi küçükleri çikti onlardan
Alicam.
- Temsilci : Hayirli olsun. Numarasini ögrenebilir miyim?
- Müsteri : Kontürlü? O daha iyi oluyor bilior musun? Vergi yok
Falan.(oldu?.)
----------------------------------------------------------------------
- Temsilci : Mezun oldugunuz ilkokulunuzun adini alabilir miyim?
- Müsteri : Nerden ögrendiniz ilkokul mezunu oldugumuzu?
----------------------------------------------------------------------
- Temsilci : Cep telefonu kullaniyor musunuz?
- Müsteri : Gazeteden kuponla almistim on gün sonra gelecek..
----------------------------------------------------------------------
- Temsilci : Evli misiniz ?
- Müsteri : Hayir müzmin bekarim. Aman evladim sen sen ol sakin
Evlenmeyecegim deme. Bak güzel bir isin varmis,bankada birini ayarla yasin
Geçmeden bir an önce evlen. Sonra bizim gibi tursunu kurmasinlar. Abla
Nasihati !!!
----------------------------------------------------------------------
- Temsilci : iyi günler! inci Hanim la görüsebilir miyim?
- Müsteri : Annem haciya gitti, 28 inde gelecek.
----------------------------------------------------------------------
- Ben bir IMac kullanıcısıyım.
- Buyrun hanfendi, sorun neydi?
- Benim CD sürücümden içeri sinek girdi.
- Anlayamadım efendim.
- IMac ime sinek kaçti.
- Peki ben telefondan ne yapabilirim sizce?
- Ama görüyorum, yürüyo içerde.
- Böcek ilacı falan sıkın isterseniz...
- Bi şey olmaz mı?
- Bilmem, aslında biz IMac e destek vermiyoruz pek, PC olsaydı yardımcı
Olabilirdim.
-
Yazan: May 18th, 2008, 10:03am MSD - Meltem

>Mustafa Denizli'nin ATV de bizim stadyumu sunduğu dönemdeki
>hakemliği yeni bırakan Erman Toroğlu'nu anons ederken
>"tartışmasız Türkiye'nin en büyük düdüğü" demesi Erman Toroğlu'nun
>afallaması.
>
> -----
>Bir Cevizkabuğu programı, konuk Zekeriya Beyaz
>ZB: Şimdi, sayın cevizkabuğu...
>HC: Cevizoğlu efendim.
>
> ------
>Reha muhtar telefondaki adama fırça atıyor.
>Bütün bunları nasıl yaptın ha? cevap ver??
>Bakın efendim şöyle izah edeyim...
>Sus konuşma, hala utanmadan izah ediyorsun.. cevap
>versene??!
>
>------
>Arena'da Uğur Dündar'ın fırın sahibine "bakın beyefendi
>tavanı yok buranın, pislik götürüyor burayı, bu böcekler nereden geliyor
>peki temizse?" diye sorduğunda "bu böcek nerden geliyor biliyor musunuz
>Uğur Bey siz eğitimli insanlarsınız bu böcek ülkemize ilk kez Afrika'dan
>muzun içinde geldi" diye cevap verdiği an.
>
> ------
>Reha Muhtar: kaza nasıl oldu anlatır mısınız?
>Mağdur (kaza sonrası yatakta yatmaktadır ) : kamyon karşı
>yoldan bizim taraf geçti ve kafadan çarptı.
>RM: Peki o sırada ne düşündünüz?
>Mağdur: Valla pek bir şey düşünemedik Reha Bey.
>RM: Anlıyorum ama o sırada düşündüğünüz ilk şey neydi?
>Mağdur: Bir şey düşünemedik, zaten çok kısa sürede oldu.
>RM: yani efendim, o orta şeridi aşıp üstünüze gelirken,
>aklınıza ne geldi?
>Mağdur: Hatırlamıyorum.
>RM: Peki efendim.
>
> -----
>Acun firarda programında, Acun'un yurtdışında bir barda
>önüne gelen kıza sarkıntılık yapıp yılışan bir tipi gösterip,
>"görüyorsunuz sayın seyirciler magandalık sadece Türklere özgü değil,
>Avrupa'da da magandalar var" demesi, ardından o kişinin gelip, "abi
>nasılsın? Ben de türküm" demesi.
-
Size bir soru sormak istiyorum.Boşanma ilamım bir kaç gün önce elime ulaştı..Boşanmanın kesinleşmesi için geçmesi gereken 15 günlük süre ne zaman başlıyor?Bunu öğrenmek istiyorum yardımcı olursanız çok sevinirim.Saygılarımla.
-
Yazan: May 18th, 2008, 6:35am MSD - Meltem
Türklerin Meslek Yorumları
- Yahu sen insaat muhendisiydin di mi?
- Evet??
- Baksana bu bina yikilir mi?
- Ne bileyim ben, bi sürü testi var bu işin öyle karpuza
vurur gibi anlasilmaz bu isler!
- Ne biçim muhendissin sen?
-.......
- Mesleğin ne evladim?
- Kimya mühendisiyim amca.
- Sabun, sampuan felan...
- Yok amca öyle degil; daha bi zor.
*
- Abi senin bölüm bilgisayardi di mi?
- Evet?
- Ya 6 haneli icq numarasi nasil aliyoruz?Ögretmislerdir size....
- Tabi tabi. okulda ders var ICQ101 diye ama ögretmediler, bilmiyorum.
*
-Ne mühendisisin?
-Endustri mühendisi
-Ne endustrisi?
*
Arkeloji bölümunde okuyan bir kisi tarafindan, bilgisayar
mühendisliginde okuyan bir kisiye yöneltilmis soru:
- Abi sen bilgisayar mühendisliginde okuyordun dimi?
- Evet.
- Size hackerlik yapmayi ögretiyorlar mi, böyle bir ders var mi?
- Oğlum, siz de tarihi eser kacakciligi diye bir ders var mi?!!!*
*
- Abi nerde okuyodun sen?
- Makine muhendisligi
- 4 yillik mi?
*
- Ne mühendisisin?
- Bilgisayar
- Bu bilgisayarlar nasil calisiyorlar kuzum?
- içlerinde elektronik devreler var, ikili mantiga gore...
- ??!
- Bosver, sen tak fisi calisir onlar..
*
- Bilgisayar mühendisligini kazandigina göre cok zeki olmalisin.
- Yok ya o kadar degil
- Salak misin yani?
*
- Emre aslanim sen makine muhendisiydin de mi?
- Evet Mahmut Amca.
- Vallahi tebrik ederim seni.. ya bu arada bizim sofben bozuldu,
mÜsait olduğun bi zaman diyordum.
*
- Yavrum insaat mühendisi mi olacaksin sen?
- Evet teyzecim.
- Ayy canim benim peki is mis bulabilecek misin cikinca, master
yapacak misin? master yapmadan da bir anlam yok artik.Mühendis kayniyor ortalik.
- ...Saol ya. Bunlari hatirlattin ya huzura kavustum simdi.
Bozmasaydin ya su güzel ortami, daha iyi olmaz miydi?
*
- Ne is yaparsin sen?
- Haberlesme muhendisi
- Yav bu nokialarda radarin yeri tespit ediliyor mu. Nasil oluyor ?
- Benim bu telefona nerden muzik yüklenir ?
- Sen simdi telefon felan yapabiliyon mu bana da yap
- Bu uydu kanallar sifresiz felan nasil izleniyor onun bi
aleti varmis, var mi sende
*
- Senin okudugun bölüm ne yienim?
- Genetik mühendislii diyorlar teyzecim.
- Vah vah tip fakultesi tutturamadin m yavrum, böyle genetik muhendisi olucan.?
- Kandan cerahatten pek hoslanmam.
*
- Hmm yazilim muhendisligi nasil oluyor o?
-Bilgisayar yazilimi uzerine.
- Yazi mi yazyorsun yani bilgisayarda?
- Evet yazi yaziyorum bilgisayarda. (la havle)
*
- Ahmet makina muhendisligi zor muydu?
- Tabi oğlum. termo, mukavemet, akiskanlar.. bunlari gecene
kadar geberdim...
- Helal olsun valla. Ya benim evdeki musluga bi bakiversen, damlatiyor kac gundur.. o da akiskan sonucta. he ne dersin?
-Allah belani versin derim baska bisey demem.
*
- Sen simdi ne okuyordun?
- Bilgisayar mühendisligi
- Evladim bosuna okuyosunuz siz, simdi cocuklarin hepsi
bilgisayar kurdu, bizim oglan bütün gün internet cafede.
-Tabii amca, anliyorum..
*
Iscilerin işe yeni girmis makine muhendisi hakkindaki yorumlari:
-Bak mesela su yeni giren muhendis var ya..
- Hee.
- CNC nin "S" sinden bile anlamiyo..
- CNC de "S" var mi ki?
- Neyse iste anlamiyor..
*
- Ne okuyorsun sen?
- Peyzaj mimarligi
- Ne yapar o?
- Dogal cevreyi bozmadan insan gereksinimlerini karsilamak
icin incelemeler ve planlar yapar. Kentlerdeki parklarin,
bahcelerin, tarim alanlarinin ve yollarin....
- Ha yani bahcivan...
-
Yazan: May 18th, 2008, 6:30am MSD - Meltem
Merhaba.. karim ve ben su an size cevap veremiyoruz..ama numaranizi birakirsaniz isimiz biter bitmez sizi arariz..
Merhaba..Ben John.. Telefon sirketinden ariyorsan, faturanizi odedim merak etme... Anne Baba eger sizseniz, bana acilen para gonderin.. Yatirim danismanim eger arayan sensen, bana yeteri kadar para gondermemissin.. Erkek arkadaslarimdan biriysen, bana borcun var halaparami vermedin.. Kiz arkadaslarimdan biriysen, hic endiselenme bende para bol...
Merhaba.. simdi de sen bisey soyle..
Merhaba.. ben su anda evde diilim ama telesekreterim evde, benim yerime onunla konusun..simdi size biiip diycek
Merhaba,ben David in telesekreteriyim siz kimsiniz??
Merhaba.. mesaj birakirsaniz sizi ararim.. seksi bir mesaj birakirsaniz, sizi HEMEN ararim
Merhaba!!! John un telesekreteri bozuldu.. ben buzdolabiyim...
Merhaba.. bu konusan bir makinedir.. ben mesajlari anlayabilirim.. sahiplerim cok temiz insanlardir,evimiz cok zevkli dosenmistir.. Bir sürü yardim kurumuna bagista bulunmuslardir.. hey hala ordaysaniz mesaj birakin, onlar sizi geri ariycak kadar naziktirler
Bu bir telesekreter degildir.. bu bir telepatik dusunce okuma makinesidir. bip sesinden sonra adinizi, neden aradiginizi ve numaranizi dusunun, ben de sizi aramayi dusunucem
Merhaba.. buyuk ihtimalle evdeyim, ama hoslanmadigim birinin aramasindan korkuyorum.. Mesajinizi birakin, size geri donmezsem demek ki o korktugum sizsiniz
Merhaba.. ben George!! Su anda size cevap veremiyorum.. mesajinizi birakin, ben size geri donene kadar telefonun basindan ayrilmayin
Lutfen sinyalden sonra mesajinizi birakin.. yine de sessiz kalma hakkiniz var.. cunku soylediginiz hersey kaydedilecek ve aleyhinize delil olarak kullanilacaktir...
Merhaba!! Biz Jim ve Sonya yiz.. Su anda telefonu acamiyoruz cunku yapmayi cok sevdigimiz biseyle mesguluz... Sonya nin tarzi yukari asagi, benim tarzim soldan saga ve yavas yavas... Neyse siz mesajinizi birakin, biz disimizi fircalamayi bitirince sizi arariz..
-
" Avukat yalan söylemez, müvekkilinin kendisine verdiği bilgiye dayalı savunma yapar"
" Müvekkiler bazen olayları net hatırlayamazlar, yardımcı olmak lazım"
" Müvekkilini sonuna kadar dinlemeden konuşmaya başlama"
" Müvekkilini az dinle, ama ona çok soru sor. "
-
ADRİAN BERRY'NİN "BİLİMİN ARKA YÜZÜ" ADLI KİTABINDAN
(SAYFA 118-120):
Beceriksizlik Sözlüğü
Bilimsel dergilerde karşımıza çıkan sert tümceleri her zaman birebir anlamamak gerekir. L. J. Good böylü tümcelerin bir kısmını biraraya getirmiş:
"... olduğu uzun zamandır bilinir."
İlk kaynağı arayıp bulma zahmetinden geri kalmadım.
"Bu sorulara kesin yanıtlar bulmak olanaklı olmamıştır ama..."
Deney bir sonuç vermedi, ama ondan hiç olmazsa bir yayın çıkarabileceğimi düşündüm.
"Yüksek saflık..." "Çok yüksek saflık..." "Son derece yüksek saflık..." "En yüksek saflık..."
Satıcının abartılı iddiası dışında bileşim hakkında birşey bilinmiyor.
"Monte sırasında kazayla zarar gördü..."
... yere düştü.
"... tam olarak anlaşılması için daha birçok çalışma gerektiği açıktır."
Anlamadım.
"Ne yazık ki, bu sonuçları açıklayacak nicel bir kuram formüle edilemedi..."
Başkaları da edemedi.
"Bu çalışmanın alanında daha başka çalışmaları teşvik etmesi umulmaktadır."
Bu makale çok iyi değil, ama bu berbat konuda yazılmış öteki makaleler de öyle.
"Öngörülen eğri ile uyum mükemmel." "...iyi" "... doyurucu." "...güzel."
Güzel. Kötü. Kuşku götürür. Düşsel.
"Çözümleme sırasında yapılan tahminler düşünülecek olursa hemen hemen beklenebilirdi."
Yok.
"Kuram ve uygulama açısından büyük önemi var."
Bana ilginç geliyor.
"Örneklerden üçü ayrıntılı bir araştırma sonucunda seçildi."
Diğerleri ile ilgili sonuçların bir anlamı yok, dikkate de alınmadılar.
"Bu sonuçlar daha sonraki bir tarihte verilecek."
Belki elerde ele alabilirim.
"Tipik sonuçlar gösterilecek."
En iyi sonuçlar gösterilecek.
"Kopyalama sırasında kimi ayrıntılar kaybolmakla birlikte ilk mikrograftan açıkça anlaşılıyor ki..."
Mikrograftan yola çıkarak birşeyler söylemek olanaksız.
"...akla getirmekte." "...inanılabilir." "...belki de."
Sanırım.
"En güvenilir sonuçlar Jones'unkiler."
O, benim öğrencilerimden biriydi.
"Genellikle inanılır ki..."
Birkaç kişi daha böyle düşünüyor.
"... olduğu ileri sürülebilirdi."
Bu itiraza çok güzel bir yanıtım var, bunun için onu ortaya atmayacağım.
"Büyüklüğüne göre doğru."
Yanlış.
"İyi bilinir."
Tesadüfen ben de biliyorum/bazılarımız iyi bilir.
"Besbelli ki," "elbette."
Böyle ilk düşünen ben değilim/başkalarından bağımsız olarak ben de öyle düşünüyorum, sanırım.
-
Geçmişe dönüp baktığınzda neyi,kimi/kimleri özlediniz?
-
Yazan: May 18th, 2008, 3:06am MSD - Admin
18. yüzyıldan başlayarak Avrupa ülkelerinin çoğu ve Amerika Birleşik Devletleri kendi anayasalarında güçler ayrılığı ilkesine yer vermişler ve bu ilke anılan Anayasalarda bir temel taşı niteliği kazanmıştır. Türkiye de, Kurucu Meclis tarafından hazırlanan 1961 Anayasası'nda bu ilke önemli derecede yer almış ve sonraki 1982 Anayasasında da tekrar edilmiştir.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde uygulanan "Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye" nin 1792. maddesinde hâkimlerin nitelikleri şöyle açıklanmaktadır:
"Hâkim; hakim (bilgili), fehim (anlayışlı), emin (doğru), metin, mekin (duygularına kapılmayan, sert) ve müstakim (dürüst) olmalıdır. O dönemde, hâkimler için öngörülen bu nitelikler ilgi çekicidir. Fatih Sultan Mehmet'in yargılanması olayı da bu konuda düşünmeye değer.
Bu ilkeler sadece o gün için değil elbet tüm zamanlar için geçerli, ilahi, tabii ve evrensel hukukun vazgeçilmez ilkeleridir.
Hakim adil olmalıdır, fehim olmalıdır, müstakim olmalıdır, emin, metin, mekin olmalıdır. Hareket ve işlemlerinde mutedil ( ılımlı, ortalama) olmalı, hiddet ve şiddetten sakınmalıdır. Hakim, tarafların hiç birinden hediye kabul etmemelidir. Hakim, yakınlarının dışında hiç kimsenin davetine katılmamalıdır, fakat cenazeye ve hastalara gidebilir. Hakim, gam, keder, açlık ve uykusuzluk gibi, salim düşünmeye mani olacak arızalarla fikri durgun olduğu halde karar vermemeli, karara iştirak etmemelidir. Çünkü bu gibi hallerde ekseriye hata vaki olur. Hakim, doğru-yanlış iş çıkarmakla değil, isabetli ve adaletli hüküm vermekle mükelleftir.
Bu ilkelerin bir de tek tek açıklamalarını yazalım.
Hâkim, “fehim” olmalıdır. Hâkimin anlayışlı ve zeki olanı hâkimdir. Olayları çabuk kavrar. Hâkim, toplumu oluşturan herkesten farklı düşünür. İnsanlara karşı anlayışlıdır. Böylece farklılık yaratabilir. Yorumları bu nedenle toplumun genelinden farklıdır. Hâkim, bu farklılıklara hakîmse hâkim olur.
Hâkim, “müstakim” olmalıdır. Doğru kişi olarak kabul edilir. Dışarıdan etkilenmemeli ve dış baskılara kapalı olmalıdır. Bu bağımsız olmanın karakteristik sonucudur. Kişisel görüşlerini ve tercihlerini kararlarına yansıtmamalıdır. Hâkim, yansızdır. Yargılanan kişilere ve topluma karşı görünümü dahi yansız olmalıdır.
Hâkim, “emin” olmalıdır. Korkusuz ve korkmaz kimsedir. İnanan ve kendine güvenen kimse olmalıdır. Çünkü sanıkların adil yargılanma hakkı hakimin emin ve güvenilir olanına emanet edilmiştir. Vatandaşlar, adaleti hâkimden bekler. Kendini ona emanet eder. Hâkimin, emin ve güvenilir olduğunu ve onun adalete hakîm olduğunu bilir. Emanet eden yanılırsa önce yargı çöker. Yargı çökerse herkes altında kalır. Çöken çatının altında kalan hâkimlerde güvenilecek adaleti bulamaz. Dağıtacağı adalete hakîm olamayan hâkimler “emin” değillerse, çatı çöker. Hâkim kendine hakim olmalıdır
Hâkim, “mekin” olmalıdır. Çünkü, iktidar ve vakar sahibidirler. Hâkim, sakin olmadır. Hiddet buyurmamalıdır. Fevri davranmamalı ve yanlışlığa sürüklenmemelidir. Hâkim sakin ve rahatlığı ile güven verir vermelidir.
Hâkim “metin” olmalıdır. Bütün bu nitelikleriyle acılara karşı dayanıklıdır. Gücünü yitirmez. Metanetlidir. Hiç şaşkınlık göstermeyeceği için asıl suçlular onun karşısında şaşkınlık gösterir.” ( Osmanlı Adalet Teşkilatı Temel İlkelerinden alıntılandı.)
Şimdi bu ilahi, tabii ve evrensel hukukunda teme ilkeleri olan bu ilkeler ışığında Yüce Türk Yargısına ve Yargıçlarına şöyle uzaktan bir bakalım.
Hakim, yakınlarının dışında hiç kimsenin davetine katılmamalıdır. Oysa basından görüyoruz ki, hem de ülkemizin hayati konularında karar verecek kimi yargıçlarımız hem de fütursuzca bu ilkeyi ihlal etmektedir. Diyeceksiniz ki böyle bir yazılı kural mı var? Cevabımız; yoktur. Olması mı lazım? Pekim hakimin, polis arabasını durdurup beni mi dinliyorsunuz, neden takip ediyorsunuz diye kırmızı ışık kavgacıları gibi davranışlar sergilemesi ne derece doğrudur?
Geçenlerde bir duruşma izledim.
Kanımca, Hâkim, duruşma sırasında sanıklara, tanıklara, avukatlara, hiç kimseye sesini yükseltmez. Mahkeme salonlarında bağırmaz. Sanki sanıklar ve onların müdafileri kesin olarak suçlu imiş gibi tepeden ve yüksek perdeden hitap etmez. Yukardan bakınca acaba öyle mi gözüküyor ki? Bağırmakla, yüksek sesle hitap etmek arasındaki farkı hakim iyi ayarlamalıdır. Hakimin mimiklerinden, sözlerine kadar her davranışı önemlidir yargılananlar gözünde. Hakim önce kendine hakim olmalıdır.
Hakim, doğru-yanlış iş çıkarmakla değil, isabetli ve adaletli hüküm vermekle mükelleftir. Oysa bizim uygulamamızda hakimlerimiz belli sayıda iş çıkartmazlarsa terfi edemezler. Bu nasıl bir anlayıştır.
Hakim bir siyasi partinin üyesi olabilir mi? Nasıl ki bir türbanlı bayan hakim olamaz diyoruz zira görüşü bellidir. O zaman bir siyasi partinin üyesi iken aniden en yüksek mahkemenin üyesi olunca türbanını açmış mı olur hakim? Bu hakimin iştirak edeceği kararın toplum vicdanın da makes bulması ne kadar mümkündür? O zaman 367 kararı çıkınca avazı çıktığı kadar bağırmaz mı insanlar.
Hâkimin müstakim olanları; insanlar arasında milliyet, ırk, cinsiyet, dil, din, sınıf ve felsefi inanç ayrımcılığı yapmadan ve etnik kökenine bakmadan karar verirler. İnsanlar arasındaki “farklılıkların” ceza artırımı için “takdir” ve “teşdit” nedeni kabul edilmesine ya da böyle gözükmesine mani olmak için başta hakimler olmak üzere; herkesin hakîm, fehim, müstakim, emin, mekin ve metin olması gerekir.
-
Yazan: May 18th, 2008, 2:32am MSD - Admin
Prof.Dr. Nevzat Tarhan
AYM Başkan vekilinin kuşkulu davranışını yorumlamak istiyorum bu yazımda.
Yargı gücünü zayıflatan ruh halleri vardır. Bu ruh halleri kişilerin karar verme süreçlerini etkiler.
Doğru kararların mantıksal sebep sonuç ilişkileri ile verilmesi gerekirken, duygular baskın etki yaptığında nedensellik ilişkisi bozulur.
İnsan hoşlandığı şeye hemen inanma eğilimindedir.
İnsan sorunun çözümünde kolaya kaçma eğilimindedir.
İnsan acı vermeyen, çatışma içermeyen çözüme daha çok meyleder.
İnsan acıtan gerçekleri görmekten kaçar.
İnsan kontrolü kaybetmekten korkarsa açık gerçeği reddeder.
İnsan korku duygusu içerisinde ise ilkel sertlikle kendini korumaya çalışır.
İnsan korku duygusu içerisinde kuşatılmış ruh haline girer
Kuşatılmışlık duygusu içerisindeki insan, çevresinde olup bitenleri yanlış anlar, yargılama gücü bozulur.
İnsan kendi çıkarına hizmet etmeyen şeyden hoşlanmaz. Ancak yargı gücü yerinde ise hoşgörür.
İnsan sahip olduğu şeyleri kaybetmemek için değişime karşı durur.
İnsan kendi güven ve rahatlığı için başkasından kötülük göreceği kuruntusuna inanma eğilimindedir.
İnsan ihtiyaç duygusu içerisinde iken alternatif eylem biçimlerini araştırmaz ve düşünmez.
İnsan önyargılı olduğu konuda eksik ve hatalı bilgiden hareketle genelleme yapar.
İnsan önyargılı olduğu konuda zihinsel sorgulamayı reddederse kritik bilgiye ulaşamaz.
Kritik düşünmeyi başaramayan, eleştirisel sorgulama yapamayan insanın yargı gücü zayıflar.
Dogmatik bağlılık içindeki insan zıtlıklara inanır, dogması gibi düşünmeyeni düşman görür.
İdeolojik düşünen insan bilimsel düşünemez ve aklını kapatır. Analitik karar veremez.
Askeri akılla düşünen insan dereceli düşünemez, ya siyah ya beyaz, ya dost ya düşman şeklinde düşünür. Başkalarını anlamakta zorlanır.
Korku ile, kuşku ile, kuşatılmışlık duygusu ile ve dogmatik önyargılarla hareket eden insan eğer bir yargıç ise adalet dağıtamaz. Realite körlüğü içerisinde herşeyi haksız saldırı olarak algılar.
Mesleki Düşünce Bozukluğu
Aşağıda sayacağım belirtileri gösteren bir psikiyatri uzmanı “mesleki düşünce bozukluğu” hastalığına tutkun olduğu düşünülür ve hastaya yardım etmekten men edilir.
Mesleğin özüne aykırı davranmaya neden olacak bu belirtiler yargıçlık içinde reddi hakim gerekçesi olmalıdır.
1-Entellektüel ve ahlaki açıdan herkesten üstün olduğunu düşünmek.
2-Yardım ettiği, sorununu çözmeye çalıştığı kişilerin duygularını anlamakta ciddi zorlama yaşamak.
3-Kendi yaşadığı stresin farkına varmamak.
4-İnsanlarla açık iletişim kurmakta ciddi engelleri olmak.
5-Karşısındakini hiçe saymak, kaba davranmak, iletişimde katı bir tutum takınmak.
6-Karşısındakini dinlememek, sık sık sözünü kesmek.
7-Korku, kaygı ve endişelerini kontrol etme konusunda ciddi zorluklar yaşamak.
8-Üstünlük duygusu taşımak. Kendisini çok önemli, çok zeki, çok üstün görmek.
9-Üstünlük duygusunu zedeleyerek eleştirilere orantısız, aşırı tepkiler vermek.
10-İnsanları kendi üstünlüğüne karşı hareket ediyor gibi düşünmek.
11-Mesleğinin özünün adaleti kamu vicdanı adına tevzi etmek olduğunu unutmak. Mesleği güç ve iktidarı için aracı olarak kullanmak.
12-Yargıladığı kişilerin dürtü ve arzularına orantısız, aşırı tepkiler vermek.
Yukarıda saydığımız maddeler birer ölçüt, uyup uymayacağının kararını olayı inceleyenlere bırakalım.
Bilindiği gibi Sayın Yüksek Yargıç Osman Paksüt eşi ile yemeğe giderken aniden arabasını sağa çekip kendisini dinlediğini düşündüğü bir arabayı durdurup aramak istiyor. Ankara Emniyet müdürünü arıyor. Emniyet müdürü sayın yargıcın ayağına geliyor. Olay anlatılınca kuşku dağılıyor ve hakimimiz yemeğine gidiyor.
Gizli eylemleri olmayan bir hakim dinlenmekten korkmaz. Bu derece korku içindeki bir hakim sağlıklı bir karar veremez.
Eğer dinlenilmesini istemediği görevi ile ilgili gizli bilgileri konuşuyorsa eşi ile öğle yemeğine giderken iş takibi yapmış olmaz mı?
İster gizli eylemleri olan bir yargıç olsun, ister korku içindeki bir yargıç olsun iki durumda da tarafsız, nesnel, önyargısız karar veremeyeceği için Sayın Paksüt istifa etmelidir.
Çünkü Sayın Paksüt aşırı ve orantısız bir tepki vermiştir. Yetkisi olmayan taleplerde bulunmuştur. Kendisini özel ve önemli, yasalar üstünde gördüğü izlenimi doğmaktadır.
-
Yazan: May 17th, 2008, 5:18pm MSD - Admin
AKP ve MHP türbanla ilgili anayasa değişikliğinin ardından bu kez de Hakim ve Savcı adayları sınavı nedeniyle yaşanan krizi çözmek üzere uzlaştı. MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, Hakimler ve Savcılar Kanunu’na geçici madde eklenmesine dair kanun teklifi verirken, hükümetle sağlanan uzlaşma gereği teklif 22 Mayıs Perşembe günü Meclis Adalet Komisyonu’nda görüşülecek. Teklifin Komisyonda kabul edilmesinin ardından da önümüzdeki hafta Genel Kurul gündemine geleceği kaydediliyor. Teklifte ise ortaya çıkan mağduriyetlerin giderilmesi için hakim ve savcı adaylığı sınavının 6 Mart 2008 tarihinde açıklanan nihai listesinin başarılı sayılması öngörülüyor.
Teklifin Meclis Adalet Komisyonu’nda kabul edildikten sonra önümüzdeki hafta da Meclis Genel Kurulu’na gelmesi bekleniyor.
Teklif ne getiriyor?
MHP’li Şandır’ın Hakimler ve Savcılar Kanunu’na Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi, “Adalet Bakanlığı tarafından 3 Kasım 2007 tarihindeöğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi’ne (ÖSYM) yaptırılan adli hakim ve savcı adaylığı yazılı yarışma sınavı sonuçları ve 4 Şubat 2008 ila 27 Şubat 2008 tarihleri arasında yapılan mülakat sınavı sonuçları ortalamalarına göre 6 Mart 2008 tarihinde başarılı oldukları ilan edilen adayların tamamının kadro durumuna bakılmaksızın atamalarının yapılmasıönı öngörüyor.
Teklifin gerekçesinde ise Adalet Bakanlığı tarafından 500 adli yargı hakim ve savcı alımına ilişkin olarak 4 Temmuz 2007 tarihinde ilan yapıldığı, ÖSYM tarafından 3 Kasım 2007 tarihinde yapılan yazılıyarışma sınavında başarılı sayılan 752 kişinin mülakata çağrıldığı hatırlatılıyor. Teklifte şöyle denildi:
Standart sapmasız formül
“Mülakat komisyonunun teşkiline ve çağrılacak aday sayısına ve puanlamaya ilişkin değişiklik ve düzenleme öngören 5720 sayılı kanunun kanunlaşma süreci nedeniyle mülakat ertelenmiş, daha sonra alınacak sayının bir katı adayın mülakata çağrılmasını öngören 5720 sayılı Kanun gereğince mülakata bin 3 kişi çağrılmış ve 4 Şubat 2008 ila 27 Şubat 2008 tarihlerinde yapılan mülakat sonucunda kanuna uygun olarak puanlama yapılmak suretiyle yazılı ve mülakat puan ortalamasına göre 6 Mart 2008 tarihinde nihai başarı listesi ilan edilmiştir. Bu aşamadan sonra daha önce açılıp da yargılaması devam eden Danıştay 12. Dairesince yürütmeyi durdurma kararı verilmiş ve ÖSYM tarafından yapılan yazılı sınavda puanlamanın çan eğrisi usulü değil de standart sapmasız bir formüle göre yapılması gerektiği gerekçesine istinaden 6 Mart 2008 tarihli nihai listede başarılı sayılan adaylardan 114 tanesinin yazılı puanları 70 puanın altına düştüğünden yazılı sınavda başarılı sayılmamaları kaydedilerek atamaları dava sonuna bırakılmıştır."
Kazandılar ama atamaları yapılmadı
Çağrıldıkları mülakatta başarılı oldukları ilan edilen, yeterlilikleri tespit olunup ilan edilen 114 kişinin kazandıkları sınav sonucunda atamalarının yapılmamasının hukuki güvenlik ilkesine aykırı olduğu ve kamu vicdanında rahatsızlık yarattığına işaret edilen teklifte şu görüşlere yer verildi:
“Davanın sonuçlanmasının alacağı süreye nazaran belirsizliğin devam etmesi öncelikle bu kişilerin mağduriyetine neden olacak sonrasında da hukuk devletine olan güveni zedeleyecektir. Bundan sonra yapılacak sınavlarda geçerli olacak puanlama sisteminin sonucu ilan edilmiş sınava uygulanmaması ve mağduriyetin önlenmesi amacıyla ilan edilmiş başarı listesine göre atamaların yapılması herhangi bir haksızlık doğurmayacaktır." ANKA. / haber7.com
-
Aklımızdan geçenleri aktarmaya ne dersiniz?
-
Aşagıdaki linke adınızı yazıyorsunuz , isminizin Türkiye'de en çok kullanılan kaçıncı isim olduğunu , Türkiye' de kaç adaşınızın olduğunu , isminizin kullanım yogunluğunu ve daha bir çok enterasan verileri görüyorsunuz..
[www.ismididikle.com]
-
Yaşam fani.Öyleyse bu durumda son dileğiniz ne olurdu?
-
Yazan: May 17th, 2008, 10:40am MSD - seray
Yönetmeliğin 8. maddesinde avente şirketlerin asgari sermayesi 25.000 ytl olmalı diyor, bu, Sigortacılık Kanunundaki hangi maddeye göre düzenlenmiştir acaba?
Başka bir deyimle, bunun yasal dayanağı nedir?
Sigortacılık Kanunu:
[www.tsrsb.org.tr]
Sigorta Acenteleri Yönetmeliği:
http://www.cu.edu.tr/insanlar/mceker...centeleriY.pdf
Şimdiden teşekkürler...
-
Yazan: May 17th, 2008, 9:31am MSD - seray
SİGORTA: Sigorta aynı türden tehlikeyle karsı karsıya olan kişilerin belirli bir miktar para ödemesi yoluyla toplanan tutarın, sadece o tehlikenin gerçekleşmesi sonucu bilfiil zarara uğrayanların zararını karşılamada kullanıldığı bir ekonomik düzenlemedir.
SİGORTACI: Yasalarca tarif edilmiş özelliklere sahip, ruhsat almış ve prim alarak,sigorta sözleşmesine konu menfaatin zarar görmesi ihtimaline karşılık teminat veren taraftır.
SİGORTALI: Sahip olduğu bir menfaati çerçevesinde başkası tarafından (…kim?…) sigorta sözleşmesi yapılan, sigorta sözleşmesinde taraf olmayan kişidir.
SİGORTA POLİÇESİ - MUAFİYET: Sigortalının herhangi bir hasarda yüklenmesi gereken meblağdır. Muafiyetin amacı; zarara sigortalının da katılımını temin ederek azami derecede dikkat ve özeni sağlamaktır.
* * *
Sigortanın Tanımı ve Önemi
Sigorta, belirli bir prim karşılığında bir kimsenin para ile ölçülebilir, yasa ile korumaya değer bir sigortalanabilir menfaatine zarar veren bir rizikonun gerçekleşmesi halinde bu zararı karşılayacak tutarda sigortalının tazminata hak kazanmasını sağlayan çift taraflı bir sözleşmedir. Sigorta sözleşmesinin hukuki geçerlilik kazanabilmesi için tarafların, teminat altına alınmak istenen riziko, sigorta konusu, sigorta bedeli, sigorta süresi, sigorta şartları ve prim gibi esaslı unsurların üzerinde mutabık kalmaları gerekmektedir. Sigorta, hiçbir zaman bir kazanç kaynağı olmamakla birlikte, sigortalının refahını hasardan bir gün öncesine getirme fonksiyonu ile hem ülke ekonomisinde hem de bireyler açısından büyük önem taşımaktadır.
Sigorta temel prensipleri olan ve her türlü teminat için uyulması ve uygulanması zorunlu prensipleri olan bir akittir. Bu prensipleri şöyle sıralayabiliriz:
Sigortalanabilir Menfaat Prensibi
Bir sigortadan bahsedilebilmesi için her şeyden önce var olan ve hasara uğraması onucunda sigortalıyı maddi veya manevi kayba uğratma potansiyeli olan bir unsur olması gerekmektedir. Sigortalanabilir menfaat; can, mal veya sorumluluk olabilir.
Azami İyi Niyet Prensibi
Sigortacı, her başvuranın sigortalanabilir menfaatine dair tüm bilgileri bilemeyeceği nedeniyle Sigorta sözleşmesinin yapılabilmesi için, esaslı unsurların gerçek ve doğru olarak sigortacıya iletilmesi gerekmektedir. Bu prensip, Azami İyi Niyet Prensibi olarak adlandırılmaktadır.
Tazminat Prensibi
Sigorta sözleşmeleri meblağ sigortaları ve tazminat sigortaları olmak üzere farklı niteliklerde olabilmektedir. Bu iki unsurun birbirinden farkı, meblağ sigortalarında riziko gerçekleşince sigortacı tarafından tazmin edilecek tutar belli iken tazminat sigortalarında bu tutar, sigorta sözleşmesinin genel ve özel koşulları kapsamında ve sigortalının uğradığı zarar göz önüne alınarak belirlenir ve ayrıca riziko gerçekleştiğinde her iki tarafın mutabık kaldığı değer üzerinden tazminat hesaplanır. Hayat ve ferdi kaza sigortaları dışında kalan bütün mal ve sorumluluk sigortaları tazminat sözleşmeleri olmaları itibarıyla bu prensip kapsamında değerlendirilen sözleşmelerdir.
Halefiyet (Rücu) Prensibi
Sigortalının zarara uğramasında üçüncü kişiler rol oynuyorsa devreye giren prensiptir. Sigorta ettirenin sigortalıya tazminatını ödedikte sonra; hasara sebep olan kişilere rücu edebilmekte yani hukuken sözü geçen kusurlu tarafın kusuru oranında tazminat talep edebilmektedir. Bu prensipte amaç haksız kazanç ediminin engellenmesidir.
Yakın Sebep Prensibi
Gerçekleşen rizikonun sigorta şirketince tazmin edilebilmesi için, riziko sebebinin sigorta sözleşmesinde yer alan genel ve özel şartlarda belirlenen teminat kapsamında yer alması gerekmektedir. Örneğin; hırsızlık teminatı verilmiş bir sigorta sözleşmesine sahip bir mekânda, hırsızın kapıyı kırması ve bir şey çalmaya fırsat bulamadan kaçması nedeniyle oluşan kapının hasarı da bu poliçe ile ödenecektir. Çünkü hasarın yakın nedeni çalma durumu gerçekleşmemesine rağmen, hırsızlık olayıdır ve bu riziko, sözleşmede teminat altına alınmıştır.
Kaynak:
www.tsev.org.tr
-
Yazan: May 17th, 2008, 9:12am MSD - seray
R E N K L E R
Renkler hayatımızın parçası. Peki renklerin hayatımızı nasıl etkilediğini biliyor musunuz? Renk seçiminin kimi zaman karakterimizi yansıttığından ya da seçtiğimiz rengin bize olumlu ve olumsuz etkileri olduğundan haberiniz var mı?
KIRMIZI: Bu renk canlılık ve dinamizmle ilgili bir renktir. Mutluluğu temsil eder. Kırmızı renk, fiziksel olarak; ataklığı, canlılığı ve duygusal bağlamda; bir işi sonuna kadar götüren azmi ve kararlılığı gösterir. İştah açar. O yüzden dünyadaki gıda firmalarının çoğu logosunda kırmızıyı kullanır. Kırmızı tansiyonu yükseltir, kan akışını hızlandırır. Yanlış bir inanış vardır; boğaların kırmızıya saldırdığı sanılır. Oysa boğalar renk körüdür. Kırmızıya değil, kendilerine sallanan koyu renkli beze saldırır.
YEŞİL: Duygusal olarak bizi en çok etkileyen bir organımız olan kalp organının , bu rengin yaydığı enerji alanında olduğu düşünülür. Doğanın ve baharın rengidir. Güven veren renktir. O yüzden bankaların logolarında hakim renktir. Yeşil yaratıcılığı körükler. Bu yüzden büyük lokanta mutfaklarında yeşil tercih edilir. Hastanelerde de yeşil rahatlatıcı özelliği nedeniyle kullanılır. Yeşil alanda insanların daha az mide rahatsızlığı çektiği saptanmıştır.
SİYAH: Duygusallığı ve hüznü simgeler. Gücü ve tutkuyu temsil eder. Bizde ve batıda siyah matemi temsil ederken, Japonya'da siyah mutluluktur. Siyah fonda kullanılırsa karamsarlığı çağrıştırır. Einstein konsantre olabilmek için perdeleri siyah, gün ışığı olmayan odaları tercih ederdi.
MAVİ: Vücudumuzda boğaz bölgesini yansıtan bir renktir. Mavi renk gökyüzünün ve geniş ufukların, denizin simgesidir. Sınırsızlığı ve uzak bakışlılığı simgeler. Huzuru temsil eder ve sakinleştirir. Araplar mavinin kan akışını yavaşlattığına inanır, nazar boncuğu o yüzden mavidir. Batıda intiharları azaltmak için köprü ayaklarını maviye boyarlar. Duvarları mavi olan okullarda çocukların daha az yaramazlık yaptığı saptanmıştır.
LACİVERT: Kozmik renk olarak kabul edilir; sonsuzluğu, otoriteyi, verimliliği simgeler. O yüzden dünyadaki firmaların yarıdan fazlası logolarında laciverdi kullanır. Lacivert giyen kişiler kendilerini çok daha karizmatik ve inandırıcı hissederler. İnsanların üzerinde başarılı ve güçlü imajı bırakır.
MOR: Eskiden beri ihtişam ve lüksün son basamağı olarak düşünülür. Tarih , yüksek sınıfların, saray mensuplarının daima morla bezendiklerini kaydeder. Nevrotik duyguları açığa çıkardığından, insanların bilinçaltını korkuttuğu saptanmıştır. İntihar edenlerin beğendiği renktir.
PEMBE: Uyum ,neşe , şirinliğin ve sevginin simgesi. Rahat hissettiren ve dinlendiren bir renktir. Bu yüzden bazı büyük mağazalar tezgahtarlarına pembe üniforma giydirir ki, müşteriler kendilerini rahat hissetsin diye. Pembe aynı zamanda çocuk rengidir.
SARI : Sarı zeka , incelik ve pratiklikle ilgilidir. Toplumsal yaşamı ve birlikte çalışmayı yansıtan bir anlamı vardır. Geçiciliğin ve dikkat çekiciliğin sembolüdür. Dikkat çekiciliğinden dolayı dünyada taksiler sarıdır. Sarı ayrıca hüzün ve özlemin rengidir. Sonbaharın tüm hüzünlü güzelliğinde onun her rengini izlemek mümkündür.
BEYAZ: Temizliği ve saflığı temsil eder. İstikrarı, devamlılığı simgeler. Politikacılar beyazı pek severler, çünkü temiz, dürüst izlenimi vermek isterler...
KAHVERENGİ : Gerçekçiliğin, plan ve sistemin rengidir. Kansas Ünv.’de bir sergide, duvarların rengi değiştirilebilir hale getirilmiş. Fonda beyaz kullanıldığında insanlar sergide yavaş hareket etmiş. Fon kahverengiye döndüğünde ise insanlar müzede daha çok yeri daha az zamanda gezmişler. Kahverengi insanı hızlandırır. Bu yüzden fastfoodlar iç mekanda kahverengi kullanır. Kahverengi toprak rengidir. Kıyafetlerde pek tercih edilmez, çünkü kahverengi giyen insanlar kalabalıkta dikkat çekmezler.
-
Yazan: May 17th, 2008, 7:47am MSD - Bigüna
-
BİYOGRAFİ

Dünyanın önde gelen sopranolarından Leyla Gencer İstanbul'da doğdu. İstanbul Belediye Konservatuarı'nda başladığı şan eğitimine İtalyan soprano Giannina Arangi-Lombardi ve Apollo Granforte ile devam etti. 1950 yılında Ankara Devlet Operası sahnesinde Mascagni'nin Cavalleria Rusticana eserinde Santuzza rolünü yorumlayana dek Ankara Devlet Opera ve Balesi Korosu'nda görev aldı. Birkaç yıl içerisinde tanınan bir opera sanatçısı olan Gencer, bir çok önemli devlet etkinliğine soprano olarak davet edildi.
Leyla Gencer'in İtalyan sahnelerine adım atması Napoli San Carlo Tiyatrosu'nda yine Santuzza rolü ile oldu. Bir yıl sonra Madame Butterfly ve Yevgeni Onegin operalarını seslendirmek için tekrar Napoli'ye döndü. 26 Ocak 1957'de La Scala Tiyatrosu'nda ilk kez sahneye çıkarak Poulenc'in Les Dialogues des Carmelites operasının dünya prömiyerinde Lidoine rolünü yorumladı.
Şubat 1957'de, Milano Duomo Katedrali'nde düzenlenen Toscanini'yi anma törenlerinde, şef Victor De Sebata yönetimindeki La Scala Tiyatrosu koro ve orkestrası eşliğinde, Verdi'nin Requiem'inin final bölümünü yorumlayan Gencer, yine 1957 Temmuz'unda, La Scala Tiyatrosu'nun Köln turnesinde La Forza Del Destino operasında başrolü seslendirdi.

Ünlü soprano 1957 ile 1980 seneleri arasında La Scala Tiyatrosu'nda, Verdi'nin Don Carlos, La Forza Del Destino, Aida, Macbeth, Simon Boccanegra, I Vespri Siciliani; Bellini'nin Norma; Donizetti'nin Poliuto ve Lucrezia Borgia; Mozart'ın Idomeneo; Monteverdi'nin L'Incoronazione di Poppea; Gluck'un Alceste; Tchaikovsky'nin Maça Kızı; Britten'in Albert Herring ve Pizzetti'nin L'Assassinio nella Cattedrale eserinin 1958 yılı dünya prömiyeri de dahil olmak üzere bir çok başrol yorumladı.
Kısa sürede ulusararası bir kariyere kavuşan Gencer; Gui, Serafin, Gavazzeni ve Muti gibi büyük İtalyan şeflerle çalıştı. Donizetti'nin unutulmuş operalarını başarılı bir şekilde yorumlayarak "Donizetti Rönesansı"nın gelişmesine büyük katkıda bulundu.
Leyla Gencer'in geniş repertuarı, Monteverdi, Gluck ve Mozart'ın eserlerinden neo-klasik döneme; Cherubini, Spontini, Mayr ve romantik dönemden Puccini, Prokofiev, Britten, Poulenc, Menotti ve Rocca gibi sanatçıların eserlerine; lirik sopranodan dramatik koloratüre uzanan bir yelpazede 72 rolü kapsar.

Paris'te La Scala sanatçılarından Nikita Magaloff ile beraber yorumladığı Chopin'in lirik besteleri, La Scala sahnesindeki Liszt-Bartok yorumu ve 1982'deki Venedik karnavalında La Fenice Tiyatrosu'nda seslendirdiği ve Türkleri konu alan operalardan alınan bölümlerden oluşan konser programı, sanatçının araştırmacı ve titiz tavrını yansıtır.
1985 yılında Venedik La Fenice Tiyatrosu'nda Francesco Gnecco'nun La Prova di un'Opera Seria isimli eseriyle opera sahnelerine veda eden Leyla Gencer, 1992 yılına dek konser ve resitallerine devam etti.
1982'den itibaren, seminer ve yorum kurslarıyla kendini genç opera sanatçılarına adayan sanatçı, 1983-88 yılları arasında As.Li.Co. di Milano'nun didaktik-sanatsal yönetmenliğini üstlendi, 1997-98 yılları arasında ise şef Riccardo Muti tarafından La Scala korosunun genç sanatçılar okulunda yöneticiliğe atandı. Vefatına kadar La Scala Tiyatrosu'nda opera sanatçıları için kurulan akademinin sanat yönetmenliğini yapan Gencer, aynı zamanda opera yorumu üzerine dersler vermeye devam ediyordu.
En önemli opera sahnelerinde bir çok başrol yorumlayan Leyla Gencer, "20. yüzyılın son divası" olarak kabul ediliyor. Opera dünyasında bulunduğu yeri, yalnızca repertuarının çeşitliliğiyle değil, canlandırdığı karakterlere kattığı dramatik nüanslarla da sağlamlaştıran Gencer, araştırmacı kişiliği ve iyi bir eğitimci olmanın verdiği sorumlulukla romantik dönemin unutulmuş bir çok eserini tekrar günışığına çıkartmıştır.
Leyla Gencer
• Biyografi • Fotoğraf galerisi• Kronoloji İstanbul Kültür Sanat Vakfı © 2006
-
T.C.
YARGITAY
1. Ceza Dairesi
Belgelerin Duruşmada Okunması
Öldürmeye Teşebbüs
Yaralama
Özet:
Nüfus ve evlilik kaydının duruşmada okunarak sanığa diyeceklerinin sorulması gerekir.
Sanığın hamile olduğunu bildiği eşinin batın bölgesine bıçak sokmak suretiyle hayati tehlike geçirecek ve 20 gün iş ve güçten kalacak şekilde yaralaması, öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturur.
1412 s. Yasa m. 242
5271 s. Yasa m. 209
765 s. Yasa m. 449,62
5237 s. Yasa m. 35,82
Karısı Halime'yi öldürmeye tam derecede teşebbüsten ve izinsiz silah taşımaktan sanık Mustafa'nın yapılan yargılanması sonunda: Hükümlülüğüne ilişkin (Çarşamba Ağır Ceza Mahkemesi)'nden verilen 06.10.2005 gün ve 117/150 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava dosyası C.Başsavcılığı'ndan tebliğname ile Dairemize gönderilmekle, incelendi ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suç niteliği tayin, cezayr azaltıcı tahrik ve takdiri indirim sebeplerinin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bozma sebepleri dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafıinin eksik incelemeye, tahrikin derecesine, para cezasının hatalı olduğuna, 5237 sayılı TCK'nın lehe bulunduğuna vesaireye ilişen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine,
1- Nüfus ve evlilik kaydının duruşmada okunup sanığa diyecekleri sorulmamak suretiyle CMUK'nın 242. (CMK'nın 209.) maddelerine muhalefet edilmesi,
2- Oluşa ve delillere göre, sanığın hamile olduğunu bildiği eşinin batın bölgesine bıçağını sokarak hayati tehlikeye maruz kılıp, 20 gün iş ve gücüne
engel olacak şekilde yaraladığı olayda, suçta kullanılan aletin niteliği, hedef alınan vücut bölgesi, meydana gelen yaranın niteliği dikkate alındığında öldürme kastıyla hareket edildiği anlaşıldığı halde, öldürmeye teşebbüs yerine yaralama suçundan hüküm kurulması,
Yasaya aykırı olup, hükümlerin (BOZULMASINA), ceza miktarı bakımından kazanılmış hakkın korunmasına 27.12.2006 günü oybirliği ile karar verildi.
-
T.C.
YARGITAY
18. HUKUK DAİRESİ
E. 2002/7092
K. 2002/8738
T. 26.9.2002
• İTİRAZIN İPTALİ DAVASI ( Asansör Yapım Giderlerini Ödemeyen Kat Maliki Aleyhine Yapılan İcra Takibine Vaki İtiraz Nedeniyle )
• ANATAŞINMAZA ASANSÖR YAPILMASI ( Mimari Projede Öngörülüp Yeri Belirlenen Ancak Anayapının İnşaasından Sonra Yapılan Asansörün Kat Mülkiyeti Kanunundaki Yenilik ve İlave Niteliğindeki İşlerden Sayılmaması )
• MİMARİ PROJE ( Her Kat Malikinin Mimari Pojenin Olduğu Gibi Uygulanmasını İsteme Hakkına Sahip Olması-Anataşınmazın Onaylı Mimari Projesinde Gösterilen Asansörün Sonradan Yapılmasının Yenilik ve İlave Niteliğindeki İşlerden Sayılmaması )
• KAT MALİKİNİN BORÇLARI ( Anataşınmazın Onaylı Mimari Projesinde Gösterilmekle Birlikte Sonradan İnşa Edilen Asansörün Yenilik ve İlave Niteliğindeki İşlerden Sayılmaması-Bu Masraflara Katılmakla Yükümlü Olması )
2004/m.67
634/m.20,42
ÖZET : Anataşınmazın mimari projesinde asansörün öngörüldüğü ve yerinin de ayrıldığı, ancak anayapının inşası sırasında yapılmadığı anlaşılmaktadır. Böyle bir asansörün sonradan inşası, Kat Mülkiyeti Yasasının 42. maddesi kapsamında mütalaa edilemez. Çünkü anılan madde, anataşınmazın ortak yerlerinde -fakat projede öngörülmeyen- yenilik ve ilaveleri kapsamaktadır. Asansör, anayapıdaki kat sayısına göre İmar Yönetmeliği uyarınca zorunlu değil ise de, inşası onaylı projede öngörülmüş ve bu bağlamda yeri de gösterilmiştir. O halde bağımsız bölüm maliklerinden her biri, mimari projenin olduğu gibi uygulanmasını isteme hakkına sahip olup, projede yer alan bu tesisin yapılmış olması durumunda da yapım giderlerine katılmak ve payına düşeni ödemekle yükümlüdür.
DAVA : Dava dilekçesinde itirazın iptali istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
KARAR : Dava, asansör yapım giderlerinden payına düşeni ödemeyen kat maliki hakkında yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.Anataşınmazın yerinde yapılan keşif sonrası düzenlenen bilirkişi raporunda; anayapının beş katlı olduğu, onaylı projesinde asansör boşluğu bırakılmış olmasına karşın İmar Yönetmeliği gereğince beş katlı yapılarda zorunlu bulunmaması nedeniyle başlangıçta inşa edilmeyen asansörün daha sonra kat malikleri kurulunun 27.2.1999 tarihli kararı uyarınca yapıldığı saptanmış, ancak asansör yapımı ile ilgili bu karar Kat Mülkiyeti Yasasının 42. maddesinde öngörülen sayı ve arsa payı çoğunluğuna dayanmadığı için yasal olmadığı görüşüne yer verilmiş, mahkemece de bu görüş doğrultusunda davanın reddine karar verilmiştir.Dosyada toplanan belge ve bilgilere göre, anataşınmazın mimari projesinde asansörün öngörüldüğü ve yerinin de ayrıldığı, ancak anayapının inşası sırasında yapılmadığı anlaşılmaktadır. Böyle bir asansörün sonradan inşası, Kat Mülkiyeti Yasasının 42. maddesi kapsamında mütalaa edilemez. Çünkü anılan madde, anataşınmazın ortak yerlerinde -fakat projede öngörülmeyen- yenilik ve ilaveleri kapsamaktadır. Asansör, anayapıdaki kat sayısına göre İmar Yönetmeliği uyarınca zorunlu değil ise de, inşası onaylı projede öngörülmüş ve bu bağlamda yeri de gösterilmiştir. O halde bağımsız bölüm maliklerinden her biri, mimari projenin olduğu gibi uygulanmasını isteme hakkına sahip olup, projede yer alan bu tesisin yapılmış olması durumunda da yapım giderlerine katılmak ve payına düşeni ödemekle yükümlüdür.
Mahkemece, yukarıda belirtilen hususlar gözönünde tutularak mevcut asansörün yapım giderlerinden davalı kat malikinin payına düşen ve ödemekle yükümlü olduğu borç miktarının saptanması, gerekirse bu konuda bilirkişilerden ek rapor alınması ve oluşacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine kararı verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 26.9.2002 gününde oybirliğiyle karar verildi.
-
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2005/18-59
K. 2005/130
T. 2.3.2005
• KAT MALİKLERİ KURULU KARARLARI ( Aidatların Belirlenmesi Gibi Mutad Yönetim İşlerine İlişkin/İptal Edilmedikçe Bütün Kat Maliklerini Bağlayacağı - Ödenmeyen Ortak Onarım ve Aidat Giderlerinin Tahsili İstemi )
• AİDAT VE ONARIM GİDERLERİ ( Ödenmeyenlerin Tahsili İstemi - Aidatların Belirlenmesi Gibi Mutad Yönetim İşlerine İlişkin Kat Malikleri Kurulu Kararlarının İptal Edilmedikçe Bütün Kat Maliklerini Bağlayacağı )
• YÖNETİM PLANI ( Adi Çoğunlukla Alınabilen Kararların Yönetim Planı Hükümleriyle Çelişkili Olması - Karara Olumlu Oylarıyla Katılmayan Maliklerden Her Birisinin İptalini Mahkemeden İsteyebileceği )
• MUTAD YÖNETİM İŞLERİNE DAİR KAT MALİKLERİ KURULU KARARLARI ( Aidatların Belirlenmesi Gibi - İptal Edilmedikçe Bütün Kat Maliklerini Bağlayacağı/Ödenmeyen Ortak Onarım ve Aidat Giderlerinin Tahsili İstemi )
634/m.20,32,37
ÖZET : Kat Mülkiyeti Yasası'nın özel ve mutlak nisap öngördüğü hususlara ilişkin kararlar dışındaki, aidatların belirlenmesi gibi mutad yönetim işlerine ilişkin kat malikleri kurulu kararları iptal edilmedikçe Yasa'nın 32. maddesinin ikinci fıkrasının buyurucu hükmü gereği olarak bütün kat maliklerini bağlayıcı niteliktedir. Adi çoğunlukla alınabilen kararların, yönetim planı hükümleriyle çelişkili olması durumunda, karara olumlu oylarıyla katılmayan maliklerden her birisi bunun iptalini mahkemeden isteyebilir.
Dava, ödenmeyen ortak onarım ve aidat giderlerinin tahsili istemine ilişkin olup, davaya dayanak yapılan kat malikleri kurulu kararlarının iptali istemiyle ayrı bir dava da açılmış olduğundan müstakil bir davaya konu edilmiş husus eldeki davada ayrıca irdelenemez.
Öte yandan, Kat Mülkiyeti Yasası'nın 37. maddesine göre işletme projesinin kat malikleri kurulu kararıyla belirlenmiş olması halinde yöneticinin ayrıca bir işletme projesi hazırlamasına gerek yoktur. Bu nedenlerle, davaya dayanak yapılan kat malikleri kurulu kararı esas alınmak suretiyle aidatlara ilişkin istem yönünden de defter ve kayıtlar üzerinde inceleme ve değerlendirme yapan ek bilirkişi raporu alınarak davalının ödenmeyen boya, onarım ve aidat borçlarının ve buna bağlı gecikme tazminatının tespit edilip ulaşılacak bu miktarın tahsiline karar verilmesi gerekir.
DAVA : Taraflar arasındaki ""alacak"" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 2. Sulh Hukuk Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 22.03.2004 gün ve 2003/870 E. 2004/352 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 18. Hukuk Dairesi'nin 24.06.2004 gün ve 2004/4735 - 5341 sayılı ilamı ile;
""... Dava, ödenmeyen ortak onarım ve aidat giderlerinin tahsili istemine ilişkin olup, kat malikleri kurulunun 29.1.2002 tarih ile 7.6.2002 tarihli kararları ile Kat Mülkiyeti Yasası'nın 20. maddesine dayalı olarak açılmıştır.
Davalı vekili savunmasında, Yönetim Planı'nın 42. maddesinde her türlü giderlerden muaf tutulan dava konusu dükkanlar için gider istenemeyeceğini ve yapılan harcamaların lüks masraflar olduğunu ileri sürerek davanın reddini istemiştir.
Yönetime ait defter, kayıt ve belgelerin incelenmesi sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda, salt onarım giderleriyle ilgili olarak dava konusu iki bağımsız bölümün paylarına düşen toplam 523.529.412 TL'nin ödenmediğinin tespit edildiği, işletme projesi olmadığından aidat borcunun hesaplanamadığı bildirilmiştir.
Mahkemece, dava konusu edilen 19 ve 23 nolu dükkan nitelikli bağımsız bölümlerin dosyada mevcut Yönetim Planı'nın 42. maddesinin 3 numaralı bendi hükmüne göre ortak giderlere katılmamaları gerektiği, buna aykırı olan kat malikleri kurulu kararının yok hükmünde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Oysa Yargıtay'ın kararlılık kazanmış uygulamalarında Kat Mülkiyeti Yasası'nın özel ve mutlak nisap öngördüğü hususlara ilişkin kararlar dışındaki, aidatların belirlenmesi gibi mutad yönetim işlerine ilişkin kat malikleri kurulu kararlarının iptal edilmedikçe Yasa'nın 32. maddesinin ikinci fıkrasının buyurucu hükmü gereği olarak bütün kat maliklerini bağlayacağı kabul edilmektedir. Adi çoğunlukla alınabilen kararların, yönetim planı hükümleriyle çelişkili olması durumunda bunun iptalini, karara olumlu oylarıyla katılmayan maliklerden her birisinin mahkemeden istemesi mümkündür. Nitekim somut olayda davaya dayanak yapılan kat malikleri kurulu kararlarının iptali istemiyle bir dava da açılmış olup, kararın yasaya ve yönetim planına uygunluğu o davada değerlendirilip tespit edilecektir. Müstakil bir davaya konu edilmiş hususun eldeki davada ayrıca irdelenmesi olası değildir. İptal istemiyle açılan davanın sonucuna göre bir hak doğarsa bunun geri istenebileceği de kuşkusuzdur. Öte yandan, Kat Mülkiyeti Yasası'nın 37. maddesine göre işletme projesinin kat malikleri kurulu kararıyla belirlenmiş olması halinde yöneticinin ayrıca bir işletme projesi hazırlamasına gerek olmayıp bu husustaki kat malikleri kurulu kararının doğrudan uygulanmaya konulması yeterlidir.
Açıklanan nedenlerle davaya dayanak yapılan kat malikleri kurulu kararı esas alınmak suretiyle aidatlara ilişkin istem yönünden de defter ve kayıtlar üzerinde inceleme ve değerlendirme yapan ek bilirkişi raporu alınıp önceki raporla birlikte değerlendirmek suretiyle davalının ödenmeyen boya, onarım ve aidat borçlarının ve buna bağlı gecikme tazminatının tespit edilip ulaşılacak bu miktarın tahsiline karar verilmesi gerekirken yerinde olmayan gerekçelerle davanın reddi doğru görülmemiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz...""
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR : Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ : Açıklanan nedenle, Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, 02.03.2005 gününde karar verildi.
-
Yazan: May 16th, 2008, 9:55am MSD - Admin
Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt'ün, Ankara Kavaklıdere Tenis Kulübü önünde arkalarından gelen aracı takip edildikleri ve dinlendikleri gerekçesi ile durdurması ile başlayan tartışma ilginç boyutlara ulaştı... Zaman Gazetesi yazarı Bülent Korucu Paksüt olayının önemli ayrıntılarını yazdı...
İşte Korucu'nun yazısı...
Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt, gündeme bomba gibi düştü. Kendisini takip ettiğini sandığı sivil polis arabasının başka görev için bölgede bulunduğuna ikna olup şikâyetçi olmadı. Emniyet de Paksüt'e yaptığı izahatla yetinmeyip yazılı açıklama ile kamuoyunu bilgilendirdi.
Fakat konu kapanmadı. Başkan Vekili ve eşi Ferda Hanım 'biz paranoyak değiliz, somut belirtilerden hareket ettik' savunması içinde konuyu uzattı. Söylemek bile abes, en küçük şüphe takipsiz bırakılmamalı. Yüksek mahkeme üyesi dahi kendini güvende hissetmezse, biz sade vatandaşların hali nice olur! Madem bu kadar tartışılıyor, Paksüt'ün hatalı davranışlarını da dile getirmeliyiz.
Paksüt istihbarata karşı koyma (İKK) eğitimini diplomat olarak Bağdat'ta görev yaparken almış. Sanırım bu eğitim sırasında güvenliğinin öncelikli olduğu kendisine anlatılmıştır. Paksüt ve eşi, adı geçen arabaya bizzat müdahale ederek büyük riske girdi. Sivil aracın dinleme maksatlı polis arabası olduğu üzerinde yazmıyor. Araçta bir suikast timi olabilirdi. Hudson senaryolarını çerçeveletip görünür bir yere asmak gerekiyor. Türkiye'yi karıştırmak isteyenlerin yapabilecekleri en büyük provokasyonlardan biri Yüksek Mahkeme üyelerine suikast olur. Paksüt ve eşinin araçtakilere fiili müdahalesi yanlıştı. Lahmacun tartışmasından ya da yol verme kavgasından adam öldüren magandaların bol bulunduğu bir ülke olduğumuz düşünüldüğünde bile riskin boyutu ürpertiyor.
Başkan Vekili'nin diğer hatası, belki de çok önemli bir operasyonun deşifre edilmesine sebep olmak. Paksüt'ün şüphelendiği aracın bölgede takip yapan Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele ekibine ait olduğu açıklandı. Operasyonun muhatapları herhalde tedbirlerini alıp, kendilerini kurtaran Paksüt'e dua ediyorlardır. Başkan, son aşamada yaptığını başta düşünebilse ve doğrudan emniyet müdürünü arasa, hem devam eden takibe zarar vermemiş olurdu, hem de kendisini yıpratmazdı. Bu yanlışların toplumdaki güvensizlik ortamına ve bir anlamda paranoyaya yaptığı katkıyı da ihmal edemeyiz. Gölgesinden korkan, evinde eşiyle bile fısıldayarak konuşan bir toplum haline geldik.
Ferda Hanım, aracın lastiklerinin yükünü taşımakta zorlandığını ileri sürüyor. Başkan Vekili Paksüt, aldığı İKK eğitiminden dinlemenin eskisi gibi hantal cihazlarla yapılmadığını öğrenmiş olmalıydı. Artık teknoloji çok gelişti. Edirne'de Hanefi Avcı'nın Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi'ye yaptığı operasyonda görmüştük. 'Lazer pointli çanakla' başkanın makam odasını rahatlıkla dinleyip kayıt altına almıştı. Kurtlar Vadisi kültürüyle bile böyle bir takibin olamayacağını söyleyebiliriz. Neredeyse eskortluk yapmışlar. Paksüt'ü tatmin eden 'başka operasyon' açıklaması gelmese, ekiptekilerin ya çok acemi veya yakalanmak üzere yola çıkmış olduklarını düşünürdük. Paksüt'ü bu hatalara zorlayan şey, yanlış zamanda yanlış kişiyle görülme endişesi olabilir mi? Turan Çömez, bir dönem Tayyip Erdoğan'ın en yakınında bulunmuş, şu anda 'kanlı bıçaklı' durumuna gelmiş biri. Normalde hâkimler önlerindeki dosyanın selameti açısından davalının dostlarıyla olduğu kadar düşmanlarıyla da mesafeyi korur. Paksüt, diplomasiden geldiği için bu hassasiyeti ihmal etmiş olabilir. Zaten görüşmeyle ilgili rivayetler de muhtelif. Kimine göre eşli bir yemek, kimine göre Çömez'in arkadaşlarıyla tesadüfen bulunduğu mekânda bir karşılaşma. Olayın sıcaklığı devam ederken ilk haberi yapan internet sitesi 'eşli yemek' alternatifini tercih etmişti. Turhan Çömez'in tuzu kuru. Hatta daha bu tartışmalar devam ederken, üstüne CHP lideri Deniz Baykal'ı ziyaret ederek, 'önemli adam' pozunu pekiştirmeye çalıştı. Ancak Paksüt'ün konumu her şeyi kaldırmaz. Biraz daha özen...
habar7.com
-
Yazan: May 16th, 2008, 8:01am MSD - Admin
Dedelerimizin mezar taşlarını, duvardaki levhaları, raftaki cildli kitapları okuyamamak ayıplarımızın başında gelmekte. Fakat ayıp onunla kalmıyor. Uzağa gitmeye gerek yok 1950’den bu yana yazılan kitaplar da artık anlaşılamama tehlikesiyle yüz yüze. Harfler aynı olduğu halde Türkçe’den Türkçe’ye tercüme zarureti doğdu.
Bu vebalde en fazla pay sahibi olan Bülent Ecevit’tir.
Adı geçen, sadece Kıbrıs’ta başarısız olmadı, sadece cumhurbaşkanıyla kavga ederek ülkeyi ekonomik krize sürüklemedi. Onun en büyük kusuru dilde ırkçılık hastalığıdır. “Öz Türkçe” diye bir illete müptela olarak lisanımıza büyük ziyan verdi. Sığlık kompleksini böylece aşmaya çalışıyordu. Son senelerde belki hatasını anlamıştı ama iş işten geçmişti. Mezkur siyasetçinin Türkçe katliamı gündelik Türkçe’yle sınırlı kalmadı. En beter kötülüğü hukuk dilinde oldu. Onun iktidarlarında değiştirilen veya yapılan Medeni Kanun gibi kanunların Türkçe’si felakettir.
Her mesleğin kendine has kelimeleri vardır, meslek, bu kelimelerle icra edilir. Marangozluğun da tıbbın da havacılığın da lügati farklıdır. Hakim de hekim de berber dükkânındaki Türkçe’yle konuşamaz. Bu keyfiyet bütün dünya dillerinde de böyledir. Buna rağmen bizde tek parti CHP’sinde ve onun versiyonu DSP devrinde hukuk dili feda edildi. Açılan yara, yapılan tahribat büyüktür. Biz demiyoruz ki “kelimeler asla ve kat’a değişmesin”. Tabiî ki hayatın zaruri kıldıkları yeri gelince ortadan kalkar. Ama bu zorlamayla olmaz. Bir dili o mesleğin üstadları inşa eder. Sonra insan sormadan edemiyor. Neden tıbbın kelimelerine ilişen yok da ille hukuk? İzahı basit. Tıp literatürü Latin kaynaklıdır. Eğer vaktiyle hukuk terminolojisi de Roma menşeli olsaydı kimse dönüp bakmazdı. Muayene olduğunuz doktor, yazdığı reçete, ilaç kutusundaki prospektüsten hiçbiri anlaşılmaz. Buna rağmen kimse onlarla kavga etmez. Kavga hukuk diliyle. Çünkü onlar Arapça asıllı zannedilir. Bin yıldır istimal ettiğimiz kelimeler öz be öz Türk’tür, Türkçe’dir.
Bu iğreti hukuk dilinde ne sebep, ne saik, ne maksat, ne gaye yerine oturuyor. Sıkıntıyı en fazla da uygulamacılar çekmekte. Ecevit iktidarı, bu ideolojik kastıyla hukuka, adalete, yargıya darbe vurmuştur.
Madem ki yargı reformundan söz ediliyor. İlkin bu hatadan rücû edilmeli. Dil muhteşemse eser muhteşem olur. Kelimelere gömlek değiştirerek bir yere varılmaz. Hukuk tefekkürün mahsulüdür. İnsan kelimelerle düşünür, meselelerin derinliğine iner, künhüne vakıf olur. Bir fikri 5 ayrı kelimeyle ifade edemeyen hukukçunun dağarcığı çobanınkinden biraz zengindir.
Hukuktan zerrece nasibi olanlar bizi anlarlar
Rahim Er (Türkiye)
-
Bu forum Yargıtay kararlarını ekleyebileceğiniz bir alandır.
-
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Kararı
ESAS NO : 2003/12442
KARAR NO : 2003/13123
KARAR TARİHİ : 08.07.2003
ÖZET:Geçersiz Nedenlerle Fesih&İşe İade
Davacı işçi, iş sözleşmesinin 25.03.2003 tarihinde sendikal nedenlerle davalı işveren tarafından feshedildiğini belirterek bu tarihte yürürlükte olan 1475 sayılı İş Kanun’unun 4773 sayılı Kanun ile değişik 13/A, B, C ve D maddeleri uyarınca işe iadesine karar verilmesi, iade kararına rağmen işverence süresi içinde işe başlatılmaması halinde bir yıllık ücreti tutarında tazminat ve en çok dört aya kadar boşta geçen süreye ait ücret istekleriyle bu davayı açmıştır. Davalı işveren feshin ekonomik nedenlerle gerçekleştirildiğini belirterek geçerli fesih nedeninin bulunduğunu savunmuştur.
Mahkemece istek doğrultusunda karar verilmiştir.
Dosya içindeki bilgi ve belgelerden; davalı işverenin 15.03.2003 tarihinde yürürlüğe gireceği önceden bilinen 4773 sayılı Kanun ile 1475 sayılı İş Kanununa getirilen iş güvencesine ilişkin hükümleri bertaraf etmek amacıyla, işçilere belirli süreli iş sözleşmelerini imzalatmaya çalıştığı izlenimi edinilmekte, işçilerin bu durumu kabul etmemesi üzerine davacının da aralarında bulunduğu bir kısım işçilerin 17.03.2003 tarihinde sendikaya üye oldukları görülmektedir. Keza, davalı işveren temsilcisi tarafından sendika üyeliğinden çekilme konusunda baskılar yapıldığı işçilerin kabul etmemesi üzerine bu kez 25.03.2003 tarihinde iş sözleşmelerinin feshi yoluna gidildiği anlaşılmaktadır. Diğer taraftan bu fesihlerden sonra çoğunluğunu sendika üyeliğinden çekilenlerin oluşturduğu bir kısım işçiler tekrar işe alınmıştır. Davalı işverenin iş güvencesine ilişkin hükümlerin yürürlüğe girmesinden önce tazminatları ödenmek suretiyle işçilerin iş sözleşmelerini fesih hakkı olduğu halde bu yola gitmeyerek belirli süreli iş sözleşmesi imzalatmaya çalıştığı şeklindeki davacı iddiaları, davalı işverenin başlangıçta fesih amacı taşımadığını göstermektedir. Ancak davacının sendikaya üye olmasını müteakip, istifaya davet edilmesi üzerine kabul etmemesi nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilmesi yoluna gidildiği görülmüştür.
Davalı işveren talep ve sipariş azalması, ülkede yaşanan ekonomik kriz gibi işyeri dışından kaynaklanan sebeplere dayanmıştır. Belirtmek gerekir ki; söz konusu Yasanın gerekçesinde de açıklandığı üzere, bu uygulamaya giderken öncelikle fazla çalışmalar kaldırılmalı, işçinin rızası ile çalışma süreleri kısaltılmalı, iş zamana yayılmalı, kısacası fesih en son çare olarak düşünülmelidir. Somut olayda işverenin bu tür uygulamalara başvurmadığı aksine, üretimde ve fazla mesailerde artışa gittiği belgelerden anlaşılmıştır.
Yukardaki açıklamalara göre, mahkemece işveren tarafından yapılan feshin sendikal nedene dayandığı gerekçesiyle işçinin işe iadesine ve işe iade kararına rağmen işverence işe başlatılmaması durumunda bir yıllık ücreti tutarında tazminata ve yine boşta geçen süre ile ilgili ücretin kabulüne karar verilmesi, 1475 sayılı İş Kanununun 13/D ve 2821 sayılı Yasanın 31/6. maddesi hükümleri uyarınca isabetlidir. Ancak, anılan Yasanın 13/D. maddesinde “mahkeme feshin geçersizliğine karar verdiğinde, işçinin işe başlatılmaması halinde ödenecek tazminat miktarını da belirler” kuralına yer verilmiş olup, mahkemece bu tazminat miktarının belirlenmesi ile yetinilmelidir. Ayrıca tahsili yönünde hüküm kurulması hatalıdır.
Öte yandan, bu tazminat işe iadeye dair kararın kesinleşmesini takiben işçinin süresi içinde işverene başvurması ve bir aylık süre içinde işverence işe başlatılmaması halinde muaccel olur. Böyle olunca bu tazminat için dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi de doğru değildir. İşçinin çalıştırılmadığı süre için kararın kesinleşmesine kadar hesaplanacak olan en çok dört ayla sınırlı ücret alacağı da, işçinin işe iade kararının kesinleşmesinden sonra süresi içinde işverene başvurduğu anda muaccel olan bir alacaktır. Bu alacak için de faize karar verilmesi hatalıdır.
Açıklanan nedenlerle, mahkemece feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine ilişkin verilen hüküm yerinde olup, buna yönelik temyiz itirazları isabetli görülmemiş, tazminat ile boşta geçen süre ücreti ve diğer konularda verilen hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve fesih tarihinde yürürlükte olan 1475 sayılı İş Kanununun 13/C maddesinin son cümlesi uyarınca aşağıdaki gibi Dairemizce karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ :Yukarda gösterilen nedenlerle;
1- Asliye Hukuk (İş) Mahkemesinin 06.06.2003 gün ve 2003/ Esas 2003/ Karar sayılı kararının bozularak ORTADAN KALDIRILMASINA,
2- İşverence yapılan FESHİN GEÇERSİZLİÐİNE ve davacının İŞE İADESİNE,
3- Davacının yasal sürede başvurusuna rağmen işverenin süresi içinde işe başlatmaması halinde ödenmesi gereken tazminat miktarının işçinin bir yıllık ücreti tutarı olan brüt 3.856.245.648 TL olarak belirlenmesine,
4- Davacı işçinin işe iadesi için işverene süresi içinde müracaatı halinde hak kazanılacak olan ve kararın kesinleşmesine kadar en çok dört aya kadar ücretin taleple bağlı olarak 50.000.000 T’L nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5- Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
6- Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte olan tarifeye göre 200.000.000 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
7- Davacının yaptığı yargılama gideri 20.200.000 TL’nin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, davalı tarafından temyiz gideri olarak yapılan 9.150.000 TL’nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
8- Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine kesin olarak 08.07.2003 günü oybirliğiyle karar verildi.
-
Yargıtay 8. Ceza Dairesi
Tarih: 25.2.2008
Esas: 2007/13484
Sayı : 2008/1110
Özet: Beraat eden sanık yararına avukatlık ücretine hükmedilmesine ilişkin AAÜT 13/5 maddesinin CMK’ na uygun olduğu
Karar metni
İşkence yapmak suçundan sanıklar Y.Ö, A.İ.B ve M.D haklarında yapılan yargılama sonucunda sanıkların beraatine, 2007 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 12/5 maddesi uyarınca, sanıklar vekalet ile temsil edildiğinden, 1000 Yeni Türk Lirası maktu ücreti vekaletin hazineden alınarak sanıklara verilmesine dair (ESKİŞEHİR) Ağır Ceza Mahkemesinin 16.02.2007 tarih, 2005/255 esas, 2007/51 sayılı kararı ve dosyası ile ilgili olarak;
Dosya kapsamına göre, beraat eden sanık lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/5. maddesi gereğince hazine aleyhine vekalet ücretine hükmedilmiş ise de, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda beraat eden sanık yararına vekalet ücretine karar verileceğine ilişkin bir düzenleme bulunmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 13.11.2007 gün ve 57424 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay C.Başsavcılığından 11.12.2007 gün ve KYB/2007-57424 sayılı ihbarnamesi ile dairemize tevdi kılınmakla incelendi.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Gereği görüşülüp düşünüldü:
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 168. maddesi ile “yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin” belirlenmesi görevi Türkiye Barolar Birliğine (TBB) verilmiş ve TBB’de Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin (Tarife) 13/5. madde-fıkrası ile beraat eden sanık yararına vekalet ücretini hazinenin ödemesine ilişkin düzenlemeyi yürürlüğe koymuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 324/1. madde-fıkrasına göre avukatlık ücreti yargılama giderlerinden olup ve yine aynı CMK.nun 327/2. madde-fıkrası uyarınca beraat eden “kişinin önceden ödemek zorunda kaldığı giderler, Devlet Hazinesince üstlenilir.” Öte yandan “29.5.1957 günlü 4/6 ve 2.5.1956 günlü 4/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararlarında da yargılama giderlerinin neler olduğu sayılmış; karşı tarafa yüklenecek olan avukatlık ücretinin de bu giderler arasında olduğu açıkça belirtilmiştir.” (Murat Aydın; Beraat Eden Sanık Yararına Avukatlık Ücretine Hükmedilmesi Kanuna Aykırı Değildir. “ Terazi Aylık Hukuk Dergisi, Sayı:18, Şubat 2008, s.159-167) Mülga CMUK.nun 409. maddesinin 2. fıkrasındaki “Bir kimsenin evvelce ödemek mecburiyetinde kaldığı masraflar, Devlet hazinesine tahmil olunabilir.” Şeklindeki düzenleme ile CMK.nun 327/1.maddedeki düzenlemenin aynı olduğu ve CMUK.nun meriyette olduğu evrede uygulamanın ve özellikle Tarife’nin bu biçimde düzenlenmediği ileri sürülebilirse de (Bknz. Zekeriya yılmaz; Beraat Eden Sanık Yararına Vekalet Ücretine Hükmedilmesine İlişkin Tarife Hükmünün Kanuni Bir Dayanağı Bulunup Bulunmaması Sorunu” Terazi Aylık Hukuk Dergisi, Sayı:15, Kasım 2007, s.71-82)Tarife’nin 13/5. madde-fıkrasındaki hükmü geçersiz kılmayacaktır. Kaldı ki “CMK.nun 150/1. maddesi uyarınca; hakkında bir ceza davası açılan kişi bir müdafii (avukat) seçebilecek durumda olmadığını beyan ettiği” takdirde kendisine baro tarafından görevlendirilen bir avukat atanacak, sanık bu avukata herhangi bir ödeme yapmayacak ve ücreti de HAZİNE tarafından karşılanacağı gibi dava sonunda beraat etmesi halinde de önceden ödenen bu ücret HAZİNE üzerinde kalacaktır. CMUK.nun meriyette olduğu dönemde de aynı düzenleme mevcut olmasına karşın, Tarife’nin 13/5. maddesi hükmü bulunmadığından avukatla kendisini temsil ettiren ile Baro tarafından müdafii tayin edilen sanık arasındaki eşitsizlik tarifenin anılan hükmüyle de giderilmiş bulunmaktadır.
Beraat eden sanığın CMK.nun 141. ve devamı maddeleri uyarınca bu konuda dava açma imkanı da bulunmadığı gözetildiğine ki anılan ve davamı maddelerinin yer aldığı bölümün başlığının “Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat” olması ve ancak bu maddede belirtilen sayılı ve sınırlı nedenlerle dava açılabilmesi ve bunların içinde de beraat eden sanığın önceden avukatına ödediği ücretin yer almaması CMK.na göre ceza yargılamasında davayı münhasıran Cumhuriyet Savcısının açmak durumunda olması ve bunu da Türkiye Cumhuriyeti devleti adına yapması ve dolayısıyla davada Devletin taraf olması karşısında Tarifenin 13/5.maddesindeki düzenlemenin doğru ve yerinde görülmesi gerektiği nazara alınarak Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 13.11.2007 gün ve 57424 sayılı yazılarına atfen Yargıtay C.Başsavcılığından 11.12.2007 gün ve 256243 sayılı kanun yararına bozma istemli ihbarname içeriği yerinde görülmediğinden Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesinin 16.2.2007 tarih ve 2005/255 esas, 2007/51 sayılı kararının kanun yararına bozma talebinin (REDDİNE), dosyanın Yüksek Adalet Bakanlığına gönderilmesi için Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 25.2.2008 günü oybirliğiyle karar verildi.
-
Yeni üyelerimizin site hakkındaki düşünceleri,görüşleri ve önerilerini paylaşabilecekleri bir alandır.
-
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinden:
Esas No : 2007/5478
Karar No : 2008/5309
İncelenen Kararın:
Mahkemesi : Karasu Asliye Hukuk Mahkemesi
Tarihi : 19/12/2000
Numarası : Esas No: 2000/300
Karar No: 2000/306
Davacı : Emine Külünk
Davalı : Hasımsız
Dava Türü : Yabancı Mahkeme Kararının (Boşanma) Tanınması
Temyiz Eden : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
Davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Davacı vekili tarafından hasımsız olarak açılan davada, boşanmaya ilişkin Gelsenkirchen-Buer Sulh Hukuk Mahkemesinin (Aile Mahkemesi) 4/5/1999 tarih ve 19 F 172/98 sayılı kararının tanınmasına karar verilmesinin istendiği, mahkemece davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.
2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 42. maddesi hükmüne göre, tanıma talebinin incelenmesi ve karara bağlanması tenfiz davalarındaki usul ve esasa tabi olup, yabancı mahkeme kararının tanınması, kararın Türk Mahkemelerinde kesin delil veya kesin hüküm olarak kabulü sonucunu doğurmaktadır.
Bu itibarla Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 36. maddesi uyarınca diğer eşe husumet yöneltilmesi, tanıma talebini içeren dilekçenin anılan Kanunun 39/1. maddesi hükümlerine uygun olarak duruşma günü ile birlikte karşı tarafa tebliğ edilmesi, duruşma gününde de basit yargılama usulü hükümlerine göre incelenerek karara bağlanması gerekmektedir.
Mahkemece, anılan hükümlere aykırı olarak, hasımsız açılan davanın, taraf teşkili yapılmaksızın duruşma açılarak, karşı tarafa savunma imkanı sağlanmadan kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi. 14/4/2008
-
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ''Turizmi Teşvik Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun''u onayladı. Kanunla birlikte orman sayılan yerler Kültür ve Turizm Bakanlığı'na tahsis edilecek.
Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamaya göre, Cumhurbaşkanı Gül'ün onayladığı 5761 sayılı "Turizmi Teşvik Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" yayımlanmak üzere Başbakanlığa gönderildi.
Kanuna göre, Hazine'ye ait yerler Maliye Bakanlığı'nca, Kültür ve Turizm Bakanlığı'na tahsis edilecek.
Hazine adına tescili yapılmamış, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerle, kapanan yollar ve yol fazlalarının resen tescili, talep tarihinden başlayarak en geç 1 ay içinde tamamlanacak.
Kanunda, Hazine mülkiyetinde yeterli alanın bulunmadığı durumlarda, Orman Kanunu'na göre orman sayılan yerlerden hangilerinin Çevre ve Orman Bakanlığı'nca, Kültür ve Turizm Bakanlığı'na tahsis edileceği de belirleniyor.
Orman sayılan yerlerde turizme tahsis edilecek alan, ildeki ormanların binde 5'ini geçemeyecek. Yapılaşmaya esas inşaat emsal değeri yüzde 30'u aşamayacak.
Turizm yatırımı için tahsis edilen orman alanının 3 katı kadar alanın ağaçlandırma bedeli ve ağaçlandırılan bu alanın 3 yıllık bakım bedeli, yatırımcı tarafından Orman Genel Müdürlüğü hesabına yatırılacak.
Bu paralar ağaçlandırma ve bakım giderlerinde kullanılacak. Belirtilen bedelin yatırılmadığının tespiti durumunda yatırımcıya turizm yatırımı veya işletme belgesi verilmeyecek.
İşletmelerin fiyat tarifesi bakanlık tarafından belirlenecek
Bakanlığın tasarrufuna geçen taşınmazların yatırımcılara tahsisi, kiralanması ve bunlar üzerinde irtifak hakkı tesisine ilişkin esaslar, süreler, bedeller, hakların sona ermesi ve diğer şartlar Kültür ve Turizm, Maliye, Çevre ve Orman bakanlıklarınca Devlet İhale Kanunu ve Orman Kanunu hükümlerine bağlı olmaksızın ortak tespit edilecek.
Bakanlık, kendi tasarrufuna geçen taşınmazları, Türk ve yabancı uyruklu gerçek ve tüzel kişilere tahsis edebilecek.
Belgeli işletmelerin uygulayacakları fiyat tarifelerinin hazırlanması ve onaylanmasına ilişkin genel ilkeler, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca belirlenecek.
Kanunla, işletmelerin en geç temmuz ayı sonuna kadar bir sonraki takvim yılında, uygulayacakları tarifelerini bakanlığa gönderme zorunluğu kalkacak.
Bakanlık, belgeli yatırım ve işletmeleri, belgeye esas olan niteliklerini, bu niteliklerini koruyup korumadıklarını denetleyecek ve işletmeleri sınıflandıracak.
Ön izinler Çevre ve Orman Bakanlığı'ndan alındı
Bakanlık, gerekli gördüğü hallerde, ilan edeceği pilot bölgelerdeki turizm işletmesi belgesi olmayan konaklama tesislerinden, verilen süre içerisinde turizm işletmesi belgeli tesis şartlarına uymasını talep edecek.
Bu şartları yerine getiren konaklama tesisleri belgelendirilecek, şartları yerine getirmeyen konaklama tesislerinin faaliyetlerine son verilecek.
Kanunla, turizm yatırımı veya işletme belgesinin iptaline de sınırlama getirildi. Buna göre, 1 yıl içerisinde 3. kez idari para cezasını gerektiren bir fiilden dolayı turizm yatırımı veya turizm işletmesi belgesi iptal edilemeyecek.
Daha önce Çevre ve Orman Bakanlığı'nca verilen ön izinler, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca verilecek.
Kültür Bakanlığı'na devredilecek yerler
Sağlık turizmine yönelik fizik tedavi tesisi veya rehabilitasyon merkezi tesislerini kapsayan konaklamalı tesisler yapılabilmesi için iklimsel ve çevresel zorunluluk bulunan, termal turizmine yönelik jeotermal kaynakları bulunan, kış turizmi kapsamında uygun yapı ve tesislerin yapılabileceği yeterli pist uzunluğunu ve gerekli rakımı sağlayan yerler en geç bir ay içinde Kültür ve Turiz Bakanlığı'na devredilecek
Yine eko-turizm kapsamında yer alan yayla turizmi, kırsal turizm ve benzeri turizm türlerine yönelik tesislerin yer alabileceği çevresel ve sosyal anlamda imkan sağlayan, golf turizmine yönelik olarak uygun iklim yapısı ve topografik özellikler dikkate alınarak uluslararası standartlara uygun tesisler gerçekleştirilmesine imkan sağlayan yerler de bakanlığa devredilecek.
Kaynak: cnnturk.com
-
İSTANBUL NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'NE
DAVACI :Fadime Yılmaz
DAVALI :Nüfus İdaresi Müdürlüğü.
TALEP KONUSU :Nüfus kaydının tashihi talebidir.
İZAHAT :Nüfus kayıtlarında ad soyadı hanesinde Fadime olarak yazılı bulunmakla birlikte gerçekte Gül olması iktiza etmektedir Şöyle ki;
1- Nüfus kayıtlarında her ne kadar ön adım Fadime olarak geçmekte ise de sosyal hayatımda bu durum gerçekle bağdaşmamaktadır. Zira sosyal çevremde Gül ismiyle maruf olup bu isimle zikredilmekteyim.Fadime ismi babam tarafımdan konulmuş olmasına binaen ayrıca Gül ismi de tarafıma ön ad olarak verilmiştir. Fakat Gül ismi nüfus kayıtlarına ailem tarafımdan işlenmemiştir.
2- Asıl adımın Gül olması nedeniyle okumakta olduğum ....Fakültesinde ve sosyal yaşantımda sorunlar yaşamaktayım. Zira okul hocalarımın ve okul asistanlarının adımı Gül diye bilmeleri ancak gösterdiğim kimlikte adımın Fadime olarak geçmesi nedeniyle ders sınavları esnasında sorunlar yaşamaktayım. Okul ve diğer resmi yazışmalarda Gül adı ile tanındığım için adresimin bulunamaması söz konusu olmaktadır.
3- Ön adımın farklı oluşundan kaynaklanan belirttiğim sebepler nedeniyle iş bu davayı açmak zarureti hasıl olmuştur.
HUKUKİ SEBEPLER :TMK ve ilgili mevzuat
DELİLLER : Nüfus kaydı, tanık beyanı, okul ile ilgili yazışmalar vs. her türlü yasal delil
NETİCE VE TALEP : Yukarıda arz edilen sebeplerle davamın kabulü ile, (kimlik bilgileri cilt no vs.)HACI olarak yazılmış bulunan adımın Gül olarak tashihine karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim...
15.06.2008
Davacı
-
…………………… SULH CEZA MAHKEMESİ
SAYIN HAKİMLİÐİ’NE
DOSYA NO : …… / ……Esas
DURUŞMA GÜNÜ : …/…/…..
DURUŞMA SAATİ : ..:..
KONU : Mazeret dilekçemizdir.
AÇIKLAMALAR
Yukarıda dosya numarası verilen davanın bugünkü oturumuna aynı gün ve saatte İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen …../…. Esas sayılı dosyanın karar aşamasında olması sebebiyle katılamayacağım. Mesleki mazeretimin kabulü ile duruşmanın bir başka güne ertelenmesini, Sayın Hakimliğiniz’den saygılarımla arz ve talep ederim. …/…/……
........................ ....................
Avukat
-
.... BAKANLIÐINA
.. İL MÜDÜRLÜÐÜNE
… MÜDÜRLÜÐÜNE
657 sayılı Kanunun "Çekilme:" başlıklı 20'inci maddesinde "Devlet memurları, bu kanunda belirtilen esaslara göre memurluktan çekilebilirler." hükmü, 94'üncü maddesinde ise "Devlet memuru bağlı olduğu kuruma yazılı olarak müracaat etmek suretiyle memurluktan çekilme isteğinde bulunabilir" hükmü yer almaktadır.
Yukarıdaki hüküm gereğince, memuriyet görevinden çekilmek istiyorum.
Gereğini arz ederim.
Ad Soyadı
Adres:
Sicil No:
T.C. Kimlik No:
-
81 yıl önce İsviçre’den tercüme edilerek alınan Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası değişecek
TBMM Adalet Komisyonu’nda çarşamba günü görüşülecek tasarıyla ağır iş yüküyle kilitlenen mahkemeler, her aşamada tarafları uzlaşmaya teşvik edecek.
Hukuk Muhakemeleri Tasarısı’ndaki bazı yenilikler şöyle:
Daha laik ayarlama
Şu anda mahkemelerde "Allahım ve namusum üzerine yemin ediyorum" diye yapılan yemin değiştirilecek. Kişinin "Bana sorulan sorular hakkında gerçeğe uygun cevap vereceğime ve hiçbir şey saklamayacağıma namusum, şerefim ve kutsal saydığım bütün inanç ve değerlerim üzerine yemin ediyorum" demesiyle yemin eda edilmiş sayılacak.
Ateisti de bağlar
Bu değişikliğin gerekçesinde "Yemin formülü daha laik hale getirilmeye çalışılmıştır. İnançlar her kişi için değişir. Her kesimin kendi inancına uygun algılanmasını temin babında, gereken açıklık ve elastikiyeti taşımasına gayret edilmiştir. Bütün inanç ve değerler yelpazesini kapsar" denildi.
Zorla DNA testi
Uyuşmazlığın çözümü bakımından zorunlu ve bilimsel verilere uygun olmak, ayrıca sağlık yönünden bir tehlike oluşturmamak şartıyla, herkes, soybağının tespiti amacıyla vücudundan kan veya doku alınmasına katlanmakla zorunlu tutulacak. Haklı bir sebep olmaksızın bu zorunluluğa uyulmaması halinde, hakim incelemenin zor kullanılarak yapılmasına karar verebilecek.
Mahkemede sözleşme
Görülmekte olan bir davada, taraflar aralarındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla, mahkeme huzurunda sözleşme yapabilecek. Dava konusunun dışında kalan konular da sulhun kapsamına dahil edilebilecek. Sulh, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilecek. Mahkemelere ön inceleme aşaması getirilecek. Mahkeme, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapacak ve sulh veya arabuluculuğa teşvik edecek. Ön inceleme tamamlanmadan duruşma günü verilemeyecek.
Tanıklıktan kaçmak yok
Üçüncü kişiler, tanıklıktan çekilemeyecek. Ancak koruyucu aile ve çocukları ile koruma altına alınan çocuk arasında, evlatlık bağına benzer sıkı kişisel ilişkilerin varlığı kabul edilerek, bu kişilere tanıklıktan çekilme hakkı tanınıyor.
1 ayı geçemeyecek
Tahkim, nafaka, konkordato, haciz, tedbir ve benzeri davalar, basit yargılama yöntemine tabi olacak. Mahkeme, bu davalarda tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verebilecek. Hakim, tarafları sulhe veya arabuluculuğa teşvik edebilecek. Mahkeme, tarafların dinlenmesi, delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemlerinin yapılmasını 2 duruşmada tamamlayacak. Duruşmalar arasındaki süre 1 aydan daha uzun olamayacak.
Kaynak:
gazetevatan
-
Yazan: May 15th, 2008, 1:01pm MSD - seray
Özellikle gençleri kandırarak çete kurup onları ailelerine karşı düşman haline getirdiği öne sürülen Adnan Hoca 8 yıl süren dava sonucu 3 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ancak cezayı az bulan çocukların aileleri kararı temyiz etmeye hazırlanıyor.
Adnan Hoca olarak bilinen Adnan Oktar ve 19 kişilik ekibinin “çıkar amaçlı örgüt kurmak ve yönetmek”ten suçlu bulunup 3 yıl hapis cezasına çarptırılmasına en çok çocukları Adnan Hoca’nın müridi olan aileler sevindi. Ancak 8 yıldır süren davada İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği bu cezayı az bulan ailelerin avukatı Rezzan Aydınoğlu cezanın artırılması için temyize gidiyor.
Çocuklarımıza kavuşacağız
Dava boyunca mahkeme koridorlarını aşındıran ve çocuklarını Adnan Hoca’nın elinden kurtarmaya çalışan aileler, mahkemenin bu kararı ile Adnan Hoca’nın çete kurduğunun ispatlandığını düşünüyor. Aileler Adnan Hoca’nın cezaevine girmesiyle birlikte grubunun dağılacağına ve örgütün dağılmasıyla çocuklarına kavuşacaklarına inanıyor. Çünkü örgüttekiler Adnan Hoca’nın mehdi olduğuna inanıyor. Mehdinin olmadığı yerde de grubun daha fazla bir arada olamayacağını belirtiyorlar.
Zaman aşımına 1,5 yıl kaldı
Ancak buna rağmen aileler Adnan Oktar’a verilen cezayı az buldu. Çünkü 3 yıllık ceza İnfaz Kanunu’na göre beşte ikisinin iyi halden düşmesi ve Adnan Oktar’ın ilk tutuklandığında 9 ay cezaevinde yatmasıyla birlikte 3 yıldan 1 yıla düşüyor. Bu nedenle aileler adına davayı takip eden müdahil avukat Rezzan Aydınoğlu şunları söyledi: “Yerel mahkemenin cezanın üst haddini vermesi gerekiyordu çünkü bu kişeler zaten 2 aydır mahkemeye verdikleri dilekçelerde ve gazetelere verdikleri ilanlarda çıkar amaçlı suç örgütü olduklarını ispatlamışlardır. Bu ceza az. Bu nedenle kararı Sultanahmet Adliyesi 2.Ağır Ceza Mahkemesinde, örgütlü suçlarla ilgili yasaya göre üst haddinden yani 6 yıl hapis cezasına çıkarılması için temyiz başvurusunda bulunacağım.”
Davada 10 yıllık zaman aşımının dolmasına 1,5 yıl gibi kısa bir süre kalmasını kritik olarak değerlendiren Aydınoğlu “Yargıtay’ın zaman aşımını gözününde bulundurarak en kısa sürede kararını göndereceğine inanıyorum” dedi.
Vatan
-
ASLİYE HUKUK (TİCARET) MAHKEMESİNE
BAKIRKÖY
DAVACI :.....................
VEKİLİ
D. KONUSU :......................
D. DEÐERİ :......................
AÇIKLAMALAR :
Müvekkilimin Bakırköy .............Bankası A.Ş. 'ndan aldığı çek koçanı vardır. Bakırköy.............. Bankası çek karnesinin ........... seri nolu çeki kaybolmuştur.Bu çekin bedel kısmında ..................... YTL yazmaktadır ve hamiline düzenlenmiştir.Ancak müvekkilim bu çeki yaptığı ticari bir işin karşılığı olarak kimseye vermemiştir..Mezkur çekin müvekkilin tanımadığı kişiler tarafından piyasaya sunulması ihtimali vardır.
Bu sebeple dava açma zorunluluğumuz doğmuştur.
HUKUKİ SEBEPLER : TTK , ve ilgili mevzuat.
SONUÇ VE İSTEK :Yukarda açıklanan nedenlerle, öncelikle söz konusu çekin dava sonuna kadar ödenmemesi için ihtiyati tedbir karırı Bakırköy .......Bankası Şubenize müzekkere yazılmasını , .............Bankası Şubesine ait olan ................. nolu ve ................
YTL çekir İPTALİNE karar verilmesini saygıyla talep ederim .15.05.2008-
-
Hükümlülük Kaydının
Silinmesini İsteyen : ................
Adresi :....................
Vekili :
Ceza : ...................
İnfaza Veriliş Tarihi : 01.11.2001
Konusu : ................İcra Ceza Hakimliği’ nin 2001/1668.E.2001/1898.K. sayılı kararı ile verilen mahkumiyetimin, Adli Sicilden silinmesi talebidir.
Açıklaması :1-MüvekkilimYukarıda Mahkemesi ve numarasını belirtilen karar ile 8 gün hafif hapis cezasına mahkum olmuştur.
2- Bu cezasını .......................cezaevinde yatarak tamamlamış ve cezası dolduktan sonra tahliye edilmiştir. Müvekkilimin mahkumiyetimin üzerinden yaklaşık 7 yıl geçmiştir. Müvekkilim bu sabıka kaydı nedeniyle iş bulmakta zorluk çekmektedir. Diğer taraftan 647 sayılı Kanundaki şartlar da gerçekleşmiştir.
Hukuki Sebepler : 647. S.K 7 m.’si ve ilgili mevzuat
Sübut Sebepleri : Mahkumiyet dosyası , İnfaz Kağıdı, ve Kanuni Deliller
Sonuç ve İstem : Yukarıda açıklanan nedenlerle, Müvekkilimin adli Sicildeki hükümlülük kaydının silinmesine karar verilmesini saygılarımla dilerim. / / 2007.
Hükümlülük Kaydının
Silinmesini İsteyen
Vekili
E K İ : Adli sicil kaydı
fotokopisi
-
Yazan: May 14th, 2008, 5:50pm MSD - Admin
Bugün 14 Mayıs...
Malum, 14 Mayıs 1950 Türk demokrasisinin doğum tarihidir. Bugün İsmet Paşayı gururla ve hayranlıkla anma günüdür. O kapıyı aralamasaydı belki İspanya gibi 1980li yıllara kadar demokrasi yüzü görmeyecektik. Bu gün Adnan Menderes’i ve arkadaşlarını gururla ve hayranlıkla anma günüdür. O arkadaşları ile yeni bir parti kurup halkın karşısına çıkma cesareti göstermeseydi demokrasi tarihimiz çok geç başlayacaktı beklide başlamayacaktı.
Bugün bize düşen demokrasimizi sağlıklı bir şekilde yaşatmak ve sahip çıkmaktır. Peki bunu başarabiliyor muyuz? Her zaman Demokrasi karşıtları olagelmiştir her ülkede. Kimi çıkar grupları, kimi oligarşik yapılanmalar demokrasiden elbet hoşlanmazlar. Ancak milletimizin ezici çoğunluğu demokrasiyi benimsemiş ve özümsemiştir. Demokrasi hukuk demektir, adalet demektir. Demokrasimiz inkıtalara uğrasa da acılar çekilse de İnşaallah bu yoldan milletimiz döndürmeye hiç kimsenin gücü yetmeyecektir.
Bu vesile ile, 14 mayısı bize hediye edenleri minnetle anıyorum. Ölmüş olanların ruhları şad olsun.
-
Yazan: May 14th, 2008, 5:08pm MSD - Admin
Bu alana, güzel sözler, iyi temenniler, dualar, sevgi incileri saçalım ne dersiniz?
-
3 yıllığına, peşin olarak, noter'de kira kontratı yaparak, bir gayrimenkul kiraladım. Kiraladığım yer bir imalathane ve ekipman ve demirbaşlarıyla kiralandı. Banka gayrimenkul sahibinin borcundan dolayı icra işlemi yaparsa benim durumum ne olur? Yardımcı olursanız sevinirim. İyi çalışmalar dilerim.
-
Evimde oturan kiracı 5 aydır kiramı ödemiyor ve eşyaları da evimde Ne ödeme yapıyor, ne evi boşaltıyor ve ne de haber veriyor; kayıplara karıştı. 5 aydır sıkıntı çekiyorum ve bu kiracıdan ümidimi kestim. Evimi boşaltıp, yeniden kiraya verebilmem için ne yapmam, hangi prosedürü izlemem lazım?
-
Temin Güleç sultanın kuyusunu gördüm ve çooook kıskandım.:D:D Hemen benimde açmam gerek dedim. Ve açıyorum.hehe
Buyrun burasıda benim bahçem.:D
Bunlar örnek olmalı örnekk:D
-
Tapuda mesken görünen bir yerde kafe nasıl açılır? Kafe açmak istediğimiz bir mekân var ancak mekânın tapusu işyeri değil mesken olarak görünüyor. Bu durum kafeyi açmamıza engel midir? (alkollü herhangi bir içki satışı olmayacaktır) Ayrıca mal sahibi onay veriyor. Yine de apartman onayı gerekmekte midir?
Bu konuda bilgi verebilirseniz çok sevinirim.Saygılar...
-
Bir tanıdığım 2002 yılında uyuşturucu kullanmak suçundan ceza aldı ve cezası tecil edildi. Şu anda kendisinin işyerinden SSK üzerinden sigortasını yapmak için adli sicil kaydını istiyorlar ve kendisinin elinde cezası kayıtlara geçmeden önce almış olduğu temiz sicil belgesi var.
Birinci soru bu belgeyi kullanması kendisini suçlu durumuna düşürür mü? İkincisi de eğer kullanırsa bu ortaya çıkabilir mi? Yani bir başkasının bu kişinin sicil kaydına bakmak gibi bir hakkı var mı? Beni aydınlatırsanız çok sevinirim. Saygılar.
-
Apartmanda fırın Apartmanımız giriş katında, planda dükkan diye gözüken bölümde, tüm kat maliklerinin rıza alınmadan fırın imalathanesi ve satış noktası olarak işletilmektedir. Buna sıcak, apartmanda yangın çıkma tehlikesi ve 24 saat çalışmasından dolayı büyük gürültüye maaruz kalarak apartman rahatsız olmaktayız. Ayrıca bu rahatsızlık sadece apartmanımıza değil tüm civarımızdaki apartmanlara da sıkıntı vermektedir. Tahliyesi için yapmamız gereken konusunda yardımlarınızı rica ederim.
-
Apartman yöneticisi veya denetçi olarak seçilenler ücret alabilirler mi?
Saygılarımla?
-
11-11-2006, 15:54
........ APARTMANI YÖNETİM PLANI
İstanbul, ......... mahallesi, .......Sokak ....Numaralı, ...pafta, ....ada, ....parsel sayılı taşınmazın müşterek malikleri tarafından, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 12. maddesinin (e) bendi gereğince, işbu Yönetim Planı hazırlanarak imza edilmiştir.
I . GENEL HÜKÜMLER
Madde 1 – ... bodrum, ... zemin, ... normal ve ... çatı katından ibaret apartmanın bodrum katında ... daire, zemin katta ... daire ve ... dükkan, diğer katların her birinde ... daire olmak üzere toplam ... bağımsız bölüm vardır.
Madde 2 – Bağımsız bölümlerin haricinde kalan ve Kat Mülkiyeti Kanununun 4. maddesinde sayılan yerler ortak yerlerdendir. Ortak kullanma, korunma ve yararlanma için gerekli olan şeyler de ortak şeylerdendir.
Madde 3 – Yönetim Planında hüküm bulunmayan durumlarda Kat Mülkiyeti Kanunu ve Medeni Kanun hükümleri uygulanır.
Madde 4 – Yönetim Planı, kat maliklerini, onların mirasçılarını, bağımsız bölümü onlardan satın alma dahil herhangi bir yolla iktisap edecek bütün şahısları bağlar.
Madde 5 – Bu Yönetim Planının tümü veya bazı maddeleri ancak Kat Malikleri Kurulunun oy birliği ile değiştirilebilir. Bu takdirde değişiklik içeren yönetim planının tümü veya bazı maddeleri tapu siciline geçirilmek üzere yönetici tarafından en geç bir ay içinde tapu dairesine ibraz edilerek sicile kayıt ettirilir.
II. Kat Malikleri Kurulu
Madde 6 – Ana taşınmazın yönetiminde en yüksek karar organı Kat Malikleri Kuruludur. Her bağımsız bölüm maliki bu kurulun tabii üyesidir. Kat malikleri toplantılarda bizzat bulunabilecekleri gibi yerine bir temsilcide bulundurabilirler. Temsilci, Kurula hitaben yazılı bir belge ile tayin edilir.
Ana taşınmaz, Kat Malikleri Kurulu tarafından, kanuni emredici hükümler, yönetim planı ve diğer kanunların hükümleri uyarınca verilecek kararlarla yönetilir.
Ana taşınmazın kullanılmasından veya yönetilmesinden dolayı kat malikleri arasında veya bunlarla yönetici ve denetçi arasında çıkan uyuşmazlıklar Kat Malikleri Kurulu tarafından çözülür ve karara bağlanır.
Madde 7 – Kat Malikleri Kurulunda her dairenin tek başına maliki, bağımsız bölümüne bağlı arsa payına bakılmaksızın, bir oy hakkına sahiptir.
Bir dairenin birden fazla maliki varsa, Kat Malikleri Kurulunda o dairenin oy hakkını içlerinden hangisinin kullanacağını belirlerler ve bu temsilciyi kurula yazı ile bildirirler.
Aynı şahıs birden fazla dairenin tek maliki ise veya öyle sayılıyorsa veya birden fazla dairenin müşterek maliklerinin temsilcisi ise, her daire için ayrı oy hakkına sahiptir. Ancak bu şahıs, bütün oyların üçte birinden yani ikiden fazla oya sahip olamaz.
Alınacak karar doğrudan doğruya kendisini ilgilendiren daire maliki görüşmelere katılabilir ancak oy veremez.
Daire maliklerinde biri yerine kurula, tayin edeceği ve yazı ile bildireceği vekil katılabilir ve oy kullanabilir. Bu vekil, bir diğer dairenin maliki veya üçüncü şahıs olabilir. Aynı şahıs, vekil olarak, oy sayısının üçte birinden yani ikiden fazla oy kullanamaz.
Madde 8 – Kat Malikleri Kurulu, her yıl Ocak ayının ikinci yarısı içinde, olağan toplantıya çağrılır.
Önemli bir sebebin çıması halinde, yöneticinin, deneticinin veya kat maliklerinin üçte birinin yani daire malikinin isteği üzerine de Kat Malikleri Kurulu olağanüstü olarak toplantıya çağırılır.
Toplantının tarihi, yer ve saatini yönetici tayin eder.
Davetler, olağan toplantı tarihinden en az bir hafta, olağanüstü toplantı tarihinden en az on beş gün önce bütün kat maliklerine imzalatılacak bir çağrı veya postalanacak bir taahhütlü mektupla,olağanüstü ise sebebi de bildirilerek yapılır. Davet yapılırken, yeter sayı sağlanamaması halinde ikinci toplantının nerede, hangi tarihte ve saatte yapılacağı da bildirilir. Bu ikinci toplantı için ayrıca davet yapılmaz.
Madde 9 – Kat Malikleri Kurulu,kat maliklerinin sayı ve arsa payı bakımından yarısından fazlası ile yani en az .. payın ve .... dairenin katılması ile toplanır.
Yeter sayı sağlanamadığı için toplantı yapılamazsa, en geç bir hafta içinde yapılacak ikinci toplantı için yeter sayı aranmaz.
Kat Malikleri Kurulu, katılanların oyu çokluğu ile karar verir.
Kat Mülkiyeti Kanununda ve bu yönetim planında toplanma veya karar verme yeter sayısı için ayrıca konmuş olan hükümler saklıdır.
Madde 10 – Kat Malikleri Kurulu kararları, yönetici tarafından, 1 den başlayıp sırası ile giden sayfa numaraları taşıyan, her sayfası noter mührü ile tasdikli bir deftere yazılır ve toplantıda bulunan bütün kat maliklerince imzalanır. Karara aykırı oy verenler bu aykırılığın sebebini belirterek imza koyarlar.
III. Yönetici, Seçim, Görevleri
Madde 11 – Ana taşınmaz, kat malikleri kurulunca kendi aralarında veya dışarıdan seçilen bir yönetici veya üç kişilik bir yönetim kurulu tarafından önetilir. Her yıl yöneticiye verilecek ücretin şekli ve miktarı kat malikleri kurulu tarafından oy çokluğu ile alınacak kararla belirtilir. Yönetici seçiminde veya anlaşmazlık halinde 634 sayılı kanunun 34. Maddesi hükmü uygulanır, kat malikleri kurulu eşit arsa paylarına sahip iki kişiden ibaret kaldıkları ve yönetici işinde anlaşamadıkları takdirde münavebe ile her yıl yöneticiliği biri yapar. Yönetici 634 sayılı kanunda yazılı işleri görmekle yükümlü, gerekli kayıt ve defterleri tutmakla zorunlu ve belirtilen yetkilerle mücehhezdir.
Yönetici, Kat Malikleri Kurulu tarafından, yıllık olağan toplantıda hem sayı hem arsa payı bakımından oy çokluğu ile bir yıl için tayin eder.
Madde 12 – Yönetici, gelir ve giderlerin hesabını yılda iki kere, altışar aylık olarak verir
Yılın son altı ayına ait hesap, Ocak ayının ilk yarısında hazırlanır ve ikinci yarısında deneticinin raporu alındıktan sonra, en geç Şubatın ilk haftası içinde daire maliklerine dağıtılır.
Yılın ilk altı ayına ait hesap, Temmuzun ilk haftasında hazırlanır ve denetici raporu ile birlikte olağan toplantıda hazır bulunanlara, dosyada saklanacak aslı imzalattırılarak verilir. Hazır bulunmayanlara toplantıyı takip eden hafta içinde dağıtılır.
En az sekiz dairenin maliki yazılı olarak isterlerse, yönetici,isteği öğrenmesinden itibaren on gün içinde, bütün daire maliklerine dağıtmak suretiyle, hesap vermeğe mecburdur.
Dağıtma, imza karşılığında vermek veya taahhütlü mektupla yollamak suretiyle olur.
IV. Denetici, Seçimi, Görevleri
Madde 13 – Kat Malikleri Kurulu, yöneticinin hesaplarını denetlemek üzere aralarından sayı ve arsa payı çoğunluğu ile bir yıl için 3 denetçi tayin eder.
Madde 14 – Denetçi, biri Ocak ayının ikinci yarısında, diğeri Temmuzun ikinci haftasında olmak üzere yılda iki kere denetimini yapar ve raporunu yöneticiye verir. Haklı bir sebep çıkarsa denetleme her zaman yapılabilir.
Madde 15 – Denetici, raporlarını, vereceği kararları ve gerekli gördüğü diğer hususları, 1 den başlayıp sıra ile giden sayfa numaraları taşıyan ve her sayfası noter mührü ile tasdikli bir deftere geçirip tarih koyarak altını imzalar.
Denetim defteri, deneticiler tarafından saklanır.
V. Kat Maliklerinin Hakları ve Yükümlülükleri
Madde 16 – Kat malikleri, gerek bağımsız bölümlerini, gerek ortak yerleri kullanırken doğruluk kaidelerine uymak, özellikle birbirini rahatsız etmemek, birbirinin haklarını çiğnememek ve yönetim planı hükümlerine uymak zorundadırlar.
Madde 17 – Kat malikleri,masrafı kendilerine ait olmak üzere, bağımsız bölümlerinde istedikleri onarım ve tesisleri yapabilir. Ancak bunların mevzuata uygun olması, ana yapıya zarar verecek nitelik taşımaması, ortak masrafları artırmaması, diğer malik veya sakinlerinin haklarını ihlal etmemesi, ana taşınmazın mimari bütünlüğünü bozmaması şarttır.
Madde 18 – Ortak yer ve şeylerle ilgili olmayıp yalnız bir daireyi alakadar eden işler diğer dairelere de masraflara yol açarsa bu masraflar da o daire malikine aittir.
Madde 19 – Daireler ile ortak yer ve şeylerde yapılması zaruri olan onarım ve tadillerde daire malikleri ile sakinleri dairelerine giriş müsaadesi vermeğe ve işlerin yapılmasında gerekli kolaylığı göstermeğe mecburdurlar.
Madde 20 – Ortak yer ve şeylerden bütün kat malikleri faydalanır. Kimse diğerinin faydalanmasına mani olamaz. Bu yer ve şeyler, kendilerinden beklenen hizmet ve faydayı sağlayacak şekilde her zaman temiz ve iyi vaziyette bulundurulur.
Kat malikleri ortak yerlerde sandık, çöp tenekesi, bisiklet ve çocuk arabası gibi şeyleri devamlı olarak bulunduramazlar. Kat Malikleri Kurulu bunlardan bazıları için yer gösterebilir.
Kat malikleri çatıda televizyon anteni tesisatı yaptırabilirler.
Ortak olan bahçenin, binaya yakışır şekilde kullanış tarzının tayini ve tanzimi Kat Malikleri Kurulunca kararlaştırılır. Bodrum katındaki daireler, kendi hizalarındaki bahçe kısmından, kararlaştırılan tarza uygun olmak şartı ile münhasıran faydalanırlar. Bu yetki, bahçenin kararlaştırılan şekilde tanzimine engel olma hakkını vermez.
Madde 21 – Kat malikleri, diğer bütün katların maliklerinin rızasını almadıkça, ortak yerlerde kendi başına değişiklik veya kendisi ile ilgili inşaat, tamirat, tesis, dış badana ve boya ve benzeri şeyleri yapamaz.
Madde 22 – Kat Malikleri, yönetim planında ve Kat Mülkiyeti Kanununda öngörülen mecburiyet ve mükellefiyetlerin bağımsız bölümden kiracı veya başka bir sıfatla faydalanan şahıslar tarafından da yerine getirilmesini teminle mükelleftir.
Madde 23 – Ana taşınmazın tamamı veya ayrı ayrı bağımsız bölümleri kat malikleri kurulunun oy birliği ile kararı bulunmadıkça tapu sicilinde belirtilen nitelikleri dışında kullanılmaz, pansiyon haline getirilemez. (634 sayılı kanunun
24. Maddesindeki yasaklar saklıdır).
VI. Ortak giderler ve bu giderlere katılma
Madde 24 – Ortak yer ve şeylerin bakımı, korunması, onarılması ve yenilenmesi masrafları, kapıcı masrafları, ortak tesislerin işletme masrafları, ana taşınmazın sigorta ettirilmesine karar verilmişse sigorta primleri, hülasa bütün ortak giderler ve bunalar için toplanacak avanslar, bu yönetim planının 25, 26 ve 27. Maddeler hükümleri saklı olmak üzere, daireler arasında varsa payları oranına göre bölüşülür.
Madde 25 – Su giderleri, daireler arasında nüfus hesabı ile bölüşülür.
Madde 26 – Kalorifer işletme masraflarının daireler arasında bölüşülmesinde radyatör sahası esas tutulur. (veya arsa payı oranı esas alınır).
Dairelerin radyatör sahaları, yönetici ve denetici tarafından birlikte mahallinde tespit edilerek her dairenin payını gösteren liste düzenlenir.
Bütün kış mevsimi kaloriferlerin yandığı sürece fasılasız olarak boş tutulan veya iskan edildiği halde kullanılmayan dairelerin malikleri, kalorifer işletme masraflarına 1/3 oranında katılırlar. Bu haktan faydalanmak için, radyatör musluklarının kapanmış, kontrol imkanının sağlanmış ve durumun yöneticiye zamanında bildirilmiş olması şarttır. Bu daireler, Ocak ayındaki hesapta bu giderlerin bölüşülmesine geçici olarak tamamen katılırlar ve ancak Temmuz ayındaki hesapta, şartların gerçekleşmiş olacağı belli olacağından, Ocak’ta fazla ödedikleri kısım hesaplarından düşülerek yılın ilk altı ayına ait hesapta kalorifer işletme giderlerine eklenir.
Madde 27 – Ortak giderlere kat maliklerinden biri veya onun bağımsız bölümünden faydalanan şahıs kusuru ile sebep olmuşsa, ortak giderin tamamı o bağımsız bölüm maliki tarafından ödenir.
18. madde, ortak yer ve şeylerdeki masraflarda da uygulanır.
VII. Ana taşınmazın sigorta ettirilmesi
Madde 28 – Kat malikleri kurulu, oy birliği ile vereceği kararla ana taşınmazı sigorta ettirebilirler, ana taşınmazın sigorta ettirilmesi halinde sigorta değeri ve primlerine iştirak nispeti ile ödeme şekli kat malikleri kurulunca oy birliği ile karara bağlanır.
Madde 29 – Bağımsız bölüm malikleri bilcümle masraf kendilerine ait olmak üzere bağımsız bölümlerini sigorta ettirebilirler.
Madde 30 – Sigortalanmış ana taşınmazın veya bağımsız bölümün hasara uğraması halinde ödenecek sigorta bedeli iştirakleri oranında kat maliklerine ödenir. Hasarın onarılmasında 634 sayılı kanunun 21. Maddesi hükmü uygulanır.
VII. Geçici hükümler
Madde 31 – Kat mülkiyeti kurulmasından sonraki 30 gün içinde yapılacak ilk Kat Malikleri Kurulu toplantısı, o yılın olağan toplantısı yerine geçer.
Madde 32 – Kat mülkiyeti kurulmasından sonra yapılacak ilk toplantıya kadar Yöneticilik görevini ortaklardan biri yapacaktır.
Madde 33 – Kat Malikleri Kurulunun kat mülkiyeti kurulduktan sonra yapacağı ilk toplantıda tayin edilecek yönetici ile deneticinin görevleri, bir yıldan az veya çok olsa da, ertesi yılın olağan toplantısına kadar devam edecektir.
Madde 34 – Apartmanın adını (...............) olarak saptamışlardır.
VIII. Şümulü ve yürürlük
Madde 35 – Bu yönetim planı kat malikleri ile kiracıları ve sükna hakkı sahiplerini ve bunların haleflerini bağlar.
Madde 36 – Bu planda yazılı bulunmayan hususlarda 634 sayılı kanun ile genel hükümler tatbik olunur.
Madde 37 – Yönetim planı tapu siciline tescili tarihinde yürürlüğe girer.
-
11-11-2006, 15:54
........ APARTMANI YÖNETİM PLANI
İstanbul, ......... mahallesi, .......Sokak ....Numaralı, ...pafta, ....ada, ....parsel sayılı taşınmazın müşterek malikleri tarafından, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 12. maddesinin (e) bendi gereğince, işbu Yönetim Planı hazırlanarak imza edilmiştir.
I . GENEL HÜKÜMLER
Madde 1 – ... bodrum, ... zemin, ... normal ve ... çatı katından ibaret apartmanın bodrum katında ... daire, zemin katta ... daire ve ... dükkan, diğer katların her birinde ... daire olmak üzere toplam ... bağımsız bölüm vardır.
Madde 2 – Bağımsız bölümlerin haricinde kalan ve Kat Mülkiyeti Kanununun 4. maddesinde sayılan yerler ortak yerlerdendir. Ortak kullanma, korunma ve yararlanma için gerekli olan şeyler de ortak şeylerdendir.
Madde 3 – Yönetim Planında hüküm bulunmayan durumlarda Kat Mülkiyeti Kanunu ve Medeni Kanun hükümleri uygulanır.
Madde 4 – Yönetim Planı, kat maliklerini, onların mirasçılarını, bağımsız bölümü onlardan satın alma dahil herhangi bir yolla iktisap edecek bütün şahısları bağlar.
Madde 5 – Bu Yönetim Planının tümü veya bazı maddeleri ancak Kat Malikleri Kurulunun oy birliği ile değiştirilebilir. Bu takdirde değişiklik içeren yönetim planının tümü veya bazı maddeleri tapu siciline geçirilmek üzere yönetici tarafından en geç bir ay içinde tapu dairesine ibraz edilerek sicile kayıt ettirilir.
II. Kat Malikleri Kurulu
Madde 6 – Ana taşınmazın yönetiminde en yüksek karar organı Kat Malikleri Kuruludur. Her bağımsız bölüm maliki bu kurulun tabii üyesidir. Kat malikleri toplantılarda bizzat bulunabilecekleri gibi yerine bir temsilcide bulundurabilirler. Temsilci, Kurula hitaben yazılı bir belge ile tayin edilir.
Ana taşınmaz, Kat Malikleri Kurulu tarafından, kanuni emredici hükümler, yönetim planı ve diğer kanunların hükümleri uyarınca verilecek kararlarla yönetilir.
Ana taşınmazın kullanılmasından veya yönetilmesinden dolayı kat malikleri arasında veya bunlarla yönetici ve denetçi arasında çıkan uyuşmazlıklar Kat Malikleri Kurulu tarafından çözülür ve karara bağlanır.
Madde 7 – Kat Malikleri Kurulunda her dairenin tek başına maliki, bağımsız bölümüne bağlı arsa payına bakılmaksızın, bir oy hakkına sahiptir.
Bir dairenin birden fazla maliki varsa, Kat Malikleri Kurulunda o dairenin oy hakkını içlerinden hangisinin kullanacağını belirlerler ve bu temsilciyi kurula yazı ile bildirirler.
Aynı şahıs birden fazla dairenin tek maliki ise veya öyle sayılıyorsa veya birden fazla dairenin müşterek maliklerinin temsilcisi ise, her daire için ayrı oy hakkına sahiptir. Ancak bu şahıs, bütün oyların üçte birinden yani ikiden fazla oya sahip olamaz.
Alınacak karar doğrudan doğruya kendisini ilgilendiren daire maliki görüşmelere katılabilir ancak oy veremez.
Daire maliklerinde biri yerine kurula, tayin edeceği ve yazı ile bildireceği vekil katılabilir ve oy kullanabilir. Bu vekil, bir diğer dairenin maliki veya üçüncü şahıs olabilir. Aynı şahıs, vekil olarak, oy sayısının üçte birinden yani ikiden fazla oy kullanamaz.
Madde 8 – Kat Malikleri Kurulu, her yıl Ocak ayının ikinci yarısı içinde, olağan toplantıya çağrılır.
Önemli bir sebebin çıması halinde, yöneticinin, deneticinin veya kat maliklerinin üçte birinin yani daire malikinin isteği üzerine de Kat Malikleri Kurulu olağanüstü olarak toplantıya çağırılır.
Toplantının tarihi, yer ve saatini yönetici tayin eder.
Davetler, olağan toplantı tarihinden en az bir hafta, olağanüstü toplantı tarihinden en az on beş gün önce bütün kat maliklerine imzalatılacak bir çağrı veya postalanacak bir taahhütlü mektupla,olağanüstü ise sebebi de bildirilerek yapılır. Davet yapılırken, yeter sayı sağlanamaması halinde ikinci toplantının nerede, hangi tarihte ve saatte yapılacağı da bildirilir. Bu ikinci toplantı için ayrıca davet yapılmaz.
Madde 9 – Kat Malikleri Kurulu,kat maliklerinin sayı ve arsa payı bakımından yarısından fazlası ile yani en az .. payın ve .... dairenin katılması ile toplanır.
Yeter sayı sağlanamadığı için toplantı yapılamazsa, en geç bir hafta içinde yapılacak ikinci toplantı için yeter sayı aranmaz.
Kat Malikleri Kurulu, katılanların oyu çokluğu ile karar verir.
Kat Mülkiyeti Kanununda ve bu yönetim planında toplanma veya karar verme yeter sayısı için ayrıca konmuş olan hükümler saklıdır.
Madde 10 – Kat Malikleri Kurulu kararları, yönetici tarafından, 1 den başlayıp sırası ile giden sayfa numaraları taşıyan, her sayfası noter mührü ile tasdikli bir deftere yazılır ve toplantıda bulunan bütün kat maliklerince imzalanır. Karara aykırı oy verenler bu aykırılığın sebebini belirterek imza koyarlar.
III. Yönetici, Seçim, Görevleri
Madde 11 – Ana taşınmaz, kat malikleri kurulunca kendi aralarında veya dışarıdan seçilen bir yönetici veya üç kişilik bir yönetim kurulu tarafından önetilir. Her yıl yöneticiye verilecek ücretin şekli ve miktarı kat malikleri kurulu tarafından oy çokluğu ile alınacak kararla belirtilir. Yönetici seçiminde veya anlaşmazlık halinde 634 sayılı kanunun 34. Maddesi hükmü uygulanır, kat malikleri kurulu eşit arsa paylarına sahip iki kişiden ibaret kaldıkları ve yönetici işinde anlaşamadıkları takdirde münavebe ile her yıl yöneticiliği biri yapar. Yönetici 634 sayılı kanunda yazılı işleri görmekle yükümlü, gerekli kayıt ve defterleri tutmakla zorunlu ve belirtilen yetkilerle mücehhezdir.
Yönetici, Kat Malikleri Kurulu tarafından, yıllık olağan toplantıda hem sayı hem arsa payı bakımından oy çokluğu ile bir yıl için tayin eder.
Madde 12 – Yönetici, gelir ve giderlerin hesabını yılda iki kere, altışar aylık olarak verir
Yılın son altı ayına ait hesap, Ocak ayının ilk yarısında hazırlanır ve ikinci yarısında deneticinin raporu alındıktan sonra, en geç Şubatın ilk haftası içinde daire maliklerine dağıtılır.
Yılın ilk altı ayına ait hesap, Temmuzun ilk haftasında hazırlanır ve denetici raporu ile birlikte olağan toplantıda hazır bulunanlara, dosyada saklanacak aslı imzalattırılarak verilir. Hazır bulunmayanlara toplantıyı takip eden hafta içinde dağıtılır.
En az sekiz dairenin maliki yazılı olarak isterlerse, yönetici,isteği öğrenmesinden itibaren on gün içinde, bütün daire maliklerine dağıtmak suretiyle, hesap vermeğe mecburdur.
Dağıtma, imza karşılığında vermek veya taahhütlü mektupla yollamak suretiyle olur.
IV. Denetici, Seçimi, Görevleri
Madde 13 – Kat Malikleri Kurulu, yöneticinin hesaplarını denetlemek üzere aralarından sayı ve arsa payı çoğunluğu ile bir yıl için 3 denetçi tayin eder.
Madde 14 – Denetçi, biri Ocak ayının ikinci yarısında, diğeri Temmuzun ikinci haftasında olmak üzere yılda iki kere denetimini yapar ve raporunu yöneticiye verir. Haklı bir sebep çıkarsa denetleme her zaman yapılabilir.
Madde 15 – Denetici, raporlarını, vereceği kararları ve gerekli gördüğü diğer hususları, 1 den başlayıp sıra ile giden sayfa numaraları taşıyan ve her sayfası noter mührü ile tasdikli bir deftere geçirip tarih koyarak altını imzalar.
Denetim defteri, deneticiler tarafından saklanır.
V. Kat Maliklerinin Hakları ve Yükümlülükleri
Madde 16 – Kat malikleri, gerek bağımsız bölümlerini, gerek ortak yerleri kullanırken doğruluk kaidelerine uymak, özellikle birbirini rahatsız etmemek, birbirinin haklarını çiğnememek ve yönetim planı hükümlerine uymak zorundadırlar.
Madde 17 – Kat malikleri,masrafı kendilerine ait olmak üzere, bağımsız bölümlerinde istedikleri onarım ve tesisleri yapabilir. Ancak bunların mevzuata uygun olması, ana yapıya zarar verecek nitelik taşımaması, ortak masrafları artırmaması, diğer malik veya sakinlerinin haklarını ihlal etmemesi, ana taşınmazın mimari bütünlüğünü bozmaması şarttır.
Madde 18 – Ortak yer ve şeylerle ilgili olmayıp yalnız bir daireyi alakadar eden işler diğer dairelere de masraflara yol açarsa bu masraflar da o daire malikine aittir.
Madde 19 – Daireler ile ortak yer ve şeylerde yapılması zaruri olan onarım ve tadillerde daire malikleri ile sakinleri dairelerine giriş müsaadesi vermeğe ve işlerin yapılmasında gerekli kolaylığı göstermeğe mecburdurlar.
Madde 20 – Ortak yer ve şeylerden bütün kat malikleri faydalanır. Kimse diğerinin faydalanmasına mani olamaz. Bu yer ve şeyler, kendilerinden beklenen hizmet ve faydayı sağlayacak şekilde her zaman temiz ve iyi vaziyette bulundurulur.
Kat malikleri ortak yerlerde sandık, çöp tenekesi, bisiklet ve çocuk arabası gibi şeyleri devamlı olarak bulunduramazlar. Kat Malikleri Kurulu bunlardan bazıları için yer gösterebilir.
Kat malikleri çatıda televizyon anteni tesisatı yaptırabilirler.
Ortak olan bahçenin, binaya yakışır şekilde kullanış tarzının tayini ve tanzimi Kat Malikleri Kurulunca kararlaştırılır. Bodrum katındaki daireler, kendi hizalarındaki bahçe kısmından, kararlaştırılan tarza uygun olmak şartı ile münhasıran faydalanırlar. Bu yetki, bahçenin kararlaştırılan şekilde tanzimine engel olma hakkını vermez.
Madde 21 – Kat malikleri, diğer bütün katların maliklerinin rızasını almadıkça, ortak yerlerde kendi başına değişiklik veya kendisi ile ilgili inşaat, tamirat, tesis, dış badana ve boya ve benzeri şeyleri yapamaz.
Madde 22 – Kat Malikleri, yönetim planında ve Kat Mülkiyeti Kanununda öngörülen mecburiyet ve mükellefiyetlerin bağımsız bölümden kiracı veya başka bir sıfatla faydalanan şahıslar tarafından da yerine getirilmesini teminle mükelleftir.
Madde 23 – Ana taşınmazın tamamı veya ayrı ayrı bağımsız bölümleri kat malikleri kurulunun oy birliği ile kararı bulunmadıkça tapu sicilinde belirtilen nitelikleri dışında kullanılmaz, pansiyon haline getirilemez. (634 sayılı kanunun
24. Maddesindeki yasaklar saklıdır).
VI. Ortak giderler ve bu giderlere katılma
Madde 24 – Ortak yer ve şeylerin bakımı, korunması, onarılması ve yenilenmesi masrafları, kapıcı masrafları, ortak tesislerin işletme masrafları, ana taşınmazın sigorta ettirilmesine karar verilmişse sigorta primleri, hülasa bütün ortak giderler ve bunalar için toplanacak avanslar, bu yönetim planının 25, 26 ve 27. Maddeler hükümleri saklı olmak üzere, daireler arasında varsa payları oranına göre bölüşülür.
Madde 25 – Su giderleri, daireler arasında nüfus hesabı ile bölüşülür.
Madde 26 – Kalorifer işletme masraflarının daireler arasında bölüşülmesinde radyatör sahası esas tutulur. (veya arsa payı oranı esas alınır).
Dairelerin radyatör sahaları, yönetici ve denetici tarafından birlikte mahallinde tespit edilerek her dairenin payını gösteren liste düzenlenir.
Bütün kış mevsimi kaloriferlerin yandığı sürece fasılasız olarak boş tutulan veya iskan edildiği halde kullanılmayan dairelerin malikleri, kalorifer işletme masraflarına 1/3 oranında katılırlar. Bu haktan faydalanmak için, radyatör musluklarının kapanmış, kontrol imkanının sağlanmış ve durumun yöneticiye zamanında bildirilmiş olması şarttır. Bu daireler, Ocak ayındaki hesapta bu giderlerin bölüşülmesine geçici olarak tamamen katılırlar ve ancak Temmuz ayındaki hesapta, şartların gerçekleşmiş olacağı belli olacağından, Ocak’ta fazla ödedikleri kısım hesaplarından düşülerek yılın ilk altı ayına ait hesapta kalorifer işletme giderlerine eklenir.
Madde 27 – Ortak giderlere kat maliklerinden biri veya onun bağımsız bölümünden faydalanan şahıs kusuru ile sebep olmuşsa, ortak giderin tamamı o bağımsız bölüm maliki tarafından ödenir.
18. madde, ortak yer ve şeylerdeki masraflarda da uygulanır.
VII. Ana taşınmazın sigorta ettirilmesi
Madde 28 – Kat malikleri kurulu, oy birliği ile vereceği kararla ana taşınmazı sigorta ettirebilirler, ana taşınmazın sigorta ettirilmesi halinde sigorta değeri ve primlerine iştirak nispeti ile ödeme şekli kat malikleri kurulunca oy birliği ile karara bağlanır.
Madde 29 – Bağımsız bölüm malikleri bilcümle masraf kendilerine ait olmak üzere bağımsız bölümlerini sigorta ettirebilirler.
Madde 30 – Sigortalanmış ana taşınmazın veya bağımsız bölümün hasara uğraması halinde ödenecek sigorta bedeli iştirakleri oranında kat maliklerine ödenir. Hasarın onarılmasında 634 sayılı kanunun 21. Maddesi hükmü uygulanır.
VII. Geçici hükümler
Madde 31 – Kat mülkiyeti kurulmasından sonraki 30 gün içinde yapılacak ilk Kat Malikleri Kurulu toplantısı, o yılın olağan toplantısı yerine geçer.
Madde 32 – Kat mülkiyeti kurulmasından sonra yapılacak ilk toplantıya kadar Yöneticilik görevini ortaklardan biri yapacaktır.
Madde 33 – Kat Malikleri Kurulunun kat mülkiyeti kurulduktan sonra yapacağı ilk toplantıda tayin edilecek yönetici ile deneticinin görevleri, bir yıldan az veya çok olsa da, ertesi yılın olağan toplantısına kadar devam edecektir.
Madde 34 – Apartmanın adını (...............) olarak saptamışlardır.
VIII. Şümulü ve yürürlük
Madde 35 – Bu yönetim planı kat malikleri ile kiracıları ve sükna hakkı sahiplerini ve bunların haleflerini bağlar.
Madde 36 – Bu planda yazılı bulunmayan hususlarda 634 sayılı kanun ile genel hükümler tatbik olunur.
Madde 37 – Yönetim planı tapu siciline tescili tarihinde yürürlüğe girer.
-
Apartman Yönetim Planı Nedir?
Apartman bağımsız bölüm sahiplerinden meydana gelen kat malikleri kurulu
anagayrimenkulü (apartmanı) yönetme hakkına sahiptir.
Apartman yönetim tarzını,kullanma amacını, şeklini yasalara uygun olmak koşulu ile bu kurul belirler.
Kat maliklerinin oybirliği ile kabul ettikleri yönetim planı apartmanlarda tüm kat malikleri ve kiracılar için bağlayıcıdır.
Yönetim planının değiştirilebilmesi için 4/5 çoğunlukla karar alınmalıdır.
Apartman yönetimi, yönetim planında gösterileceği üzere bir yönetici ile veya yönetim kurulu tarafından yönetilebilir.
Kiracılarda hatta apartman dışından birisi dahi yönetici olabilir.
Yönetim planında aksi hüküm yoksa bu kişiler kat malikkleri toplantısına katılamazlar.
Giderlerin nasıl bölüştürüleceği yönetim planında belirtilmemişse kaloriferci, kapıcı, bekçi, bahcıvan ücretleri kat malikleri arasında eşit bölüştürülür.
Diğer giderlerde aidatlar her bağımsız bölüm için eşit bir şekilde bölüştürülebileceği gibi arsa payına göre de belirlenebilir.
Apartmanın ortak giderleri için aidat ödenmesi zorunludur.
Kat malikleri ortak tesisler üzerinde kullanma hakkında vazgeçerek arsa payı
oranında giderlere katılmaktan kaçınamaz.
Kat malikleri veya yönetici, belirlenen katılım payının (aidat veya zorunlu giderler) ödenmemesi halinde borçlu kat malikinden aylık % 5 gecikme tazminatı isteme hakkına sahiptir.
-
Kat Malikleri Kurulu yılda bir defadan az olmamak üzere Yönetim Planında gösterilen zamanlarda eğer böyle bir zaman gösterilmemişse her takvim yılının ilk ayı içerisinde toplanır.
T.C.
YARGITAY
HUKUK DAİRESİ 18
Esas No. 1996/8626
Karar No. 1996/9737
Tarihi 07.11.1996
634-KAT MÜLKİYETİ KANUNU/29
KAT MÜLKİYETİ KANUNU
KAT MALİKLERİ KURULU
YÖNETİM PLANI
KAT MALİKLERİ KURULUNUN OLAÐANÜSTÜ TOPLANMASI
FERDİ ISINMAYA GEÇİŞ
ÖZET
YÖNETİM PLANI İLE YADA KARAR İLE BELİRLENEN MUTAD KAT MALİKLERİ KURULU TOPLANTILARI DIŞINDAKİ TOPLANTILAR OLAÐANÜSTÜ TOPLANTILAR OLUP, BÖYLE BİR TOPLANTININ, TOPLANTI TARİHİNDEN EN AZ 15 GÜN ÖNCE BÜTÜN KAT MALİKLERİNE İMZALATTIRILACAK BİR ÇAÐRI VEYA BİR TAAHHÜTLÜ MEKTUPLA TOPLANTI SEBEBİ DE BİLDİRİLMEK ŞARTI İLE DUYURULMASI GEREKİR.
DAVA : Dava dilekçesinde kat malikleri kurulu kararının iptali istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
KARAR : Kat malikleri kurulu 8.1.1995 tarihli kararı ile anagayrimenkulde kömür ile çalışan kazan yanında ayrıca doğalgaz ile çalışan bir kazanın kurulmasını ( merkezi ısıtma sisteminin muhafazası sureti ile ) öngörmüş iken bu kararın yerine getirilmediği, kat malikleri kurulunun 10.9.1995 tarihinde tekrar olağanüstü toplanarak bu defa "doğalgaza bireysel abonelik" sureti ile geçilmesine karar verdikleri anlaşılmaktadır.
Kat maliklerinin ilke olarak uygulanmayan karardan her zaman dönebilecekleri ve usulüne uygun biçimde verebilecekleri bir kararı uygulamaya koyacakları kabul edilir. Bu durumda 10.9.1995 tarihli karar ile 8.1.1995 tarihli karardan zımnen rücu edildiği kabul edilmelidir.
Ancak; davacı 10.9.1995 tarihinde alınan kararın usulsüz olarak yapılan bir toplantı sonunda alındığını bu sebeple de onun iptalini ( geçersizliğinin tespitini ) istemiştir.
Kat Mülkiyeti Kanununun, toplantılara ilişkin 29 ve sonra gelen maddelerine göre; yönetim planı ile yada karar ile belirlenen mutad kat malikleri kurulu toplantıları dışındaki toplantılar olağanüstü toplantılar olup, böyle bir toplantının, toplantı tarihinden en az 15 gün önce bütün kat maliklerine imzalattırılacak bir çağrı veya bir taahhütlü mektupla toplantı sebebi de bildirilmek şartı ile duyurulması gerekir. Bu kurallara uyulmadığı ve özellikle davacının çağırılmadan ve haberi olmadan yapılan toplantılar toplantı nisabını da bulmuş olsa usulsüz olup, alınmış olan karar dahi usulüne uygun olmayacaktır.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş, olağanüstü toplantının usulüne uygun olup olmadığı, alınan kararın Kat Mülkiyeti Kanununun 42. maddesinde sözü edilen doğalgaz kullanmak maksadı ile ferdi ısınmaya geçme niteliğinde olup olmadığı belirlendikten sonra sözü edilen maddedeki karar nisabını içerip içermediğini saptamak ve bu suretle hasıl olacak sonuca göre karar vermek olmalıdır.
Bu itibarla davacının sair temyiz itirazları yerinde görülmemiş ise de, yapılan olağanüstü toplantının usulüne uygun olup olmadığı araştırılmadan, doğalgaz ile ferdi ısınmaya geçişin hakkaniyete daha uygun olduğu gerekçesi ile davanın reddi doğru görülmemiştir.
SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 7.11.1996 gününde oybirliğiyle karar verildi.
-
Haczedilen mallarımın yarın 2.satış günü.Ben de ihaleye girmek istiyorum.Katılıp mallarımı kendim alabilir miyim?
Borcun miktarı 10.000 YTL idi.Ben 5000 YTL'sini alacaklının avukatına makbuz karşılığı ödedim.Dosyaya ödemedim.Geriye 5000 YTL kaldı.Üzerine haciz konan malların haciz tutanağındaki değeri ise 15.000 YTL.Eğer yarın alacaklı hacizli mallarımı almak isterse hepsini mi almış olacak? Yani geriye kalan borç nedeniyle 15.000 YTL değerindeki malım alacaklının mı olacak?
Ben ihaleye katılırsam bu durumda dosya borcu olan 10.000 YTL üzerinden mi teminat yatırıcağım.Teminat yüzde kaç oluyor?
Saygılarımla teşekkür ederim.
-
İyi günler öncelikle.
Ben serbest meslekle uğraşıyorum.Bugün Adli Sicil Kaydımı aldığımda, Karşılıksız Çek keşide etmekten 2001 yılında aldığım üç ayrı ceza son af kapsanına girerek ertelenmişti. Ancak sicil kaydımda ertelenen bu cezalar halen duruyor.Meseleyi bir avukat ile çözmeyi düşünüyorum.Ama ön bilgim olması için danışmak istedim.Bu adli sicil kayıtlarının cezayı veren ilgili mahkemeye dilekçe yazmak suretiyle silindiğini duydum.Doğru mu?
2001 yılında karşılıksız çek keşide etmek yüzünden aldığım cezaların sicil kaydının silinebilmesi için ceza karar tarihinden itibaren kaç sene geçmesi lazım?
Mahkeme ne kadar sürede bu istemimi tahminen yerine getirir.Saygılarımla.
-
Sabıka kayıtlarının silinmesine ilişkin hükümler, 3682 sayılı Adli SicilKanunu'nun 8 ve 9 uncu, Adli Sicil Yönetmeliği'nin 9, 10 ve 11 inci maddelerinde yer almaktadır.
3682 sayılı Adli Sicil Kanunu'nun 8 inci maddesine göre; adli sicildeki kaydın silinebilmesi için aşağıdaki koşullar aranır.
1- Cezanın çekildiği,
2- Cezanın ortadan kalktığı,
3- Cezanın düştüğü
tarihten itibaren;
kabahat türünden mahkumiyetlerde, bir yıl içerisinde yeni bir kabahat veya cürümden,
Cürüm türünden mahkumiyetlerde, beş yıl içerisinde evvelce verilen ceza cinsinden bir cezaya veya daha ağır bir cezaya, mahkum olunmadığında; sabıka kaydı adli sicil kayıtlarından çıkarılır.
Ancak;
Zimmet, ihtilas, (Basit ve nitelikli zimmet ile devlet alım ve satımlarında menfaat sağlamak.)
İrtikap
Rüşvet
Hırsızlık
Dolandırıcılık
Sahtecilik
İnancı Kötüye Kullanmak
Dolanlı iflas
gibi yüzkızartıcı cürümler ile; beş yıldan fazla ağır hapis ve hapis cezalarının, esas olarak silinememeleri kural ise de, istasnai olarak silinebilmeleri daha ağır koşullara tabidir.
Yukarıda sayılan ve silinmesi mümkün olmayan cürümlere ve hürriyeti bağlayıcı cezalara ait mahkumiyetlerin;
a- Suçun işlendiği zaman Türk Ceza Kanunu'nun 54/3 maddesi veya 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunu' nun 12 nci maddesine göre 15 yaşını doldurmamış olan küçükler hakkında verilmesi halinde beş yıl içerisinde,
b- Suçun işlendiği zaman Türk Ceza Kanunu'nun 55/3 maddesine göre 15 yaşını doldurupta 18 yaşını doldurmamış küçükler hakkında verilmesi halinde on yıl içerisinde,
c- 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun'un 6 ncı maddesi uyarınca cezanın ertelendiği ve Türk Ceza Kanunu'nun 95/2 maddesine göre mahkumiyetin esasen vaki olmamış sayıldığı hallerde beş yıl içerisinde, evvelce verilen ceza cinsinden bir cezaya veya daha ağır bir cezaya mahkum olunmadığı takdirde, adli sicil kayıtlarından çıkartılabilmeleri mümkün olmaktadır.
Silinmesi mümkün olmayan cürümlerden mahkumiyet hallerine ve yukarıda belirtilen nitelikteki hürriyeti bağlayıcı cezalara Kanunun tanıdığı bu ayrıcalık, doğal olarak silinmesi mümkün olan cürümlerden mahkumiyet hallerine ve hürriyeti bağlayıcı cezalara da uygulanmaktadır. Sabıka kaydının silinmesine imkan bulunan bu durumlarda;
a- Suçun işlediğin zaman T.C.K' nın 54/3 maddesi veya 2253 sayılı Çocuk Mahkemeleri Kanununun 12.maddesine göre 15 yaşını doldurmamış küçükler hakkında verilen mahkumiyetlere ilişkin sabıka kayıtları iki yıl içerisinde,
b- Suçun işlediğin zaman T.C.K' nın 55/3 maddesine 15 yaşını doldurmuş, 18 yaşını doldurmamış küçükler için verilen mahkumiyetleri ilişkin sabıka kayıtları 3 yıl içerisinde,
evvelce verilen ceza cinsinden bir cezaya veya daha ağır bir cezaya mahkum olunmaması sabıkanın adli sicil kayıtlarından çıkartılabilmesi olanaklıdır.
-
Adli Sicil Kanununun 8. maddesi şu şekildedir:
Madde 8 – Cezanın çekildiği veya ortadan kalktığı veya düştüğü tarihten itibaren;
a) Kabahatten mahkûmiyet halinde, diğer bir cürüm veya kabahatten dolayı bir yıl içinde,
b) Basit ve nitelikli zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma ve dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlar ile beş yıldan fazla ağır hapis ve hapis cezasına mahkûmiyetler on yıl içinde,
c) Beş yıl veya daha az ağır hapis veya hapis veya ağır para cezasına mahkûmiyet halinde diğer bir cürümden dolayı beş yıl içinde,
d) (b) bendindeki suçlara mahkûmiyetlerin; suçu işlediği zaman onsekiz yaşını doldurmamış olan küçükler hakkında verilmesi halinde diğer bir cürümden dolayı beş yıl içinde,
e) (c) bendindeki suçlara mahkûmiyetlerin suçu işlediği zaman onsekiz yaşını doldurmamış olan küçükler hakkında verilmesi halinde diğer bir cürümden dolayı iki yıl içinde,
Evvelce verilen ceza cinsinden bir cezaya veya daha ağır bir cezaya mahkûm olunmadığı takdirde ilgilinin, Cumhuriyet savcısının veya Adalet Bakanlığı Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünün talebi üzerine hükmü veren mahkemece veya talep edenin bulunduğu yer asliye ceza mahkemesince duruşma yapılmaksızın adlî sicildeki kaydın çıkartılmasına karar verilir. Ertelenmiş olan hükmün esasen vaki olmamış sayıldığı hallerde ise, bu tarih esas alınır. Bu kararların bir örneği Adalet Bakanlığı Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğüne gönderilir.
Kanunlarda yapılacak değişiklikler sonucu suç olmaktan çıkarılan veya idarî nitelikte cezaya dönüştürülen suçlarla ilgili bilgiler Adalet Bakanlığı Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünce re’sen adlî sicil kayıtlarından çıkartılır.
-
Benim de site yönetimi ile ilgili bir sorum olacak mümkünse?
Ben de bir sitede yöneticiyim.Apartman bahçesine kuyu açtırmaya karar verdik.Ve bu kararı olağan genel kurul toplantısında aldık. Ben de bu karar uyarınca 40 daireden her daire başına düşen kuyu açtırma masrafını arsa payına göre hesapladım.Bu hesaplama yöntemi doğru değil mi? Olağan yönetim kurulu toplantısında kuyu açtırma masrafı için ayrılacak bütçeyi 40.000 YTL olarak belirledik ve karar aldık.Ama kuyu 50.000 YTL'ye ihale edildi.Bu durumda kuyu masraflarına katılmak istemeyen kat malikleri ödemeden imtina edebilir lermi?Ederlerse icra yoluna mı başvurmalıyız?
Saygılarımla.
-
Sevgili Sultanlarım ve Paşalarım,
Lolistanda bir eğlence yapalım...Eksikler,alınacaklar,ihtiyaçları birlikte bulalım..Eğlenmemiz için neye gerek var?Palyaço getirelim mi?Çocuklarımızın yanaklarına kırmızı kalp çizip yollayalım mı bu eğlenceye...Duyduk duymadık diyelim mi bir ağızdan?Sevgilileri,küsleri,karı kocayı,ana oğlu,baba kızı...vs buluşturalım mı?;)
-
Ben bir sitenin yöneticisiyim.Bu site 4 bloktan oluşan parsel yönetimi ile yönetiliyor. Biz parsel yönetiminden memnun değiliz.Blok yönetimine nasıl geçeriz.Bunun için olağanüstü genel kurul toplantısı mı yapmak gerekiyor? Bu toplantıda site yönetimine geçiş kararı alabilir miyiz? Nasıl ve hangi oy nisabıyla?
Parseli temsil eden bir avukat var.Ama biz başka bir meslektaşınızı blok yönetiminin avukatı olarak atamak istiyoruz.Parsel yönetimi içinde iken bu atamayı yapmak mümkün mü? Avukat atamak için karar defterine böyle bir karar yazsak böyle bir yol mümkün mü? Yoksa olağanüstü genel kurul toplantısında mı böyle bir karar almak gerekiyor.Aydınlatırsanız çok sevinirim.Saygılarımla.
-
Boşanmada Manevi Tazminat Davası
* Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan eş, kusurlu olan diğer eşten manevi tazminat isteyebilir
* Tazminat talep eden eş, boşanmada kusursuz olmalı
* Tazminat istenecek eş, boşanmada kusurlu bulunmalı
* Boşanma sebebiyle Manevi tazminat isteyebilmek için, eşin şahsiyet haklarına saldırılmış olmalıdır
* Boşanma Sebebiyle Maddi Tazminat Davası, Boşanma Davası ile beraber açılabileceği gibi, Boşanma Davası bittikten sonra da açılabilir
* Boşanmada kusurlu olan eş yararına manevi tazminata hükmedilemez
* Manevi Tazminat Davası, boşanma tarihinden itibaren 1 yıl içinde açılmalıdır; aksi halde dava hakkı düşer.
-
Boşanmada Maddi Tazminat Davası
* Bosanma sebebiyle çıkarları zedelenen eş, diğer eşten maddi tazminat isteyebilir
* Tazminat talep eden eş, boşanmada kusursuz/veya daha az kusurlu olmalı
* Tazminat istenecek eş, boşanmada kusurlu bulunmalı
* Boşanma Sebebiyle Maddi Tazminat Davası, Boşanma Davası ile beraber açılabileceği gibi, Boşanma Davası bittikten sonra da açılabilir
* Maddi Tazminat, toptan ödeme veya gelir şeklinde bağlanabilir
* Boşanmada daha fazla kusurlu olan eş yararına maddi tazminata hükmedilemez
* Boşanmayı sağlamada önemli ağırlık taşımayan (ikincil nitelikteki) kusur, tazminat istenmesine engel olmaz
* Maddi Tazminat Davası, boşanma tarihinden itibaren 1 yıl içinde açılmalıdır; aksi halde dava hakkı düşer.
-
-
Yazan: May 13th, 2008, 4:27am MSD - Admin
Benim batıl inançlarım olmadığına emindim son bir hareketim dikkatimi çekene kadar. Kapının önünde ters dönmüş terliği düzelttim. Bunu, düzgün dursunlar diye yapmadım, hanımın her zamanki uyarıları ben de şartlı refleks oluşturduğu için mi yaptım diye düşündüm ama oda değildi. Evet evet beni de etkilemişti bu batıl inanç takıntısı. Kıyafetini çıkarttın sakın ters bırakma. Bıçağı masaya koy ben ordan alırım, elden ele verme aramız bozulur. Avucun kaşınınca daire çizerek kaşı. Eşikte durma. Cin deme, iyi saatte olsunlar de. Garip bir şey duyunca tahtaya vur, tak tak. Kara kedinin önünden geçmesine sakın izin verme. Liste böylece uzar gider.
Batıl inançların kaynağını araştırmanın pek yararı var mı bilmiyorum ama sonuçta kültürel etkileşimin sonucu olduğu açık seçik belli. Allahü Tealanın uğurlu yahut uğursuz şey yarattığını iddia etmek bize kalmadı. Kimi Şamanizm, kimi Romalılardan geçme bu batıl inançlar insanların yaşamını da olumsuz etkilemektedir. Kendinizi içinizden huzursuz hissetmenize neden olmaktadır. Bu nedenle topyekun bilgilenme ve bu batıl inançlardan kurunmak gerekliliğini anlamak zorundayız.
-
Yazan: May 12th, 2008, 6:20pm MSD - ilker
Taraflardan A ile B evlenmeden önce aralarında tapuya kayıtlı bir arazinin, mülkiyetin B kişisine geçmesi hususunda anlaşmışlar ve tapudaki arazi 10.8.1998 TARİHİNDE B kişinin mülkiyetine geçirilmiştir.Tapudaki işlem satış olarak görülmektedir.Tabi B kişisi satım bedelini ödememiştir.Yani A aslında ölüme kadar bakma akdi yapmak istemiş ancak satım yapmışlardır.Taraflar bu tarihten sonra evlenmişler ve 2007 de boşanmışlardır.A bu arazisini geri almak istemektedir..Bu durumda hangi hukuki yollara başvurabilir
-
Öncelikle selamlar , Lise 3 ögrencisiyim.2 hafta önce kadar okulumuzun ögretmenler odasında ögretmeninin dolabında para çalınmış.Bu olay cuma günü olmuştu ve bizlerin haberi p.tesi oldu.Parası çalınan ögretmen bir arkadaşımızı çagırıp durumu sormuştu.Arkadaşımız haberinin olmadıgını söylemişti.Ama bütün hocalar bizlerden şüphe ediyordu.2 3 gün geçtikten sonra bir hoca bizim bir arkadaşa : "Onlarla aranı iyi yap,parayı onlarmı çalmış ögren"gibisinden laf etmiş.Bir süre sonra bütün hocalar üzerimize baskı yaptı ve olay okulda yankılandı.Haksız yere hırsız durumuna düşürüldük.Üstelik o gün raporluyduk.Hocalar tehdit ettmeye başladı : Kimse ders notlarına güvenmesin falan diye.Birimize yapılan herkeze yapılmıştır gibisinden.Üzerimizde kara bir leke olarak kaldı.Arkadaşlar arasında magdur duruma düştük.Üstelik mardinli oldugumuz ve kürt oldugumuz için hoca yakasına : MHP rozeti takıp siyasete teşvik ediyor.Yasal hakkımızı aramak istiyoruz lütfen yardım edermisiniz , Acılabilecek bütün davalar ..
-
İKİ ŞEY
İki şey 'Kalitesiz İnsan’ın özelliğidir
1- Şikayetçilik
2- Dedikodu
İki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer
1- Bakış açısını değiştirmek
2- Karşındakinin yerine kendini koyabilmek
İki şey yanlış yapmayı engeller
1- Şahıs ve olayları akıl süzgecinden geçirmek
2- Hak yememek
İki şey kişiyi gözden düşürür
1- Demagoji (Laf kalabalığı)
2- Kendini ağıra satmak (övmek, vazgeçilmez göstermek)
İki şey insanı 'Nitelikli İnsan' yapar
1- İradeye hakim olmak
2- Uyumlu olmak
İki şey 'Ekstra Değer' katar
1- Hitabet ve diksiyonu iyi olmak
2- Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek
İki şey geri bırakır
1- Kararsızlık
2- Cesaretsizlik
İki şey kaşif yapar
1- Nitelikli çevre
2- Biraz delilik
İki şey başarının sırrıdır
1- Ustalardan ustalığı öğrenmek
2- Kendini güncellemek
İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın sırrıdır
1- Niyetin iyi olması
2- Ruhsal farkındalık
İki şey milyonlarca insandan ayırır
1- Sorunun değil, çözümün parçası olmak
2- Hayata ve her şeye yeni (özgün, orijinal, farklı) bakış açısıyla yaklaşabilmek
İki şey gelişmeyi engeller
1- Aşırılık (mübalağa, abartı vs)
2- Felakete odaklanmış olmak
İki şey çözüm getirir
1- gülümseme
2- susmak
İki şeyin değeri kaybedilince anlaşılır:
1- Anne
2- Baba
İki şey geri alınmaz
1- Geçen zaman
2- Söylenen söz
İki şey ulaşmaya değerdir
1- Sevgi
2- Bilgi
İki şey “hayatta önemli olan her şey” içindir
1- Nefes alabilmek
2- Nefes verebilmek
(yazarı bilinmiyor)
-
Okuma yazma öğrendiğim günden bu yana ilkönce gazetelerde, büyüdükçe yaygınlaşan radyo ve tv'lerde bir Uzaylı lafıdır duymaya başladım. Kıl oldum. Uzaylı ne ki? Uzaylı Zekiye, Uzay Yolu, Mister Sipak (Kepçe kulak), Uzaylı Mustafa gibi...
Derken UFO lafı çıktı, tıpkı malum Anadolu kaplanı Lolocan gibi...
Ufo geldi, Ufo gitti, Ufo ışık saçtı haberleri yayıldıkça yayıldı. Öyle bir hal aldı ki: Uşak'da yaşayan köylülerimiz bile UFO gördüklerini ve tarlalarına inmeleri nedeniyle UFO'daki Uzaylıları "Taş" ile kovaladıklarını anlattılar. Hepbirlikte bir güzel inandık.
Bu geyik muhabbeti beni sıkmaya başladı. Soruyorum şimdi:
1. Bu Uzaylı kardeşlerimiz madem bu kadar hünerliler de neden bizim memlekete geldiklerinde araçlarındaki ışıkların yanıp sönmesini engellemezler. Kırmızı-sarı, mavi, beyaz gibi ışıklar saçarak herkese görünen bu yaratıklar bu kadar mı salaklar? Söndür lambanı bre salak! Yoksa kafana taş yiyeceksin!
2. Bu uzaylı kardeşlerimiz madem bu kadar uzak yerden geliyorlar, bir çay kahve içmeden nereye gidiyorlar. İnsan merak eder yahu! Kimdir bu aşağıda tarla belleyen ahali? Neden taş atıyor? Neden avaz avaz bağırıp, türkü söylüyor?
3. Bu Uzaylı kardeşlerimiz madem bu kadar akıllılar, bu dünyada hiç bir halt olmadığını anlayamayacak kadar mı akıllılar?
Neyse kafamın tası atık, bu tastan ben de bir UFO yaparsam görürsünüz...
-
Herkes keşke dediği bir cümle yazıcak, alttaki arkadaşta o keşkeli cümleyi iyiki diye bir cümleye çevirecek ve kendi de keşkeli bir cümle yazıcak.
Örnek : - Keşke duygusal biri olmasaydım...
- İyi ki duygusalsın yoksa bu kadar iyi kalpli olmazdın...(gibi)
Keşke zamanı geri alabilseydim...
-
Yazan: May 12th, 2008, 8:35am MSD - Admin
Dava; Davacıya ait taşınmazın davalı idare tarafından kamulaştırıldığı, açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davası sırasında davalının tapuda Hazine adına ferağ vererek taşınmazı devrettiği, ancak tespit edilen bedeli tahsil edemediğinden, icra takibinde istenilen faize ve oranına davalı tarafından yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
Yargıtay’ın müstakar içtihatlarında belirtildiği üzere; Hukuk Genel Kurulu 2005/12-466 E, 2005/458 K. Sayılı ilamından aşağıdaki alıntı yapılarak konunun irdelenmesi düşünülmüştür. Anılan ilamda” Kamulaştırma, T.C. Anayasası’nın 46. maddesinde ve 4650 sayılı Kanunla değişik 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu’nda tanımlanmakta ve temelini de bu düzenlemelerden almaktadır.
2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun ( 5.5.2001 günü yürürlüğe giren ) 4650 Sayılı Kanun ile değişik 8. maddesinde; idarelerin, bu kanuna göre, tapuda kayıtlı olan taşınmaz mallar hakkında yapacağı kamulaştırmalarda satın alma usulünü öncelikle uygulamalarının esas olduğu, anlaşma olmaması veya ferağ verilmemesi halinde bu Kanunun , 10.cu maddesine göre işlem yapılacağı, ifade edilmektedir.
Anılan madde ile atıf yapılan Aynı Kanunun “Kamulaştırma bedelinin mahkemece tespiti ve taşınmaz malın idare adına tescili” başlıklı 10. maddesinde de;“... Tarafların anlaştığı veya tarafların anlaşamaması halinde hakim tarafından kamulaştırma bedeli olarak tespit edilen miktarın, peşin ve nakit olarak veya kamulaştırma bu Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre yapılmış ise, ilk taksitin yine peşin ve nakit olarak hak sahibi adına, hak sahibi tespit edilememiş ise ileride ortaya çıkacak hak sahibine verilmek üzere 10 uncu maddeye göre mahkemece yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya yatırılması ve yatırıldığına dair makbuzun ibraz edilmesi için idareye onbeş gün süre verilir. Gereken hallerde bu süre bir defaya mahsus olmak üzere mahkemece uzatılabilir. İdarece, kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına yatırıldığına veya hak sahibinin tespit edilemediği durumlarda, ileride ortaya çıkacak hak sahibine verilmek üzere bloke edildiğine dair makbuzun ibrazı halinde mahkemece, taşınmaz malın idare adına tesciline ve kamulaştırma bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilir ve bu karar, tapu dairesine ve paranın yatırıldığı bankaya bildirilir. Tescil hükmü kesin olup tarafların bedele ilişkin temyiz hakları saklıdır. Hükmüne yer verilmiştir.
Kanunun bu açık düzenlemesinden de anlaşılacağı gibi, idarece hak sahibi adına para yatırılmadan tescile karar verilmesi olanaklı değildir. Kamulaştırmanın peşin para ile yapılması asıl olduğundan ödemede de bir gecikme söz konusu olamaz. Ancak, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 3. maddesinde; Peşin para ödemenin istisnası açıklanarak “..en fazla beş yıl içinde faiziyle birlikte ödenmek üzere eşit taksitlere bağlanır. Taksitlere,peşin ödeme gününü takip eden günden itibaren devlet borçları için öngörülen en yüksek faiz haddi uygulanır” hükmüne yer verilmiş, 4650 sayılı Kanunun 1. maddesi ile de 3. maddeye eklenen fıkrada da: “İdarelerce yeterli ödenek temin edilmeden kamulaştırma işlemlerine başlanılamaz” denilmektedir.
Bu düzenlemeye paralel olarak, 3.10.2001 tarih ve 4709 Sayılı Kanunun 18. maddesiyle T.C. Anayasasının 46. maddesinde de değişiklik yapılmıştır. T.C. Anayasası’nın, “Kamulaştırma” başlıklı 46. maddesinin 2. fıkrasında “Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir.” Son fıkrasın da ise “İkinci fıkrada öngörülen taksitlendirmeler de ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz uygulanır.” Hükmü yer almaktadır.
Açıklanan bu düzenlemeler ile kamulaştırma işlemi tanımlanmış, özellikleri ortaya konulmuş; kamulaştırma bedeli ve kesin hükme bağlanan artırım bedelinin peşin ve nakden ödenmesi kuralı ve bu kuralın istisnaları açıklanmış; taksitlendirme halinde ve herhangi bir nedenle ödenmemiş olan kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faizin uygulanacağı, kabul edilmiştir.
Şu halde, Anayasal ve yasal tanımıyla Kamulaştırma : “İdarenin, kamu yararı düşüncesiyle ve kamu gücüne dayanarak, karşılık parasını -Kanunun takside olanak tanıdığı haller ayrık olmak üzere- peşin vermek şartıyla, bir taşınmaz malı mal sahibinin rıza ve muvafakatine bakılmaksızın edinmesidir.” Şeklinde ifade edilebilir.
Görülmektedir ki, kamulaştırma işlemi, her şeyden önce temelini Anayasa ve Özel Kanunu’ndan alan yasal bir işlemdir. Bu nedenle de, gerek Kamulaştırma Kanununun 3. maddesinde ve gerekse Anayasa’nın 46. maddesinin son fıkrasında düzenlemeye konu edilen ve kamu alacakları için öngörülen en yüksek faizin uygulanacağı ifade olunan bedel; Kanun gereği taksitlendirneye konu olan ve herhangi bir nedenle ödenmemiş olan ihtilafsız kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedelidir. Eş söyleyişle, hukuken geçerli bir kamulaştırma işlemi varsa ve kamulaştırma bedeli de davaya konu edilsin edilmesin sonuçta kesinleşmişse, ancak bu durumda, Anayasa’nın 46. maddesinin son fıkrasında açıklanan faizin uygulanma olanağından söz edilebilecektir.”
Somut olayda, kamulaştırma işlemi kesinleşmiş, taşınmaz maliki idare lehine tapuda ferağ vermiş ancak yasa değişikliği ile X Barajı kamulaştırma işlemleri nedeniyle bedeli ödeyecek idarenin yeniden belirlenmesi ve fakat yeterli ödenek bulunmaması sebebiyle verilen sürede belirlenen kamulaştırma bedeli ödenmediğinden kamulaştırma bedelini tespiti ve tescil davası reddedilmiş, bilahare davacı tarafından taşınmazların ferağı verilmiştir. Bunun üzerine idarece kamulaş tınlan taşınmazlarla ilgili davalar Yargıtay’dan döndüğünde soncuna göre ödeme yapılacağı belirtilerek bankaya bloke edildiği halde kamulaştırma bedeli karşılığı paranın verilmesi talepleri bekletilmiş, yapılan icra takibi üzerine ise ana para ödenerek faize itiraz edilmiştir. Dayalı idare her ne kadar savunmalarında, paranın bankaya bloke edildiğini fakat davacının bilerek parayı tahsil etmediğini iddia etmiş ise de, davacının idareye paranın ödenmesine ilişkin olarak verdiği dilekçesine verilen cevapta Yargıtay’daki dava sonucunun bekleneceği açıkça belirtilmiştir. Hal böyle olunca yukarda yapılan açıklamalar ışığında, herhangi bir nedenle ödenmemiş olan kamulaştırma bedellerinde uygulanacak prosedürün somut olayda tamda uygulanması gerektiği sonucu ortaya çıkmıştır. Bu durumda Anayasa’nın 46/son maddesi uyarınca “ .. . herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz uygulanır.” Hükmünün burada uygulanması iktiza eder. Bu nedenle davalının faize itirazı yerinde görülmemiştir. Davalı orana ve hesaplamaya itiraz etmediğinden bu hususta araştırma yapılmamıştır. Açıklanan sebeplerle aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M: Davanın kabulü ile, ..İcra Müdürlüğünün … sayılı takip dosyasındaki davalının takibe itirazının iptaline, takibin devamına ve itiraz edilen faiz miktarının % 40 oranında inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine.
Not: Hüküm 18. HD tarafından onanmıştır.
-
Paylaşmaya ne dersiniz?
-
Mutluysanız eğer nedenlerini bizlerle paylaşmaya nedersiniz?
Mutluyum. Çünkü hukukcafe'deyim.:D:D
-
Herkez bu hayattan iyi-kötü birşeyler öğrenmişlerdir. Merak ediyorum ya siz?
Öğrendim ki; mutlu olmak için, sadece sevmek yetmiyormuş...
-
Bilgisayarın atası olarak kabul edilen icat, abaküstür. Abaküs, Çinliler tarafından 1800’lü yıllarda bulundu. Bu icadı araştıran filozof Hebiniz Pascal toplama-çıkarma yapan aritmetre adlı bir makine icat etti. Bu aletin içine daha sonra çarpma ve bölme işlemleri eklendi.rn1830 yılında Charles Booboge önce fark makinasını icat etti. Bu makine buharla otomatik olarak çalışıyordu ve diğer bilgisayardan farklı fonksiyonları vardı; ayrıca işlem birimi, depolama birimi ve giriş çıkış üniteleri de bulunuyordu.rnAdolove Louse, analitik makine ile ilgili çalışmalar yaptı ve Bernolli sayılarını hesaplayan bir program yazdı. Bu, dünyanın ilk programıdır.rnDaha sonra 1850 yılında Charles Boole sadece 0 ve 1 sayılarının kullanıldığı ikilik sayı sistemini buldu.rn1946 yılında Mark 1 adında gelişmiş bir bilgisayar yapıldı ve bilgisayar Amerika’daki nüfus sayımında kullanıldı.rn2. Dünya Savaşına gelindiğinde daha yüksek hız, daha küçük hacim ve daha az maliyet gibi arayışlar arttı, araştırmalar hızlandı. Elektronik teknolojisindeki gelişmelerle 1975 yılında 8800 isimli bir bilgisayar devresi ortaya çıktı. 1977 yılında piyasaya sürülen bilgisayarlarda ise monitör ve klavye yerini aldı.

Konrad Zuse 1936 yılında ilk programlanabilir bilgisayarı icat etmiştir.

Bilgisayar, belirli komutlara göre veri işleyen bir makinedir.
Bilgisayarlar çok farklı biçimlerde karşımıza çıkabilirler. 20. yüzyılın ortalarındaki ilk bilgisayarlar büyük bir oda büyüklüğünde olup, günümüz bilgisayarlarından yüzlerce kat daha fazla güç tüketiyorlardı. 21. yüzyılın başına varıldığında ise bilgisayarlar bir kol saatine sığacak ve küçük bir pil ile çalışacak hâle geldiler. Toplumumuz kişisel bilgisayarı ve onun taşınabilir eşdeğeri, dizüstü bilgisayarını, bilgi çağının simgeleri olarak tanıdılar ve bilgisayar kavramı ile özdeşleştirdiler.
Ancak, günümüzde en yaygın olarak kullanılan bilgisayar türü, gömülü bilgisayarlardır. Gömülü bilgisayarlar küçük boyutlu olup genelde diğer aygıtların denetiminde kullanılırlar. Savaş uçaklarında, çamaşır makinelerinde hatta oyuncaklarda da bulunurlar.
İstenilen programı kayıt edip istenilen zamanda çalıştırabilmeleri bilgisayarları çok yönlü kılıp hesap makinelerinden ayıran ana özellikleridir. Church-Turing tezi bu çok yönlülüğün matematiksel ifadesidir, ve herhangi bir bilgisayarın bir diğer bilgisayarın görevlerini yerine getirebileceğinin altını çizer. Dolayısıyla, karmaşıklıkları ne düzeyde olursa olsun, cep bilgisayarından süper bilgisayarlara kadar, bellek ve zaman kısıtı olmadığı takdirde hepsi aynı görevleri yerine getirebilirler.
Bilgisayar tanımının esnekliği ve zaman içerisindeki değişim süreci dolayısıyla ilk bilgisayarı saptamak güçtür. Geçmişte bilgisayar olarak bilinen birçok aygıt günümüz ölçütlerine göre bu tanımı hak etmemektedirler.
Başlangıçta bilgisayar sözcüğü hesaplama sürecini kolaylaştıran nesnelere verilen bir ad konumundaydı. Bu ilk dönemin bilgisayar örnekleri arasında sayı boncuğu (abaküs) ve AntiKitira Makinesi (M.Ö. 150-100) sayılabilir. Yüzyıllar sonra, Ortaçağ sonundaki yeni bilimsel keşifler ışığında, Avrupalı mühendisler tarafından geliştirilen bir dizi makinesel hesaplama aygıtlarının ilki ise, Wilhelm Schickard'a (1623) aittir.
Ancak, programlanabilir (veya kurulabilir) olmamaları nedeniyle bu aygıtların hiç biri günümüz bilgisayar tanımına uymamaktadır. 1801 yılında Joseph Marie Jacquard'ın dokuma tezgâhındaki işlemi özdevinimleştirmek (otomatikleştirmek) adına ürettiği delikli kartlar ise bilgisayarların gelişme sürecindeki, kısıtlı da olsa, ilk programlanabilme (kurulabilme) izlerinden sayılır. Kullanıcının sağladığı bu kartlar sayesinde, dokuma tezgâhı kart üzerindeki delikler ile tarif edilen çizime işleyişini uyarlayabiliyordu.
1837 yılında Charles Babbage, adını Analytical Engine (Çözümlemeli veya analitik makine) koyduğu, ilk tam programlanabilir makinesel bilgisayarı kavramsallaştırıp tasarladı. Ancak parasal nedenler ve üzerindeki çalışmalarının sonlanamaması nedeniyle bu makineyi geliştirmedi.
Delikli kartların ilk büyük ölçekli kullanımı ise Herman Hollerith tarafından, 1890 yılında muhasebe işlemlerinde kullanılmak üzere tasarlanan hesap makinesidir. Hollerith'in o dönemde bağlı olduğu işletme ise sonraki yıllarda küresel bilgisayar devine dönüşecek IBM'dir. 19. yüzyılın sonlarına varıldığında, gelecek yıllarda bilişim donanım ve kuramlarının gelişimine büyük katkıda bulunacak uygulayımlar (teknolojiler) ortaya çıkmaya başlamıştılar: delikli kartlar, Boole cebiri, boşluk tüpleri ve teletip aygıtları.
20. yüzyılın ilk yarısında ise, birçok bilimsel gereksinim, gittikçe karmaşıklaşan örneksel (analog) bilgisayarlar ile giderildiler. Ancak günümüz bilgisayarlarının yanılmazlık düzeyinden hâlâ uzaktılar.
1930'lar ve 1940'lar boyunca bilgisayar uygulayımı gelişmeye devam etti, ve sayısal elektronik bilgisayar'ın ortaya çıkışı ancak elektronik devrelerinin buluşundan (1937) sonra gerçekleşebildi. Bu dönemin önemli çalışmaları arasında aşağıdakiler sayılabilir:
Konrad Zuse'nin "Z makineleri". Z3 (1941) ikili sayı tabanına dayalı işleyip, gerçel sayılar ile işlem yapabilen ilk makinedir. 1998 yılında Z3'ün Turing uyumlu olduğu kanıtlanmış ve böylece ilk bilgisayar unvanını edinmiştir.
Atanasoff-Berry Bilgisayarı (1941) boşluk tüplerine dayalı olup, ikili sayı tabanının yanı sıra, sığaç tabanlı bellek donanımına sahipti.
İngiliz yapımı Colossus Bilgisayarı (1944), kısıtlı programlanabiliriğine (kurulabilirliğine) rağmen, binlerce tüp kullanımının yeterince güvenilir bir sonuç verebileceğini göstermiştir. 2. Dünya Savaşı'nda Alman silahlı kuvvetlerinin gizli iletişimlerini çözümlemek için kullanılmıştır.
Harvard Mark I (1944), kısıtlı kurulabilirliğe sahip bir bilgisayar.
ABD Ordusu tarafından geliştirilen ENIAC (1946), onluk sayı tabanına dayalı olup ilk genel kullanım amaçlı eletronik bilgisayar unvanına sahiptir.
ENIAC'ın olumsuz yanlarını saptayan geliştiricileri, daha esnek ve zarif bir çözüm üzerinde çalışıp, artık saklı program mimarisi veya daha çok von Neumann mimarisi olarak tanınan tasarımı önerdiler. Bu tasarımdan ilk olarak John von Neumann (1945) yılında gerçekleştirdiği bir yayında söz etmesinden sonra, bu mimariye dayalı olarak geliştirilen bilgisayarlardan ilki İngiltere'de tamamlandı (SSEM). Aynı mimariye bir yıl sonra kavuşan ENIAC'a ise EDVAC adı verildi.
Günümüz bilgisayarlarının neredeyse tamamının bu mimariye uyumlu hâle gelmesi ile bilgisayar sözcüğünün tanımı olarak da kullanılmaktadır. Dolayısı ile bu tanıma göre geçmişteki aygıtlar bilgisayar olarak sayılmasalar da, tarihsel bağlamda yine de o biçimde anılmaktadırlar. Her ne kadar 1940'lardan bu yana bilgisayar uygulayımı köklü değişiklikler geçirmiş olsa da, çoğunluğu von Neumann mimarisine sadık kalmıştır.
Boşluk tüpüne dayalı bilgisayarlar 1950'ler boyunca kullanımda kaldıktan sonra, 1960'larda daha hızlı ve ucuz olan geçirgeç (transistör) tabanlı bilgisayarlar yaygınlık kazandı. Bu etkenlerin sonucunda bilgisayarların daha önce görülmemiş bir düzeyde toplu üretimine geçirildi. 1970'lere varıldığında tümleşik devre uygulayımı ve Intel 4004 gibi mikroişlemcilerin geliştirilmesi sayesinde bir kez daha büyük bir başarım ve güvenilirlik artışının yanı sıra, maliyet düşüşü de yaşandı. 1980'lerde artık bilgisayarlar, çamaşır makinesi gibi günlük hayat kullanımındaki birçok makinesel aygıtın denetleyici donanımlarındaki yerlerini almaya başlamışlardı. Yine aynı dönemde, kişisel bilgisayarlar yaygınlık kazanıyorlardı. Son olarak 1990'lardaki bilgisunarın (Internet) gelişimi ile de bilgisayarlar artık televizyon ve telefon gibi alışılmış birer aygıt hâline gelmişlerdir.
-
İstediğimiz bir alandan ( Sinema, spor, magazin, bilim, tarih vs. ) soru soruyoruz. Eğlenirken, bilgileniyoruz. Herkez bir üstte ki üyenin sorusuna cevap verip, yeni bir soru sorarak oyunun devam etmesini sağlıyacak.
İlk soru benden: Bilinen Türklere ait ilk yazılı kaynak nedir?
-
Yazan: May 12th, 2008, 7:14am MSD - Sancar
Admin Sultan imzasını büyük düşünür Hz. Mevlâna'dan almış. Ne anlamlı imza. Mevlâna'nın hoşgörüsü sınırsız. Ne enginlik ve ne derinlik. Bu nedenle de "Ya göründüğün gibi ol, ya olduğun gibi görün" deyip bırakmış Mevlânamız. Devam etse idi "Yoksa hiç görünme, oldum da deme"?
Saygılarımla...
-
Sayın Hukukcular,
Benim kardeşim, esnaftır. Kendisi iş yaptığı birisine sıralı olarak 4 adet senet vermiştir. sıraları ay ay devam etmektedir. Sonra bunlardan biri hariç diğerlerine alıp tamamı karşılığı çek vermiştir. Ancak alacaklı ilk senedi bankaya verdim alınca veririm diyerek vermemiştir. sonrada banka kardeşimi icraya verdi. mal beyanında bulunmamaktan ceza aldı ama henüz hapis yatmadı. Borca itiraz etti ama icra mahkemesi itirazını reddetti. Sonra alacaklı senetlerin gününde ödenmemesi nedeniyle bankaya verdiğini ve alacağını bilahere kardeşimden aldığına dair yazılı kağıt verdi.
şimdi kardeşim yaptığı bir kısım yol msrafı avukat masrafı yapmış ayrıca çok yıpranıp üzülmüştür maddi ve manevi tazminat açabilirsiniz dediler bize açabilir miyiz?
-
*Kiracı haklı bir neden olmaksızın kiralananı muayyen zamandan önce tahliye ediyor,
*Kiralayan, erken tahliye nedeniyle uğradığı zararın tazminini ve ödemek zorunda kaldığı (yeni dönem) yakıt bedelini talep ediyor, (Kiracı kasım sonunda çıkmış, bu tarihte kalorifer yanmaya başlayalı bir ay olmuştur)
*Yakıt bedeli peşin veya vade farklı 9 ay taksit şeklinde toplanmaktadır. Kiracı sadece ilk taksit tutarını yatırmıştır.
*Kiracı, mecurun yeniden kiraya verilebileceği makul süre olarak tesbit edilen 3 aylık kira bedeli tutarında tazminat ödemek zorunda kalırsa:
Soru:
1-Kiracı yeni dönem yakıt bedelinin tamamından mı sorumludur?
2-"Tamamından sorumlu değildir" deniyorsa:
Yakıt parasından üç aya isabet eden bedel nasıl bulunacaktır?
Toplam Bedel:12 ay x 3 = x şeklinde mi,
Toplam Bedel: 9 ay x 3 = x şeklinde mi,
Yoksa başka bir formülle mi?
Saygılarımla...
-
Bundan 5 sene önce eşimden boşandım.O zaman oğlum 17 yaşındaydı.Anlaşmalı boşanma protokolünde eşim ayda 150 YTL nafaka ödemeyi kabullendi. Ancak boşandıktan sonra bu nafakayı ödemedi.Ben de bu boşanma ilamını kısa bir süre önce uygulamaya koydum.Eski eşime ödeme emri gönderdim.Henüz eline ulaşmadı.Eski eşim çocuğuna bakmadığı gibi başka bir kadınla evlendi ve ondan bir çocuk yaptı.Duyduğuma göre çalışmıyormuş.Çocuğumu sınırlı olanaklarla büyütmeye çalışırken, ailemden kalan oldukça önemli miktarda mal varlığımı harcamak zorunda kaldım.Kısacası çocuğumun geleceği harcanmış oldu.Şu anda oğlum 22 yaşında.Eski eşimin bize verdiği bu maddi-manevi zararlardan dolayı onun hakkında tazminat davası açabılir miyim? Avukat yoluyla dava açmak imkanım yok,yardım edebilir misiniz?
-
Yazan: May 11th, 2008, 1:21pm MSD - Just
2007 yılında bir bilgisayar aldım. Bandrolsüz yani kaçak işletim sistemi ile birlikte verdiler. Defalarca gidip orjinal yazılımımı istememe rağmen henüz vermediler ( bu yazılım için 250 ytl ayrıca ödemiş bulunmaktayım). En son gidip cd'mi istediğim zaman ise bana 11. ayın taksitini vermedin dediler ve beni icraya verdiler (o aya ait makbuzu attım çünkü taksitlerim bitmişti). Şimdi bende yaptığım azcık araştırma sonucu bunları bana kaçar yazılım satmaktan dolayı mahkemeye vermeyi düşünüyorum. Buna BSA diye bir mahkeme bakıyormuş. Bu konuda neler yapabilirim. Mahkemeye versem herhangi bir sonuç çıkarmı yoksa buhar olup uçarmı.
Şimdiden yorumlarınız için teşekkür ediyorum.
-
Nafaka Vermeyen Hapse Girecek!
Nafaka yoksa hapis
Nafakasını ödemeyen erkeklere cezaevi yolu göründü. Yargıtay, boşandıktan sonra mahkemenin belirlediği nafakayı ödemeyenlerin üç aya kadar hapis cezasına çarptırılması gerektiğine karar verdi.
Nafakasını ödemeyen koca hapse girecek
Yargıtay, boşandıktan sonra çocuklarını unutan "hayırsız koca"ları affetmedi. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, mahkeme kararına rağmen nafaka borcunu ödemeyenlerin 3 aya kadar hapis cezasına çarptırılması gerektiğine karar verdi. Boşandıktan sonra özellikle kadınların ve küçük yaştaki çocukların "tek güvencesi" olan nafaka borcu yargıyı karıştırdı. Son kararı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu verdi. Nafaka borcunu ödemeyenlere cezaevi yolunu gösteren kararın veriliş süreci şöyle işledi:
MAHKEME 3 AY VERMİŞTİ
Nevşehir İcra Ceza Mahkemesi bir türlü nafakasını ödemeyen S.Ç.'ye bir aylık süre tanıdı. S.Ç.'nin yine ödeme yapmaması üzerine mahkeme 3 ay "tazyik hapsi" cezası verdi. Ancak Adalet Bakanlığı kocanın cezaevine konulmasının yanlış olduğunu savunarak Yargıtay'a başvurdu. Yargıtay 16'ncı Hukuk Dairesi Bakanlık ile aynı doğrultuda düşünerek Nevşehir İcra Hakimliği'nin kararını kanun yararına bozdu. Fakat Yargıtay Ceza Genel Kurulu "Nafakaya ilişkin mahkeme kararlarını uymama" yı düzenleyen 344'üncü maddesinin açık olduğunu belirterek "tazyik hapsi"ni onayladı. Karar benzer durumlarda örnek oluşturacak.
-
VELÂYET
A. Genel olarak
I. Koşullar
MADDE 335.- Ergin olmayan çocuk, ana ve babasının velayeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velayet ana ve babadan alınamaz.
Hakim vasi atanmasına gerek görmedikçe, kısıtlanan ergin çocuklar da ana ve babanın velayeti altında kalırlar.
II. Ana ve baba evli ise
MADDE 336.- Evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velayeti birlikte kullanırlar.
Ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hali gerçekleşmişse hakim, velayeti eşlerden birine verebilir.
Velayet, ana ve babadan birinin ölümü halinde sağ kalana, boşanmada ise çocuk kendisine bırakılan tarafa aittir.
III. Ana ve baba evli değilse
MADDE 337.- Ana ve baba evli değilse velayet anaya aittir.
Ana küçük, kısıtlı veya ölmüş ya da velayet kendisinden alınmışsa hakim, çocuğun menfaatine göre, vasi atar veya velayeti babaya verir.
IV. Üvey çocuklar
MADDE 338.- Eşler, ergin olmayan üvey çocuklarına da özen ve ilgi göstermekle yükümlüdürler.
Kendi çocuğu üzerinde velayeti kullanan eşe diğer eş uygun bir şekilde yardımcı olur; durum ve koşullar zorunlu kıldığı ölçüde çocuğun ihtiyaçları için onu temsil eder.
B. Velayetin kapsamı
I. Genel olarak
MADDE 339.- Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygularlar.
Çocuk, ana ve babasının sözünü dinlemekle yükümlüdür.
Ana ve baba, olgunluğu ölçüsünde çocuğa hayatını düzenleme olanağı tanırlar; önemli konularda olabildiğince onun düşüncesini göz önünde tutarlar.
Çocuk, ana ve babasının rızası dışında evi terkedemez ve yasal sebep olmaksızın onlardan alınamaz.
Çocuğun adını ana ve babası koyar.
II. Eğitim
MADDE 340.- Ana ve baba, çocuğu olanaklarına göre eğitirler ve onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişimini sağlar ve korurlar.
Ana ve baba çocuğa, özellikle bedensel ve zihinsel özürlü olanlara, yetenek ve eğilimlerine uygun düşecek ölçüde, genel ve mesleki bir eğitim sağlarlar.
III. Dini eğitim
MADDE 341.- Çocuğun dini eğitimini belirleme hakkı ana ve babaya aittir.
Ana ve babanın bu konudaki haklarını sınırlayacak her türlü sözleşme geçersizdir.
Ergin, dinini seçmekte özgürdür.
IV. Çocuğun temsil edilmesi
MADDE 342.- Ana ve baba, velayetleri çerçevesinde üçüncü kişilere karşı çocuklarının yasal temsilcisidirler.
İyiniyetli üçüncü kişiler, eşlerden her birinin diğerinin rızasıyla işlem yaptığını varsayabilirler.
Vesayet makamlarının iznine bağlı hususlar dışında kısıtlıların temsiline ilişkin hükümler velayetteki temsilde de uygulanır.
V. Çocuğun fiil ehliyeti
MADDE 343.- Velayet altındaki çocuğun fiil ehliyeti, vesayet altındaki kişinin ehliyeti gibidir.
Çocuk, borçlarından ana ve babanın çocuk malları üzerindeki haklarına bakılmaksızın kendi malvarlığı ile sorumludur.
VI. Çocuğun aileyi temsil etmesi
MADDE 344.- Velayet altındaki çocuk, ayırt etme gücüne sahip ise ana ve babanın rızasıyla aile adına hukuki işlemler yapabilir; bu işlemlerden dolayı ana ve baba borç altına girer.
VII. Çocuk ile ana ve baba arasındaki hukuki işlemler
MADDE 345.- Çocuk ile ana veya baba arasında ya da ana ve babanın menfaatine olarak çocuk ile üçüncü kişi arasında yapılacak bir hukuki işlemle çocuğun borç altına girebilmesi, bir kayyımın katılmasına ve hakimin onayına bağlıdır.
C. Çocuğun korunması
I. Koruma önlemleri
MADDE 346.- Çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeye düştüğü takdirde, ana ve baba duruma çare bulamaz veya buna güçleri yetmezse hakim, çocuğun korunması için uygun önlemleri alır.
-
Çocukların bakım ve eğitim giderlerini karşılama
I. Kapsamı
MADDE 327.- Çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderler ana ve baba tarafından karşılanır.
Ana ve baba, yoksul oldukları veya çocuğun özel durumu olağanüstü harcamalar yapılmasını gerektirdiği takdirde ya da olağan dışı herhangi bir sebebin varlığı halinde, hakimin izniyle çocuğun mallarından onun bakım ve eğitimine yetecek belli bir miktar sarfedebilirler.
II. Süresi
MADDE 328.- Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder.
Çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler.
III. Dava hakkı
MADDE 329.- Küçüğe fiilen bakan ana veya baba, diğerine karşı çocuk adına nafaka davası açabilir.
Ayırt etme gücüne sahip olmayan küçük için gereken hallerde nafaka davası, atanacak kayyım veya vasi tarafından da açılabilir.
Ayırt etme gücüne sahip olan küçük de nafaka davası açabilir.
IV. Nafaka miktarının takdiri
MADDE 330.- Nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun gelirleri de göz önünde bulundurulur.
Nafaka her ay peşin olarak ödenir.
Hakim istem halinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.
V. Durumun değişmesi
MADDE 331.- Durumun değişmesi halinde hakim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır.
VI. Geçici önlemler
1. Genel olarak
MADDE 332.- Nafaka davası açılınca hakim, davacının istemi üzerine dava süresince gerekli olan önlemleri alır.
Soybağı tespit edilirse, davalının, uygun nafaka miktarını depo etmesine veya geçici olarak ödemesine karar verilebilir.
2. Babalığın tespitinden önce
MADDE 333.- Babalık davası ile birlikte nafaka istenir ve hakim, babalık olasılığını kuvvetli bulursa, hükümden önce çocuğun ihtiyaçları için uygun bir nafakaya karar verebilir.
VII. Güvence verilmesi
MADDE 334.- Ana ve baba nafaka yükümlülüklerini sürekli olarak ve ısrarla yerine getirmezlerse ya da kaçma hazırlığı içinde bulundukları, mallarını gelişigüzel harcadıkları veya heba ettikleri kabul edilebilirse hakim, gelecekteki nafaka yükümlülüklerine ilişkin olarak uygun bir güvencenin sağlanmasına veya gerektiğinde diğer önlemlerin alınmasına karar verebilir.
-
Çocuk ile kişisel ilişki
I. Ana ve baba ile
1. Kural
MADDE 323.- Ana ve babadan her biri, velayeti altında bulunmayan veya kendisine bırakılmayan çocuk ile uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahiptir.
2. Sınırları
MADDE 324.- Ana ve babadan her biri, diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten, çocuğun eğitilmesi ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla yükümlüdür.
Kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana ve baba bu haklarını birinci fıkrada öngörülen yükümlülüklerine aykırı olarak kullanırlar veya çocuk ile ciddi olarak ilgilenmezler ya da diğer önemli sebepler varsa, kişisel ilişki kurma hakkı reddedilebilir veya kendilerinden alınabilir.
II. Üçüncü kişiler ile
MADDE 325.- Olağanüstü haller mevcutsa, çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkı diğer kişilere, özellikle hısımlarına da tanınabilir.
Ana ve baba için öngörülen sınırlamalar üçüncü kişiler için kıyas yoluyla uygulanır.
III. Yetki
MADDE 326.- Kişisel ilişki kurulmasıyla ilgili bütün düzenlemelerde çocuğun oturduğu yer mahkemesi de yetkilidir.
Boşanmaya ve evlilik birliğinin korunmasına ilişkin yetki kuralları saklıdır.
Çocuk ile kişisel ilişkiye yönelik bir düzenleme yapılıncaya kadar, velayet hakkına sahip veya çocuk kendisine bırakılmış kişinin rızası dışında kişisel ilişki kurulamaz.
-
E. Evlatlık ilişkisinin kaldırılması
I. Sebepleri
1. Rızanın bulunmaması
MADDE 317.- Yasal sebep bulunmaksızın rıza alınmamışsa, rızası alınması gereken kişiler, küçüğün menfaati bunun sonucunda ağır biçimde zedelenmeyecekse, hakimden evlatlık ilişkisinin kaldırılmasını isteyebilirler.
2. Diğer noksanlıklar
MADDE 318.- Evlat edinme esasa ilişkin diğer noksanlıklardan biriyle sakatsa, Cumhuriyet savcısı veya her ilgili evlatlık ilişkisinin kaldırılmasını isteyebilir.
Noksanlıklar bu arada ortadan kalkmış veya sadece usule ilişkin olup ilişkinin kaldırılması evlatlığın menfaatini ağır biçimde zedeleyecek olursa, bu yola gidilemez.
II. Hak düşürücü süre
MADDE 319.- Dava hakkı, evlatlık ilişkisinin kaldırılması sebebinin öğrenilmesinden başlayarak bir yıl ve her halde evlat edinme işleminin üzerinden beş yıl geçmekle düşer.
F. Evlatlık işlemlerinde aracılık
MADDE 320.- Küçüklerin evlat edinilmesine ilişkin aracılık faaliyetleri, ancak Bakanlar Kurulunca yetki verilen kurum ve kuruluşlarca yapılır.
Aracılık faaliyetlerinin yürütülmesine ilişkin hususlar tüzükle düzenlenir.
BEŞİNCİ AYIRIM
SOYBAÐININ HÜKÜMLERİA. Soyadı
MADDE 321.- Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin; evli değilse ananın soyadını taşır. Ancak, ana önceki evliliğinden dolayı çifte soyadı taşıyorsa çocuk onun bekarlık soyadını taşır.
B. Karşılıklı yükümlülükler
MADDE 322.- Ana, baba ve çocuk, ailenin huzur ve bütünlüğünün gerektirdiği şekilde birbirlerine yardım etmek, saygı ve anlayış göstermek ve aile onurunu gözetmekle yükümlüdürler
-
EVLÂT EDİNME
A. Küçüklerin evlat edinilmesi
I. Genel koşulları
MADDE 305.- Bir küçüğün evlat edinilmesi, evlat edinen tarafından bir yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olması koşuluna bağlıdır.
Evlat edinmenin her halde küçüğün yararına bulunması ve evlat edinenin diğer çocuklarının yararlarının hakkaniyete aykırı bir biçimde zedelenmemesi de gerekir.
II. Birlikte evlat edinme
MADDE 306.- Eşler, ancak birlikte evlat edinebilirler; evli olmayanlar birlikte evlat edinemezler.
Eşlerin en az beş yıldan beri evli olmaları veya otuz yaşını doldurmuş bulunmaları gerekir.
Eşlerden biri, en az iki yıldan beri evli olmaları veya kendisinin otuz yaşını doldurmuş bulunması koşuluyla diğerinin çocuğunu evlat edinebilir.
III. Tek başına evlat edinme
MADDE 307.- Evli olmayan kişi otuz yaşını doldurmuş ise tek başına evlat edinebilir.
Otuz yaşını doldurmuş olan eş, diğer eşin ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksunluğu veya iki yılı aşkın süreden beri nerede olduğunun bilinmemesi ya da mahkeme kararıyla iki yılı aşkın süreden beri eşinden ayrı yaşamakta olması yüzünden birlikte evlat edinmesinin mümkün olmadığını ispat etmesi halinde, tek başına evlat edinebilir.
IV. Küçüğün rızası ve yaşı
MADDE 308.- Evlat edinilenin, evlat edinenden en az onsekiz yaş küçük olması şarttır.
Ayırt etme gücüne sahip olan küçük, rızası olmadıkça evlat edinilemez.
Vesayet altındaki küçük, ayırt etme gücüne sahip olup olmadığına bakılmaksızın vesayet dairelerinin izniyle evlat edinilebilir.
V. Ana ve babanın rızası
1.Şekil
MADDE 309.- Evlat edinme, küçüğün ana ve babasının rızasını gerektirir.
Rıza, küçüğün veya ana ve babasının oturdukları yer mahkemesinde sözlü veya yazılı olarak açıklanarak tutanağa geçirilir.
Verilen rıza, evlat edinenlerin adları belirtilmemiş veya evlat edinenler henüz belirlenmemiş olsa dahi geçerlidir.
2. Zamanı
MADDE 310.- Rıza, küçüğün doğumunun üzerinden altı hafta geçmeden önce verilemez.
Rıza, tutanağa geçirilme tarihinden başlayarak altı hafta içinde aynı usulle geri alınabilir.
Geri almadan sonra yeniden verilen rıza kesindir.
3. Rızanın aranmaması
a. Koşulları
MADDE 311.- Aşağıdaki hallerde ana ve babadan birinin rızası aranmaz:
l. Kim olduğu veya uzun süreden beri nerede oturduğu bilinmiyorsa veya ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun bulunuyorsa,
2. Küçüğe karşı özen yükümlülüğünü yeterince yerine getirmiyorsa.
b. Karar
MADDE 312.- Küçük, gelecekte evlat edinilmek amacıyla bir kuruma yerleştirilir ve ana ve babadan birinin rızası eksik olursa, evlat edinenin veya evlat edinmede aracılık yapan kurumun istemi üzerine ve kural olarak küçüğün yerleştirilmesinden önce, onun oturduğu yer mahkemesi bu rızanın aranıp aranmamasına karar verir.
Diğer hallerde, bu konudaki karar evlat edinme işlemleri sırasında verilir.
Ana ve babadan birinin küçüğe karşı özen yükümlülüğünü yeterince yerine getirmemesi sebebiyle rızasının aranmaması halinde, bu konudaki karar kendisine yazılı olarak bildirilir.
B. Erginlerin ve kısıtlıların evlat edinilmesi
MADDE 313.- Evlat edinenin altsoyu bulunmaması koşuluyla, ergin veya kısıtlı aşağıdaki hallerde evlat edinilebilir:
1. Bedensel veya zihinsel özrü sebebiyle sürekli olarak yardıma muhtaç ve evlat edinen tarafından en az beş yıldan beri bakılıp gözetilmekte ise,
2. Evlat edinen tarafından, küçükken en az beş yıl süreyle bakılıp gözetilmiş ve eğitilmiş ise,
3. Diğer haklı sebepler mevcut ve evlat edinilen, en az beş yıldan beri evlat edinen ile aile halinde birlikte yaşamakta ise.
Evli bir kimse ancak eşinin rızasıyla evlat edinilebilir.
Bunlar dışında küçüklerin evlat edinilmesine ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.
C. Hükümleri
MADDE 314.- Ana ve babaya ait olan haklar ve yükümlülükler evlat edinene geçer.
Evlatlık, evlat edinenin mirasçısı olur.
Evlatlık küçük ise evlat edinenin soyadını alır. Evlat edinen isterse çocuğa yeni bir ad verebilir. Ergin olan evlatlık, evlat edinilme sırasında dilerse evlat edinenin soyadını alabilir.
Eşler tarafından birlikte evlat edinilen ve ayırt etme gücüne sahip olmayan küçüklerin nüfus kaydına ana ve baba adı olarak evlat edinen eşlerin adları yazılır.
Evlatlığın, miras ve başka haklarının zedelenmemesi, aile bağlarının devam etmesi için evlatlığın naklen geldiği aile kütüğü ile evlat edinenin aile kütüğü arasında her türlü bağ kurulur. Ayrıca evlatlıkla ilgili kesinleşmiş mahkeme kararı her iki nüfus kütüğüne işlenir.
Evlat edinme ile ilgili kayıtlar, belgeler ve bilgiler mahkeme kararı olmadıkça veya evlatlık istemedikçe hiçbir şekilde açıklanamaz.
D. Şekil ve usul
I. Genel olarak
MADDE 315.- Evlat edinme kararı, evlat edinenin oturma yeri; birlikte evlat edinmede eşlerden birinin oturma yeri mahkemesince verilir. Mahkeme kararıyla birlikte evlatlık ilişkisi kurulmuş olur.
Evlat edinme başvurusundan sonra evlat edinenin ölümü veya ayırt etme gücünü kaybetmesi, diğer koşullar bundan etkilenmediği takdirde evlat edinmeye engel olmaz.
Başvurudan sonra küçük ergin olursa, koşulları daha önceden yerine getirilmiş olmak kaydıyla küçüklerin evlat edinilmesine ilişkin hükümler uygulanır.
II. Araştırma
MADDE 316.- Evlat edinmeye, ancak esaslı sayılan her türlü durum ve koşulların kapsamlı biçimde araştırılmasından, evlat edinen ile edinilenin dinlenmelerinden ve gerektiğinde uzmanların görüşünün alınmasından sonra karar verilir.
Araştırmada özellikle evlat edinen ile edinilenin kişiliği ve sağlığı, karşılıklı ilişkileri, ekonomik durumları, evlat edinenin eğitme yeteneği, evlat edinmeye yönelten sebepler ve aile ilişkileri ile bakım ilişkilerindeki gelişmelerin açıklığa kavuşturulması gerekir.
Evlat edinenin altsoyu varsa, onların evlat edinme ile ilgili tavır ve düşünceleri de
-
İptal davası
1. Tanıyanın dava hakkı
MADDE 297.- Tanıyan, yanılma, aldatma veya korkutma sebebiyle tanımanın iptalini dava edebilir.
İptal davası anaya ve çocuğa karşı açılır.
2. İlgililerin dava hakkı
a. Genel olarak
MADDE 298.- Ana, çocuk ve çocuğun ölümü halinde altsoyu, Cumhuriyet savcısı, Hazine ve diğer ilgililer tanımanın iptalini dava edebilirler.
Dava tanıyana, tanıyan ölmüşse mirasçılarına karşı açılır.
b. İspat yükü
MADDE 299.- Davacı, tanıyanın baba olmadığını ispatla yükümlüdür.
Ana veya çocuk tarafından tanıyanın baba olmadığı iddiasıyla açılan iptal davasında ispat yükü, tanıyanın, gebe kalma döneminde ana ile cinsel ilişkide bulunduğuna ilişkin inandırıcı kanıtları göstermesinden sonra doğar.
3. Hak düşürücü süreler
MADDE 300.- Tanıyanın dava hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her halde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşer.
İlgililerin dava hakkı, davacının tanımayı ve tanıyanın çocuğun babası olamayacağını öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her halde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşer.
Çocuğun dava hakkı, ergin olmasından başlayarak bir yıl geçmekle düşer.
Yukarıdaki süreler geçtiği halde gecikmeyi haklı kılan sebep varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir.
B. Babalık hükmü
I. Dava hakkı
MADDE 301.- Çocuk ile baba arasındaki soybağının mahkemece belirlenmesini ana ve çocuk isteyebilirler.
Dava babaya, baba ölmüşse mirasçılarına karşı açılır.
Babalık davası, Cumhuriyet savcısına ve Hazineye; dava ana tarafından açılmışsa kayyıma; kayyım tarafından açılmışsa anaya ihbar edilir.
II. Karine
MADDE 302.- Davalının, çocuğun doğumundan önceki üçyüzüncü gün ile yüzsekseninci gün arasında ana ile cinsel ilişkide bulunmuş olması, babalığa karine sayılır.
Bu sürenin dışında olsa bile fiili gebe kalma döneminde davalının ana ile cinsel ilişkide bulunduğu tespit edilirse aynı karine geçerli olur.
Davalı, çocuğun babası olmasının olanaksızlığını veya bir üçüncü kişinin baba olma olasılığının kendisininkinden daha fazla olduğunu ispatlarsa karine geçerliliğini kaybeder.
III. Hak düşürücü süreler
MADDE 303.- Babalık davası, çocuğun doğumundan önce veya sonra açılabilir. Ananın dava hakkı, doğumdan başlayarak bir yıl geçmekle düşer.
Çocuğa doğumdan sonra kayyım atanmışsa, çocuk hakkında bir yıllık süre, atamanın kayyıma tebliği tarihinde; hiç kayyım atanmamışsa çocuğun ergin olduğu tarihte işlemeye başlar.
Çocuk ile başka bir erkek arasında soybağı ilişkisi varsa, bir yıllık süre bu ilişkinin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar.
Bir yıllık süre geçtikten sonra gecikmeyi haklı kılan sebepler varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir.
IV. Ananın mali hakları
MADDE 304.- Ana, babalık davası ile birlikte veya ayrı olarak baba veya mirasçılarından aşağıdaki giderlerin karşılanmasını isteyebilir:
1. Doğum giderleri,
2. Doğumdan önceki ve sonraki altışar haftalık geçim giderleri,
3. Gebelik ve doğumun gerektirdiği diğer giderler.
Çocuk ölü doğmuş olsa bile hakim, bu giderlerin karşılanmasına karar verebilir.
Üçüncü kişiler veya sosyal güvenlik kuruluşlarınca anaya yapılan ödemeler, hakkaniyet ölçüsünde tazminattan indirilir.
-
TANIMA VE BABALIK HÜKMÜA. Tanıma
I. Koşulları ve şekli
MADDE 295.- Tanıma, babanın, nüfus memuruna veya mahkemeye yazılı başvurusu ya da resmi senette veya vasiyetnamesinde yapacağı beyanla olur.
Tanıma beyanında bulunan kimse küçük veya kısıtlı ise, veli veya vasisinin de rızası gereklidir.
Başka bir erkek ile soybağı bulunan çocuk, bu bağ geçersiz kılınmadıkça tanınamaz.
II. Bildirim
MADDE 296.- Beyanda bulunulan nüfus memuru, sulh hakimi, noter veya vasiyetnameyi açan hakim, tanımayı babanın ve çocuğun kayıtlı bulunduğu nüfus memurluklarına bildirir.
Çocuğun kayıtlı bulunduğu nüfus memurluğu da tanımayı çocuğa, anasına, çocuk vesayet altında ise vesayet makamına bildirir.
-
Sonradan evlenme
I. Koşulu
MADDE 292.- Evlilik dışında doğan çocuk, ana ve babasının birbiriyle evlenmesi halinde kendiliğinden evlilik içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere tabi olur.
II. Bildirim
MADDE 293.- Eşler, evlilik dışında doğmuş olan ortak çocuklarını, evlenme sırasında veya evlenmeden sonra, yerleşim yerlerindeki veya evlenmenin yapıldığı yerdeki nüfus memuruna bildirmek zorundadırlar.
Bildirimin yapılmamış olması, çocuğun evlilik içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere tabi olmasını engellemez.
Daha önce tanıma veya babalığa hükümle soybağı kurulmuş çocukların ana ve babası birbiriyle evlenince, nüfus memuru re'sen gerekli işlemi yapar.
III. İtiraz ve iptal
MADDE 294.- Ana ve babanın yasal mirasçıları, çocuk ve Cumhuriyet savcısı sonradan evlenme yoluyla soybağının kurulmasına itiraz edebilirler. İtiraz eden, kocanın baba olmadığını ispatla yükümlüdür.
Çocuğun altsoyu da, çocuğun ölmüş ya da ayırt etme gücünü sürekli olarak kaybetmiş olması halinde itiraz hakkına sahiptir.
Tanımanın iptaline ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.
-
İspat
1. Evlilik içinde ana rahmine düşme
MADDE 287.- Çocuk evlilik içinde ana rahmine düşmüşse davacı, kocanın baba olmadığını ispat etmek zorundadır.
Evlenmeden başlayarak en az yüzseksen gün geçtikten sonra ve evliliğin sona ermesinden başlayarak en fazla üçyüz gün içinde doğan çocuk evlilik içinde ana rahmine düşmüş sayılır.
2. Evlenmeden önce veya ayrı yaşama sırasında ana rahmine düşme
MADDE 288.- Çocuk, evlenmeden önce veya ayrı yaşama sırasında ana rahmine düşmüşse, davacının başka bir kanıt getirmesi gerekmez.
Ancak, gebe kalma döneminde kocanın karısı ile cinsel ilişkide bulunduğu konusunda inandırıcı kanıtlar varsa, kocanın babalığına ilişkin karine geçerliliğini korur.
III. Hak düşürücü süreler
MADDE 289.- Koca, davayı, doğumu ve baba olmadığını veya ananın gebe kaldığı sırada başka bir erkek ile cinsel ilişkide bulunduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl, her halde doğumdan başlayarak beş yıl içinde açmak zorundadır.
Çocuk, ergin olduğu tarihten başlayarak en geç bir yıl içinde dava açmak zorundadır.
Gecikme haklı bir sebebe dayanıyorsa, bir yıllık süre bu sebebin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar.
C. Karinelerin çakışması
MADDE 290.- Çocuk evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içinde doğmuş ve ana da bu arada yeniden evlenmiş olursa, ikinci evlilikteki koca baba sayılır.
Bu karine çürütülürse ilk evlilikteki koca baba sayılır.
D. Diğer ilgililerin dava hakkı
MADDE 291.- Dava açma süresinin geçmesinden önce kocanın ölmesi veya gaipliğine karar verilmesi ya da sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybetmesi hallerinde kocanın altsoyu, anası, babası veya baba olduğunu iddia eden kişi, doğumu ve kocanın ölümünü, sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybettiğini veya hakkında gaiplik kararı alındığını öğrenmelerinden başlayarak bir yıl içinde soybağının reddi davasını açabilir.
Ergin olmayan çocuğa atanacak kayyım, atama kararının kendisine tebliğinden başlayarak bir yıl, her halde doğumdan başlayarak beş yıl içinde soybağının reddi davasını açar.
Kocanın açacağı soybağının reddi davasına ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.
-
HISIMLIK
BİRİNCİ BÖLÜM
SOYBAÐININ KURULMASI
BİRİNCİ AYIRIM
GENEL HÜKÜMLER
A. Genel olarak soybağının kurulması
MADDE 282.- Çocuk ile ana arasında soybağı doğumla kurulur.
Çocuk ile baba arasında soybağı, ana ile evlilik, tanıma veya hakim hükmüyle kurulur.
Soybağı ayrıca evlat edinme yoluyla da kurulur.
B. Davada yetki ve yargılama usulü
I. Yetki
MADDE 283.- Soybağına ilişkin davalar, taraflardan birinin dava veya doğum sırasındaki yerleşim yeri mahkemesinde açılır.
II. Yargılama usulü
MADDE 284.- Soybağına ilişkin davalarda, aşağıdaki kurallar saklı kalmak kaydıyla
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu uygulanır:
1. Hakim maddi olguları re'sen araştırır ve kanıtları serbestçe takdir eder.
2. Taraflar ve üçüncü kişiler, soybağının belirlenmesinde zorunlu olan ve sağlıkları yönünden tehlike yaratmayan araştırma ve incelemelere rıza göstermekle yükümlüdürler. Davalı, hakimin öngördüğü araştırma ve incelemeye rıza göstermezse, hakim, durum ve koşullara göre bundan beklenen sonucu, onun aleyhine doğmuş sayabilir.
İKİNCİ AYIRIM
KOCANIN BABALIÐI
A. Babalık karinesi
MADDE 285.- Evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içinde doğan çocuğun babası kocadır.
Bu süre geçtikten sonra doğan çocuğun kocaya bağlanması, ananın evlilik sırasında gebe kaldığının ispatıyla mümkündür.
Kocanın gaipliğine karar verilmesi halinde üçyüz günlük süre, ölüm tehlikesi veya son haber tarihinden işlemeye başlar.
B. Soybağının reddi
I. Dava hakkı
MADDE 286.- Koca, soybağının reddi davasını açarak babalık karinesini çürütebilir. Bu dava ana ve çocuğa karşı açılır.
Çocuk da dava hakkına sahiptir. Bu dava ana ve kocaya karşı açılır.
-
Eşler arasındaki borçlar
MADDE 270.- Mal rejimi eşler arasındaki borçların muaccel olmasını önlemez. Bununla beraber bir borcun yerine getirilmesi borçlu eşi, evlilik birliğini tehlikeye düşürecek derecede önemli güçlüklere sokacaksa, bu eş ödeme için süre isteyebilir. Durum ve koşullar gerektiriyorsa hakim, istemde bulunan eşi güvence göstermekle yükümlü tutar.
E. Mal rejiminin sona ermesi ve tasfiye
I. Sona erme anı
MADDE 271.- Mal rejimi eşlerden birinin ölümü, diğer bir mal rejiminin kabul edilmesi veya eşlerden biri hakkında iflasın açılmasıyla son bulur.
Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hallerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer.
Ortaklık mallarıyla kişisel malların kapsamının belirlenmesinde mal ortaklığının sona erdiği tarih esas alınır.
II. Kişisel mala ekleme
MADDE 272.- Eşlerden birine sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumlarınca yapılmış olan toptan ödemeler veya iş gücünün kaybı dolayısıyla ödenmiş olan tazminat, toptan ödeme veya tazminat yerine ilgili sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumunca uygulanan usule göre ömür boyunca irat bağlanmış olsaydı, mal rejiminin sona erdiği tarihte bundan sonraki döneme ait iradın peşin sermayeye çevrilmiş değeri ne olacak idiyse, tasfiyede o miktarda kişisel mal olarak hesaba katılır.
III. Kişisel mal ile ortaklık malı arasındaki denkleştirme
MADDE 273.- Bir eşin kişisel mallara ilişkin borçları, ortaklık mallarından veya ortaklık mallarına ilişkin borçları kişisel mallarından ödenmiş ise; tasfiye sırasında denkleştirme istenebilir.
Her borç, ilişkin bulunduğu mal kesimini yükümlülük altına sokar. Hangi kesime ait olduğu anlaşılamayan borç ortaklık mallarına ilişkin sayılır.
IV. Değer artış payı
MADDE 274.- Bir eşin kişisel malı veya ortaklık malıyla bir başka mal kesimine giren malvarlığı değerinin edinilmesi, iyileştirilmesi veya korunmasına katkıda bulunulmuşsa, edinilmiş mallara katılma rejiminde değer artış payına ilişkin hükümler uygulanır.
V. Değer belirlenmesi
MADDE 275.- Mal rejimi sona erince, mevcut ortaklık mallarının değerlendirilmesinde tasfiye anı esas alınır.
VI. Paylaşma
1. Ölüm veya diğer bir mal rejiminin kabulü halinde
MADDE 276.- Eşlerden birinin ölümü veya diğer bir mal rejiminin kabulü sebebiyle mal ortaklığının sona ermesi halinde, her eşe veya mirasçılarına ortaklık mallarının yarısı verilir.
Mal rejimi sözleşmesiyle başka bir paylaşma oranı kararlaştırılabilir.
Bu tür anlaşmalar altsoyun saklı paylarını zedeleyemez.
2. Diğer hallerde
MADDE 277.- Boşanma veya evliliğin iptali sebebiyle ya da kanun veya mahkeme kararı gereğince mal ayrılığına geçiş hallerinde, her eş edinilmiş mallara katılma rejiminde kendi kişisel malı sayılacak olanları ortaklık mallarından geri alır.
Geri kalan ortaklık malları eşler arasında yarı yarıya paylaşılır.
Yasal paylaşmanın değiştirilmesine ilişkin anlaşmalar, ancak mal rejimi sözleşmesinde bunun açıkça öngörülmüş olması halinde geçerlidir.
VII. Paylaşma usulü
1. Kişisel mallar
MADDE 278.- Mal ortaklığının eşlerden birinin ölümüyle sona ermesi halinde sağ kalan eş, edinilmiş mallara katılma rejiminde kişisel malı sayılabilecek olanların payına mahsuben kendisine verilmesini isteyebilir.
2. Aile konutu ve ev eşyası
MADDE 279.- Eşlerin birlikte yaşadıkları konut veya ev eşyası ortaklık mallarına dahil ise, sağ kalan eş, payına mahsuben bunların mülkiyetinin kendisine verilmesini isteyebilir.
Haklı sebeplerin varlığı halinde, sağ kalan eş veya ölenin diğer yasal mirasçılarının istemiyle bunlar üzerinde mülkiyet yerine intifa veya oturma hakkı tanınabilir.
Mal ortaklığı rejiminin ölüm dışındaki bir sebeple son bulması halinde, eşlerden her biri, üstün bir yararının varlığını ispat etmek suretiyle aynı istemleri ileri sürebilir.
3. Diğer malvarlığı değerleri
MADDE 280.- Bir eş, üstün bir yararının varlığını ispat etmek suretiyle diğer malvarlığı değerlerinin de payına mahsuben kendisine verilmesini isteyebilir.
4. Diğer paylaşma kuralları
MADDE 281.- Diğer hallerde paylı mülkiyet ve mirasın paylaşılmasına ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.
-
Yönetim ve tasarruf
I. Ortaklık mallarında
1. Olağan yönetim
MADDE 262.- Eşler, ortaklık mallarını evlilik birliğinin yararına uygun olarak yönetirler.
Olağan yönetim sınırları içinde her eş, ortaklığı yükümlülük altına sokabilir ve ortak mallarda tasarrufta bulunabilir.
2. Olağanüstü yönetim
MADDE 263.- Olağan yönetim dışında kalan konularda eşler, ancak birlikte veya biri diğerinin rızasını almak suretiyle ortaklığı yükümlülük altına sokabilir veya mallarda tasarrufta bulunabilir.
Rızanın bulunmadığını bilmeyen veya bilecek durumda olmayan üçüncü kişiler için bu rıza var sayılır.
Evlilik birliğinin temsiline ilişkin hükümler saklıdır.
3. Ortaklık malları ile meslek veya sanat icrası
MADDE 264.- Eşlerden biri, diğerinin rızasıyla ortaklık mallarını kullanarak, tek başına bir meslek veya sanat icra ederse, bu meslek veya sanata ilişkin bütün hukuki işlemleri yapabilir.
4. Mirasın kabulü veya reddi
MADDE 265.- Eşlerden biri, diğerinin rızası olmaksızın ortaklık mallarına girecek olan bir mirası reddemeyeceği gibi, tereke borca batıksa mirası kabul de edemez.
Diğer eşin rızasının alınmasına olanak bulunamazsa veya bu konudaki istem onun tarafından haklı sebep olmaksızın reddedilirse, istem sahibi eş kendi yerleşim yeri mahkemesine başvurabilir.
5. Sorumluluk ve yönetim giderleri
MADDE 266.- Mal ortaklığının sona ermesi halinde, eşlerden her biri ortaklık malıyla ilgili işlemlerden dolayı vekil gibi sorumludur.
Yönetim giderleri ortaklık mallarından karşılanır.
II. Kişisel mallar
MADDE 267.- Eşlerden her biri, yasal sınırlar içerisinde kendi kişisel mallarını yönetme ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir.
Kişisel mallara giren gelirler varsa, yönetim giderleri bu gelirlerden karşılanır.
C. Üçüncü kişilere karşı sorumluluk
I. Ortaklık borçları
MADDE 268.- Eşlerden her biri, aşağıdaki borçlardan kişisel malları ve ortaklık mallarıyla sorumludur:
1. Evlilik birliğini temsil veya ortaklık mallarını yönetme yetkisine dayanarak yapılan borçlardan,
2. Ortaklık mallarını veya ortaklık mallarına giren gelirleri kullanarak bir meslek veya sanatın icra edilmesi nedeniyle yapılan borçlardan,
3. Diğer eş için de kişisel sorumluluk doğuran borçlardan,
4. Kişisel mal yanında ortaklık mallarının da sorumlu olacağı hususunda eşlerin üçüncü kişilerle anlaşarak yaptığı borçlardan.
II. Kişisel borçlar
MADDE 269.- Her eş, diğer bütün borçlardan kendi kişisel mallarıyla ve ortaklık mallarının değerinin yarısı kadarıyla sorumlu tutulur.
Ortaklığın zenginleşmesinden kaynaklanan istemler saklıdır.
-
MAL ORTAKLIÐI
A. Mülkiyet
I. Kapsamı
MADDE 256.- Mal ortaklığı rejimi, ortaklık malları ile eşlerin kişisel mallarını kapsar.
II. Ortaklık malları
1. Genel mal ortaklığı
MADDE 257.- Genel mal ortaklığında eşlerin kanun gereğince kişisel mal sayılanlar dışındaki malları ile gelirleri ortaklık mallarını oluşturur.
Eşler, ortaklık mallarına bölünmemiş bir bütün olarak sahip olurlar.
Hiçbir eş, ortaklık payı üzerinde tek başına tasarruf hakkına sahip değildir.
2. Sınırlı mal ortaklığı
a. Edinilmiş mallarda ortaklık
MADDE 258.- Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle sadece edinilmiş mallardan oluşan bir ortaklık kabul edebilirler.
Kişisel malların gelirleri de bu ortaklığa dahildir.
b. Diğer mal ortaklıkları
MADDE 259.- Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle belirli malvarlığı değerlerini veya türlerini, özellikle taşınmaz malları, bir eşin kazancını, bir meslek veya sanat icrası için kullandığı malları ortaklık dışında tutabilirler.
Aksi sözleşmede öngörülmedikçe bu malların gelirleri ortaklığa dahil değildir.
III. Kişisel mallar
MADDE 260.- Kişisel mallar, mal rejimi sözleşmesi, üçüncü kişinin karşılıksız kazandırması veya kanunla belirlenir.
Eşlerden her birinin sadece kişisel kullanımına ayrılmış olan eşyası ile manevi tazminat alacakları kanundan dolayı kişisel malıdır.
Bir eşin saklı pay olarak isteyebileceği malvarlığı değerleri, mal rejimi sözleşmesiyle ortaklığa dahil edildiği ölçüde, mirasbırakanları tarafından kendisine kişisel mal olarak kazandırılamaz.
IV. İspat
MADDE 261.- Bir eşin kişisel malı olduğu ispatlanmadıkça tüm malvarlığı değerleri ortaklık malı sayılır
-
PAYLAŞMALI MAL AYRILIÐI
A. Yönetim, yararlanma ve tasarruf
I. Genel olarak
MADDE 244.- Eşlerden her biri, yasal sınırlar içerisinde kendi malvarlığı üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarruf haklarını korur.
II. İspat
MADDE 245.- Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür.
Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır.
B. Borçlardan sorumluluk
MADDE 246.- Eşlerden her biri, kendi borçlarından bütün malvarlığıyla sorumludur.
C. Mal rejiminin sona ermesi ve tasfiye
I. Sona erme anı
MADDE 247.- Mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona erer.
Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hallerinde de, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer.
II. Malların geri alınması ve paylı malın verilmesi
1. Genel olarak
MADDE 248.- Her eş, diğer eşte bulunan mallarını geri alır.
Paylaşmalı mal ayrılığı rejimi sona erdiğinde, üstün yararı olduğunu ispat eden eş, diğer önlemler yanında, eşine payının ödeme günündeki karşılığını vermek suretiyle paylı mülkiyetteki malın kendisine verilmesini isteyebilir.
2. Katkıdan doğan hak
MADDE 249.- Eşlerden biri diğerine ait olup, paylaştırma dışı kalan bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa; mal rejiminin sona ermesi halinde, katkısı oranında hakkaniyete uygun bir bedel ödenmesini isteyebilir.
Aynı istem, paylaştırma dışı kalan malın yerine geçen değerler için de geçerlidir.
III. Aileye özgülenen mallar
1. Kural
MADDE 250.- Eşlerden biri tarafından paylaşmalı mal ayrılığı rejiminin kurulmasından sonra edinilmiş olup ailenin ortak kullanım ve yararlanmasına özgülenmiş mallar ile ailenin ekonomik geleceğini güvence altına almaya yönelik yatırımlar veya bunların yerine geçen değerler, mal rejiminin sona ermesi halinde eşler arasında eşit olarak paylaşılır. Paylaştırmada işletmelerin ekonomik bütünlüğü gözetilir.
Manevi tazminat alacakları, miras yoluyla edinilen mallar ile karşılıksız kazandırmada bulunanın açık iradesinden aksi anlaşılmadıkça, sağlararası veya ölüme bağlı tasarruflarla edinilen mallar hakkında bu hüküm uygulanmaz.
2. Paylaşmaya aykırı davranışlar
MADDE 251.- Eşlerden biri, diğer eşin payını azaltmak kastıyla paylaşmadan önce bir malı karşılıksız olarak elden çıkardığı takdirde hakim, diğer eşin alacağı denkleştirme bedelini hakkaniyete uygun olarak belirler.
Mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan olağan hediyeler dışında yapılan karşılıksız kazandırmaların bu eşin payını azaltmak kastıyla yapıldığı varsayılır.
Bu tür kazandırmalara ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararı, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırmadan yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir.
3. Paylaştırma isteminin reddi
MADDE 252.- Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma halinde hakim, kusurlu eşin payının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir.
4. Paylaştırma yöntemi
MADDE 253.- Paylaştırmanın ayın olarak yapılması asıldır. Buna olanak yoksa bedel eklemek suretiyle paylar denkleştirilir. Eşlerden birinin diğerine ödeyeceği bedel, malların tasfiye anındaki sürüm değerlerine göre hesaplanır. Bu hesaplamada paylaşım konusu malların edinilmesinden doğan borçlar indirilir.
Denkleştirme bedelinin derhal ödenmesi kendisi için ciddi güçlükler doğuracaksa, borçlu eş ödemelerin uygun bir süre ertelenmesini isteyebilir.
Aksine anlaşma yoksa, tasfiyenin sona ermesinden başlayarak denkleştirme bedeline faiz yürütülür; durum ve koşullar gerektiriyorsa ayrıca borçludan güvence istenebilir.
IV. Aile konutu ve ev eşyası
1. İptal veya boşanma halinde
MADDE 254.- Evliliğin iptal veya boşanma kararıyla sona erdirilmesi halinde, ailenin ortak kullanımına özgülenmiş ve eşler arasında eşit olarak paylaşma konusu olan konutta kalmaya ve ev eşyasını kullanmaya hangisinin devam edeceği konusunda eşler anlaşabilirler. Konutta kalma hakkını elde eden eş, bu hakkın tapu kütüğüne şerh edilmesini isteyebilir.
Eşlerin aile konutunda kimin kalmaya ve ev eşyasını kimin kullanmaya devam edeceği konusunda anlaşamamaları halinde, hakkaniyet gerektiriyorsa hakim, olayın özelliklerini, eşlerin ekonomik ve sosyal durumlarını ve varsa çocukların menfaatlerini göz önünde bulundurarak bu hakka hangisinin sahip olacağına iptal veya boşanma kararıyla birlikte re'sen karar verir; bu kararında kalma ve kullanma süresini belirleyerek tapu kütüğüne şerhi için tapu memurluğuna bildirir.
Hakim aksine karar vermedikçe hak, belirlenen sürenin bitiminde kendiliğinden sona erer. Ancak, bu süre sona ermeden yararlanan tarafın durumunda değişiklik olması halinde, diğer taraf hakimden, kararın gözden geçirilmesini isteyebilir.
Eşler konutta kira ile oturuyorlarsa hakim, gerektiğinde konutta kiracı sıfatı taşımayan eşin kalmasına karar verebilir. Bu durumda, kiralayanın sözleşmeden doğan haklarını güvenceye almak için gerekli düzenleme yapılmasına iptal veya boşanma kararıyla birlikte re'sen karar verilir.
2. Ölüm halinde
MADDE 255.- Eşlerden birinin ölümü halinde, paylaşma konusu olan mallar arasında ev eşyası veya eşlerin birlikte yaşadıkları konut varsa; sağ kalan eş, bunlar üzerinde kendisine miras ve paylaşmadan doğan hakkına mahsup edilmek ve yetmezse bir bedel eklenmek suretiyle mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir.
Haklı sebeplerin varlığı halinde sağ kalan eşin veya ölenin diğer yasal mirasçılardan birinin istemi üzerine, mülkiyet yerine intifa veya oturma hakkı tanınmasına da karar verilebilir.
Sağ kalan eş, mirasbırakanın bir meslek veya sanat icra ettiği ve altsoyundan birinin aynı meslek veya sanatı icra etmesi için gerekli olan bölümlerde bu hakları kullanamaz. Tarımsal taşınmazlara ilişkin miras hükümleri saklıdır.
-
MAL AYRILIÐI
A. Yönetim, yararlanma ve tasarruf
MADDE 242.- Mal ayrılığı rejiminde eşlerden her biri, yasal sınırlar içerisinde kendi malvarlığı üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarruf haklarını korur.
B. Diğer hükümler
MADDE 243.- İspat, borçlardan sorumluluk ve paylı mülkün özgülenmesi konularında paylaşmalı mal ayrılığı rejimine ilişkin hükümler uygulanır.
-
Yazan: May 9th, 2008, 11:54am MSD - Admin
Prof. Dr. Mustafa Erdoğan / star / 08.05.2008
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç�ın Radikal gazetesine yaptığı açıklamanın (4 Mayıs) bir yanı özellikle dikkatimi çekti. Sayın Başkan, başka bir bağlamda söylenmiş olsa da, Mahkeme�nin çalışma tarzı hakkında da bilgi veren şöyle bir açıklama yapıyor: �Her üye kendi kararını verir, karar için toplanıldığında da oyunu ve gerekçelerini açıklar. Ondan önce oyumuzu açık edici bir konuşma yapmayız.�
Bu ifadeden Anayasa Mahkemesinin karar oluşturma tarzı hakkında şöyle bir sonuç çıkar: Mahkemede kararlar üyeler arasında cereyan eden sahici bir müzakerenin sonucunda değil, aksine üyelerin kendi �özel akıl�larıyla ulaştıkları yargıların toplanması suretiyle oluşur. Yani, her bir üye dava konusu üstünde esas olarak kendi başına düşünüp bir karara vardıktan sonra bir araya gelinir ve bu �karar�ların sayısal hesabı yapılıp �kamusal karar� oluşturulur.
Ben bu anlatımın Anayasa Mahkemesi�nin karar alma yöntemini kabaca doğru yansıttığını sanıyorum. Şimdiye kadar farklı zamanlarda ve değişik vesilelerle Mahkeme�nin işleyişi hakkında kamuoyuna yansıyan bilgiler bunu doğrular mahiyette olduğu gibi, özellikle ihtilaflı siyasî konularda Mahkeme�nin nihaî kararının üyelerin önceden bilinen eğilimlerine bakarak tahmin edilebiliyor olması da bunu göstermektedir.
Şahsen benim buna inanmamı sağlayan başka bir nedenim daha var: Bundan yirmi yıl kadar önce, yine somut bir olay vesilesiyle, yüksek mahkemeyi aynı nedenle eleştirmiş olmam. Hatırladığım kadarıyla, eleştirimi şöyle bir gerekçeye oturtmuştum: Heyet (kurul) halinde karar alınmasına ilişkin düzenlemelerin amacı, ilgili kişileri tartıştırmak, �hakikat�in tartışma yoluyla ortaya çıkmasına imkán vermektir. Herkes uyuşmazlık hakkındaki kanaatini kendi başına oluşturacak olduktan sonra, sözde �kurul� olarak karar vermenin hiçbir anlamı yoktur.
Bu durum bana demokrasi teorisiyle ilgili bir tartışmayı hatırlattı. Malum olduğu üzere, demokrasi kamusal kararların �kamusal akıl-yürütme�yle (public reasoning) alınması esasına dayanır. Kamusal akıl-yürütme ise �müzakereci (deliberative) demokrasi� bakış açısından, özel akıl-yürütmeden farklı olarak, siyasal düzenin ahlákî ilkeleri ve genel normlar üstündeki mutabakatın vatandaşların birlikte düşünmelerinin, birlikte muhakeme ve müzakere etmelerinin eseri olmasını ifade etmektedir.
Bunun konumuzla ilgisi şurada: John Rawls kamusal akıl-yürütmeye örnek olarak anayasal bir rejimin yüksek mahkemesini göstermişti. Gerçi, genellikle vatandaşları temsil etmeyen az sayıda hukukçudan oluşan bir yüksek mahkemenin herkese uygulanacak (genel) normlara geçerlilik sağlayacak bir kamusal müzakere mekánı olarak görülmesi pek isabetli değildir. Böyle son derece elitist bir usulün halkın neyin üzerinde mutabık kalacağını tespit etmenin en iyi -hatta iyi bir- yolu olduğu şüphelidir.
Fakat buradaki varsayım şudur: Eğer fiilen kendi aralarında bir müzakere yapacak olsalardı, vatandaşlarların neyin üzerinde mutabık kalacak olduklarının iyi bir kanıtı mahkemelerin gerçekleştirdikleri muhakemedir. Ama konu Türkiye olunca, bu yargının doğruluğu iki şarta bağlıdır: Anayasa Mahkemesi�nin kararlarını gerçekten tartışmacı bir yöntemle oluşturmasına ve Mahkemenin üye kompozisyonunun toplumun genel eğilimlerini yansıtmasına...
Bizde ne yazık ki ikisi de yok!
-
Soğuk bir kış akşamı, bir pidecinin kapısından içeri, yaşlı bir amcayla teyze girmiş, bir masaya oturmuşlar. Amca masaya gelen garsona, büyük bir pide, bir çoban salata ve bir ayran ısmarlamış. Garson az sonra siparişleri getirmiş. Amca pideyi ikiye bölerek yarısını teyzenin önüne koymuş, sonra salatayı ikiye bölerek tabağın karşı kısmına doğru itmiş, sonra ayran bardağını ortaya koymuş, önce bir yudum kendisi içiyor, sonra da teyze bir yudum alıyormuş.
Herkes "Ne tatlılar, iki tonton buraya gelmişler, bir kişilik yemeği ikisi yiyor" diye onları izliyormuş.
Az sonra fark etmişler ki teyzenin önünde yarım pide ve salata olduğu gibi duruyor, kocasının afiyetle yemek yiyişini seyrediyor, arada bir de ayrandan bir yudum alıyormuş... Sonunda orada çalışanlardan biri dayanamamış, yanlarına gitmiş:
"Affedersiniz, ben sizi izlemekten kendimi alamadım, lütfen izin verin, size bir pide kendim ısmarlayayım" demiş.
Yaşlı amca:
"Teşekkür ederiz ama, biz hâlimizden memnunuz. 50 yıldır evliyiz ve her şeyimizi işte böyle paylaşırız" cevabını vermiş.
Bunun üzerine genç adam teyzeye dönmüş:
"Peki ama teyzeciğim, siz neden pidenizi, salatanızı yemiyorsunuz, neyi bekliyorsunuz?"
Yaşlı teyze cevap vermiş:
"Dişlerimi..."
Bir takma dişi ikisi paylaşıyormuş...
----------------------------------------
"Hiçbir şeyi paylaşamıyoruz?"
Dilerseniz fıkradan gerçek hayata dönelim. Telefonla arayan bir hanım okuyucum, eşiyle yaşadığı problemleri tek noktada özetliyordu:
"Hiçbir şeyi paylaşamıyoruz. İşe gidince hiç arayıp sormaz. Ben arasam, sorularımı kısa cümlelerle cevaplayıp telefonu kapatır. Eve gelince de, ya televizyonun karşısına geçer ya da gazete okur. Hafta sonlarını benimle geçiriyor sanmayın. Ya toplantı, ya iş gezisi olur ya da arkadaşlarıyla bir programı vardır. Söyleyin hocam, böyle evlilik olur mu?"
Bir erkeğin sorunu ise, çok az rastlanan cinstendi. Erkek eşiyle gezmeyi, yemeğe gitmeyi, ona çiçek almayı, kısacası paylaşmayı ve romantizmi çok seviyordu.
Kadın ise, "Ne gerek var ki gezmeye. Oturalım evde işte. Bu çiçekleri niye aldın? Parana yazık. Solup gidecekler" diye itiraz ediyor, ancak şunu eklemeyi de ihmal etmiyordu:
"Biliyorum, bütün kadınlar bunları istiyor, bulamayanlar kavuşmak için can atıyor. Ama ben sıra dışıyım. Hoşlanmıyorum işte."
İlginç değil mi? İlkinde bir kadın, ikincisinde bir erkek paylaşmak için can atıyor. Ama bir türlü evliliğin en vazgeçilmezlerinden olan "paylaşımı" başaramıyorlar.
Oysa fıkradaki amcayla teyze paylaşmayı başarmışlar ve yarım asırdır gül gibi geçinip gidiyorlar!
Hangisini tercih ederdiniz? Amca ve teyze gibi kadının hep sırasını beklediği bir paylaşmayı başarmak mı yoksa paylaşamayıp arayışlara girmek mi iyi olurdu sizin için?
"İkisinin de canı cehenneme" dediğinizi duyar gibiyim. Hani deveye iki seçenek sunmuşlar, "Yokuşu mu seversin inişi mi?" demişler. "İkisini de sevmem" demiş, "düzün suyu mu çıktı?"
Haklısınız. İki tarafın da memnun olduğu bir paylaşım varken kim ister aşırılığı veya yetersizliği?
Ne var ki, karşılıklı hak ve beklentilere uygun, iki tarafı da memnun eden dengeli bir orta yolu uygulamanın çok zor, ama çok önemli olduğu yerlerden birisidir aile ortamı. Ama her şeye rağmen paylaşımı oluşturmak ve arttırmak için elinizden geleni yapın. Fakat şunu da unutmayın: Paylaşım en verimli düzeye çıksa bile ikinizin de kendi özgürlük alanı içinde özel zamanları ve özel programları olmalı. Bu gerçeği kabullenmemek de ayrı bir huzursuzluk sebebi çünkü.
İşe nereden başlamalı?
Hiç kuşkusuz evlilik dinsel, düşünsel, sosyal, ekonomik, ruhsal, duygusal ve cinsel bir paylaşımdır. Paylaşımın temelini, karşılıklı beklentiler oluşturur. Sorun, beklentilere cevap verilmediği zaman ortaya çıkar. Ya paylaşacaksınız ya da geçerli bir mazeretiniz olacak. İkisi de yoksa, kendinizi boşuna savunursunuz.
Neyi paylaşacaksınız?
Zamanı, bilgiyi, görgüyü, yemeği, duyguları ve daha birçok varlığınızı.
Peygamberimizin (a.s.m.) evliliğe dair tavsiyelerinden çıkardığımız sonuca göre, adaylar "karşılıklı denklik ve uyuma, dindarlık ve güzel ahlâka, sevgiye ve özgür seçime" dikkat etmek zorundadır.
Bütün bu özellikler verimli ve yeterli bir paylaşım için son derece önemlidir. Söz gelişi, kadınların en çok şikâyet ettikleri sorunlardan birisi, eşlerinin kendileriyle az konuşmasıdır. Gerçekten eşlerin yaşadıkları günü değerlendirmeleri, ileriye dönük programlarını birbirlerine aktarmaları, bir haberi, bir bilgiyi paylaşmaları çok önemlidir.
Ancak eşinizle aranızda eğitim ve kültür bakımından bir uçurum var ve siz onu azaltmak için kendinizi geliştirme yönünde hiçbir çaba harcamıyorsanız, nasıl diyalog kuracaksınız? Eğer böyle bir problem varsa, yapacağınız tek çözüm var: Kendinizi geliştirmek ve birbirinize yakınlaşmak.
Eşinizin ilgi alanlarına dikkat ediyor musunuz? Neleri izliyor, neleri okuyor, nelerin plânını yapıyor? Onu neler üzüyor, neler mutlu ediyor? Sakın hanımlar, "O da benim pembe dizilerime ilgi duymuyor?" ya da erkekler, "O da benim izlediğim maçlara ilgisiz" demesin. Çünkü her ikisi de sizin evliliğinize bir mutluluk katmaz. Aksine sizi birbirinizden uzaklaştıracak ve yalnızlığa itip yakınmalara yol açacak iki sebeptir.
Özellikle dindar insanların eşlerinde görmek istedikleri ilk ve en önemli özellik, "dinini bilen ve yaşayan bir insan" olmalarıdır. Bu da başta kitap okuyarak, eğitim ve kültürel ağırlıklı sosyal faaliyetlere katılarak kendinizi geliştirmekle mümkün.
Eşinin kitap okumadığından yakınan bir erkek, bulduğu formülü şöyle anlatmıştı: "Kitap okuması için para bile veriyorum. Ama yine yeterli seviyede okumuyor." Kadınlar ise, eşlerine kitap okutmak konusunda büyük ölçüde çaresiz. Eşinin tüm ısrarlarına rağmen bir erkeğin cevabı şu oluyor: "Ben okumayı sevmem, bilmiyor musun?"
Okumayan ve kendilerini geliştirmeyen eşler, hangi düşünceyi paylaşacaklar? Ne konuşacaklar, birbirlerine neyi anlatacaklar?
Elbette eğitim ve kültür seviyesi eşit değil diye paylaşım çabanızı bir kenara atmayın. Çünkü, tam istediğiniz gibi olmasa da duygu ve düşünce paylaşımını sürdürün. Birbirinize fıkra anlatmak bile kilitli bir ağızdan daha iyidir.
-
İSTANBUL AİLE MAHKEMESİ SAYIN HAKİMLİÐİNE
DAVACI :
VEKILI : Av. ....... ........
DAVALI :
DAVA KONUSU : Siddetli geçimsizlik nedeniyle bosanma talebinden ibarettir.
OLAYLAR : 1- Müvekkilim esi ile / /19 tarihinde evlenmis, bu evliliklerinden müƒterek, / /19 Dogumlu ve / /19 dogumlu isminde çocuklarì olmustur.
2- Müvekkilim ile davali esi ile evlilikleri ilk yillar iyi gitmesine ragmen son bir kaç yildir kisilik olarak anlasmazliklarin ortaya çikmasi nedeniyle evlilik kurumu temelden sarsilmistir. Davali ailesini ihmal etmistir. ..................................................Davali ile müvekkilim evlilik birliklerinin temelden sarsilmasi nedeniyle daha öncede bir kaç kere ayrilmaya karar vermisler hatta bir keresinde bosanmak üzere aralarinda protokol bile imzalamislardir.
Bu nedenlerle müvekkilim ile davalì esi arasinda fikren, ruhen ve bedenen biten evliligin hukuken de bitirilmesi hususunda sayin mahkemeye müracaat zorunlulugu hasil olmustur.
3- Davali islerinin yogunlugu nedeniyle çocuklari ile yakinen ilgilenemedigi müvekkilim ile davalinin çocuklarinin bakima muhtaç ve egitimlerinin saglikli bir sekilde devami için, müsterek çocuklari ile 'nin velayetlerinin müvekkilime verilmesini talep ediyoruz.
4- Davalinin maddi durumu çok çok iyidir. bir çok yerde gayrimenkulleri bulunmaktadir. Bu nedenle müvekkilimin ve çocuklarinin hayatlarini simdiki standartda idame ettirebilmeleri için müvekkilim üzerine tescili ile müvekkilime ayda . . .TL. çocuklarinin egitimleri ve bakimlari için her biri için ayri ayri . . .-TL. dan toplam . . .-TL. nafakaya karar verilmesini talep etmekteyiz.
5- Taraflar arasinda mal bölüsümü karara baglanamadigi için bu konuda sunacagimiz deliller ve esyalar listesi isiginda mal bölüsümünü sayin mahkemenin takdirine birakiyoruz. Ayrica davalidan .-Tl. Maddi ve .-TL manevi tazminat talebimiz bulunmaktadir.
6- Arzedilen nedenlerle, fiilen biten ve taraflarin kari-koca olarak yasanmasi imkansiz hale gelen evliligin hukukende bitirilip bosanmaya karar verilmesi için sayin hakimliginize müracaat etmek zorunlulugu dogmustur.
DELILLER : Nüfus kaydi, sahit ve her türlü kanuni delil.
HUKUKI NEDENLER : Ilgili mevzuat.
T A L E P : Yukarida kisaca arzedilen nedenlerle, fikren, bedenen ve ruhen biten evlilik nedeniyle bosanmaya, .-Tl. Madi ve .-TL. Manevi tazminata, mallarin bölüsümüne, vekil eden için .-TL. Çocuklar içinde ayri ayri .-TL: nafakaya,müsterek çocuklar ile 'nin velayetlerinin vekil edene verilmesine karar verilmesini karar verilmesini yargilama giderleri ile Avukatlik vekalet ücretininde karsi taraftan tahmilini bilvekale saygilarimla arz ve talep ederim. / /2008
Davaci Vekili
Av.
-
Karşılıksız çek keşide etmekten açılmış bulunan kamu davasında, alacaklı vekiine gönderilen ihtarda çek aslını duruşma gününde ibraz etmesi, etmemesi halinde meşru hamil sayılmayacağına ve davanın düşürüleceğine ilişkin ibarenin yasal hükmü nedir?
-
Mecelle Hakkında
Tarihimizdeki ilk medenî kanun olan Mecelle, büyük hukukçu Ahmet Cevdet Paşa’nın başkanlığını yaptığı bir komisyon tarafından, 1869–1876 yılları arasında hazırlanmıştır. 18. yüzyılın başlarında Avrupa’da görülen her sahada kanun koyma faaliyetlerinin tesiriyle Osmanlı Devleti de, ihtisaslaşmaya giderek çeşitli kanunlar hazırlamıştır. Aslında Osmanlı Devleti’nde kanunlaştırma faaliyetleri çok daha eski dönemlere kadar gitmektedir. Fatih Sultan Mehmed, Yavuz Sultan Selim, Kanunî Sultan Süleyman başta olmak üzere hemen hemen her padişah, çok sayıda kanun çıkarmıştır. Hattâ ‘Kanunî’ unvanı da, Sultan Süleyman’a kanun koyarak adalete olan derin bağlılığını göstermesi dolayısıyla verilmiştir. Mecelle, ülkede uygulanmakta olan İslâm hukukuna ve Hanefî mezhebine ait hükümlerin derlenmesiyle meydana getirilmiş bir medenî kanundur. Mecelle’ye kadar çıkarılan kanunlar, fıkıh kitaplarında çok fazla yer almayan örfî hukuk konularıyla ilgilidir. Mecelle ile fıkıh konuları kanun hâline getirilmiştir.
Mecelle 1851 maddeden ibarettir. Medenî hukukun en önemli bölümünü meydana getiren evlenme, boşanma, nafaka ve neseb gibi aile ve şahıs hukukuna, mirasa, vasiyete ve vakfa dâir hükümler Mecelle’de yer almamıştır. Mecelle’nin dışında kalan bu konular yine İslâm hukuku esaslarıyla tanzim edilmiştir.
Mecelle’nin 2–100. maddeleri küllî kaideler olarak adlandırılmaktadır. Bunlar belli bir konuya ait olmayan genel içtihad kaideleri olup, İbn-i Nüceym’in El-Eşbah ve’n-Nezair’i gibi fıkıh kitaplarından derlenmiştir. Bu genel kaideler Mecelle’nin diğer maddelerinin yorumlanmasında kullanılmıştır. Günümüz hukukçuları da kanunları yorumlarken söz konusu genel kaidelerden faydalanmaktadır.
Mecelle’nin genel kaideleri hakkında çok sayıda eser kaleme alınmıştır. Günlük hayatta bir ölçü olarak kullanılabilecek pek çok genel kural vardır
.....
Bu girişten sonra mecelle hakkında bilgi vermeye devam edeceğim.Birden bire tüm hususları buraya aktarmak okuyucu açısından da sıkıcı olacağından peyder pey mecelle ve özellikle giriş bahsindek genel kaideleri hakkında zamanla bu konu başlığı altında bilgi notları yer alacaktır. Keza, Sayın Üyelerimizden de paylaşımlarını buraya aktarmaları arzu edilir. Umarım faydalı olacaktır.
-
Ankara 8.Aile Mahkemesi'nin 2007/162 D.İş esas - 2007/63 D.İş karar ve 03.10.2007 tarihli kararı ile "Boşanmış olduğu halde eski eşi tarafından taciz ve tehdit edilen kadın ve çocuklar hakkında korunma tedbir kararı verilmiştir.
GEREKÇE :...buna göre tarafların boşanmış olmalarına karşın davalı eski kocanın korunma isteyene ve çocuklarına karşı şiddete yönelik davranışlarda bulunduğu anlaşılmakla, 4320 sayılı yasada 5636 sayılı yasa ile yapılan değişikliklerdin içeriği ve ruhu değerlendirilerek istemin kabulü ile karşı taraf T.A. hakkında ailenin korunmasına ilişkin yasa uyarınca aşağıdaki tedbirlerin 6 ay süreyle uygulanmasına karar vermek gerekmiştir.
----
Yine aynı doğrultuda verilen Ankara 8.Asliye Hukuk Mahkemesi 2007/10 değişik iş esas ve 2007/12 değişik iş karar ve 12.02.2007 tarihli karar.
Hukukçu Notu : Verilen kararın temyizi kabil değildir.Kesindir.
-
Kaynana çaydanlık gibidir, fokur fokur kaynar,
Gelin demlik gibidir, sinsin sinsi demlenir,
Oğlan bardak gibidir, bir gelin doldurur bir de kaynana
Görümce çay kaşığı gibidir, arada bir gelir ortalığı karıştırır
Çocuk şeker gibidir, ortalığı tatlandırır
Kayınpeder de çay tabağı gibidir, okkalıca oturur seyreder...
-
Kendi çektiğiniz güzel kareleri bu başlık altında paylaşabilirsiniz.Lütfen paylaştığımız fotoğraflar alıntı değil, kendi karelerimiz olsun...
Evimizin arka yolundan bir kare...
-
İSTİKLAL MARŞININ ANLAMI
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Mehmet Akif Türk milletine cesaret,ve tahammül aşılamak için ve onda bulunan duyguları harekete geçirmek için şiirine korkma sözüyle başlıyor. Bayrak bir milletin bir milletin geleceğinin ve bağımsızlığının sembolüdür. Bayrağın sönmesi türk milletinin istiklalini kaybetmesidir. Şair ülkemizde tek bir insan kalana kadar bu vatanı savunacağımızı belirtiyor. O halde en son Türk bireyi son nefesini vermeden türk istiklal ve bağımsızlığını yok etmek, Türk bayrağını söndürmek mümkün değildir. Zira bayrağımız milletimizin yıldızıdır. Bayrağın kaderi ile milletimizin kaderi birbirine bağlıdır. Bayrak bizimdir, biz yaşadıkça onu elimizden kimse alamaz.
Türk milletinin bütün fertlerini öldürmedikçe bağımsızlığını kimse yok edemez.
Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal!
Şair ikinci kıtada bayrağımızın o zaman ki kırgın, küskün, öfkeli halini dile getiriyor. Türk vatanının bazı parçaları, işgal edilmiştir. Bu yüzden bazı bölgelerde bayraklarımız indirilmiş yerine düşman bayrakları asılmıştır. Kaş çatmak öfke halini ifade eder. Kaş ayrıca edebiyatımızda hilale benzetilir. Sevgilinin kaşları daima hilal şeklinde gösterilmiştir. Bayraktaki hilal de tıpkı nazlı bir sevgilinin kaşı gibi çatılmıştır. Kahraman türk milletini üzmektedir. Türkün beklediği, özlediği gülen bir bayraktır.
Türk bayrağının gülmesi göklerde dalgalanmasıdır. Bir aşığın sevgilisinden güler yüz beklemesi gibi bağımsızlığa aşık Türk milletide özgürlüğün sembolü olan bayraktan gülmesini beklemektedir. Bu milletimizin en doğal hakkıdır. Çünkü türkler bağımsızlıkları ve bayrakları uğruna pek çok kan dökmüşlerdir. Bu kanları bayrağa helal etmeleri için onun da nazlanmayı bırakıp göklerde dalgalanması gerekir. Türk milleti daima Allah’a inandığı ve taptığı için özgürlük onun hakkıdır.
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Şair “ben” diyor.(Ancak kast ettiği mana aslında bizdir türk milleti adına konuşmaktadır) Türk milleti ezelden beri hür yaşamıştır,hür yaşayacaktır. Onun özgürlüğünü elinden almak isteyen ancak çıldırmış olmalı,zira böyle bir harekete kalkışanlar ağır bir şekilde cezalandırılır. Türk milleti bağımsızlığı uğrunda önüne çıkacak her engeli aşacak güçtedir. O; böylesine yüce bir amaç için dağları delecek, enginlere sığmayıp,denizleri taşıracaktır güçtedir.
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
“Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar?
Bu kıtada şair vatanımızı istilaya kalkışan avrupalılara meydan okuyor. 20. asrın başında avrupa medeniyeti 19.yy. deki görkeminden oldukça uzaktır. O sebeple şair bayıyı tek dişi kalmış canavara benzetiyor. Ancak avrupa mevcut teknik imkanlarını seferber ederek topuyla, tüfeğiyle, tankıyla bizi yok etmeye çalışmaktadır. Mehmetçik ise bu güce topla, tüfekle, mızrakla, kılıçla cevap vermeye çalışmaktadır. Avrupalı kendini çelik zırhla korurken mehmetçik ona iman dolu altın göğsüyle karşılık vermektedir.
Arkadaş! Yurdumu alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
Şair kahraman Türk askerine hitap ediyor. Türk yurdunu alçakları uğratmaması için gerekirse canını feda etmesini öneriyor. Şehit gövdelerinin meydana getireceği siperler düşmana mani olacaktır. Mehmet Akif düşmanın çok kısa bir süre içinde bu hayasızca akına son vereceği Allah’ın Türk milletine Kuran-Kerimde vaad ettiği zafer gününün yarından bile daha yakın bir zamanda doğacağına inanmaktadır.
Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.
Şair Türk ordusuna vatanın kutsallığını hatırlatıyor. Toprak ile vatan arasında büyük bir fark vardır. Toprağı vatan haline getiren onu elde etmek ve korumak için savaşan fertlerin varlığıdır. Kısacası sıradan bir toprak büyük bir değer taşımaz; ama vatan toprağı uğrunda şehit olan atalarımızın o topraktaki mezarlarıdır. Bu kutsal vatanı dünyalara değişmeyiz. Toprak dünyanın dünyanın her yerinde bulunur. Ancak atalarımızın kanlarıyla sulanan topraklar vatanımız üzerindedir.
Kim bu cennet vatanının uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsında Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.
Bu vatan cennet kadar kıymetlidir. Şehit olanların ruhu dini inanışımıza göre doğrudan doğruya cennete gider. Şehitlerimiz bu vatan toprağında yattığı için cennetten farksızdır. Bir avuç toprağı sıksak şehitler fışkıracak sanırız. Canımızdan çok sevdiğimiz insanları varımızı yoğumuzu Allah alsında yalnız yaşadığımız sürece bizi vatanımızdan ayrı düşürmesin.
Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli-
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.
Allah’a şair hitap ediyor. Mehmet Akif’in Allah’tan tek dileği ibadet yerlerinin göğsüne düşman elinin değmemesidir. Camilerimizden okunan ezanlar sonsuza kadar türk yurdunun üstünde inlemelidir. Çünkü bu ezanlar dinimizin temelidir.
O zaman vecd ile bin secde eder-varsa-taşım,
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-ı mücerred gibi yerden na’şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.
Ezan sesleri yurdumuzun üstünde inledikçe şehitlerimizinde ruhları şaad olacaktır. Ezan sesi sadece yaşayanlara değil, ölülere hatta onların mezar taşlarına bile tesir eden yüce bir anlam taşır. Şehit atalarımızın her şeyden arınmış ruhları yerden fışkıracak, ezan sesiyle ayağa kalkacak ve dışa yükselecektir.
Dalgalan sen de şafakalar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklal!
Şair zafer gününün heyecanını yaşıyor. Şanlı bayrağımız dalgalandıkça gökyüzünü şafakla yarış edercesine gökyüzünü kızıl renge boyamaktadır. Türk milleti yeniden bağımsızlığına kavuşmuştur. Atrık onun için yok olma korkusu kalmamıştır. Bayrağımız şehitlerimizin kanlarını hak etmiştir. Bağımsızlık Allah’a tapan ve doğruluktan ayırmayan Türk milletinin en doğal hakkıdır
Mehmet Akif ERSOY.
-
İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİBirleşmiş Milletler Genel Kurulu:
İnsanlık topluluğunun bütün bireyleriyle kuruluşlarının bu Bildirgeyi her zaman göz önünde tutarak eğitim ve öğretim yoluyla bu hak ve özgürlüklere saygıyı geliştirmeye, giderek artan ulusal ve uluslararası önlemlerle gerek üye devletlerin halkları ve gerekse bu devletlerin yönetimi altındaki ülkeler halkları arasında bu hakların dünyaca etkin olarak tanınmasını ve uygulanmasını sağlamaya çaba göstermeleri amacıyla tüm halklar ve uluslar için ortak ideal ölçüleri belirleyen bu İnsan Hakları Evrensel Bildirgesini ilan eder.
Madde 1: Bütün insanlar hakları ve onurları eşit ve özgür olarak doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşlik duyguları ile davranmalıdırlar.
Madde 2: Herkes, ırk, renk, cins, dil, din, siyasal veya diğer bir inanç, ulusal ya da toplumsal köken, servet, doğuş ya da herhangi başka bir durumdan dolayı ayrıma uğramadan, bu bildiride ilan olunan hak ve özgürlüklerden yararlanma hakkına sahiptir.
Dahası, insanlar arasında, uyruğu bulundukları ülkenin ya da bölgenin, bağımsız veya bağımlı, özerk ya da herhangi bir biçimde kısıtlı oluşuna bakılarak; o ülkeye ya da bölgenin siyasal, hukuki veya uluslararası konumundan dolayı ayrım yapılamaz.
Madde 3: Yaşam, özgürlük ve kişisel güvenlik her insanın hakkıdır.
Madde 4: Hiç kimse kölelik ya da kulluk altında bulundurulamaz; kölelik ve köle ticareti her türlü biçimi ile yasaktır.
Madde 5: Hiç kimseye işkence ve zulüm uygulanamaz, insanlık dışı ya da onur kırıcı biçimde davranılamaz, ceza verilemez.
Madde 6: Herkes, nerede olursa olsun, hukuki kişiliğinin tanınması hakkına sahiptir.
Madde 7: Yasalar önünde herkes eşittir ve yasaların koruyuculuğundan eşit olarak faydalanma hakkına sahiptir. Bütün insanların bu bildiriye aykırı her türlü ayrımcı uygulamaya ve böyle bir ayrıma özendirici her türlü kışkırtmaya karşı eşit korunma hakkı vardır.
Madde 8: Her insanın, kendisine yasalarla tanınan temel haklara aykırı uygulamalar karşısında, hak ve hukukunun fiilen korunması için, bu işle görevli ulusal mahkemelere başvurma hakkı vardır.
Madde 9: Hiç kimse keyfi olarak yakalanamaz, alıkonamaz veya sürgün edilemez.
Madde 10: Herkes, haklarının, sorumluluklarının ya da kendisine yönelik, cezayı gerektirir herhangi bir suçlamanın açıklığa kavuşturulmasında, davasının, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde hakkaniyetle ve açık olarak görülmesi hakkına sahiptir.
Madde 11: Bir suç işlemekten sanık her insan, savunulması için kendisine gerekli bütün koşulların sağlanmış bulunduğu açık bir yargılama ile, yasalar uyarınca suçlu olduğu kanıtlanmadıkça suçsuz sayılır.
Hiç kimse, işlendikleri sırada ulusal ya da uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan fiillerden veya ihmallerden ötürü mahkum edilemez. Bunun gibi, suçun işlendiği sırada uygulanan cezadan daha şiddetli bir cezaya çarptırılamaz.
Madde 12: Hiç kimsenin özel hayatına, ailesine, konutuna ya da haberleşme ve yazışmalarına keyfi olarak karışılamaz, şeref ve ününe sataşılamaz. Herkesin bu tür sataşma ve karışmalara karşı yasalarla korunmaya hakkı vardır.
Madde 13: Herkesin herhangi bir devletin toprakları üzerinde serbestçe yolculuk etmek ve yerleşeceği yeri seçmek hakkı vardır. Her insanın kendi ülkesi de içinde olmak üzere, herhangi bir ülkeyi terketmeye ve yeniden dönmeye hakkı vardır.
Madde 14: Her insanın zulüm karşısında, başka ülkelere sığınmaya ve bu ülkelerde sığınmacı işlemi görmeye hakkı vardır. Bu hak, siyasal olmayan suçlar veya Birleşmiş Milletler ilke ve amaçlarına aykırı faaliyetlerden dolayı açılan kovuşturmalar halinde ileri sürülemez.
Madde 15: Her insanın bir ülkenin vatandaşı olma hakkı vardır. Hiç kimse keyfi olarak vatandaşlığından ya da vatandaşlığı değiştirmek hakkından yoksun bırakılamaz.
Madde 16: Evlilik çağına varan her erkek ve kadın, ırk, vatandaşlık ya da din bakımından hiçbir sınırlama ile karşılaşmaksızın, evlenmek ve yuva kurmak hakkına sahiptir. Kadın ve erkek, evliliğin kuruluşu, devamı ve sona erdirilişinde eşit haklara sahiptirler.
Evlilik ancak evlenecek kişilerin özgür ve kesin istekleri ile kurulabilir.
Aile toplumun temel unsurudur; toplum ve devlet tarafından korunmak hakkına sahiptir.
Madde 17: Her insanın tek başına ya da başkaları ile birlikte mal ve mülk edinme hakkı vardır. Hiç kimse keyfi olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılamaz.
Madde 18: Her insanın düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, din ya da inanç değiştirme özgürlüğünü, din ya da inancını tek başına ya da topluca, açık veya özel biçimde, öğretme, uygulama, ibadet ve ayinlerle açığa vurma özgürlüğünü de kapsar.
Madde 19: Her insanın, düşüncelerini özgürce açıklamaya hakkı vardır. Bu hak, düşüncelerinden ötürü rahatsız edilmemek, ülke sınırları söz konusu olmadan bilgi ve düşünceleri, her türlü araç ve yollarla aramak, elde etmek ve yaymak hakkını gerektirir.
Madde 20: Her insan barışcıl amaçlarla toplanma ve dernek kurma ve bir derneğe katılma hakkına sahiptir. Hiç kimse bir derneğe katılmaya zorlanamaz.
Madde 21: Her insanın doğrudan doğruya ya da serbestçe seçtiği temsilcileri aracılığı ile ülkesinin yönetimine katılma hakkı vardır. Herkesin, ülkesinin kamu hizmetlerinden eşit olarak yararlanma hakkı vardır. İktidarın gücünün tek kaynağı halk iradesidir. Bu irade, genel ve eşit oy hakkına dayalı, belli aralıklarla tekrarlanan, gizli oylama ya da serbestliği sağlayacak benzer bir yöntemle yapılan dürüst seçimlerle ortaya konur.
Madde 22: Her insanın, toplumun bir üyesi olarak, sosyal güvencesi, şahsiyetinin serbestçe gelişmesi ve onuru için zorunlu olan ekonomik, sosyal ve kültürel hakları vardır. Bireyler, her devletin, kuruluşları ve kaynakları gözönüne alınarak ortay konacak ulusal çabalar ve uluslararası işbirliği yoluyla bu haklarından yararlanırlar.
Madde 23: Her insanın çalışmaya, mesleğini serbestçe seçmeye, adil ve elverişli çalışma şartlarına ve işsizliğe karşı korunmaya hakkı vardır. Herkesin, hiçbir ayrım yapılmaksızın eşit iş karşılığında eşit ücret hakkı vardır. Çalışan her insanın kendisine ve ailesine insan onuruna yakışır bir yaşam sağlayacak ve gerekirse sosyal güvencelerle de tamamlanacak adil ve yeterli bir ücrete hakkı vardır. Herkesin çıkarlarının korunması amacıyla sendikalar kurmaya ve bunlara katılmaya hakkı vardır.
Madde 24: Her insanın dinlenmeye, eğlenmeye, özellikle çalışma süresini akla uygun sınırlar içinde tutmaya ve belli aralıklarla ücretli tatillere hakkı vardır.
Madde 25: Her insanın, yiyecek, giyecek, konut, sağlık hizmetleri ve gerekli toplumsal hizmetler de içinde olmak üzere; kendisinin ve ailesinin sağlık ve refahını sağlayacak uygun bir yaşam düzeyine hakkı vardır. İşsizlik, hastalık, dulluk, ihtiyarlık ya da geçim olanaklarından iradesi dışında yoksun kaldığı diğer hallerde sosyal güvence hakkına sahiptir. Anneler ve çocuklar öncelikle özen ve yardım görmek hakkına sahiptirler. Bütün çocuklar evlilik içinde ya da dışında doğsunlar, aynı toplumsal güvenceden yararlanırlar.
Madde 26: Her insanın eğitim görme hakkı vardır. Eğitim parasızdır, hiç olmazsa ilk ve temel eğitim evresinde böyle olmalıdır. İlk öğretim zorunludur. Teknik ve mesleki eğitimden herkes yararlanabilmelidir. Yüksek öğrenim herkese, yeteneklerinin ve başarılarının elverdiği ölçüde tam bir eşitlikle açık olmalıdır. Eğitim, insan şahsiyetinin tam gelişmesini ve insan hakları ile temel özgürlüklere saygının güçlenmesini amaçlamalıdır. Bütün uluslar ırk ve dinler arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu özendirmeli ve Birleşmiş Milletler'in barışın korunması yolundaki çalışmalarını geliştirmelidir. Anne ve babalar, çocuklarına verilecek eğitimin türünü seçmek hakkına sahiptirler.
Madde 27: Her insanın toplumun kültürel yaşamına serbestçe katılmaya, güzel sanatlardan zevk almaya, bilimsel ilerlemeden ve bunun nimetlerinden pay almaya hakkı vardır. Her insanın, sahibi bulunduğu her türlü bilimsel, edebi ve sanatsal yapıttan doğan manevi ve maddi çıkarlarının korunması hakkı vardır.
Madde 28: Her insanın, işbu Bildiride açıklanan hak ve özgürlüklerin tam anlamıyla uygulanmasını sağlayacak bir toplumsal ve uluslararası düzene hakkı vardır.
Madde 29: Her insanın, şahsiyetinin serbest ve tam gelişmesinin ancak içinde yaşaması ile mümkün olduğu topluma karşı ödevleri vardır. Her insan, hakları ve özgürlüklerinden yararlanırken, sadece, başkalarının da hak ve özgürlüklerinin tanınması ve korunması amacıyla; ahlak, kamu düzeni ve genel refahın, demokratik bir toplum yapısındaki haklı gereklerini karşılamak için, ancak yasanın koyduğu kısıtlamalara tabidir. Bu hak ve özgürlükler hiçbir surette Birleşmiş Milletler'in amaç ve ilkelerine aykırı olarak kullanılamaz.
Madde 30: Bu Bildirinin hiçbir hükmü, içinde ilan edilen hak ve özgürlüklerin, bir devlet, zümre ya da kişi tarafından yok edilmesini savunmaya, veya bunu fiilen gerçekleştirmeye hak verdirir biçimde yorumlanamaz.
-
Günlük borsa haberleri bugünden itibaren bu köşede duyurulacaktır.
-
Yazan: May 8th, 2008, 10:38am MSD - Admin
Arkadaşlar hatırlıyacaksınız bu isimde THS de bir topik açmıştım.
Baktım orda bu topik hala devam ediyor ve tutmuş. Burda neden olmasın diyerek burada da açayım dedim:)
"Dumura uğramak" sözcüğünün anlamı sözlükte; şaşırmak, apışıp kalmak, hayret etmek...
Dumura uğratan sözler, olaylar ve bu olayları kendimizin de kurgulayabileceği bir forum düzenlemek istedik.
Formumuzun, dinamik, espri yoğunluklu, insanları gülümsetici, işten yorulduğunda veya bilgisayar başında çok kalıpta ayrılmak istemediğinde neler var birazda biz gülümseyelim demek istediğinde buraya gelmeye arzulaması gerekir.
Hadi Bismillah vira…
-
Yazan: May 8th, 2008, 9:30am MSD - Admin
Bazen dondurmak ister insan duyularını hislerini. Dondurmak ister ki hissetmesin, acıyı, hatta sevinci. Şoklanmış, derin dondurucuya atılmış duygularınız oldu mu sizin de bilmiyorum ama ben zaman zaman denerim duygularımı şoklayarak dondurmayı. Ama genelde başarılı olduğumu söyleyemem. Donduramadığımı öyle anlarım ki sürekli bir sızı içimde, ince ince sızlatır yüreğimi. Sanki bir labirentte, çıkış yolunu kaybetmek gibidir bu hal. Yahutta bulmak istememek. Hangisi olduğu çok önemli aslında birinde çıkış için çaba diğerinde çıkmak istiyor gibi yapıp çıkamamak. Acıyla beslenmeye alışmak yahut umutsuzluk girdabına yakalanmak.
Çevremi umutsuzluktan örtülerle kapatıp, ruhumu evham ve endişe kuyusuna atarak kaybolduğum, yok olduğum, görünmez olmak istediğim, alabildiğine kaçtığım en sevdiğim arkadaşlarımla bile vakit geçirmekten sıkıldığım kendi içime kendimi hapsettiğim günlerden birinde, gönlümün aynasında bir ışıltıyla gözlerim kamaştı. Israrsız ama varlığını belli eden bir ışığa gönlünü açmamak ne mümkün? Bir de bakıyorum ki karşımda. Harika bir dost. Beni alabildiğine güler yüzle, sevecen, candan, çıkarsızca çekip güneşin hala ısıttığını söyleyerek gülümsetti.
Dost’un gönlü bir hudutsuz derya, dalga dalga sevgiyle bakıyor aleme. Yanımda, arkamda duruyor. Ne ayıplıyor ne yargılıyor sadece sükunet veriyor. Kayarsam düşmeyeyim, düşersem kalbim kırılmaya diye yanımda duruyor sadece. Ben darmadağınık, pejmürde bir halde iken, dostun varlığı ile toparlanmaya başladıysam da, rüyaların çok kısa sürdüğünü uyanınca anladım. Evet, hakiki dostluklar sadece rüyalarda kalmış. Ve rüyalarda çok çabuk bitiyor.
-
Askeri mahkemelerden Askeri Ceza Kanununun Üçüncü Babının Dördüncü Faslında yazılı suçlardan dolayı verilen cezalar tecil edilemez ve para cezasına veya ...
www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/496.html - 221k
-
merhabalar ben 2005 yılında sahte evrakla hava değişimi raporu aldığım için askeri savcılık ifademe başvurdu askeri savcılık yalan konuşacağım takdirde cezamın artacağını ve bana yardımda bulunmayacaklarını söylediler.bende en son olaylardan etkilenerek 2007 yılında ifade verdim herşeyi doğru ve yalansız katıksız anlattım savcının dediği bize yardım edersen mahkemede savcı olarak ben görev alacağım için cezanızdada indirim sağlayacağım dedi bende dolayısıyla herşeyi anlattım ve benim verdiğim isimler doğrultusunda bir kaç kişiyide tanımladılar.bu arada ben askerliğimin arasnda aldığım raporu iptal ettirerek tekrardan birliğime telim oldum ve geri kalan 100 günlük askerliğimi tamamlayıp teskeremi aldım.yaptığım araştırmalar sonunda madde 80 veya madde 81 den yargılanacak olmamızdır.madde 80 nin bir fıkrası 1 yıldan 10 yıla kadar ağız hapis cezası derken diğer bir fıkra ise ''Az vahim hallerde olmak üzere 6 aydan 5 yıla kadar'' diye bir kanun var şunuda çok iyi biliyorum ki 2008 şubat ayında çıkan bir kanun eğer hapis cezası 2 senenin altında ise ve sanık daha önceden hiç bir suç işlememişse 5yıl deneme süreci ile birlikte cezanın uygulanmayacağı ve hüküm giymeyeceğini öngörmektedir.herşeyi anlayabiliyorum ama ''Az vahim hallerde 6 aydan 5 yıla kadar'' olan kısmı anlayamadım bu kanundan nasıl faydalanırım cezam ne olabilir yapmadığım askerliği (90gün) tekrar yaparmıyım.bu konuda aydınlatırsanız çok sevinirim
-
Yemek Kültürümüzün Mizahî Yönleri
Türk mutfak kültürü, sadece yemeğin yapılmasına ilişkin maddi kültürden oluşmamaktadır. Yemek yemeye ilişkin bir çok manevi değerler, tutumlar, davranışlar da zengin mutfak kültürümüzde görülmektedir. Kuşkusuz bu hususlar, Anadolumuzda uzun bir tarihsel gelişim içinde birikmiş bir kültürdür.
Erikleme
Anadolu’da Niğde’de ‘Erikleme’ denen bir gelenek var. Bağlık bahçelik yerlerde insanlar birbirlerine gelir, gider, yer, içer, muhabbet ederler. Örneğin bir aile, yemeğe konuklar çağırmıştır. Konuklar eve gelince önce bahçeye buyur edilirler. Orada birlikte oturup sohbet edilirken bahçedeki meyva ağaçlarından bir şeyler atıştırılır. Konuklar ev sahibi tarafından ağaçlardan bir şeyler yemeğe teşvik edilir. Örneğin çağla, badem vs. olmamış ham yeşil haldeki şeyler konuklarca bol bol yenilir. Böylece karınları şişer, yemek yiyecek halleri kalmaz, ya da yemeği çok az yerler. Bu da ev sahibinin yararına olur, fazla masraf etmemiş olur. Aslında bunu konuklar da bilirler ve ev sahibiyle birbirlerine ‘Erikleme’ şakası yaparlar, gülerler.
Arkası Yufka
Yufka, ince, hafif anlamındadır. Anadolu’da yine ev sahibi konuklara yemek ikramı sırasında ‘Arkası yufka, onun için bununla karnınızı iyice doyurun’ der. İlk ikram edilen yemekten daha iyi daha güzel yemeğim yok, yani bundan sonraki hafif şeyler. Bu nedenle bununla yetinin anlamında şaka yaparlar. Fakat bu da bazen bir şaka olarak söylenir. Bir de bakarsınız ilk servisin arkasından pek çok ikramlar gelir. Bu kez de konuklar arkası yufka dediğin de bu muydu? diye gülüşürler. Bu da Türk konukseverliğinin bir yönüdür.
-
Osmanlı Mutfağı
Bir zamanlar, Asya'dan Anadolu'ya doğru akan Türk boyları, eski uygarlıkların mayaladığı bu topraklara Uzak Doğu'da oluşan o zengin kültürü büyük bir ustalıkla ve yol boyu, geçtikleri her ülkeden aldıkları malzemeyle zenginleştirerek taşımışlardı. Bu hareket sırasında elbette mutfak kültürüne de gereken yeri vereceklerdi.
"Açları doyurun, çıplakları giydirin, yıkılanları yapın, az halkı çok edin" gibi kutsal öğütlerle yola çıkan göç kafilelerinin yeni vatandaki görevleri kendilerine böylece bildirilmişti.
İşte, yıllar sonra Anadolu ve Rumeli'nde gelişen Osmanlı kültürü ve de bu kültürün önemli bir bölümünü oluşturan mutfak ve yemek töreleri Asya Türklerinin tarihsel birikimiyle birlikte oluştu, gelişti ve ünlendi.
Bu hareketli kültür birikimini yeni vatanda geliştirecek, destekleyecek ve üretkenliğini arttıracak bir çok eleman vardı. Yeni toprak, her şeyden önce üç ayrı denizle çevrilmişti: Karadeniz, Akdeniz, Ege Denizi. Bu üç deniz bütün mal varlıklarını Anadolu göçmenlerinin emrine sunmuştu ve bu üç denize bağlı iki boğaz (Çanakkale ve İstanbul Boğazları) ve de onları birbirine bağlayan Marmara Denizi, bir yandan kendine özgü bereketi ile bir yandan da Anadolu'da, dört mevsimi birarada yaşamanın özellikleri ile, Batı'da bahar keyfi sürerken, Güney'de yaz, Karadeniz'de ılıman bir sonbaharı yaşama imkanını kullanarak, ülkenin bütününü, her mevsim taze sebzeler ve değişik meyvelerle donatıyordu. Bizler de, bugün bile aynı keyfi yaşamıyor muyuz?
İşte bu nedenlerle Osmanlı mutfağının ve yemek kültürünün özelliklerini, tarihsel kültürel birikiminin verdiği çeşitlilik ve coğrafyanın ve iklimlerin verdiği zenginlik ve de denizlerin, göllerin getirdiği bereketle birlikte incelemek ve düşünmek gerekiyor sanırım.
Bu koşullar, Osmanlı yemek kültürünü dünyanın üç büyük mutfağından biri olma kıvamına getirdi.
Yaşadığımız günler, yaşadığımız koşulların büyük değişimleri nedeniyle bu kültür elbette durmadan yenileniyor. "Kalıcı olma" şansı her gün biraz daha azalıyor. Bugün tüm dünyada insanlar evlerinde ve aile sofralarında birlikte yemek keyfini çok az bulabiliyorlar. Gelişen iş töreleri, sıcak yemek alışkanlıklarını, ayakta yenen "tost, sandviç" gibi kuru yemeklere dönüştürülüyor, davet yemekleri daha çok lokantalarda veriliyor. Çağdaş tıp, eskilerin en çok sevdiği yağlı yemeklere, hamur işlerine, hamur tatlılarına iyi gözle bakmıyor, fazla kilolu olmaktan korkanlar devamlı "diyet" gayretiyle kolay yemeklere önem veriyor.
Ve böylece... Yeni dünyanın yemek sistemi kendi kurallarına göre, eski sistemden ayrılıyor.
Ama, eski sisteme de dikkatle bakıldığı ve araştırmalar yapıldığı zaman onların da, özellikle sağlık açısından bir çok tedbirleri olduğunu, o günlerin koşullarına göre bazı kurallar ve kararlarla bu konuyu yürüttüklerini görüyoruz.
Madem ki bizim konumuz Osmanlı mutfağı... Bu konularda, ne demiş Osmanlı'nın akıllısı biliyor musunuz? Ne demiş? Yemekten, içmekten, tatlıdan, tuzludan söz açıldığında... o bolluk ve bereket sofralarında... Haber vermiş ki:
"Az yiyen melek olur
Çok yiyen helak olur"
Aman dostlar dikkat. Aman!
O zamanlar, buna benzer vurgulu sözleri usta hat sanatçıları o sanat eseri olan süslü yazılarıyla yazan, zarif levhalar yaparmış. Akıllı ev sahipleri de bu levhaların bir iki tanesini yemek odalarının duvarlarına asarmış:
"Az yiyen her gün yer
Çok yiyen bir gün yer" gibi.
"Ağız yer, yüz utanır" gibi.
Çok yemek yemenin insanın işine yaramayacağını anımsatan aşağıdaki dize gibi.
"Neler yedi neler yedi bu diş"
-
Bakır Kapların Parlatılması
Bir bezi sirke ile hafifce islatip, bakiri ovun. Kaplariniz piril piril olur.
Balık Kokusu
Balik kizarttiktan sonra mutfaga sinen kokuyu gidermek için bir kapta: 1 çay bardagi su ve 2 çorba kasigi sirkeyi kaynatiniz.
Ceviz Lekesi Elden Nasıl Çıkartılır
Eller önce 1-2 dakika kadar sirkeye batirilmis bir pamukla ovulur. Sonra da soguk suyla ovulur. Ardindan soguk suyla yikanir. Ceviz lekesi tamamen çikar.
Domates Kabukları
Domatesin kabuğunu kolay soymak için, kaynar suya daldırıp, bıçağın tersini domatesin yüzünde ağır ağır gezdirin.
Ekmek
Ekmekleri düzgün kesmek için bazen zorlaniriz, özellikle taze ekmek hemen hamur olur. Oysa biçagimizin ucunu biraz atese tutarsak daha kolay yapabiliriz.
Kahve Nemli İse
Türk kahvesinin nem aldigini farkederseniz, kahve dolu kavanozun içine 1-2 tane kesme seker koyun.
Kavanoz Kapakları
Ne kadar zordur sikismis kapaklari açmak. Oysa kapagi biraz ocak atesine tutarsaniz, kolayca açilir. Veya kaynar su dolu bir kaba, kavanozu ters çevirip, kapagini sokarak da ayni sonucu aliriz. Bir de kavanozun altindan kuvvetlice elimizle vurarak da sikisan kapaktan kurtulabiliriz.
Kolay Soğutma
Buzdolabiniz bozuldu, ya da artik bos yer yok. Temiz bir kovayi musluk suyu ile doldurun. Içine bir çorba kasigi sofra tuzu atin. Siseleri daldirin. Yeterince soguyacaklardir.
Kuru Bakliyat
Kuru bakliyatları bir gece önceden ılık suya koyun ve haşlarken içine biraz karbonat ilave edin.
Limon Kabukları
Suyunu siktiginiz limon kabuklarini atmayiniz.Çelik esyalarin, biçaklarin parlatilmasinda kullanabilirsiniz.
Mayonez Hazırlama
Mayonez hazırlarken eğer sos kesilirse, bir yumurta sarısını 2-3 damla sirke ile çırpın ve yeterli miktarda zeytinyağı ile koyulaştırın. Bu karışımı kesilen sosa çırparak yedirin.
-
Şu anda nerede,kiminle/kimlerle olmak ne/neler yapmak isterdiniz.Paylaşalım mı?
-
Sevdiğimiz ressamlar ve eserleri,yönetmenler ve filmlerini...paylaşmaya,yorum yapmaya ne dersiniz?
-
Bir arkadaşım ailesine duyduğu öfkeden dolayı hem adını hem soyadını değiştirmek istiyor.Acaba bu mümkün mü? Bunun için ne yapmak gerekiyor.Kendisi bir vekil tayin edemeyecek durumda maddı olanaksız nedeniyle.Saygılarımla.
-
Bir arkadaşım ailesine duyduğu öfkeden dolayı hem adını hem soyadını değiştirmek istiyor.Acaba bu mümkün mü? Bunun için ne yapmak gerekiyor.Kendisi bir vekil tayin edemeyecek durumda maddı olanaksız nedeniyle.Saygılarımla.
-
T.C. YARGITAY
12.Hukuk Dairesi
Esas: 1985/2139
Karar: 1985/8043
Karar Tarihi: 14.10.1985
ÖZET: Askerlik hizmetinin devamı süresince yasada sayılan kişiler aleyhine takipte icra memurunun borçluya kendisine mümessil tayin etmesi için bir mühlet vermesi ve takibi bu sürenin bitmesine bırakması icap eder. İcra memurunun borçlu adına ödeme emri düzenleyip göndermesi yasaya uygun değildir.
(2004 S. K. m. 54/A)
Dava: Mercii kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu Mesut vekili tarafından istenmesi üzerine, bu işle ilgili dosya mahallinden daireye 7.2.1985 tarihinde gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Borçlu hakkında çıkarılan 163 örnek ödeme emrinin bila tebliği iade olunması üzerine alacaklı vekilinin borçlunun asker olduğundan bahisle ve askeri adresini bildirerek oraya tebligat yapılmasını istediği ve bu talep gibi işlem yapılmasına karar verilmiştir. Borçlunun askeri adresinde kendisine 16.10.1984 tarihinde ödeme emri tebliğ edilmiştir.
İİK. nun 54/a maddesine göre, askerlik hizmetinin devamı süresince bu maddede yazılı kişiler aleyhine takipte icra memurunun borçluya kendisine mümessil tayin etmesi için bir mühlet vermesi ve takibi bu sürenin bitmesine bırakması icap eder. Anılan madde hükmü kamu düzeni ile ilgili olup dairemizin 18.4.1983 tarih 1983/1866 sayılı kararında belirtildiği üzere re'sen alınıp uygulanması gerekir. İcra memurunun anılan madde hükmünü ihmal edip borçlu adına ödeme emri düzenleyip göndermesi yasaya uygun değildir.
Sonuç: Borçlu vekilinin temyiz itirazı yukarıda yazılı nedenle yerinde görülmekle mercii kararının İİK.nun 366. ve HUMK.nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 14.10.1985 gününde oybirliği ile karar verildi.
-
Ben bir soru yöneltmek istiyorum.Bir yakınım şu anda askerde.Bu kişiye ödeme emri gönderilmiş.Konuyla ilgilenmesi için bir avukata vekaletname vermemiz gerekiyor bu durumda.Ama kendisi askerde olduğu için itiraz süresini kaçırmadan vekaletname alamayacağız.Bu durumda ne yapmamızı önerirsiniz?Saygılarımla.
-
sizce insana en faydalı icat nedir?
-
eh herkesin kendine ait kuyusu var benimde çöplüğüm olsun dedim fena mı oldu? artıkın beni kuyumda bulabilirsiniz:D:D:D:D
-
Yazan: May 7th, 2008, 12:22pm MSD - seray
Mehmet Yitmen: "Yazılım dış kaynak kullanımı ile şirketler ana iş alanlarının dışında yeni projeleri gerçekleştirebilmek için kaynak bulmada sıkıntı yaşayabiliyorlar. Burada biz devreye giriyoruz. Şirketler, bizden projeleri ölçeklendirerek gerçekleştirilmelerinde bizim yardımımıza başvuruyorlar."
Türkiye’de, çevik(agile) yazılım metodolojilerinin geliştirilmesi alanında faaliyet gösteren ve üç Bilkent Üniversitesi mezunu arkadaş tarafından kurulan ACM Yazılım Çözümleri, dış kaynak kullanımı ve danışmanlık hizmetleri sunuyor.
ACM Yazılım Çözümleri kurucu ortaklarından Mehmet Yitmen, turk.internet.com’a, 1.5 yıl önce kurulan ve bugün 14 kişinin çalıştığı şirketin kuruluş hikayesini ve çalışmalarını şu şekilde anlattı;
Birbirinden farklı üç alanda, bilgisayar, elektronik ve endüstri mühendisliği, öğrenim görmüş ve farklı alanlarda çalışmış üç arkadaş ne yapabiliriz diye düşünürken aklımıza yazılım konusunda ihtiyaçlara cevap verecek bir proje gerçekleştirme fikri geldi.
Hantal yapılar yerine yaratıcı, yenilikçi ve kolay uygulanabilir basit ve etkili çözümler üretmek amacıyla yola koyulduk. Bu konuda dünyayı birebir takip ediyoruz. Sunduğumuz iki ana hizmetimiz var;
1.Yazılım dış kaynak kullanımı
2.Yazılım süreç danışmanlığı
Bunu, ya müşterilerimizin talebine göre kendi bünyemizde gerçekleştirdiğimiz yazılım üretimiyle, ya da müşterilerimize sunduğumuz yazılımcı desteğiyle sağlıyoruz.
Yazılım dış kaynak kullanımı ile şirketler ana iş alanlarının dışında yeni projeleri gerçekleştirebilmek için kaynak bulmada sıkıntı yaşayabiliyorlar. Burada biz devreye giriyoruz. Şirketler, bizden projeleri ölçeklendirerek gerçekleştirilmelerinde bizim yardımımıza başvuruyorlar. Bazen de biz şirketlere yazılımcı vererek onlara bu alanda takviye sağlıyoruz.
Agile(çevik yazılım) konusuna gelirsek; geneline bakıldığında, Türkiye’de yazılımların bir çoğu kullanılmadan çöpe atılıyor. Teknolojinin geriden takip edilmesi burada önemli bir paya sahip. Üretilen programlar, iş yapıları iyi analiz edilmeden oluşturulduğu için gereksinmeleri karşılayamayabiliyor. Bazen de maliyet hesaplamaları doğru yapılmadığından kaynak yetersizliği dolayısıyla yazılımlar harcanılan emek göz ardı edilerek çöpe atılabiliyor. Bu verimsizliği çözecek şey agile yaklaşımıdır. Yani, projelerin nasıl yönetileceklerinin öne çıkarılmasıdır. Hızlı ve esnek yazılım geliştirmeye öncelik verip, hata oranlarının en aza indirgenmesi sağlanabilir. Tüm dünyada bir çok yazılım şirketi son 10 yıldır agile metotlarını birebir uyguluyor.
Türkiye, bu konuda bir hayli gecikti. Biz de şirket olarak bu metodolojiyi birebir kullanarak ülkemizin yazılım verimliliğini artırmak istiyoruz. Türkiye’de, bir çok yazılımcı agile metodolojisini bilmiyor. Türkiye’deki mevcut yazılım yöntemleriyle dünyanın diğer yazılım üreten ülkeleriyle rekabet gerçekleştirmek pek mümkün değil. Bu alanda başı çeken ülkelerin, ana yazılım süreçlerinde agile kullanmaları dikkati çekiyor.
Popülaritesi 2000’li yıllarda ortaya çıkan bu metodolojiyi, kurduğumuz Çevik Yazılım Geliştirme Derneği aracılığı ile yazılımcılara duyurmak istiyoruz. Finansmanını kendi imkanlarımızla sağlamaya çalıştığımız bu oluşumda her hangi bir kar amacımız yok. Şu an için yaklaşık 10-15 şirket üyemiz var. Tanıtım kampanyaları gerçekleştirme fırsatımız olmadı. Biz, bir kıvılcım başlattık. Bunu devam ettirmek, Türkiye’yi yazılım alanında bir yerlere getirmek istiyoruz. www.agileturkey.org adresinden, çalışma ve faaliyetlerimiz hakkında bilgi sahibi olunabilir.
Agile ile ilgili olarak 26-27 Mayıs’ta, şirket olarak bir eğitim gerçekleştiriyoruz. Bu çerçevede, 30 yılı aşkın bir süredir yazılım konusunda çalışan ve bu alanda bir guru sayılan Jim Coplien bu eğitime bizzat katılarak bir sunum gerçekleştirecek. Agile fikrini ortaya atan biri olarak onun ağzından bu metotları dinliyor olmanın farklı bir etki yapacağını düşünüyoruz.
Turk.internet.com; Yazılım alanında özellikle Hindistan’ın adı öne çıkıyor. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?
Mehmet Yitmen; Gördüğümüz kadarıyla Hindistan yazılım kalitesini kanıtlamış bir ülke. Intel, Microsoft gibi dev şirketler Hindistan’da yatırımlar gerçekleştiriyorlar. Bu, başarının bir göstergesi. Diğer yandan, Türkiye’ye baktığımızda da yazılımcı kaynağının bulunduğunu görüyoruz. Ancak, Hindistan’da, yazılım sektörü devlet desteğiyle ayağa kaldırıldı, yatırım yapıldı.
Türkiye de, 10 yıl sonra bir Hindistan olabilir. Biz hatta coğrafi olarak Hindistan’dan daha avantajlı bir konumdayız. Ancak, devletin teşviki gerekiyor. Türkiye’deki mevcut görüntü daha çok küçük yazılım evlerini yıkıp, büyüklerin önünü açmayı hedefliyor gibi bir politik yaklaşım sergiliyor. Oysa, sıfırdan başlayıp bir yerlere gelmeye çalışan yazılımcıların korunup desteklenmesi önem arz ediyor.
Turk.internet.com; Çok sıklıkla konuşulan tersine beyin göçü bir fantezi mi?
Mehmet Yitmen; Tersine beyin göçü konusunda önemli adımların atılması gerekiyor. Yoksa, bu göç sürecektir. Bu konuda ciddi bir çalışmanın yapıldığı görülmüyor. Türkiye’deki en temel sorun, yetiştirilen yazılımcılara iş ve istihdam imkanının sağlanamamasıdır. Oldukça iyi şartlarla iş teklifi alan eğitimli kişiler haliyle yurtdışını tercih ediyorlar. Yazılım konusunda devletin gereken desteği sağlaması; verimlilik konusunda gerekli çalışmaları yapması gerektiğini düşünüyorum.
Kaynak:
Türk.İnternet.com / Yazar:
Murat Çehreli
-
Yazan: May 7th, 2008, 12:20pm MSD - seray
Web 3.0 olarak da adlandırılan 'semantik web' kavramı, içeriği hakkında daha net bilgiye sahip olduğumuz veri kaynakları üstüne kurulu.
İsviçre'nin Fransa sınırına komşu Cenevre şehrinde kurulu Avrupa Nükleer Araştırma Kurumu CERN'de görevli Tim Berners-Lee, 1989 yılında internetin bu denli kitlesel ve popüler hale gelmesini sağlayan sayfalar arası bağlantı kurabilme, yazılara resimler, videolar ekleyebilme gibi özellikleri mümkün kılan 'web'i icat edip dünyanın kullanımına sunmuştu. Bugün pek gerekmiyor olsa da internet adreslerinin başında 'www' harflerinin yer almasının sebebi, Berners-Lee'nin 'world wide web' (dünyayı saran ağ) terimini hafızalarda taze tutuyor.
Dünyaya sunduğu bu benzersiz buluştan ötürü Berners-Lee 2004 yılında Britanya İmparatorluğu'nun en yüksek kademesini temsil eden 'Komutan Şovalye' nişanını Kraliçe 2. Elizabeth'ten alarak 'Sir' unvanı almıştı.
Halden anlayan web
Sir Lee'nin yeni odak noktası 'semantik web'. Bunu en basit şekilde 'birbirini anlayan veri kaynakları' olarak tanımlamak mümkün. Bugünkü web ortamında bilginin niteliğinin anlanması ve kategorize edilmesi çok zor. Bunun için karmaşık algoritmalar bilgi ayıklamak zorunda kalıyor.
Başka bir anlatımla içinde bilgisayarlarla ilgili bilgi olan birsayfanın hangi gruptaki kullanıcılara hitap ettiği, bilgisayarın hangi alanıyla ilgili bilgi verdiği gibi uzayıp gidecek detayları kesin olarak yazılımlarla tanımlayamıyoruz. Semantik web döneminde sayfalar içerdiği bilgiler ve bağlantılarla ilgili ayrıca kategorik bilgiler veriyor.
Örneğin 'tarama' ile ilgili bir sayfanın yemekten mi, silahlı eylemden mi yoksa saç bakımından mı bahsettiğini sayfanın kendi içinde tanımlayacağız. Bu özelliğin insanlardan çok bilgi tarayan ve kategorize eden size ve benzeri bilgi sistemlerinin işine yaraması bekleniyor. Ancak bu özellik ister istemez akla başka sorular getiriyor.
Sayfayı hazırlayanların yanlış bilgiler girerek ziyaretçi avlamaya çalışmasına karşılık ne yapılacağı net değil. Öte yandan semantik web çağında bütün sayfaların ve bilgilerin kategorize edileceği öngörüldüğü için asıl sevinenin sansürcüler olacağı da düşünülüyor.
İçeriğin kurtuluşu
İnternetin her sene katlanarak büyüyor olması semantik webe yönelik ihtiyacı açıklamak için yeterli. Hem kullanıcıların hem de içeriğin arttığı ve içeriğin yüzde 80'inin bireysel, yüzde 20'sinin kurumsal olduğu düşünülünce web 3.0 olarak da adlandırılan semantik web kaçınılmaz bir ihtiyaç olarak ortaya çıkıyor.
Bu konuda fikir yürüten uzmanlar önümüzdeki 15 yıl içinde hayatın her yanına sızacak internetin kurtuluşunun altyapı yatırımı, bilginin kategorizasyonu, uluslararası kanunlar ve daha ucuz, kullanımı kolay erişim cihazlarında olduğu konusunda hemfikir.
Radikal
-
Yazan: May 7th, 2008, 11:31am MSD - seray
Adalet Bakanlığı'nca hazırlanan ve dün AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'e sunulan Yargı Reformu Stratejisi Taslağı, tartışma yarattı. Barolar Birliği, taslağın yargı ile tartışılmadan AB'ye sunulmasını eleştirdi.
Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu,
taslağın Olli Rehn'e sunulduğunu gazetelerden öğrendiklerini belirterek; "Devletin kaderiyle ilgili böyle bir çalışmanın dar bir kadro ile hazırlanması ve tartışılması, giderilmesi olanaksız sorunlara yol açabilecektir" açıklamasında bulundu.
Yargıçlar ve Savcılar Birliği Başkanı Ömer Eminağaoğlu da, taslağın yargının sorunlarını çözmekten uzak olduğunu belirtti.
BAROLAR BİRLİÐİ
Türkiye Barolar Birliği (TBB) Yönetim Kurulu'ndan konuyla ilgili bir açıklama geldi.
Açıklamada, "Bugünkü gazetelerden, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in, AB Komisyonu Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'e hukuk reformu strateji planı taslağı sunduğunu öğrenmiş bulunuyoruz. Devletin kaderiyle ilgili böyle bir çalışmanın dar bir kadro ile hazırlanması ve tartışılması, giderilmesi olanaksız sorunlara yol açabilecektir" denildi.
Taslakta, yargı bağımsızlığı, tarafsızlığı, verimliliği, yargı mensuplarının mesleki yeterliliği, ceza infaz sistemi gibi konularda yeni düzenlemeler bulunduğu ve bu konularda 4 yıl içinde 18 yasa çıkarılmasının hedeflendiği belirtilen açıklamada, "Yine gazetelerden, bu taslağın yalnızca Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeleri, başsavcılar, adalet komisyonu başkanları ve bakanlığın üst düzey bürokratlarıyla yakın günlerde tartışılacağı öğrenilmiştir. Bu durum, Türk yargı sisteminde vahim bir gelişmenin habercisi olarak değerlendirilmiştir" ifadesi kullanıldı.
"Yargıyla tartışmadan..."
Açıklamada, "Öncelikle, böylesine önemli bir konunun kamuoyunun ve özellikle de yargının kurucu unsuru olan avukatlar, barolar ve Türkiye Barolar Birliği ile bilimadamlarının tartışma ve değerlendirmesine olanak sağlanmadan Avrupa Komisyonu üyesine sunulması ve sadece bürokratik yapı içinde hareket edilmesi esef vericidir" denildi.
Açıklamada, "Sistemin işleyişinde sorumlulukları olan kişilerin, Olli Rehn'in beklediği temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasını nasıl sağlayabilecekleri, savunmayı dışlayan bürokratik bir anlayışla adil yargılanma hakkına nasıl işlerlik kazandırabilecekleri merak edilmektedir. Yargıyı işlevinden uzaklaştırıp bürokratik bir mecraya sürükleyeceği endişesiyle planlanan yargı reformunun demokratik bir anlayış ve süreçte tartışılmasının sağlanmasını dilemekteyiz" denildi.
YARSAV
Yazılı bir açıklama yapan Yargıçlar ve Savcılar Birliği Başkanı Eminağaoğlu da, "Artık yargı, reform söylemleriyle geçiştirilmek değil, kalıcı çözümleri ve bu yolda atılan gerçekçi adımları görmek istemektedir" dedi.
Eminağaoğlu, taslakta yer alan düzenlemelerin evrensel düzeyde kabul edilen ve aynı zamanda AB ilerleme raporlarında belirtilen konuları tamamıyla karşılamadığını savundu.
Taslak metnin, "reform paketi" niteliği taşımaktan uzak olduğunu ileri süren Eminağaoğlu, taslağın, yargı bağımsızlığını ve yargıdaki sorunları çözecek içerikten yoksun olduğunu da belirtti.
Taslak metnin, yargıçların tamamen memurlaştırılması amacını taşıdığını öne süren Eminağaoğlu, taslağın bu yönüyle Adalet Bakanlığı'na hakim olan anlayışı göstermesi yönünden de dikkat çekici olduğunu ileri sürdü.
"Her düzenleme reform olarak sunuldu"
AB sürecinde son 6 yılda Türk Ceza Kanunu'nun 301'inci maddesiyle değişiklikle ilgili 5 kez metin değişikliği yapıldığını anımsatan Eminağaoğlu, her düzenlemenin reform olarak sunulduğunu ifade etti.
Eminağaoğlu, "Aynı konuda 6 yılda 5 kez 'reform' yapılmak zorunda kalınması, yapılan reformlara eşsiz bir örnektir. Yargı hep, adına reform denen bu tarz anlayışı yansıtan düzenlemelerle karşı karşıya bırakılmakta, sonuçta sorunlar katlanarak artmaktadır. Yargı artık bu gibi örneklerle karşılaşmak istememekte, reform olmayan düzenlemelerin reform olarak sunulmamasını, yargıda gerçek anlamda reforma gidilmesini ve sorunlara yargının da öngörüleri, istekleri ve itirazları dikkate alınarak kalıcı çözümler üretilmesini beklemektedir" dedi.
"YARSAV, yargıda reform konusunda atılacak her türlü olumlu adıma her zaman destek vermeye hazırdır" diyen Eminağaoğlu, "Ancak artık yargı, reform söylemleriyle geçiştirilmek değil, kalıcı çözümleri ve bu yolda atılan gerçekçi adımları görmek istemektedir" ifadesini kullandı.
CNN TÜRK
-
Yazan: May 6th, 2008, 4:16pm MSD - Admin
Tasarıya göre, ceza infaz kurumlarının güvenlik hizmetlerinde kullanılacak silah, mühimmat, teçhizat ile diğer araç ve gereçler Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü tarafından temin edilecek.
Dış güvenlik görevlilerine, bu Kanunla ve diğer kanunlarla verilen görevleri yerine getirmek üzere silah, alarm cihazı, kelepçe, kask, cop, kalkan, gaz maskesi, sis ve gaz bombaları, haberleşme ve iletişim araçları, boyalı ve boyasız basınçlı su püskürten araçlar ve buna benzer hizmetin gerektirdiği teçhizat ve mühimmat verilecek.
Yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumları ile diğer kapalı ceza infaz kurumlarının yüksek güvenlikli bölümlerinde görev yapan dış güvenlik görevlilerinin, görevleri sebebiyle işledikleri iddia edilen suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda belirlediği bir avukatın ücreti, Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanacak.
Adalet Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatında, çalıştırılmak üzere ceza infaz kurumu müdürü, ceza infaz kurumu müdür yardımcısı, infaz uzmanı, infaz uzman yardımcısı, infaz ve koruma şefi ile infaz ve koruma memurluğu kadroları tahsis edilecek.
-JANDARMANIN YETKİSİ-
Tasarı ile Jandarma Teşkilat Görev ve Yetkileri Kanununda yer ''ceza infaz kurumları ve tutukevlerinin dış korunmalarını yapmak'' hükmü de madde metninden çıkarılıyor. Böylece jandarmanın cezaevlerinin dış güvenliğini sağlama görevine son veriliyor. Ayrıca tasarıyla ceza infaz kurumlarının güvenlik hizmetlerini yürütme görevi Adalet Bakanlığına bırakılıyor.
-CEZAEVLERİNE KONTROLÖR-
Tasarıya göre, ceza infaz kurumlarının yönetimine dair tüm işlem ve uygulamalar ile işyurtlarının denetiminde görevlendirilmek üzere Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünde ''kontrolörler'' istihdam edilebilecek.
Bunlar, yapılacak yarışma ve yeterlik sınavı sonucunda mesleğe stajyer kontrolör olarak alınacaklar ve en az üç yıl çalıştıktan sonra yapılacak yeterlik sınavında başarılı olmak koşuluyla kontrolör olarak atanacaklar.
Kontrolörler, ceza infaz kurumları ile işyurtlarında görevli olacaklar ancak atamaları Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yapılmış olanları denetleyemeyecekler.
Ayrıca cezaevlerinde infaz uzmanı ve infaz uzman yardımcısı da istihdam edilebilecek.
-DIŞ GÜVENLİK-
Ceza ve infaz kurumlarının dış güvenlik hizmetleri, İçişleri Bakanlığı Jandarma Genel Komutanlığı tarafından Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne devredilecek.
Devir işlemi, 1 Ocak 2009 tarihinden itibaren en geç beş yıl içinde aşamalı olarak gerçekleştirilecek. Devir süresince, her yıl 1500'den az olmamak üzere, dış güvenlik görevlilerine ait boş kadrolara sınav ve atama yapılmak suretiyle personel alınacak.
Dış güvenlik hizmetlerinde görev alacak personelin eğitimi, Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezlerinde yapılacak. Ancak, ihtiyaç halinde, masrafları Bakanlıkça karşılanmak kaydıyla Jandarma Genel Komutanlığı veya Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından tahsis edilecek eğitim ve öğretim kurumlarında da yapılabilecek.
Dış güvenlik hizmetleri devredilecek kurumlar, eğitimi tamamlanan dış güvenlik görevlisi sayısı ve niteliği gözönünde bulundurularak, Genel Müdürlük ile Jandarma Genel Komutanlığınca ortaklaşa belirlenecek.
Jandarma Genel Komutanlığı tarafından dış güvenlik hizmetlerinin yerine getirilmesinde kullanılan ihtiyaç fazlası silah, mühimmat, teçhizat ile diğer araç ve gereçler, devir sürecine uygun olarak Genel Müdürlüğe bedelsiz devredilecek.
Dış güvenlik hizmetlerinin yerine getirilmesi amacıyla kurumların silah, mühimmat, teçhizat, araç, gereç ve diğer ihtiyaçları bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde satın alma veya kiralama yoluyla sağlanabilecek.
İçişleri Bakanlığı Jandarma Genel Komutanlığı tarafından yürütülmekte olan kurumların dış güvenlik hizmetleri, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne devredilinceye kadar, devri yapılmayan kurumlarda dış güvenlik hizmetleri Jandarma Genel Komutanlığı tarafından yerine getirilecek.
Tasarıyla Adalet Bakanlığının taşra teşkilatlarındaki 5 bin 718 kadro iptal edilirken 12 bin 718 yeni kadro ihdas ediliyor
-
Yazan: May 6th, 2008, 4:13pm MSD - Admin
Deniz Gezmiş Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan 40 yıl önce asıldılar.
Bu idam kararı bir intikam kararı idi.Bütün bizim kuşaktan Deniz'leri idam ederek intikam almışlardı. Deniz'ler, idamlarının 36. yılında Türkiye'de ve dünyanın birçok yerinde anılıyorlar. Aradan 40 sene geçtikten sonra 68 kuşağının devrimcileri toplumun yeniden ilgi odağı haline geliyorlar.
Bu kadar uzun bir aradan sonra o döneme ilişkin kitaplar baskı üstüne baskı yapıyor, 68 kuşağına olan ilgi giderek yaygınlaşıyor. Katıldığım toplantılarda, mail adresime gelen mektuplarda o dönemin gençlerine ilişkin yoğun sorularla karşılaşıyorum.
Bu kadar uzun bir aradan sonra o döneme ilişkin kitaplar baskı üstüne baskı yapıyor, 68 kuşağına olan ilgi giderek yaygınlaşıyor. Katıldığım toplantılarda, mail adresime gelen mektuplarda o dönemin gençlerine ilişkin yoğun sorularla karşılaşıyorum.
Bir süredir "Bu ilginin nedeni" ni anlamaya çalışıyorum. Bunca aradan sonra yıllarca toplumun bir kesimi tarafından "hain" , "bölücü" diye tanımlanan bu kuşağın öncüleri, şimdi neden geçmişe göre daha geniş kesimlerin sempatisini topluyor diye düşünüyorum.
***
1968'in 40. yılı yani bir önemli yıldönümü. Bu nedenle Türkiye'nin ve dünyanın dört bir yanında bu konu tartışılıyor. İkinci neden 68 kuşağı, bugün 60'lı yaşlarda. Birçok yerde yönetici ve etkili konumdalar. Bu etkili insanlar kendi yaşadıkları bu tarihi olayları aradan uzun bir zaman geçtikten sonra değerlendirmek ve anlamlandırmak istiyorlar.
Üçüncü neden " Hatırla Sevgili " dizisi tam da bu günlere denk geldiği için bir hafıza tazelenmesine yol açtı. O günlere ilişkin hiçbir bilgisi olmayan genç kuşak, bu isyancı kuşağın yaşadıklarını merak etmeye başladı.
Dördüncü belki de en önemli neden, tarihle yüzleşme vaktinin geldiği gerçeğidir. Son 30 yıl içinde Türkiye'nin siyasi coğrafyası önemli değişiklikler yaşadı. Kürtler kimlik talebiyle ortaya çıktılar ve çok ağır bedeller ödediler. Aleviler ilk kez kendilerine dayatılan "yoksunuz" baskısına karşı ciddi bir direniş içine girdiler. İslami kesim de ülkemizdeki siyasi hayat içinde etkinliklerini arttırdı. Azınlıklar ilk kez seslerini çıkarmaya başladılar.
Bütün bu kesimler, yakın tarihte haksızlığa uğramış bu gençlerle değişik bir şekilde ilgilenmeye başladılar. Onları kendi deneyimleri ışığında yeni baştan değerlendirdiler. "Biz bu çocuklara haksızlık etmişiz, onlar bir ideal uğruna canlarını vermişler" diye düşünenlerin sayısı arttı.
***
Deniz'lerin idamı üzerine bu köşede çok şeyler yazdım, söyledim. Ancak, şurası bir gerçek ki aradan 36 yıl geçtiği halde Deniz'ler başta olmak üzere o dönemde öldürülen, yok edilen arkadaşlarımız unutulmuyor. Onlara yapılan acımasız uygulama şimdi yeniden masaya yatırılıyor.
Biz istiyoruz ki, bu ülkede yakın tarihimizle gerçekçi bir yüzleşme yaşansın. Bu yüzleşme yaşanmadan doğru dürüst bir yol alamayacağımızı kabul edelim. Deniz'lerin idamını devletin bir hata olarak kabul edip açıklaması gerekiyor. Yakın tarihimizin aklanması açısından bu hatanın resmen kabul edilmesi şart.
Ne yazık ki ülkemizde darbeciler, idamcılar hâlâ itibarlı durumdalar. Deniz'leri astıran savcılardan birisi bir TV programında "Onları asmakta haklıydık" diye bağırabiliyor. Onu bu sistem milletvekili yaptı.
***
Deniz'lerin yaptıkları tartışılabilir. Bugün baktığımız zaman onların çaresiz isyanları umutsuz bir çığlık olarak kabul edilebilir.
Onlar, bütün eksiklerine rağmen bir umudu ve idealizmi temsil ediyorlardı. Onları öldürerek umutları öldürmek istediler. Umut ölmüyor.
Onları umutla anmaya devam edeceğiz...
***
Deniz'lerin idamının yıldönümünde değişik etkinlikler yapılıyor. Bugün Ankara'da "Darbe Karşıtı Platform" demokrasi güçleriyle birlikte Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ı Ankara Karşıyaka Mezarlığı'ndaki mezarları başında anıyor. Karşıyaka Mezarlığı 2 Nolu Kapı'daki anma saat 11.30'da başlıyor, 12.30'a kadar sürüyor. Akşam ODTÜ Mezunları Derneği Vişnelik Tesisleri'nde saat 19.00'da Moğollar, Ali Asker ve bazı sanatçıların katıldığı bir konser düzenleniyor.
Mersin'deki 68'liler ise, anma etkinliğini 11 Mayıs Pazar günü gerçekleştiriyor. Gün boyu sürecek etkinlikte Mersin 68'liler Başkanı Selçuk Polat, Ertuğrul Kürkçü, Celal Doğan, Eşber Yağmurdereli, Emine Ayna ve Fahri Aral da birer konuşma yapacaklar.
-
A. Mülkiyet
I. Kapsamı
MADDE 218.- Edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsar.
II. Edinilmiş mallar
MADDE 219.- Edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir.
Bir eşin edinilmiş malları özellikle şunlardır:
1. Çalışmasının karşılığı olan edinimler,
2. Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler,
3. Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar,
4. Kişisel mallarının gelirleri,
5. Edinilmiş malların yerine geçen değerler.
III. Kişisel mallar
1. Kanuna göre
MADDE 220.- Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır:
1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya,
2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri,
3. Manevi tazminat alacakları,
4. Kişisel mallar yerine geçen değerler.
2. Sözleşmeye göre
MADDE 221.- Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle, bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğan edinilmiş mallara dahil olması gereken malvarlığı değerlerinin kişisel mal sayılacağını kabul edebilirler.
Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mallara dahil olmayacağını da kararlaştırabilirler.
-
Eşler arasındaki borçlar
MADDE 217.- Mal rejimi, eşler arasındaki borçların muaccel olmasını önlemez. Bununla beraber bir borcun yerine getirilmesi, borçlu eşi evlilik birliğini tehlikeye düşürecek derecede önemli güçlüklere sokacaksa, bu eş ödeme için süre isteyebilir. Durum ve koşullar gerektiriyorsa, hakim istemde bulunan eşi güvence göstermekle yükümlü tutar.
-
Cebri icra halinde
1. İflasta
MADDE 209.- Mal ortaklığını kabul etmiş olan eşlerden birinin iflasına karar verildiği takdirde, ortaklık kendiliğinden mal ayrılığına dönüşür.
2. Hacizde
MADDE 210.- Mal ortaklığını kabul etmiş eşlerden birine karşı icra takibinde bulunan alacaklı, haczin uygulanmasında zarara uğrarsa, hakimden mal ayrılığına karar verilmesini isteyebilir.
Alacaklının istemi her iki eşe yöneltilir.
Yetkili mahkeme, borçlunun yerleşim yeri mahkemesidir.
3. Eski rejime dönme
MADDE 211.- Alacaklı tatmin edildiği takdirde eşlerden birinin istemi üzerine hakim, mal ortaklığının yeniden kurulmasına karar verebilir.
Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle edinilmiş mallara katılma rejimini kabul edebilirler.
III. Önceki rejimin tasfiyesi
MADDE 212.- Mal ayrılığına geçildiği takdirde, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, eşler arasında önceki mal rejiminin tasfiyesi, bu rejime ilişkin hükümlere göre yapılır.
D. Alacaklıların korunması
MADDE 213.- Mal rejiminin kurulması, değiştirilmesi veya önceki rejimin tasfiyesi, eşlerden birinin veya ortaklığın alacaklılarının, üzerinden haklarını alabilecekleri malları sorumluluk dışında bırakamaz.
Kendisine böyle mallar geçmiş olan eş, borçlardan kişisel olarak sorumludur; ancak, söz konusu malların borcu ödemeye yetmediğini ispat ettiği takdirde, bu ölçüde kendisini sorumluluktan kurtarabilir.
E. Mal rejiminin tasfiyesi davalarında yetki
MADDE 214.- Eşler veya mirasçılar arasında bir mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda, aşağıdaki mahkemeler yetkilidir:
1. Mal rejiminin ölümle sona ermesi durumunda ölenin son yerleşim yeri mahkemesi,
2. Boşanmaya, evliliğin iptaline veya hakim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi durumunda, bu davalarda yetkili olan mahkeme,
3. Diğer durumlarda davalı eşin yerleşim yeri mahkemesi.
F. Bir eşin mallarının diğeri tarafından yönetimi
MADDE 215.- Eşlerden birinin açık veya örtülü olarak mallarının yönetimini diğer eşe bırakması halinde, aksi kararlaştırılmış olmadıkça vekalet hükümleri uygulanır.
G. Envanter
MADDE 216.- Eşlerden her biri, diğerinden her zaman mallarının envanterinin resmi senetle yapılmasını isteyebilir.
Bu envanter, malların getirilmesinden başlayarak bir yıl içinde yapılmışsa, aksi ispatlanmış olmadıkça bu envanterin doğru olduğu kabul edilir.
-
Sözleşme ehliyeti
MADDE 204.- Mal rejimi sözleşmesi, ancak ayırt etme gücüne sahip olanlar tarafından yapılabilir.
Küçükler ile kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızasını almak zorundadırlar.
III. Sözleşmenin şekli
MADDE 205.- Mal rejimi sözleşmesi, noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılır. Ancak, taraflar evlenme başvurusu sırasında hangi mal rejimini seçtiklerini yazılı olarak da bildirebilirler.
Mal rejimi sözleşmesinin taraflarca ve gerektiğinde yasal temsilcilerince imzalanması zorunludur.
C. Olağanüstü mal rejimi
I. Eşlerden birinin istemi ile
1. Karar
MADDE 206.- Haklı bir sebep varsa hakim, eşlerden birinin istemi üzerine, mevcut mal rejiminin mal ayrılığına dönüşmesine karar verebilir.
Özellikle aşağıdaki hallerde haklı bir sebebin varlığı kabul edilir:
1. Diğer eşe ait malvarlığının borca batık veya ortaklıktaki payının haczedilmiş olması,
2. Diğer eşin, istemde bulunanın veya ortaklığın menfaatlerini tehlikeye düşürmüş olması,
3. Diğer eşin, ortaklığın malları üzerinde bir tasarruf işleminin yapılması için gereken rızasını haklı bir sebep olmadan esirgemesi,
4. Diğer eşin, istemde bulunan eşe malvarlığı, geliri, borçları veya ortaklık malları hakkında bilgi vermekten kaçınması,
5. Diğer eşin sürekli olarak ayırt etme gücünden yoksun olması.
Eşlerden biri ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun ise, onun yasal temsilcisi de bu sebebe dayanarak mal ayrılığına karar verilmesini isteyebilir.
2. Yetki
MADDE 207.- Yetkili mahkeme eşlerden herhangi birinin yerleşim yeri mahkemesidir.
3. Mal ayrılığına geçişten dönme
MADDE 208.- Eşler, her zaman yeni bir mal rejimi sözleşmesiyle önceki veya başka bir mal rejimini kabul edebilirler.
Mal ayrılığına geçişi gerektiren sebebin ortadan kalkması halinde hakim, eşlerden birinin istemi üzerine eski mal rejimine dönülmesine karar verebilir.
-
EŞLER ARASINDAKİ MAL REJİMİ
BİRİNCİ AYIRIM
GENEL HÜKÜMLERA. Yasal mal rejimi
MADDE 202.- Eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır.
Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kanunda belirlenen diğer rejimlerden birini kabul edebilirler.
B. Mal rejimi sözleşmesi
I. Sözleşmenin içeriği
MADDE 203.- Mal rejimi sözleşmesi, evlenmeden önce veya sonra yapılabilir. Taraflar, istedikleri mal rejimini ancak kanunda yazılı sınırlar içinde seçebilir, kaldırabilir veya değiştirebilirler
-
Birliğin korunması
I. Genel olarak
MADDE 195.- Evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya evlilik birliğine ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlığa düşülmesi halinde, eşler ayrı ayrı veya birlikte hakimin müdahalesini isteyebilirler.
Hakim, eşleri yükümlülükleri konusunda uyarır; onları uzlaştırmaya çalışır ve eşlerin ortak rızası ile uzman kişilerin yardımını isteyebilir.
Hakim, gerektiği takdirde eşlerden birinin istemi üzerine kanunda öngörülen önlemleri alır.
II. Eşler birlikte yaşarken
MADDE 196.- Eşlerden birinin istemi üzerine hakim, ailenin geçimi için her birinin yapacağı parasal katkıyı belirler.
Eşin ev işlerini görmesi, çocuklara bakması, diğer eşin işinde karşılıksız çalışması, katkı miktarının belirlenmesinde dikkate alınır.
Bu katkılar, geçmiş bir yıl ve gelecek yıllar için istenebilir.
III. Birlikte yaşamaya ara verilmesi
MADDE 197.- Eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddi biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir.
Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hakim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır.
Eşlerden biri, haklı bir sebep olmaksızın diğerinin birlikte yaşamaktan kaçınması veya ortak hayatın başka bir sebeple olanaksız hale gelmesi üzerine de yukarıdaki istemlerde bulunabilir.
Eşlerin ergin olmayan çocukları varsa hakim, ana ve baba ile çocuklar arasındaki ilişkileri düzenleyen hükümlere göre gereken önlemleri alır.
IV. Borçlulara ait önlemler
MADDE 198.- Eşlerden biri, birliğin giderlerine katılma yükümlülüğünü yerine getirmezse, hakim onun borçlularına, ödemeyi tamamen veya kısmen diğer eşe yapmalarını emredebilir.
V. Tasarruf yetkisinin sınırlanması
MADDE 199.- Ailenin ekonomik varlığının korunması veya evlilik birliğinden doğan mali bir yükümlülüğün yerine getirilmesi gerektirdiği ölçüde, eşlerden birinin istemi üzerine hakim, belirleyeceği malvarlığı değerleriyle ilgili tasarrufların ancak onun rızasıyla yapılabileceğine karar verebilir.
Hakim bu durumda gerekli önlemleri alır.
Hakim, eşlerden birinin taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisini kaldırırsa, re'sen durumun tapu kütüğüne şerhedilmesine karar verir.
VI. Durumun değişmesi
MADDE 200.- Koşullar değiştiğinde hakim, eşlerden birinin istemi üzerine kararında gerekli değişikliği yapar veya sebebi sona ermişse alınan önlemi kaldırır.
VII. Yetki
MADDE 201.- Evlilik birliğinin korunmasına yönelik önlemler konusunda yetkili mahkeme eşlerden herhangi birinin yerleşim yeri mahkemesidir.
Eşlerin yerleşim yerleri farklı ve her ikisi de önlem alınması isteminde bulunmuş ise, yetkili mahkeme ilk istemde bulunanın yerleşim yeri mahkemesidir.
Önlemlerin değiştirilmesi, tamamlanması veya kaldırılması konusunda yetkili mahkeme, önlem kararını veren mahkemedir. Ancak, her iki eşin de yerleşim yeri değişmişse, yetkili mahkeme eşlerden herhangi birinin yeni yerleşim yeri mahkemesidir.
-
Aile konutu
MADDE 194.- Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz.
Rızayı sağlayamayan veya haklı bir sebep olmadan kendisine rıza verilmeyen eş, hakimin müdahalesini isteyebilir.
Aile konutu olarak özgülenen taşınmaz malın maliki olmayan eş, tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmesini isteyebilir.
Aile konutu eşlerden biri tarafından kira ile sağlanmışsa, sözleşmenin tarafı olmayan eş, kiralayana yapacağı bildirimle sözleşmenin tarafı haline gelir ve bildirimde bulunan eş diğeri ile müteselsilen sorumlu olur.
-
Eşlerin hukuki işlemleri
I. Genel olarak
MADDE 193.- Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, eşlerden her biri diğeri ve üçüncü kişilerle her türlü hukuki işlemi yapabilir.
-
Yazan: May 6th, 2008, 8:39am MSD - Admin
Gündem değişti, Nokta dergisinin geçen yıl yayınladığı 'Darbe Günlükleri' arka plana itildi. Halbuki "Bunlar iftiradır, hakarettir" diyenler davayı kaybettiğine göre artık gönül rahatlığıyla 'Günlükler'den söz edebiliriz. Etmeliyiz de! Tekrar tekrar okumalıyız.
'Günlükler' bize 2003-2004 dönemi kuvvet komutanlarının, darbe hazırlığı yaptıklarını, buna ' Sarıkız' kod adını verdiklerini ama Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök'ün bunu engellediğini gösteriyor.
Dönemin Hükümeti ve AKP ileri gelenleri de olaydan haberli: Mayıs 2006'da Mısır'da Dünya Ekonomik Forumu toplantısı var... Başbakan Erdoğan, bazı bakanlar ve partililer orada... Danıştay saldırısı daha yeni yapılmış... Sohbetlerde saldırının ' Sarıkız'ın bir parçası olduğu söyleniyor... ( Hasan Cemal, 14 Mart 2007, Milliyet )
Yine 'Darbe Günlükleri'nden öğrendiğimize göre 'Sarıkız' çıkmaza girince, darbe heveslisi komutanlar içinde en şahini olan Org. Şener Eruygur (Jandarma) 'Ayışığı' kod adlı başka bir hazırlık yapıyor.
Soralım: AKP'lilerin bildiği 'Sarıkız'dan, en azından MİT'ten sürekli bilgi alan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in haberdar olmaması mümkün mü? Hayır.
Ama Danıştay saldırısı karşısında Sezer, "Bu saldırı laik cumhuriyete karşıdır" diye açıklama yapıyor.
2004'te darbecilerle masaya oturup pazarlık yapan gazeteciler, " Bu saldırı Türkiye'nin ' 11 Eylül'üdür " diye uydurma yazılar kaleme alıyor.
Sonuç: Saldırıda ölen Danıştay üyesi Mustafa Yücel Özbilgin'in cenazesine katılan kalabalıklar, iktidarı yuhalıyor.
Ardından bir yıl geçiyor. Mayıs 2007'de yeni cumhurbaşkanı seçilecek. Cumhuriyet mitingleri dediğimiz gösteriler başlıyor.
Bu mitingleri düzenleyenler, ' sivil toplum kuruluşu' kisvesi altındaki " sivil devlet kuruluşları ". Öne çıkan kuruluş da Atatürkçü Düşünce Derneği.
Peki, bu derneğin başkanı kim? Artık emekli bulunan Şener Eruygur !
Mitinglerin nasıl finanse edildiği merak edilirken ortaya bir belge çıkıyor: Meğer ADD'ye para verenlerden biri de, 10'uncu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'miş. Sezer eski parayla 225 milyar akıtmış bu derneğe.
'Kanun dışı' bir hareket değil bu elbette. Çünkü ADD, 1993 yılında Bakanlar Kurulu'nun kararıyla " Kamu Yararına Çalışan Dernek " statüsü kazanmış durumda.
Ama öte yandan baktığınızda hükümeti yıpratmak amacıyla mitingler düzenleyen, başkanlığını da darbe heveslisi generalin yaptığı bir dernek.
Kendisine ayrılan ödenekten tasarruf yapmakla övünen bir cumhurbaşkanının, böyle bir derneğe para kaydırmasının ne derece 'etik'e uygun olduğu tartışılır elbette.
Gelelim bugüne... Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu ( DİSK ), " provokasyon olabilir, gelin mitingi başka yerde yapın " denmesine rağmen, " 1 Mayıs'ta ille de Taksim'e çıkacağım " diye bastırdı.
Sonunda sendikacılar ve onlara takılan marjinal örgütlerin militanları, Emniyet ile karşı karşıya geldi.
Gaz bombaları, cop, tekme, renkli su derken ortaya çok kötü bir manzara çıktı.
İşte bu ortamda DİSK Başkanı Süleyman Çelebi'yi " tebrik etmek " için arayanlardan biri de Ahmet Necdet Sezer'di.
1 Mayıs 2000'de Sezer, Süleyman Demirel'in yerine cumhurbaşkanı seçilme aşamasındaydı.
DİSK ve diğer sendikalar ise 1999'da olduğu gibi o yıl da sakin, olgun, neşeli bir şekilde 1 Mayıs bayramını Abide-i Hürriyet'te ( Şişli ) kutluyordu.
Özetle: Kimse bana bu hikâyenin, tesadüflerden ibaret olduğunu söylemesin!

Sabah
-
Yazan: May 6th, 2008, 6:39am MSD - Admin
(Sayın Cumhurbaşkanı’nın dikkatlerine)
TCY’nin 301. maddesinin değiştirilmesi salt bir hukuksal sorundu. Maddedeki suç hukuku ilkelerine aykırılıklar, dil yanılgıları giderilmeliydi.
Madde, TBMM’den geçti. Kimileri ve AB yetkilileri sevindiler. Ama sevinmekte ivecen davrandıklarını bugünlerde yeni anlamaya başladılar.
Gelin, değişikliği hukuk biliminin süzgecinden geçirelim.
Yeni düzenlemede cezalar, erteleme sınırlarına çekilmiş. İzin sistemi getirilmiş. ‘Türklük’ yerine ‘Türk Milleti’ denmiş. Eskisine göre daha iyi.
‘Cumhuriyet’ yerine, ‘Türkiye Cumhuriyet Devleti’ denmesi de doğru. Ama bu, esasen böyle algılayan uygulamayı etkileyecek boyutta değil.
Maddenin 1. ve 2. fıkralarındaki yaptırımlar özdeş. İki ayrı fıkrada düzenleme, yasa yapma tekniğine ve ekonomisine aykırı.
‘Nasıl bu denli kısa, özlü yazabiliyorsun?’ diye soranlara şöyle yanıt vermişti, Stendhal: ‘Her gün yazmadan önce okuduğum ‘Fransız Yurttaşlar Yasası’ndan anadilimin anlatım gücünü öğrendiğim için.’
Yasaların dili, doğru / kısa / özlü / (laconique) olmak zorundadır.
Yineleme (tekrîr, tautologie, tautologia), edebiyat dilinde kimi zaman övülür, meşrudur; yasa dilinde her zaman yerilir; yasaktır.
‘Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve devletin yargı organlarını’ anlatımı yerine ‘yasama, yürütme ve yargı organlarını’ denseydi, hem ileride senato kurulursa fıkranın değiştirilmesine gerek duyulmayacak, hem Anayasanın erkler ayrılığı ilkesine uyulmuş ve hem de daha özlü / kısa / doğru anlatıma ulaşılmış olacaktı. Anlatım özensiz, gereksiz sözcüklerle dolu.
‘Devletin askeri veya emniyet teşkilatını’ deyişi yanlış. Dilbilgisinde kural şudur: ‘Ve, veya bağlaçları, türdeş ve görevdeş öğeleri birleştirirler’. ‘Askeri’ sıfat, ‘emniyet’ isimdir; türdeş değildirler. ‘Askeri teşkilat’ sıfat; ‘emniyet teşkilat(ı)’ isim tamlamasıdır, görevdeş değildirler. Dolayısıyla hiçbiri ‘veya’ bağlacıyla bağlanamazlar. Ulusu ulus yapan dil bilinci eksikliğini ve tutarsızlığı yansıtan kaba / bağışlanamaz bir yanılgıdır, bu. Yasada daha da sırıtıyor.
Gerekçedeki gibi, ‘aleniyet’e öğe denirse, bunu failin iradeyle gerçekleştirmesi zorunlu olur. Oysa ‘aleniyet’, failin iradesi dışında gerçekleşen ‘nesnel (objektif) cezalandırılabilme koşulu’dur. Hukuk skandalı.
Benimsenen metinde en çarpıcı eksiklik, sonuç açısından suç tipinin soyut tehlike suçu olarak kalmasıdır.
İzne bağlamak davaların bu denli sık açılmasını elbette frenler. Ama yetmez. Maddede sözgelimi, ‘saygınlıklarını sarsar biçimde’ gibi sözcükler kullanılarak ‘değer biçici’ (normatif) nesnel bir cezalandırılabilme koşulu öngörülseydi, suç somut tehlike suçuna dönüşür; yargıçlar, böyle bir sonucun doğup doğmadığını araştırmaya zorlanırlar, her eylem bu suçu oluşturmazdı.
Hukuk düzeninde bir ‘hakkın kullanılması suçun oluşmasını engeller (iuris enim exercitio non habet iniuriam), dolayısıyla ‘hakkını kullanan, aklanır’ (qui iure suo utitor neminem laedit). Roma hukukundan bu yana geçerli bir ilkedir bu. Eleştiri hakkının kullanılması da böyledir; Delitala’nın deyişiyle ayrıcalıklı bir özgürlüğün kullanılmasıdır. Bütün düşün suçlarında eylemi, ‘hukuka uygun’ (TCY, m.26/1) kılar ve suçun oluşmasının engeller, genel ve nesneldir. Fail(ler)in iç dünyalarına bakılmadığından, bu hukuka uygunluk nedeninden bütün suç ortaları yararlanır. O yüzden aslında maddede yer almasına gerek yoktur.
Ancak, Türk uygulamasında hukuk kavramlarının, terimlerinin, ilkelerinin tam olarak yerleşmediği, nesnel nitelikteki hukuka aykırılık öğesinin iyi algılanmadığı ve sık sık öznel nitelikteki kasıt öğesiyle karıştırıldığı gözetilerek, şöyle bir cezalandırılabilme koşulunun maddeye eklenmesi uygulamayı iyiye doğru yönlendirebilirdi: ‘nesnel eleştiri sınırlarını aşar biçimde’.
Üçüncü fıkrada, ‘Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamalarına ceza verilmez’ yerine ‘suç oluşturmaz’ denmesi ve bu amacın ‘hukuka uygunluk nedeni’ olarak algılanması, acınası bir yanılgıdır. Çünkü eleştiri hakkının kullanılması, nesnel hukuka uygunluk nedeni olup suçun ‘hukuka aykırılık öğesi’ni kaldırdığından fail, hakaret amacını taşısa bile, eleştiri çerçevesinde kalmışsa, eylemi hukuka uygundur; aklanır. Oysa ‘amaç’ özneldir/kişiseldir. Ahmet’in eleştiri amacı, suç ortağı Mehmet’i ilgilendirmez ve kurtarmaz. Eleştiri boyutunu aşmışsa, sadece bu amacı güden Ahmet cezalandırılmaz (Ceza Yargılama Yasası, m. 223/4-b); ama eylem hukuka aykırıdır; bu amacı gütmeyen Mehmet cezalandırılır.
Özetle gerekçede nesnel nitelikteki ‘eleştiri hakkının kullanılması’ ile sadece kişisel cezasızlık nedeni olan ‘eleştiri amacı ile eylemin işlenmesi’ birbirlerine karıştırılmıştır. Gerekçe ciddiyetten uzaktır, uygulamayı yanıltıcıdır.
Sınırları belirsiz ve soyut ‘aşağılama’ sözcüğü maddede korunmuştur. Doğru sözcük, ‘hakaret’ti. Belirginlik ilkesi, yine çiğnenmiştir.
Maddenin son fıkrasında ‘soruşturma yapmak’ izne bağlanmıştır. İlkin iznin partili bir siyasetçiye verilmesi yanlıştır. İkinci yanlış da iznin soruşturma evresinde istenmesidir. Çünkü, birinci olarak, soruşturma, suç kuşkusuyla başlar. Bu aşamada savcının dava açıp açmayacağı bile belli değildir. Esasen izin merciine gidecek bir dosya da henüz yoktur, ortada. İkinci olarak, soruşturma sonucunda savcı, çeşitli gerekçelerle kovuşturmasızlık kararı verebilir. Bu
durumda izin merciine gitmeye esasen gerek kalmaz. Ne zaman ki, savcı dava açmak gereğini duyar, o zaman izin merciine başvurulur. Bu nedenlerle bizim sistemimizde iznin iddianame ile dava açılmadan önce
istenmesi gerekirdi. Böylece izin mercii boş yere işgal edilmemiş olurdu. Nitekim, yargılama evreleri en zengin ülkelerde, izin hep dava açılması aşamasında istenmiştir. Sözgelimi, Devlet Güvenlik Mahkemesinin bulunduğu 1981 öncesinde Fransa’da, ilkin savcı soruşturmasını yapardı. Bitiminde kovuşturmasızlık kararı vermezse, talepname ile sorgu yargıçlığına davayı açardı. Sorgu yargıcı soruşturmasını bitirdiğinde bile izin hálá gündeme gelmezdi. Dava dosyası, istinaf düzeyindeki yargıçlardan oluşan ‘Suçlama Dairesine’ gelirdi. Daire, dava açmaya yer olmadığına kararı verirse, izne gerek kalmaz, soruşturma burada biterdi. Suçlama Dairesi, ‘dava açılmalı’ görüşüne varırsa, işte o zaman dava dosyası izin mercii olan Cumhurbaşkanına sunulurdu.
Anlaşılıyor ki, ‘denetlenemeyen ve gerekçe gösterilemeyen özgür değerlendirme kapsamına giren izin yetkisi’ kavramı ile düzenleme çatışmaktadır. Belli ki, bu yetki; merciin kimliği ve iznin niteliği bakımından, yargısal açıdan denetlenebilen ve gerekçeyi gerektiren kamu görevlilerinin yargılanmasındaki izin/karar kavramı ile karıştırılmıştır (1999/4483 sayılı Yasa, m. 6-9). Çok yazık.
Son olarak sözlüğe danışma yanılgısına ve/ya da üşengeçliğine değineyim. Gerekçeye göre tezyif, zayıflatma demekmiş. Yanlış. Tezyif, Arapça ‘zaif, za’f’ kökünden değil, ‘değersiz, kalp’ anlamlarına gelen Arapça ‘zeyf’ kökünden gelir.
Sözlüğe bakmayı bile beceremeyen bir gerekçenin yaşamasına göz yumulabilir mi?
Peki, bu koşullarda değişiklik oldu mu?
Bir ölçüde evet. Ama özde değil, uygulamayı etkileyecek boyutta hiç değil. Üstelik yanıltıcı. Gerekçe ise tam bir kara güldürü.
Evet, bu madde bu durumuyla ve bu gerekçe ile asla yürürlüğe girmemeli.
Sayın Cumhurbaşkanı geri çevirmeli. Maddenin ve gerekçenin hukuk biliminin süzme kavramlarıyla çatışmasına engel olmalı; yeniden düzenlenmesini sağlamalı.
Çünkü madde, ‘Türkler yasa yapacak düzeyde değildirler’, ‘Türklerin elinde batılı yasalar yozlaşmıştır’ (Marc Ancel) diyenlerin eline çürütülemez kanıtlar sunmakta ve de bir hukukçu olarak beni hukuktan özür dilemeye zorlamaktadır. Kendilerine danışılan bilim insanlarını, ‘nasıl olsa dinlemeyecekler, enerjimi niye tüketeyim?’ dedirtecek boyutta boşunalık/çaresizlik duygusuna itmektedir
Bir hukukçu olarak düş kırıklığı içindeyim. Hiç bilimsel iştahım, hevesim kalmadı, bu metnin yasalaştığını duyunca.
Hani ‘Yaşamda en gerçek yol gösterici bilimdi’? Hani ‘Bilim Çin’de bile olsa aranacaktı’?
Hadi canım sizde. Hepsi laf,
eylem değil.
İnsanın bir tanımı da şudur: ‘İnsan, yaptığıdır, söylediği değil’. Yani ‘Áyinesi iştir kişinin, láfa bakılmaz’.

Star
-
Yapılan icra takibinde, icra müdürünün tebligatın usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığını re'sen inceleme yetkisine sahip midir ve bunu yapmakla ödevlimidir? Elimde bu hususa yönelik farklı kararlar mevcut. Kararlarda ise, kararı gerektirecek ve ışık tutacak bir açıklama bulunmamaktadır.
-
Yazan: May 6th, 2008, 4:08am MSD - Admin
Ülkemizde Demokrasinin gelişmesini yani gerçek bir demokratik ülke olunmasını istemeyen, elit, imtiyazlı ve refah seviyesi çok yüksek bir zümrenin varlığı noktasında artık tereddüt kalmamıştır. Bu zümre, sermaye gücüyle birlikte basın yayın ve diğer güçleri de doğrudan yahut dolaylı olarak kontrol edebilme yeteneğini haiz olduğundan Türkiye’nin ekonomik, sosyal ve hayati meselelerine çözüm bulunması, demokrasinin gelişmesi için engellerin kaldırılması yolunda çalışmaların yapılmasını önlemek için yapay gündemler oluşturarak adeta kitlesel hipnozla unutturdular. Son genel seçimden sonra yeni bir anayasa hazırlığı ile Türkiye’nin bir numaralı gündemi adeta anayasa ile ilgili tartışma ve görüşlerdi. Karşı çıkanlar, destek olanlar bulunsa da gündem demokrasinin daha işler ve daha iyi hale gelip gelmemesinin tartışılması noktasında idi. Ama bakın ne oldu? Neyi tartışıyoruz? Kırmızı mercimeğin fiyatı ile iktidar partisi kapanacak mı kapanmayacak mı diye papatya fallarının sonucunu!
Dünya ülkeleri içinde gerçek demokrat 21 ülke içinde Türkiye dahil hiçbir İslam ülkesi yoktur. Ancak yapılan kamuoyu araştırmalarında halkların demokrasiyi istediği ve Batının demokrasi ve insan hakları uygulamalarına gıpta ettiği ortaya çıkmaktadır. İslam ülke yöneticileri menfaatleri gereği demokrasiye ve insan haklarına karşı oldukları söylenmektedir. İslam ülkelerinin (istisnalar dışında) bürokrat ve aydınları, uluslararası şirketlerle ülkenin yerüstü ve bilhassa yeraltı servetlerini soyarak, bu sömürünün devamı için demokrasiyi boğdukları yaygın kanaattir. Demokrasi olunca ülke meseleleri açıkça tartışılır. Yolsuzluklar ise açığa çıkar bu durumda menfaat çarkını tahrip eder.
Bu menfaat odakları bazı kavramların arkasına gizlenerek ve bunları kalkan ederek sömürülerini devam ettirirler. Bunların nazarında bazı kavramların asla kıymeti yoktur. Bu kavramlar kullanılmak içindir. Tehlikede olan bu kavramlar değil, bu kişi ve kuruluşların menfaatledir.
Demokrasi, özgürlük, eşitlik, barış, çoğulculuk eksenli devlet idaresidir. İktidarlar halkın mutluluğunu, huzurunu, güvenliğini, insan haklarını ve hürriyetini sağladığı müddetçe meşrudur. Demokrasinin kimi zaafları ve eksikleri olsa da bu gün, insanoğlu daha iyi bir rejimi henüz bulmayı başaramamıştır. En iyisine talip olmak ise en iyilerin ve en büyüklerin hakkıdır. Büyük insanlar büyük hayallere sahiptir. Büyük devletler ise büyük düşünenlerdir. Artık Türkiye silkelenmeli ve değişen dengeler ve mevcut siyasi ortam içinde, ulusal çıkarlarını ön planda tutarak ulusal hedeflerini, ulusal stratejisini ve milli dış politikasını tayin ve tespit etmelidir. Demokrasi özlemimiz, kavuşulması mümkün olmayan bir hayale dönüşmemeli ve artık sukut-u hayal yaşamamlıyız.
-
Yazan: May 5th, 2008, 4:39pm MSD - seray
Duygu Seli
1
Hani, tıpkı bir ilkbahar fırtınasında karların erimesiyle coşan
Bulanık akan suların oluşturduğu o çılgınca seller gibi
Sonsuzluğun kapısında aşılması zor zincirleri kırabilecek güçte bir DUYGU seli…
Yaban güllerinin taç yapraklarında damla damla süzülen su misali
Gıdım gıdım biriken sözcüklerle, çığ olup yuvarlanan bir sevgi
Ama mülevves, ama necip, ama çok yakınken yine
Herkesten uzak uzak...
Susmayı bilmeksizin uzanır uzak diyarlara sesim
Hemde melekleri kıskandıra kıskandıra…
Karışır bal yapan arıların antenlerine ve mor salkımlı dağlara…
Dolanır çiçek çiçek, özüne öz katar her bir renkten
Tadına varır tüm insanlık ama, benden, ondan ırak gibi...
Ama suskun, ama yansır
Ama hep türkü türkü...
Gönülleri okşayan sedalar, harmanlanıp yankılanır döne döne...
Mis kokularla birlikte yayılır çağlara
Elleri nasırlı annelerin dilinde ninni
Manzume olup dolanır sevdalı yüreklerin dudaklarına...
Sürüp gider kâh yanık bir kaval sesinde
Kâh kör bir âşığın dilinde
İz bırakır mor sümbüllü dağlarımın üzerinde
Daraltarak kuşatır soğuğun çemberini
Isıtır güneş güneş tıpkı telli bir gelin gibi...
Ama ayrı, ama süzülür
Ama hep yasak yasak...
İstemezsemde alışırım uzak yaşamaya ama
Neylerim böyle özlem özlem…
Yaprak olur savurulurum ıssız mekânlarda sevda gibi
Üzümsüz bağlarda şiir olur, dillerde destan gezerim
Ondan ayrı, kendimden ırak
Ulu çınar pir dedem
Sığınıp sunarım eksiksiz bir bir hasret kokan tüm şekvalarımı
Yaşarım kardelen çiçekleriyle beraber, rüzgârla dans eder
Eritiriz karla birlikte yüreğimdeki soğukluğu...
Gayret ve şefkat ile
Hani hak-hukukun işlediği nakış abideleri gibi
İşler ruhuma ilkem yasaları...
Ama öyle, ama böyle
Ama hep yasal yasal...
2
Korkarım, kem göz ile güftelerden
Çobanıyım gönlümün, düşmez hiç elimden bu kaval
İtibarımın bulunduğu diyâr gibi...
Sığındığım gölgede azığımla avunur
Ama özüm hep kahraman...
Sadece bu zincirin en zayıf halkası kadar sağlam
Ana sütü kadar temiz
Durgun sularda yüzen nilüfer çiçeklerine yenilirim
Ama aldatır, ama utanmaz
Ama yüzer hep yavaş yavaş...
En şiddetli fırtınalarda rüzgârlara eğilmedim!
Kursağımdaki hep helâl ama
İsyan eden bir bülbülün akıl sesi!
İhtar etsem de
O gayri ihtiyari yanık, bililtizam
Öyle bir bülbül ki
Dili başıma belâ, eşi bulunmaz bir küheylân!
Ben ürkek bir ceylân, o acımasız bir avcı!
Gülüne sunduğu alelhesap bir âkit, çıkışı olmayan labirent!
Girsem bir dert, girmesem bir dert!
Ama hep dert dert...
İçimdeki şarkı hep söylenir hiç durmaksızın...
Âşıkların dilinde melodi
Çocukların sesinde tekerleme
Ellerinde uçurtma olur arşa doğru...
Açar yediveren güller gibi adalet ve hak ama
Bana yakın, ona uzak
Ama bağları salkım salkım...
O yılan ben ejderha
Toprağın suya
Benim ona doyamadığım an kargaşasında!
O, bakışları çakmak olmayan kurt
Ben ateş!
O, alev alev kızıl ablukaya mahkûm olurken
Benim de ağaracak saçlarım
Ama onlar hakkın tacı
Hak tacı, ama halkın tacı
Süsler başımı hemde duvak duvak...
3
Parlayan her güne açarken gözlerimi
Kamaşır haktan gelen ışıltılarla
Çözerim yansımaların dilini
Zamana meydan okurken
Hem de onu gösteren aynalara!
Defalarca elenir düşüncelerim yek yek...
Benim dünyamda
Bu günlerin azadeliği salt oldu, ama hep baki
Umutsuzluğu onun olsun
Bendeki inat karanlıksa!
Onun da ârifliğine
Bey'ı bât kelâmına gerek yok
Çizerim en geniş açıları; zincirleri kırar
Yuvarlarım özgürlük çemberini
Fırlatırım hem de ta uzaklara...
Ona yakın ama
Aklı baliğ bana uzak!
Arsız tutsaklığımın bendi; kolu uzun koca bir seki
Ama akd-i sahih ve de her daim sürecek set set...
Koşarım sılama; dağ-bayır demeden
Savrulurum ıssız çöllerde kum gibi...
Hakkın divanında en büyük şahidim, Rabbim!
Delil-tanık ve ispat ile
Yoğururum hamur hamur...
Bil-cümle sunarım bülbüle, hem de kafes hariç!
Som altından olacak bir tepsi ve
Üzerinde arıları çatlatan en acı biberi
Ter dökerken kısalsa da günlerim
Uzadıkça uzar en güzel mevsimlerim
Bekler beni ahir zaman
Kucak açar, abdal olurum"Yunus" misali
Bil-farz eyler
Amade olup akdederim geleceğe beyanname-mi
Adem-i iştirak etmem bil-fiil haktan şiirleri...
Hem beşeri
Ama sevgi, ama sevda, ama âşktan şiirleri...
Ama şair; ama hep şiir ŞİİR....
İşte, benim sevgim öyle bir sevda ki
Anaların ak sütü, halkımın dili gibi
Hep şiir gibi, ama gibi... GİBİ....
-
Yazan: May 5th, 2008, 3:30pm MSD - seray
* Arizonalı bir adam kelepçelerle oynarken kendini kelepçeledi ve anahtarı bulamadı... Kendisini kurtarmak için çilingir çağırmak yerine polisi arayınca başı belaya girdi... Onu kelepçeden kurtaran polisler, ödenmemiş bir kefalet borcu bulunduğunu belirleyince onu yeniden kelepçelediler...
* Gillette şirketi 1902 yılında güvenli jilet satmaya başladığında yüzlerce erkek satın aldı... Sonra da bu jiletlerin sakallarını kesmediğini söyleyerek onları çöpe attılar... Gillette yetkilileri, mutsuz müşterilerin tıraş olmadan önce jiletin sarıldığı kağıdı çıkarmadıklarını fark ettiler...
* Chevrolet, yeni model arabası için "Nova" ismini buldu ama sonra arabayı Latin Amerika'da satamayacakları anlaşıldı... Çünkü "Nova", İspanyolca'da "gitmez" anlamına geliyordu...
* 1932 yılında Los Angeles olimpiyatlarında Fransız atlet Jules Noel'in disk atmada kırdığı olimpiyat rekoru sayılmadı... Çünkü atışı izlemesi gereken bütün hakemler, sırıkla yüksek atlama yarışmasını izlemek için arkalarını dönmüşlerdi...
* 1840'da ABD başkanlığına seçilen William Henry Harrison, çok soğuk bir günde Washington'da açık havada düzenlenen göreve başlama töreninde şapka ve palto giymeyi reddederek yaptığı uzun konuşma sonucu zatürre oldu... Yeni başkan sadece bir ay görev yaptıktan sonra öldü...
* Meksika'daki bir sağlıklı yaşam merkezinin sahibi, vasiyetine mezarlığın sigara içilmeyen bölümünde gömülmek istediğini ısrarla ekletmeye çalıştı.
* 1971'de toprak kaymalarını incelemek isteyen Japon bilim adamları, büyük bir yağmur fırtınası efekti yapmak için bir tepeyi yangın hortumlarıyla adam akıllı suladılar. Bu yüzden tepenin çökmesi sonucu meydana gelen heyelanda, dört bilim adamıyla 11 izleyici hayatını kaybetti.
* Fransız ordusu, askerlerin mayın tarlalarında yürüyebilmelerini sağlayan patlamaya dayanıklı botlar icat etti. Fakat botlar o kadar ağır ve içinde yürünmesi o kadar zordu ki, askerler mayınlarla havaya uçmadan önce pusuya yatan düşman askerleri tarafından vuruluyorlardı...
* 1985'de New Orleanslı cankurtaranlar o yıl şehrin havuzlarında kimsenin boğulmamasını kutlamak için bir parti verdiler. Partide konuklardan biri boğuldu.
* 1975'de İngiliz bir çift televizyonda en sevdikleri programı izlerken erkek yarım saat süren bir gülme krizi sonucu kalp krizi geçirerek öldü... Eşi, cenazeden sonra programın yapımcılarına bir mektup yazarak, kocasını hayatının son dakikalarında bu kadar mutlu ettikleri için teşekkür etti.
* 1983'de mağazada hırsızlık yaparken yakalanan San Diegolu bir kadın polislere eğer onu bırakmazlarsa morarana kadar nefesini tutacağını söyledi. Polisler kadını bırakmadılar, o da gerçekten ölünceye kadar nefesini tuttu.
-
Yazan: May 5th, 2008, 3:15pm MSD - seray
SADRAZAM HAMAMDA
Günlerden bir gün
Hamama gideceği tuttu
Sadrazam hazretlerinin
Bir yanında birinci veziri
Bir yanında ikinci veziri
Bir yanında üçüncü veziri
Sonra efendime söyleyeyim
Peşkircibaşısı
Nalıncıbaşısı
Sabuncubaşısı
Velhasıl tam dört yüz kişilik kafile
Peştemal takıp girdiler hamama
Geçtiler kurnaların başına
Üçer beşer
Sadrazam deseniz
Kuruldu göbektaşına
Yan gelip yattı
Memleketin en ünlü tellakları
Sardılar dört yanını
Kimi elini kaptı kimi bacağını
Bir keseleme, sürtme faslıdır başladı
Tamam on iki saat
On iki ünlü tellak
İncitmeden keselediler
Hazretin mübarek vücudunu
Öylesine kir çıktı ki sormayın
Her biri nah parmağım gibi
Aman efendimiz bu ne kiri
Demeye kalmadı
Keselerin altında eriyip gitti
Koskoca sadrazam
Bütün maiyet erkanı yerinden fırladı
- Nittünüz devletliyi
Dediler tellaklara
Tellaklar cevap verdi:
- Biz yıkadık, keseledik
Devletlinin kirden ibaret olduğunu bilemedik
Suç bizde değil
Neyleyelim
Kir bitti Sadrazam elden gitti ...
Ümit Yaşar Oğuzcan
( 1926 - 1984 )
-
Temsil yetkisinin geri verilmesi
MADDE 191.- Temsil yetkisinin kaldırılmasına veya sınırlanmasına ilişkin karar, koşullar değiştiğinde eşlerden birinin istemi üzerine hakim tarafından değiştirilebilir.
İlk karar ilan edilmiş ise, değişikliğe ilişkin karar da ilan olunur.
C. Eşlerin meslek ve işi
MADDE 192.- Eşlerden her biri, meslek veya iş seçiminde diğerinin iznini almak zorunda değildir. Ancak, meslek ve iş seçiminde ve bunların yürütülmesinde evlilik birliğinin huzur ve yararı göz önünde tutulur.
-
Sorumluluk
MADDE 189.- Birliği temsil yetkisinin kullanıldığı hallerde, eşler üçüncü kişilere karşı müteselsilen sorumlu olurlar.
Eşlerden her biri, birliği temsil yetkisi bulunmaksızın yaptığı işlemlerden kişisel olarak sorumludur. Ancak, temsil yetkisinin üçüncü kişilerce anlaşılamayacak şekilde aşılması halinde eşler müteselsilen sorumludurlar.
III. Temsil yetkisinin kaldırılması veya sınırlanması
MADDE 190.- Eşlerden biri birliği temsil yetkisini aşar veya bu yetkiyi kullanmada yetersiz kalırsa hakim, diğer eşin istemi üzerine temsil yetkisini kaldırabilir veya sınırlayabilir. İstemde bulunan eş, temsil yetkisinin kaldırıldığını veya sınırlandığını, üçüncü kişilere sadece kişisel duyuru yoluyla bildirebilir.
Temsil yetkisinin kaldırılmasının veya sınırlanmasının iyiniyetli üçüncü kişilere karşı sonuç doğurması, durumun hakimin kararıyla ilan edilmesine bağlıdır.
-
Birliğin temsili
I. Eşlerin temsil yetkisi
MADDE 188.- Eşlerden her biri, ortak yaşamın devamı süresince ailenin sürekli ihtiyaçları için evlilik birliğini temsil eder.
Ailenin diğer ihtiyaçları için eşlerden biri, birliği ancak aşağıdaki hallerde temsil edebilir:
1. Diğer eş veya haklı sebeplerle hakim tarafından yetkili kılınmışsa,
2. Birliğin yararı bakımından gecikmede sakınca bulunur ve diğer eşin hastalığı, başka bir yerde olması veya benzeri sebeplerle rızası alınamazsa.
-
EVLİLİÐİN GENEL HÜKÜMLERİ
A. Haklar ve yükümlülükler
I. Genel olarak
MADDE 185.- Evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur.
Eşler, bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler.
Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.
II. Konutun seçimi, birliğin yönetimi ve giderlere katılma
MADDE 186.- Eşler oturacakları konutu birlikte seçerler.
Birliği eşler beraberce yönetirler.
Eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılırlar.
III. Kadının soyadı
MADDE 187.- Kadın, evlenmekle kocasının soyadını alır; ancak evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadı önünde önceki soyadını da kullanabilir. Daha önce iki soyadı kullanan kadın, bu haktan sadece bir soyadı için yararlanabilir.
-
Boşanmada yargılama usulü
MADDE 184.- Boşanmada yargılama, aşağıdaki kurallar saklı kalmak üzere
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa tabidir:
1. Hakim, boşanma veya ayrılık davasının dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe, bunları ispatlanmış sayamaz.
2. Hakim, bu olgular hakkında gerek re'sen, gerek istem üzerine taraflara yemin öneremez.
3. Tarafların bu konudaki her türlü ikrarları hakimi bağlamaz.
4. Hakim, kanıtları serbestçe takdir eder.
5. Boşanma veya ayrılığın fer'i sonuçlarına ilişkin anlaşmalar, hakim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmaz.
6. Hakim, taraflardan birinin istemi üzerine duruşmanın gizli yapılmasına karar verebilir.
-
Miras hakları
MADDE 181.- Boşanan eşler, bu sıfatla birbirlerinin yasal mirasçısı olamazlar ve boşanmadan önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendilerine sağlanan hakları, aksi tasarruftan anlaşılmadıkça, kaybederler.
Boşanma davası devam ederken, ölen davacının mirasçılarından birisinin davaya devam etmesi ve davalının kusurunun ispatlanması halinde de yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.
VIII. Çocuklar bakımından ana ve babanın hakları
1. Hakimin takdir yetkisi
MADDE 182.- Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler.
Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.
Hakim, istem halinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.
2. Durumun değişmesi
MADDE 183.- Ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması halinde hakim, re'sen veya ana ve babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alır
-
Mal rejiminin tasfiyesi
1. Boşanma halinde
MADDE 179.- Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır.
2. Ayrılık halinde
MADDE 180.- Ayrılığa karar verilirse mahkeme, ayrılığın süresine ve eşlerin durumlarına göre aralarında sözleşmeyle kabul edilmiş olan mal rejiminin kaldırılmasına karar verebilir.
-
Yazan: May 5th, 2008, 2:28pm MSD - Academic
http://www.sikayetvar.com/index.php?...t=all&no=1&c=1
Dolmuşta Geçen Komik Hikayeler
Gerçekten yaşandığı söylenen olaylar:
1) Yolcu: - Mükemmel bir yerde inebilir miyim? (yolcunun kafası karışık sanırım, kendisi de dolmuştakilerle güler söylediğine) Şoför kadını indirirken: Buyrun size layık değil ama!
2) Yolcu müsait bi yerde inmek ister ama dili sürçer; Müsait bi yerde iner misiniz?
Şoför: Niye sen mi kullancan
3) Rumeli-Hisarüstü otobüsüyle Taksim'e doğru gidiyoruz. Adamın biri Beşiktaş dolaylarında gayet aceleci bir tavırla Kaptan orta kapıyı rica edebilir miyim?Bizim şoför olaya hakim: Tabi abi ayıp ettin. al götür. senden kıymetli mi?
4) Ankara'da, çok sıcak bir günde, dolmuştaki bir kokona yelpazesiyle "Şöfeer bey klimayı acar mısınız çok sıcak olduu" demişti. Pala bıyıklı şoför amca teyzeyi bir sure süzdükten sonra, kapıyı açıp açıp kapanmaya başladı.
5) Şişli-Taxim dolmuşunda, kapıyı Ermeni bir teyze açtı, son derece belirgin bir Ermeni aksanı ile: Pardon şoför bey, acaba Harbiye'den geçeyooor ? şöför şöle bi koltuga kolunu atıp arkasını dondu ve aynen aksanı taklit ederek Yok uçarak gideyooor !!! (Dip not: Sisli'den Taxim'de Harbiye'den geçmeyen bi hat yok )
6) İstanbul’dayız ... Dolmuşa bindik, dolmuş doldu, tam kalkacak, elemanın bir açtı kapıyı, içerde tıkış tıkış oturmuşuz, önde 3 kişi arkada 4 ... Eleman hala bir umut sordu: - "Kaptan, yer var mı?". Şoför de arkasını dönüp cevap verdi: "Bilmiyorum, üst kata bi bak bakalım" >>
7) Trabzon- Sürmene arasında çalışan dolmuştayız. İleride yol üstünde duran bir bayan dolmuşa el kaldırdı, elinde çantaları vardı. Dolmuş şoförü zaman kazanmak için kadının önünde durur durmaz arabadan indi ve dolmuşun arkasına bagajı açmak için yöneldi. Bu sırada kadın dolmuşa binmek için kapıyı açtı; -Aaa bu dolmuşun şoförü yok.. deyip binmeden kapıyı kapattı.
Rivayet olaylar
1. Olay: Arkadaşım minibüsten tam inecekken birden günün yorgunluğuyla beraber kafası karışır ve arkada oturan arkadaşlarına müsait bir yerde inecek var der ve şoför beye dönerek iyi akşamlar diye el sallar. Tabii tüm minibüs gülmekten yıkılır;
2. Olay: Bu başka bir arkadaş, olayın başlangıcı aynı yine yorgun falan minibüs şoförüne inmek isteyeceğini söyleyeceğine "müsait bir yerde uyuyabilir miyim" diye sorar? Şoför, bakar öylece;
3. Olay: Bu da kardeşimin başından geçmiş. Olay Kastamonu'da bir şehir içi otobüsünde geçiyor. Türbanlı bir genç kız otobüsten inmek için düğmeye basıyor ancak şoför durakta durmayıp aracı sürmeye devam ediyor. Genç kız: -Söför bey indirmeyecek misiniz beni diye şoföre sesleniyor. Şoför Kastamonu şivesiyle: Indircez tabi eve götçek halimiz yok ya diyor...
4. Olay: Eve gitmek üzere Bakırköy dolmuşu bekliyordum. Sigaramın kalmadığı aklıma gelince önünde durduğum Tekel bayiine girecekken minibüs geldi. Apar topar bindim. Şoföre parayı uzatıp, 'Bir Monte Carlo' dedim! Adam birkaç saniye yüzüme bakıp, 'Abi bu Bakırköy'e gider' diye cevap verdi! Işte o an benim ve şoförün bittiği andır Sedat Abi
5. Olay: Geçen gün akşam vakti dolmuşta gidiyorum, arkadan teyzenin biri
bağırdı:
"Evladım şu sarı kamyonetin yanında indiriver.
" Dolmuş şoförü dumur olmuş bir vaziyette:
- İyi de teyze, o kamyonet hareket halinde, nerde duracağını nerden bileyim...

-
Bir sitede demirbaş borcuyla ilgili icra takibi yapan site avukatı KMK.m.20 gereğince aylık %10 gecikme faizini borç miktarının üzerine eklemiş.Bu faiz fahiş bir faiz değilmidir?.Borca değil ama bu orandaki faize itiraz edilebilir mi? Edilebirse faiz miktarı şu andaki yasal faiz oranı olan % 9'a düşer mi? Eğer itiraz süresi kaçırıldıysa yine de fahiş faize itiraz edilebilir mi? Hangi yolla ve nereye hangi zamanda müracaat edilmelidir? Cevaplarınız için şimdiden teşekkür ederim.Saygılarımla
-
Yazan: May 5th, 2008, 7:23am MSD - Admin
Resmi olarak evli olan erkek yeni bir kadınla gayri resmi evlenirken, önceki eşinden boşanmak üzere olduğunu belirterek güvence olarak veya bu evlilği temin etmek amacıyla verdiği bono ahlaka aykırı mıdır?
-
TANIK DELİLİ - TANIKLARIN DİNLENİLMESİ YÖNTEMİ
E:2000/9050
K:2000/12427
T:17.10.2000
ÖZET: Tanıklıktan imtina etmeyi gerektirir bir durum sözkonusu olmadıkça tanık olarak gösterilen herkes tanıklık yapmak zorundadır.
Tanıklar mahkemeye davet edilerek bizzat hakim tarafından yöntemine uygun biçimde dinlenilmeleri gerekir.
( 1086 s. HUMK. m. 245, 246, 253, 258,261, 265, 266, 267, 268 )
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün temyizen/mürafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Davanın ikamesi, yürütülmesi, delillerin toplanması, sonuçlandırılması ve verilecek kararın kesinleşmesi ile ilgili hükümler Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasında düzenlenmiştir. Usule ilişkin, kurallar kamu düzeni ile ilgili olması sebebiyle hakim tarafından kendiliğinden dikkate alınmasıda zorunludur. Davada tanıkların nasıl dinleneceği kanunda açık olarak gösterilmiştir.
Kural olarak herkes (Türk yargısına tabi olmak şartı ile) tanıklık etmek zorundadır. Bu zorunluluk tanık olarak yapılan davet üzerine mahkemeye gelmeyi, tanıklık etmeyi kapsar (HUMK. m. 253 ve 271). Tanığı göstermiş olan taraf onun çekinme beyanını kabul etmezse hakim iki tarafı dinleyip tanığın çekinme isteği hakkında karar verir. Tanıklar Tebligat Kanununa göre tebliğ olunacak davetiye ile mahkemeye çağrılır (HUMK. m. 258). Tanıktan dinlenme esnasında öncelikle hüviyeti, iki taraf ile akrabalığı, derecesi, tanıklığa itimadı kaldıracak ilgi ve alakaları sorulur (HUMK. m. 260). Tanıklar ayrı ayrı dinlenir; icabında yüzleştirme yapılır (HUMK. m. 265). İki taraftan her biri tanıklığın tavzihi ve ikmal için lazım olan yeni sualler sorabilir (HUMK. m. 267). Kural olarak tanık bildiğini şifahen söyler. Yazılı notlar kullanması memnudur (HUMK. m. 269). Tanıklığın mecburi olduğu hallerde cevaptan veya yeminden imtina eden tanık derhal cezalandırılır (HUMK. m. 271). Hakim tanıklık sırasında tanığın yalan söylediği veya menfaat temin ederek tanıklık ettiği yönünde kuvvetli delil ve emare elde ederse durumu Cumhuriyet Savcısına ihbar ile tutuklar (HUMK. m. 273). Yalan yere tanıklık Türk Ceza Kanununun 186. maddesindeki suçu oluşturduğu gibi, muhakemenin iadesi sebebini oluşturur. {HUMK. m. 445/4) bütün bunlar için hakim tanıkları bizzat dinler. (HUMK. m. 255) veya bulunduğu yer mahkemesine (HUMK. m. 257) gelemeyecek kimselerden ise o zaman hakim tanığı ikametgahında dinler (HUMK. m. 255).
Şahidin bulunduğu mahal mahkemesinde de dinlenilmesi imkan dahilindedir (HUMK. m. 257-267). Açıklandığı gibi tanıkların herhalde hakim tarafından dinlenilmesi zorunludur.
2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku hakkındaki Kanunun 6. maddesi, Hukuki İşlemlerin yapıldıkları yer hukukuna tabi olduğunu öngörmüştür. Yine 1574 sayılı Kanunla onaylanan 1.3.1954 günlü Hukuk Usulüne dair Lahey sözleşmesinin 8. maddesinde akit devletlerin adli makamlarının kendi kanunları hükümleri gereğince istinabe suretiyle, diğer akit devletin salahiyetli makamlarına adli muamelelerin icrasını istemek üzere müracaat edebileceğini; 14. maddesinde, istinabeyi icra eden Adli makamın takip edilecek şekil hakkında memleketinin kanunlarını tatbik edeceğini ifade etmiştir.
Davalı tanık olarak gösterdiği İlknur ile Yılmaz'ın dinlenmesinden vazgeçmemiştir. Türk konsolosluk memurunun almış olduğu ifadelere değer verilerek hüküm kurulamaz. Mahkemece yapılacak iş; tanıkların hakim tarafından dinlenmesi için bulundukları ülke mahkemesine talimat yazmak, delilleri birlikte değerlendirmek ve hasıl olacak sonuca göre karar vermekten ibarettir. Eksik inceleme ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün gösterilen sebeple (BOZULMASINA), bozma sebebine göre de diğer yönlerin incelenmesine yer olmadığına, duruşma için takdir olunan 97.500.000 lira vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine, oybirliğiyle karar verildi.
-
T.C.
YARGITAY
6. HUKUK DAİRESİ
E. 1991/3160
K. 1991/3535
T. 13.3.1991
• TAHLİYE DAVASI ( Temerrüt Halinde İhtarname Tebliğine Rağmen Borcun Ödenmemesi )
• TEMERRÜT NEDENİYLE AKDİN FESHİ VE TAHLİYE ( Kira Parasının Ödenmesinde Temerrüt Halinde )
• MUACCELİYET ŞARTININ GEÇERLİLİÐİ ( Kira Sözleşmesinde Yer Alan )
• KİRA AKDİNİN FESHİ ( Temerrüt Halinde Gönderilen İhtarnameye Rağmen Borcun Ödenmemesi )
818/m.101/2,260
ÖZET : Taraflar arasındaki kira sözleşmesinde aylık kira parasının işlemeden, peşin ödeneceğine işaret edildikten sonra özel 4. maddesinde, "aylık kiranın zamanında ödenmemesi halinde aynı dönemin diğer aylık kira paralarının muaccel hale geleceği" kabul edilmiştir. Sözleşme ile kabul edilen bu muacceliyet şartı geçerlidir. Bu muacceliyet şartında herhangi bir ihtar öngörülmemiştir. Öbür taraftan, doğrudan doğruya aktin feshi ve tahliye sonucu doğuran ve özel bir temerrüt halini düzenleyen aynı Kanunun 260. maddesinde de muaccel kira paraları için bu maddede öngörülen içerikli ihtarname gönderilip bu ihtarname ile verilen en az otuz günlük süre içinde ödeme gerçekleşmemesi halinde davacı, aktin feshini ve tahliye isteyebilir.
DAVA : Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan tahliye davasına dair karar, Dairemizin 14.1.1990 gün ve 16471-20 sayılı ilamı ile onanmasına karar verilmişti.Bu kararın tashihen tetkiki davacı tarafından süresi içinde istemiş olmakla; dosyadaki bütün kağıtlar okunup, gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : Dava, temerrüt nedeniyle tahliye davası olup mahkeme davanın reddine karar vermiştir. Karar, süresinde davacı tarafça temyiz edilmiştir. Davacı, kira sözleşmesinin özel 4. maddesindeki muacceliyet şartına dayanarak davalıya, BK.nun 260. maddesi anlamında ihtarname gönderip borçluyu bu maddeye göre mütemerrid duruma düşürdüğü iddiası ile taşınmazın tahliyesini istemiştir.
Davalı; 1990 yılı Ağustos ayı kira parasının ihtarname keşidesinden bir gün sonra 16.2.1990'da ödediğini, temerrüt halinin söz konusu olmadığını savunmuş, davanın reddini istemiştir.
Taraflar arasındaki 1.6.1989 başlangıç tarihli kira sözleşmesinde; aylık kira parasının işlemeden, peşin ödeneceğine işaret edildikten sonra özel 4.maddesinde, "aylık kiranın, zamanında ödenmemesi halinde aynı dönemin diğer aylık kira paralarının muaccel hale geleceği kabul edilmiştir. Sözleşme ile kabul edilen bu muacceliyet şartı geçerlidir. Bu muacceliyet şartında herhangi bir ihtar öngörülmemiştir. Esasen BK.nun 101/2. maddesindeki genel ilkeye göre miktarı ve vadesi belli olduğundan kira alacakları ihtarsız vadesinde ödenmemesi ile borçlu genel anlamda mütemerrid duruma düşer. Davalının her ay peşin uygulamalara göre ayın 3'üne kadar ödenmesi gereken Ağustos ayı kira parasını ödememiş olması sözleşmedeki özel muacceliyet şartına göre aynı döneme ait diğer aylara ait kira paraları da muaccel olmuş sayılır. Öbür taraftan, doğrudan doğruya aktin feshi ve tahliye sorunu doğuran ve özel bir temerrüd halini düzenleyen aynı Kanunun 260. maddesinde de muaccel kira paraları için bu maddede öngörülen içerikli ihtarname gönderilip bu ihtarname ile verilen en az 30 günlük süre içerisinde ödeme gerçekleşmemesi halinde davacı aktin feshini ve tahliye isteyebilir. Olayımızda da, 1990 Ağustos ayından sonraki diğer ay kira paraları içinde bu olgu gerçekleştiği halde tahliye yerine davanın red edilmesi yukarıda açıklanan gerekçelere aykırı görüldüğünden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ilk HUMK.nun 428. maddesi uyarınca hükmün ( BOZULMASINA ), istek halin de peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 13.3.1991 tarihin de oybirliğiyle karar verildi. (KAZANCI)
-
Bir kira akdinde; "bir aya ait kiranın ödenmediği takdirde dönem sonuna kadar olan tüm kiralar muacceliyet kespeder" şeklindeki maddeye binaen yapılacak olan icra takibi ile dönem sonuna kadar olan kiralar istenebilir mi?
-
Bir tanıdığım Sulh ceza mahkemesinde tehdit suçundan yargılandı,sanık olarak.Ve ikinci celse de 5 ay ceza aldı.Cezası 1 yıl ertelendi.Müşteki taraf 5 tanık dinletti.Ve talepleri yönünde karar verildi.Tanıklardan üçü müştekinin yakın akrabası; Anne,teyze ve teyze kızı.Diğer ikisi iş arkadaşı.Tanık delil takdiri delil değil mi? Hakim sadece tanık deliliyle sanığa ceza verebilir mi? İki celse de duruşma bitebilir mi?
Tanıdığın avukatı var,ama kendisi çok endişeli olduğu için benim de araştırmamı istedi.Bu karar temyizde bozulur mu?
Nelere ağırlık vermek lazım temyizde?
Saygılarımla.
-
Yazan: May 5th, 2008, 2:11am MSD - yguclu
İDARİ PARA CEZALARI VE DİÐER İDARİ YAPTIRIMLAR isimli kitabım Seçkin Yayıncılık tarafından yayımlanmıştır.
Bilgilerinize sunarım.
Yaşar GÜÇLÜ
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı
Hukuk Müşaviri

Son Değişiklikler (5728 Sayılı Kanun Dahil) Işığında
- İdari Para Cezaları ve Diğer Yaptırımlar ile İlgili Düzenlemeler
- İdari Yaptırım Kararlarının Verilmesi ve Yerine Getirilmesi
- İdari Yaptırım Kararlarına Karşı Başvuru Yolları
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu ile kabahatler ve idari yaptırımlarla ilgili genel hükümler konulmuş, bütün kanunlardaki kabahatlere de Kabahatler Kanunu hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesince kanunun 3’üncü maddesinin iptali ve uygulamada çeşitli sorunların yaşanması üzerine 06.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Kanunla Kabahatler Kanununda esaslı değişiklikler yapılarak, gerek idari yaptırımların uygulanması ve yerine getirilmesi, gerekse başvuru mercileri ve usulleri ile ilgili yeni hükümler getirilmiştir. Kabahatler Kanunu’nun ve diğer kanunlardaki kabahatlerle ilgili hükümlerin sık sık değişikliğe uğraması nedeniyle, güncel bilgilerin oldukça kıt olduğu bu alanda, son değişiklikler de dikkate alınarak hazırlanan kitap, başta hakim ve savcılar olmak üzere idari yaptırımları uygulayacak ve yerine getirecek kamu görevlilerine, cezalara muhatap olanlara ve avukatlarına ışık tutacak nitelikte bir çalışmadır.
Diğer Kitaplarım

Kitap, hukukçuların yanında, idare aleyhine iptal veya tam yargı davası açacakların, idare aleyhine açılan iptal davalarını takip edecek olan kamu görevlilerinin, idari para cezalarına muhatap olanların elinin altında bulunması gereken bir kitap.
Rehber niteliğinde olan bu kitapta; idari yargılama usulü hakkında, karar örnekleriyle birlikte temel bilgiler verilmiş, kamu kurum ve kuruluşları aleyhine idari dava açacakların ve açılan davaları idare adına takip edecek kamu görevlilerinin izleyecekleri yollar örnekleriyle kısa ve öz olarak açıklanmıştır.
Rehberde; dava dilekçesi, cevap dilekçesi, itiraz, temyiz, karar düzeltme ile ilgili dilekçe örneklerine; ayrıca Askeri Yüksek İdare Yargısı ile idari para cezaları ve diğer idari yaptırım kararlarına karşı başvuru yolları hakkında da açıklamalara yer verilmiştir.
- Kitapta Yer Alan Önemli Konu Başlıkları
- İdari Yargı Sistemi İle İlgili Genel Bilgiler
- Davanın Açılması ve Takibi
- Yürütmeyi Karşı Başvuru Yolları
- Kararlara Karşı Başvuru Yolları
- Bağlantı, Çekinme ve Hakimin Reddi, Davanın İhbarı
- Askeri Yüksek İdare Yargısı
- İdari Yaptırımlara Karşı Başvuru Yolları

Hukuk sistemimizde talep ve dava hakları, şikâyet ve müracaatlar, kimi ödevlerin yerine getirilmesi, bazı hakların kazanılması sürelere bağlanmıştır. Kanunlarda yer alan sürelerin geçirilmesi halinde birçok haktan mahrum kalınabilmekte süresinde bazı ödevlerin yerine getirilmemesinden dolayı çeşitli yaptırımlarla da karşılaşılabilmektedir.
Binlerce sayfa tutan kanun metinlerinin içerisinde aranılan süreye ulaşmanın zorluğundan hareketle hukuk sistemimizin temelini oluşturan Türk Medeni Kanunu, Borçlar Kanunu, Türk Ticaret Kanunu, İcra ve İflas Kanunu, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, İdari Yargılama Usulü Kanununda yer alan süreler cetvel haline getirilerek sürelere ve sürelerle ilgili hükümlere kolayca ulaşılabilmesi amaçlanmış kitabın başında da sürelerle ilgili genel bilgilere özet olarak yer verilmiştir.
- Kitapta Yer Alan Önemli Konu Başlıkları
- Sürelerle İlgili Genel Bilgiler
- Türk Medeni Kanunu
- Borçlar Kanunu
- Türk Ticaret Kanunu
- İcra ve İflas Kanunu
- Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu
- Ceza Muhakemesi Kanunu
- İdari Yargılama Usulü Kanunu
Seçkin Yayıncılık A.Ş.
Sağlık Sk. 19/B-21 06410 Sıhhiye-ANKARA
www.seckin.com.tr
satis@seckin.com.tr
Tel:0312 435 30 30
Faks: 0312 435 50 88
-
ben bir telefoncuya 2007 nin 5 nci ayıda nokia 6233i model telefon sattım
o adama ismini telafuz ederken bile ... neyse
telefonu verirken doğal olarak kimlik fotokopimi verdim altına adresimi
yazdım (adres değiştirdiğim için beni bulamadılar sanırımki memleketten
aradılar ) imza attım ne yalan söyleyeyim imzamı gerçek olarak atmadım
yani günlük haytta kullandığım imzadan farklı birşey attım
ve ben , ifade vermeye gittim iddayı okudular okurlarken tabi şoktayım,
adamın birininmiş telefon o an arabasını terketmiş geri geldiğinde telefonu yokmuş
v savcılığa şikayet etmiş olay kısa olarak böyle.
bende şu telefonu benden aldığını söyleyen ali müsvettesi nin resmine
bir bakim dedim gösterirlerken
benim vermiş olduğum fotokopiyi gördüm ve birden atıldım ya bu imza
benim değilki dedim yani ben ble attığım imzayı unutmuşum ben bir aptalım neyse
aaaaa dedi öyleyse senin iş kolay dedi o katip hemen yazmaya başladı
benim ifdemi yani imza benim değil diye şuan orada ifadem bulunmakta.
Sonradan düşündümki o imzayı ben oanda tanımadığım insana neden
imza vereyim ki diyerek paraf niyetine attım(bu esnada hemen söyliyeyim
hakim imza örneğimi istedi bende oracıkta verdim ve bana dediki EVET İMZANDA
BENZEMİYORMUŞ ZATEN dedi ) şimdi neyapacam şaştım kaldım adamı resmen
sahte imza ile suçladım ben Ama şuvarki ben oraya sadece adres ve imza attım ,benim
yazdığımın üstüne İMEİ NOSU VE SAMSUNG E250 DİYE yazmışlar yani ben kesinlikleöyle
bişi yazmadım Bu benim için bir delil sayılabilirmi acaba bilmiyorum
1-aradan tam bir yıl geçti davacı kişi nezaman şikayette bulundu onu gidip bakıcam
ve o an neredeymişim onu araştırıcam
2-benim adresin üzerindeki yazının (tel modelinin) benim olmadığını nasıl ispat edecem
3-verdiğim ifadeyi geri alabilirmiyim yeni ifade verebilirmiyim. şuanki kayıtlı olan ifadeye ne olur?
4-gramafolog la oyazını sonradan ve benim tarafımdan yazılmadığı ortaya çıkarmı
ben tsk da görev yapıyorum hemde uzman çavuş yani atılabilirim ve zırnık kadar
tazminatta vermezler ben neyaptım olay nasıl bu boyuta geldi bukadar anlamıyorum olayın boyutunu değiştirdim
Nasıl bukadar aptal alobildim anlamıyorum
5 tel. satarken bir örnrğinide almadım bu boyuta geleceğini nereden bileyimki kahretsin
başka ortaya cıkmadık bir ayrıntı kalmadı enazından şuan
6-mayıs 27 sinde mahkeme var ve bende 20 mayıs 10 haziran göreve gidiyorum
mahkemeye katılmam mümkün değil beni bırakmazlar
beni ne yapmam gerektiği konusunda aydınlatırsanız çok rahatlıycam
Yanıtlarınızı dört gözle bekliycem. şimdiden teşekkürler
-
ben bir telefoncuya 2007 nin 5 nci ayıda nokia 6233i model telefon sattım
o adama ismini telafuz ederken bile ... neyse
telefonu verirken doğal olarak kimlik fotokopimi verdim altına adresimi
yazdım (adres değiştirdiğim için beni bulamadılar sanırımki memleketten
aradılar ) imza attım ne yalan söyleyeyim imzamı gerçek olarak atmadım
yani günlük haytta kullandığım imzadan farklı birşey attım
ve ben , ifade vermeye gittim iddayı okudular okurlarken tabi şoktayım,
adamın birininmiş telefon o an arabasını terketmiş geri geldiğinde telefonu yokmuş
v savcılığa şikayet etmiş olay kısa olarak böyle.
bende şu telefonu benden aldığını söyleyen ali müsvettesi nin resmine
bir bakim dedim gösterirlerken
benim vermiş olduğum fotokopiyi gördüm ve birden atıldım ya bu imza
benim değilki dedim yani ben ble attığım imzayı unutmuşum ben bir aptalım neyse
aaaaa dedi öyleyse senin iş kolay dedi o katip hemen yazmaya başladı
benim ifdemi yani imza benim değil diye şuan orada ifadem bulunmakta.
Sonradan düşündümki o imzayı ben oanda tanımadığım insana neden
imza vereyim ki diyerek paraf niyetine attım(bu esnada hemen söyliyeyim
hakim imza örneğimi istedi bende oracıkta verdim ve bana dediki EVET İMZANDA
BENZEMİYORMUŞ ZATEN dedi ) şimdi neyapacam şaştım kaldım adamı resmen
sahte imza ile suçladım ben Ama şuvarki ben oraya sadece adres ve imza attım ,benim
yazdığımın üstüne İMEİ NOSU VE SAMSUNG E250 DİYE yazmışlar yani ben kesinlikleöyle
bişi yazmadım Bu benim için bir delil sayılabilirmi acaba bilmiyorum
1-aradan tam bir yıl geçti davacı kişi nezaman şikayette bulundu onu gidip bakıcam
ve o an neredeymişim onu araştırıcam
2-benim adresin üzerindeki yazının (tel modelinin) benim olmadığını nasıl ispat edecem
3-verdiğim ifadeyi geri alabilirmiyim yeni ifade verebilirmiyim. şuanki kayıtlı olan ifadeye ne olur?
4-gramafolog la oyazını sonradan ve benim tarafımdan yazılmadığı ortaya çıkarmı
ben tsk da görev yapıyorum hemde uzman çavuş yani atılabilirim ve zırnık kadar
tazminatta vermezler ben neyaptım olay nasıl bu boyuta geldi bukadar anlamıyorum olayın boyutunu değiştirdim
Nasıl bukadar aptal alobildim anlamıyorum
5 tel. satarken bir örneğinide almadım bu boyuta geleceğini nereden bileyimki kahretsin
başka ortaya cıkmadık bir ayrıntı kalmadı enazından şuan
6-mayıs 27 sinde mahkeme var ve bende 20 mayıs 10 haziran göreve gidiyorum
mahkemeye katılmam mümkün değil beni bırakmazlar
-
Yazan: May 4th, 2008, 2:54pm MSD - Admin
1 MAYIS
1 Mayıs’ın ulusumuzun tarihi ve sosyal geçmişi ile bir ilgisi olmamakla birlikte dünyada genel kabul görmüş emekçiler için bir gösteri günüdür. Ülkemizde her nedense 1 Mayıs bir öcü olarak gösterilmekte ve bunu kutlayanlar adeta devlet otoritesine karşı bir kalkışmanın içinde gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Ben 1 Mayısın kutlanmasından ve hele bayram olarak kutlanmasından yana değilim. Benim anlayışıma ters. Ancak benim gibi düşünmeyen bir kesim insanın varlığın görmezlikten gelmem mümkün değildir bir entelektüel olarak. Özgür ve demokrat düşüncenin gereği olarak, insanların tercihlerine saygı duymak ve hele 1 Mayıs gibi dünya ölçeğinde kabul görmüş bir günü kutlamak isteyenlere o günü zehir etmek özgürlükçülüğün neresine sığar bilmiyorum.
Taksim ısrarının elbette hükumeti zaaf içinde göstermenin bir aracı olarak kullanılma ihtimali göz ardı edilmemekle beraber Taksim müdafaası yaparak dimdik ayaktayızı ispatlamakta mümkün olmamıştır.
Büyük bir fırsat kaçırılmıştır özgürlük ve demokrasi adına. Sivilleşme adına, bürokratların boyunduruğundan kurtulma adına kaçırılan bu fırsat inanılmaz bir fırsattır. Şöyle bir tablo hayal etmek çok mu zor: Kortejin önünde Başbakan, ilgili bakan ve sendika temsilcileri arkalarında işçilerle ile Galatasaray Meydanı'ndan İstiklal Caddesi boyunca Taksim meydanına yürüseydi düşünsenize nasıl bir Türkiye tablosu ortaya çıkardı.
Artık tarihten ders alalım ve kutuplaşma isteyenlerin ekmeğine yağ sürmeyelim. Özgürlükleri AB standardına getirmekten inanın zarar görmez kimse. Yalandan değil gerçekten demokrat olalım. Yoksa jakobenlere boşuna kızıp durursunuz.
-
Yasa Metni:
MADDE 56- 5510 sayılı Kanunun 93 üncü maddesinin başlığı “Devir, temlik, haciz ve Kurum alacaklarında zamanaşımı” şeklinde, birinci ve ikinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Bu Kanun gereğince sigortalılar ve hak sahiplerinin gelir, aylık ve ödenekleri, sağlık hizmeti sunucularının genel sağlık sigortası hükümlerinin uygulanması sonucu Kurum nezdinde doğan alacakları, devir ve temlik edilemez. Gelir, aylık ve ödenekler; 88 inci maddeye göre takip ve tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları dışında haczedilemez.
Kurumun prim ve diğer alacakları ödeme süresinin dolduğu tarihi takip eden takvim yılı başından başlayarak on yıllık zamanaşımına tâbidir. Kurumun prim ve diğer alacakları; mahkeme kararı sonucunda doğmuş ise mahkeme kararının kesinleşme tarihinden, Kurumun denetim ve kontrolle görevli memurlarınca yapılan tespitlerden doğmuş ise rapor tarihinden, kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatı gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemelerden doğmuş ise bu soruşturma, denetim ve inceleme sonuçlarının Kuruma intikal ettiği tarihten veya bankalar, döner sermayeli kuruluşlar, kamu idareleri ile kanunla kurulmuş kurum ve kuruluşlardan alınan bilgi ve belgelerden doğmuş ise bilgi ve belgenin Kuruma intikal ettiği tarihten itibaren, zamanaşımı on yıl olarak uygulanır. Bu alacaklar için 89 uncu madde gereğince hesaplanacak gecikme cezası ve gecikme zammı, 88 inci maddede belirtilen ödeme süresinin son gününü takip eden günden itibaren uygulanır.”
-
Yazan: May 4th, 2008, 12:00pm MSD - Admin
"İnsan onurunu temellendiren, demokratik hukuk devletinin olmazsa olmaz koşullarından biri de kuşkusuz, düşünceyi ifade özgürlüğüdür. Anayasa ve yasalarda hak ve özgürlüklere verilen yer, ulusların kültür ve uygarlık alanında ulaştıkları düzeyin bir göstergesi olarak kabul edilmekte, düşünce özgürlüğü ise ülkelerin demokratik sicilinin saptanmasında en belirgin ölçü sayılmaktadır.
FARKLI DÜŞÜNCELERİN YASAKLANMASI SONUÇ VERMEZ
Alman Anayasa Mahkemesi de birçok kararında düşünce özgürlüğünün
hürriyetçi demokratik düzen için kurucu bir nitelik taşıdığını, bu düzenin hayat öğesi olan sürekli düşünsel hesaplaşmanın ancak bu özgürlüğün varlığı ile mümkün olacağını belirtmiştir. 1982 Anayasasında düşünce özgürlüğü “düşünce ve kanaat özgürlüğü” ve “düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü” olarak iki ayrı maddede düzenlenmiş olsa da, bu kavramla her zaman düşünceyi açıklama özgürlüğü anlatılmak istenmiştir. Bu özgürlük, insanın serbestçe bilgilenmesi, düşüncelere ulaşabilmesi, onları başkalarına iletebilmesi, düşünce ve kanaatleri nedeniyle suçlanamamasıdır.
Bireyin iç dünyasından çıkmamış ve toplumun beğenisine sunulmamış
bir düşüncenin anayasal korumaya ihtiyacı olamaz. Farklı düşüncelerin ifade edilmesinin yasaklanarak, tarihsel, toplumsal ve siyasal olaylarda “tek doğrunun” varlığını savunmak demokrasinin birlikte yaşamayacağı tabular yaratmaktan öte sonuç doğurmamaktadır. Aynı olguların farklı kişilerde farklı algılama sonucu farklı inanç ve kanaatlere yol açtığı biyolojik bir gerçektir. Bireyin yerine geçerek onun ne düşünmesi ya da nasıl hissetmesi gerektiğine karar vermek ancak “dayatma” kavramıyla tanımlanabilir. Oysa, demokrasiler tartışma ve aykırılıkların olmayışı üzerine değil, tam tersine, onların varlığı ve etkinliği üzerine kuruludur.
REJİMLERİN EN YÜREKLİSİ DEMOKRASİDİR
Cumhuriyetimizin kurucusu ulu önder Atatürk, “Özgürlük olmayan bir ülkede ölüm ve yıkım vardır. Her ilerlemenin ve kurtuluşun anası özgürlüktür” ifadesiyle tüm tabulara karşı çıkarken şöyle diyordu: “Ben manevî miras olarak kalıplaşmış hiçbir düstur bırakmıyorum. Zaman süratle ilerliyor. Böyle bir dünyada asla değişmeyecek düsturlar getirildiğini ileri sürmek aklın ve bilimin gelişmesini inkar etmek olur. Benim manevi mirasçılarım yalnızca aklın ve bilimin rehberliğini benimseyenlerdir.” Georges Clémenceou’nun “konuşan ülkelerde zafer susan ülkelerde utanç vardır” sözünün devamı olarak ifade özgürlüğünün ve çoğulculuğun gönül birliğimizi ve bütünlüğümüzü pekiştireceği çoklukta birliğin bizi güçlendireceği açıktır. Demokrasi rejimlerin en yüreklisi olarak tarif edilirken, yalnızca ilgi uyandırmayan, tedirgin etmeyen düşüncelere değil, tersine, toplumu inciten, sarsan görüşlerin sergilenmesine de izin verdiği için yüceltilmiştir. Haber 7
IRKI VE İNANCI NE OLURSA OLSUN İNSAN ONURDUR
Irkı ve rengi ne olursa olsun, inansın inanmasın, her insanı aziz kılan, kendini ifade edebilmesi ve insan olma onurudur. Düşünceyi ifade özgürlüğünün “içinden düşün”, mantığına indirgenerek hapsedilmesi bu özgürlüğün ortadan kaldırılması ile eşdeğerdedir. Şiddet olgusu ile ifade özgürlüğünün birbirinden ayrılmasının öncelik kazandığı ortadadır. Savaş dili değil barış dili argümanlarını kullanarak kendini ifade edenlerin insanlık onuru korunmalıdır. Bireylerin kendilerini ifade edebilmeleri,
konuşabilmeleri, uyuşmazlık ve kavga yerine çözüm ve barış getirir. Konuşamadığımız yerde ancak kötülükler üretiriz. Düşünceyi açıklama özgürlüğü, herkesin kendi kimliğiyle ortaya çıkmasına olanak sağlayan,
sahteliği ve ikiyüzlülüğü yok eden onurlu bir hayatın sigortasıdır.
HERKES AYNI DÜŞÜNCEYE ZORLANAMAZ
Herkesin aynı şekilde düşünmeye ve inanmaya zorlandığı bir ülkede çoğulcu demokrasiden bahsetmek mümkün değildir. Tek doğru anlayışı etrafında toplumu şekillendirmek isteyen bir siyasi yapı, bir adım ötede siyasi vesayetçiliğin tuzağına düşecektir. Vesayetçilik, bireyin ve toplumun henüz olgunlaşmamış, iyi ve kötü ayrımını yapamayan varlıklar olarak görülmesinden kaynaklanır. Alman filozof Kant’ın ifadesiyle, tasavvur edilebilen en büyük despotizmin doğduğu yer de tam burasıdır.
LAİKLİK VE DEMOKRASİ BİRBİRİNE TERCİH EDİLEMEZ
Türk milleti demokratik, lâik ve siyasal gelişimini kimi olumsuzluklara
rağmen büyük bir özveriyle sürdürmeye devam etmekte, demokrasi ve lâiklikten birinin diğerine tercih edilmesinin bilimsel açıdan yanlış, siyasal yönden de tehlikeli olduğunu çok iyi bilmektedir. Dinin Devlet yönetimi ve siyasetten arındırılarak özgün yapısı içinde korunması, farklı inanç ve dinlerin ya da inançsızlıkların bir arada yaşamasının temel güvencesi olan laiklik bir büyük “barış projesi” olarak Türk toplumunun koruması ve güvencesi altındadır. Bireyin siyasal yapının oluşumuna özgürce ve eşit olarak iştirak edemediği, bir azınlığın ya da çoğunluğun inançları nedeniyle siyasal katılımdan uzaklaştırıldığı yerde demokrasi olmayacağı gibi lâiklikten de söz edilemez. Özgürlükçü ve çoğulcu demokrasi farklı olanı yani “öteki”ni kendi varlığının ve var oluşunun teminatı olarak görmeyip onu yok edilmesi gereken bir “düşman” olarak nitelediği müddetçe, çağdaş demokrasinin muhtaç olduğu hoşgörü ve çoğulculuğu sağlamak mümkün değildir. İşte tam da bu noktada laik devlet gücüne yaşamsal değerde ihtiyaç duyulmaktadır.
Çoğulcu ve katılımcı devlet, bir orkestra şefi gibi farklı sesleri ahenkli hale getirme becerisini gösteren, maskeli toplum ve ikiyüzlü birey ahlakının oluşumuna izin vermeyen devlettir. Sayın Cumhurbaşkanım, Gücünü özgürlüklerden alan demokrasinin özgürlük alanını genişlettikçe bağışıklık sistemini de güçlendireceği açıktır. Toplumu kendi içinde ayrıştıran, onu devletine karşı soğutan, insanlık onurunu işkenceye tabi tutan bir yönetim anlayışı çağdaş dünyada yer bulamayacaktır.
HUKUK DIŞI GÜÇLER ÜLKEYİ BATIRIR
Hukuk dışı yollardan güç alarak rejimi ya da ülkeyi kurtarma girişimlerinin ülkenin batışını hızlandırmaktan başka işe yaramayacağı bilinmelidir.
Çağın kenar mahallesinde yaşamamak için uygar dünyayla tanışmak
ve kimliğimizi kaybetmeden bütünleşmek zorunluluktur. Evrensel kavramlara farklı anlamlar yükleyerek evrensel dilin ortadan kaldırılması çağdaş dünya ile bağlantımızı koparacaktır. Bugün sorunları çözmek için harcanması gereken çabadan daha çok, sanki çözülmemesi için büyük çaba sarf ediyoruz. Sorunlar ötelenmekte gerginlik tırmandırılmaktadır.
Toplumun siyasal, etnik ve dinsel kesimleri arasında ciddi bir güven bunalımının olduğu saklanamaz bir gerçektir. Güvensizlik kavgayı ve dayatmaları da berâberinde getirmektedir. Gücü elinde bulunduranlar karşı düşüncedekilerin güvensizliğini ve korkularını ortadan kaldıracak çözümleri üretmediği sürece bu çatlak derinleşecektir. Hissedilen korkular göz ardı edilemez. Yaşanan hayat tarzlarının ideoloji haline geldiği bir dünyada duyulan güvensizlik ve korkular âcilen değerlendirilmeye alınmalıdır. Aksi hâlde, her şeyin rejim sorunu haline getirildiği ülkemizde birlikte yaşama koşulları daha da ağırlaşacaktır.
ŞİMDİ BİRLİK OLMAZ ZAMANI
Şu günlerde, kişisel, toplumsal ve kurumsal uzlaşmaya her zamankinden
daha fazla ihtiyaç duymaktayız. Anayasal sorunlarımızı çatışmayla değil, hukuk kuralları çerçevesinde karşılıklı diyalog ve uzlaşma yoluyla çözmek zorundayız. Siyasi kutuplaşmaların bu ülkeye ağır bedeller ödettiği hepimizin malumudur. Demokrasi ve hukukun üstünlüğü temelinde çözülemeyecek hiçbir sorun yoktur. Demokrasi kurum ve kurallar rejimidir. Kurumlar, kurallara uyarak görevlerini yaptığında kriz olarak görünen sıkıntılardan da demokratik hukuk devleti güçlenerek çıkar.
HEPİMİZ AYNI GEMİDEYİZ
Önceki nesillerden devraldığımız medeniyeti, kültürü ve geleneği yıkıcı ve olumsuz unsurlardan arındırılmış bir şekilde gelecek kuşaklara devretmek hepimizin ortak görevidir. Unutmayalım ki tek bir Türkiye var. Kaptanından güvertedeki yolcularına kadar hepimiz aynı geminin içindeyiz. Bu geminin sağlam, güvenilir ve huzurlu bir şekilde yol alması hepimizin en büyük amacı olmalıdır. Gün, ayrılıkları öne çıkarma, toplumsal ve siyasal kutuplaşmaları körükleme günü değildir.
Gün, farklılıklarımızı zenginlik kabul edip bir arada, refah ve özgürlük
içinde yaşamak için elimizden geleni yapma günüdür. Gün, demokratik,
lâik ve sosyal hukuk devleti olarak çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak için bir adım daha atma günüdür."
-
Yazan: May 4th, 2008, 9:30am MSD - Academic
Bu konuyu tekrar gündeme taşımak istiyorum..Zira artan vakalar gösteriyor ki bu konudaki caydırıcılar çok da yeterli değil....
Çocuk istismarına müebbet önerisi
22 Ağustos, 2007 15:54:00 (TSİ)
İlgili Haberler
•
Erkek çocuğa tecavüz iddiasında baba gözaltında
•
8 yaşındaki erkek çocuğa tecavüz iddiası
•
'Makamının gücünü kullanmamalı'
•
Yine devlet kurumu, yine çocuğa dayak
•
Elektronik ortamdaki suçlara tedbir
CHP'li Canan Arıtman, çocukların cinsel istismarına müebbet hapis önerisi içeren kanun teklifini Meclis Başkanlığı'na sundu.
Arıtman, 22'nci yasama döneminde verdiği ancak görüşülemeyen kanun teklifini, yeniden Meclis gündemine getirdi.
Arıtman, "
Fransa'daki Türk çocuğumuzun başına gelen üzücü olaydan da görüleceği üzere çocuklarımızı sapıklardan korumak için caydırılığı olan yasal düzenlemeler yapılması acil bir ihtiyaçtır" dedi.
Meclis'in konuya duyarlı olmasını isteyen Arıtman, kanun teklifiyle ilgili baroların olumlu görüş bildirdiğini, internet
sayfasındaki ankete katılan 605 bin 124 kişinin yüzde 100'lük oranla teklifi desteklediğini ifade etti.
http://www.cnnturk.com/TURKIYE/haber...haberID=385854
-
Bu tarz bir şiirin dünya literatüründe tek yazarı Ulu Sultan Yavuz Sultan Selim.Soldan sağa okunan satırlarla yukardan aşağı okunan satırlarda aynı anlamı taşıyor...
Sanma Canım Herkesi Sen Can-ı Dilden Yar Olur
Herkesi Sen Dostmu Sandın Belki Ol Ağyar Olur
Can-ı Dilden Belki Ol Alemde Bir Dildar Olur
Yar Olur, Ağyar olur, Dildar olur, Serdar Olur
-
Ey padişah-ı lemyezel
Ey kadir ü hayyü ezel
Ey lutfu çok, kahrı güzel
Lutfun da hoş, kahrın da hoş!
Ağlatırsın zarı zarı
Eğer göstermezsen yarı
Layık görür isen narı
Narın da hoş, nurun da hoş!
Hoştur bana senden gelen
Ya gonca gül yahut diken
Ya bir hilal yahut kefen
Lutfun da hoş, kahrın da hoş!
Gelse cemalinden vefa
Yahut celalinden cefa
İkisi de cana safa
Lutfun da hoş, kahrın da hoş!
Gerek ağlat gerek güldür
Gerek yaşat gerek öldür
Aşık Yunus sana kuldur
Lutfun da hoş, kahrın da hoş!
Yunus Emre
Sizlerle paylaşmak istedim. Çok sevdiğim bir Yunus Emre klasiği....
-
Annelerimizden Neler Öğrendik ?
Mantıklı düşünmeyi, İleri görüşlü olmayı, Hayatın çelişkilerle dolu olduğunu, Dayanıklı olmayı, Sabırlı olmayı, Olgun olmayı, Adaleti...
İyi yapılmış bir işi takdir etmeyi "Bana bakın, gidin birbirinizi dışarda gebertin, evi daha yeni temizledim...!!!"
Duaların Gücünü: "Yat kalk dua et ki baban müzik setinin bozulduğunu farketmedi..."
Zamana karşı yarışmayı: "O oyuncaklarını topla yoksa bi tekme attığım gibi hepsini karşı sahilden toplarsın.."
Mantıklı Düşünmeyi; "Ben öyle diyorsam öyledir...!!!"
İleri görüşlü olmayı: "Çıkmadan önce temiz bi çamaşır giy.. yolda Allah korusun başına birşey gelir kirli çamaşırla etrafa rezil olursun."
Hayatın trajikomik yanlarını: "Sen daha orda gülmeye devam et, birazdan ben seni tam güldürecem...."
Hayatın çelişkilerle dolu olduğunu: "Kapa çeneni ve çorbanı iç ..!!"
Dayanıklı olmayı: " O ıspanak bitene kadar sofradan kalkmak YOK..!!!"
Hava raporu tahmini yapmayı: "Şu dağınıklığa bak... yabancı biri görse odanın ortasından kasırga geçmiş sanır..."
Abartmayı: "Sana 500 bin defa söyledim kirli ayakkabılarınla içeri girme diye...!!"
Davranış Psikolojisini: "Babana çekeceğine biraz bana çekseydin noolurdu ?..."
Olağanüstü durumlara hazırlıklı olmayı: "Dinleme bakalım anne sözü dinlemee...!!! 'Kafana meteor düşecek kenara çekil" diye bağırsam onu bile dinlemezsin di mi......!!!!"
Kıskanmayı: "Dünyada senin annen baban gibi mükemmel bi aileye sahip olmayan, kac milyon çocuk var biliyor musun..."
Sabırlı olmayı; "Baban eve gelsin, sen görürsün''
Hakkımızı alacağımızı; "Eve vardığımızda ben bilirim sana yapacağımı"
Diyalog kurmayı; "Sana bir şey sorduğumda cevap ver...!!"
"Ne söyleyeyim anne?"
"Sus!! Bana cevap verme!!!"
Tıp bilgilerini: "Gözlerini şaşı yaparken bir gün öyle kalıvereceksin"
Olgun olmayı; "Bu tabağın hepsini bitirmezsen asla büyüyemezsin."
Genetik bilgileri; "Sen de o lanet olası babana çektin."
Bilgeliği; "Benim yaşıma gel de anlarsın o zaman."
VE .....Adaleti; "Bir gün senin de çocukların olacak.. inşallah onlar da sana senin şimdi bana yaptıklarını yaparlar...
-
Boşanmada tazminat ve nafaka
1. Maddi ve manevi tazminat
MADDE 174.- Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir.
Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.
2. Yoksulluk nafakası
MADDE 175.- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.
Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.
3. Tazminat ve nafakanın ödenme biçimi
MADDE 176.- Maddi tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir.
Manevi tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez.
İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi halinde mahkeme kararıyla kaldırılır.
Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.
Hakim, istem halinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.
4. Yetki
MADDE 177.- Boşanmadan sonra açılacak nafaka davalarında, nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.
5. Zamanaşımı
MADDE 178.- Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.
-
BOŞANMA
A. Boşanma sebepleri
I. Zina
MADDE 161.- Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir.
Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.
Affeden tarafın dava hakkı yoktur.
II. Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış
MADDE 162.- Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir.
Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.
Affeden tarafın dava hakkı yoktur.
III. Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme
MADDE 163.- Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir.
IV. Terk
MADDE 164.- Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hakim tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır.
Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hakim, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi halinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilan yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.
V. Akıl hastalığı
MADDE 165.- Eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hale gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir.
VI. Evlilik birliğinin sarsılması
MADDE 166.- Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Yukarıdaki fıkrada belirtilen hallerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.
Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu halde boşanma kararı verilebilmesi için, hakimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hakim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü halinde boşanmaya hükmolunur. Bu halde tarafların ikrarlarının hakimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.
Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi halinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.
B. Dava
I. Konusu
MADDE 167.- Boşanma davası açmaya hakkı olan eş, dilerse boşanma, dilerse ayrılık isteyebilir.
II. Yetki
MADDE 168.- Boşanma veya ayrılık davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.
III. Geçici önlemler
MADDE 169.- Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re'sen alır.
C. Karar
I. Boşanma veya ayrılık
MADDE 170.- Boşanma sebebi ispatlanmış olursa, hakim boşanmaya veya ayrılığa karar verir.
Dava yalnız ayrılığa ilişkinse, boşanmaya karar verilemez.
Dava boşanmaya ilişkinse, ancak ortak hayatın yeniden kurulması olasılığı bulunduğu takdirde ayrılığa karar verilebilir.
II. Ayrılık süresi
MADDE 171.- Ayrılığa bir yıldan üç yıla kadar bir süre için karar verilebilir. Bu süre ayrılık kararının kesinleşmesiyle işlemeye başlar.
III. Ayrılık süresinin bitimi
MADDE 172.- Süre bitince ayrılık durumu kendiliğinden sona erer.
Ortak hayat yeniden kurulmamışsa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Boşanmanın sonuçları düzenlenirken ilk davada ispatlanmış olan olaylar ve ayrılık süresinde ortaya çıkan durumlar göz önünde tutulur.
IV. Boşanan kadının kişisel durumu
MADDE 173.- Boşanma halinde kadın, evlenme ile kazandığı kişisel durumunu korur; ancak, evlenmeden önceki soyadını yeniden alır. Eğer kadın evlenmeden önce dul idiyse hakimden bekarlık soyadını taşımasına izin verilmesini isteyebilir.
Kadının, boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğu ve bunun kocaya bir zarar vermeyeceği ispatlanırsa, istemi üzerine hakim, kocasının soyadını taşımasına izin verir.
Koca, koşulların değişmesi halinde bu iznin kaldırılmasını isteyebilir.
-
BATIL OLAN EVLENMELER
A. Mutlak butlan
I. Sebepleri
MADDE 145.- Aşağıdaki hallerde evlenme mutlak butlanla batıldır:
1. Eşlerden birinin evlenme sırasında evli bulunması,
2. Eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması,
3. Eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı bulunması,
4. Eşler arasında evlenmeye engel olacak derecede hısımlığın bulunması.
II. Dava açma görevi ve hakkı
MADDE 146.- Mutlak butlan davası, Cumhuriyet savcısı tarafından re'sen açılır.
Bu dava, ilgisi olan herkes tarafından da açılabilir.
III. Dava hakkının sınırlanması veya kalkması
MADDE 147.- Sona ermiş bir evliliğin mutlak butlanı Cumhuriyet savcısı tarafından re'sen dava edilemez; fakat her ilgili, mutlak butlanın karar altına alınmasını isteyebilir.
Ayırt etme gücünün sonradan kazanılması veya akıl hastalığının iyileşmiş olması durumlarında mutlak butlan davasını yalnız ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eş açabilir.
Evliyken yeniden evlenen bir kimsenin önceki evliliği mutlak butlan kararı verilmeden önce sona ermişse ve ikinci evlenmede diğer eş iyiniyetli ise, bu evlenmenin butlanına karar verilemez.
B. Nisbi butlan
I. Eşlerin dava hakkı
1. Ayırt etme gücünden geçici yoksunluk
MADDE 148.- Evlenme sırasında geçici bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olan eş, evlenmenin iptalini dava edebilir.
2. Yanılma
MADDE 149.- Aşağıdaki durumlarda eşlerden biri evlenmenin iptalini dava edebilir:
1. Evlenmeyi hiç istemediği veya evlendiği kişiyle evlenmeyi düşünmediği halde yanılarak bu evlenmeye razı olmuşsa,
2. Eşinde bulunmaması onunla birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez bir duruma sokacak derecede önemli bir nitelikte yanılarak evlenmişse.
3. Aldatma
MADDE 150.- Aşağıdaki durumlarda eşlerden biri evlenmenin iptalini dava edebilir:
1. Eşinin namus ve onuru hakkında doğrudan doğruya onun tarafından veya onun bilgisi altında bir başkası tarafından aldatılarak evlenmeye razı olmuşsa,
2. Davacının veya altsoyunun sağlığı için ağır tehlike oluşturan bir hastalık kendisinden gizlenmişse.
4. Korkutma
MADDE 151.- Kendisinin veya yakınlarından birinin hayatı, sağlığı veya namus ve onuruna yönelik pek yakın ve ağır bir tehlike ile korkutularak evlenmeye razı edilmiş eş, evlenmenin iptalini dava edebilir.
5. Hak düşürücü süre
MADDE 152.- İptal davası açma hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak altı ay ve her halde evlenmenin üzerinden beş yıl geçmekle düşer.
II. Yasal temsilcinin dava hakkı
MADDE 153.- Küçük veya kısıtlı, yasal temsilcisinin izni olmadan evlenirse, izni alınmayan yasal temsilci evlenmenin iptalini dava edebilir.
Bu suretle evlenen kimse sonradan onsekiz yaşını doldurmak suretiyle ergin olur, kısıtlı olmaktan çıkar veya karı gebe kalırsa evlenmenin iptaline karar verilemez.
C. Butlanı gerektirmeyen sebepler
I. Bekleme süresine uymama
MADDE 154.- Kadının bekleme süresi bitmeden evlenmesi, evlenmenin butlanını gerektirmez.
II. Şekil kurallarına uymama
MADDE 155.- Evlendirmeye yetkili memur önünde yapılmış olan bir evliliğin kanunun diğer şekil kurallarına uyulmaması sebebiyle butlanına karar verilemez.
D. Butlan kararı
I. Genel olarak
MADDE 156.- Batıl bir evlilik ancak hakimin kararıyla sona erer. Mutlak butlan halinde bile evlenme, hakimin kararına kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğurur.
II. Sonuçları
1. Çocuklar yönünden
MADDE 157.- Mahkemece butlanına karar verilen bir evlilikten doğan çocuklar, ana ve baba iyiniyetli olmasalar bile evlilik içinde doğmuş sayılırlar.
Çocuklar ile ana ve baba arasındaki ilişkilere boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.
2. Eşler yönünden
MADDE 158.- Evlenmenin butlanına karar verilirse, evlenirken iyiniyetli bulunan eş bu evlenme ile kazanmış olduğu kişisel durumunu korur.
Eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi, tazminat, nafaka ve soyadı hakkında boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.
E. Mirasçıların dava hakkı
MADDE 159.- Evlenmenin butlanını dava etme hakkı mirasçılara geçmez. Ancak, mirasçılar açılmış olan davayı sürdürebilirler. Dava sonucunda evlenme sırasında iyiniyetli olmadığı anlaşılan sağ kalan eş, yasal mirasçı olamayacağı gibi, daha önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendisine sağlanan hakları da kaybeder.
F. Yetki ve yargılama usulü
MADDE 160.- Evlenmenin butlanı davasında, yetki ve yargılama usulü bakımından boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.
-
EVLENME BAŞVURUSU VE TÖRENİA. Başvuru
I. Başvuru makamı
MADDE 134.- Birbiriyle evlenecek erkek ve kadın, içlerinden birinin oturduğu yer evlendirme memurluğuna birlikte başvururlar.
Evlendirme memuru, belediye bulunan yerlerde belediye başkanı veya bu işle görevlendireceği memur, köylerde muhtardır.
II. Şekli
MADDE 135.- Başvuru, evlenecekler tarafından yazılı veya sözlü olarak yapılır.
III. Belgeler
MADDE 136.- Erkek ve kadından her biri, nüfus cüzdanı ve nüfus kayıt örneğini, önceki evliliği sona ermiş ise buna ilişkin belgeyi, küçük veya kısıtlı ise ayrıca yasal temsilcisinin imzası onaylanmış yazılı izin belgesini ve evlenmeye engel hastalığının bulunmadığını gösteren sağlık raporunu evlendirme memurluğuna vermek zorundadır.
IV. Başvurunun incelenmesi ve reddi
MADDE 137.- Evlendirme memuru, evlenme başvurusunu ve buna eklenmesi gereken belgeleri inceler. Başvuruda bir noksanlık görürse bunu tamamlar veya tamamlattırır.
Başvurunun usulüne uygun olarak yapılmadığı veya evleneceklerden birinin evlenmeye ehil olmadığı ya da evlenmeye yasal bir engel bulunduğu anlaşılırsa, evlenme başvurusu reddolunur ve durum evleneceklere yazıyla hemen bildirilir.
V. Redde itiraz ve yargılama usulü
MADDE 138.- Evleneceklerden her biri evlendirme memurunun ret kararına karşı mahkemeye başvurabilir. İtiraz, evrak üzerinde incelenip kesin karara bağlanır.
Ancak, mutlak butlan sebeplerinden birinin bulunduğuna ilişkin ret kararlarına karşı açılan davalar, basit yargılama usulüyle ve Cumhuriyet savcısının hazır bulunmasıyla görülür.
B. Evlenme töreni ve tescil
I. Koşulları
1. Evlenme izni
MADDE 139.- Evlendirme memuru, evlenme koşullarının varlığını tespit ederse veya ret kararı mahkemece kaldırılırsa, evleneceklere evlenme gün ve saatini bildirir veya isterlerse evlenme izni belgesini verir.
Evlenme izni belgesi, verildiği tarihten başlayarak altı ay içinde evleneceklere herhangi bir evlendirme memuru önünde evlenebilme hakkı sağlar.
2. Evlenmenin yapılamaması
MADDE 140.- Evlenme koşullarının bulunmadığının anlaşılması veya belgelerin verilmesinden başlayarak altı ayın geçmesi halinde, evlendirme memuru evlenme törenini yapamaz.
II. Yapılışı
1. Tören yeri
MADDE 141.- Evlenme töreni, evlendirme dairesinde evlendirme memurunun ve ayırt etme gücüne sahip ergin iki tanığın önünde açık olarak yapılır. Ancak, tören evleneceklerin istemi üzerine evlendirme memurunun uygun bulacağı diğer yerlerde de yapılabilir.
2. Törenin şekli
MADDE 142.- Evlendirme memuru, evleneceklerden her birine birbiriyle evlenmek isteyip istemediklerini sorar. Evlenme, tarafların olumlu sözlü cevaplarını verdikleri anda oluşur. Memur, evlenmenin tarafların karşılıklı rızası ile kanuna uygun olarak yapılmış olduğunu açıklar.
3. Aile cüzdanı ve dini tören
MADDE 143.- Evlenme töreni biter bitmez evlendirme memuru eşlere bir aile cüzdanı verir.
Aile cüzdanı gösterilmeden evlenmenin dini töreni yapılamaz.
Evlenmenin geçerli olması dini törenin yapılmasına bağlı değildir.
C. Yönetmelik
MADDE 144.- Evlenme işlemi, evlenme kütüğü, evlenmeye ilişkin yazışma ve evlenme ile ilgili diğer konular yönetmelikle düzenlenir.
-
EVLENME EHLİYETİ VE ENGELLERİA. Ehliyetin koşulları
I. Yaş
MADDE 124.- Erkek veya kadın onyedi yaşını doldurmadıkça evlenemez.
Ancak, hakim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple onaltı yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir. Olanak bulundukça karardan önce ana ve baba veya vasi dinlenir.
II. Ayırt etme gücü
MADDE 125.- Ayırt etme gücüne sahip olmayanlar evlenemez.
III. Yasal temsilcinin izni
1. Küçükler hakkında
MADDE 126.- Küçük, yasal temsilcisinin izni olmadıkça evlenemez.
2. Kısıtlılar hakkında
MADDE 127.- Kısıtlı, yasal temsilcisinin izni olmadıkça evlenemez.
3. Mahkemeye başvurma
MADDE 128.- Hakim, haklı sebep olmaksızın evlenmeye izin vermeyen yasal temsilciyi dinledikten sonra, bu konuda başvuran küçük veya kısıtlının evlenmesine izin verebilir.
B. Evlenme engelleri
I. Hısımlık
MADDE 129.- Aşağıdaki kimseler arasında evlenme yasaktır:
1. Üstsoy ile altsoy arasında; kardeşler arasında; amca, dayı, hala ve teyze ile yeğenleri arasında,
2. Kayın hısımlığı meydana getirmiş olan evlilik sona ermiş olsa bile, eşlerden biri ile diğerinin üstsoyu veya altsoyu arasında,
3. Evlat edinen ile evlatlığın veya bunlardan biri ile diğerinin altsoyu ve eşi arasında.
II. Önceki evlilik
1. Sona erdiğinin ispatı
a. Genel olarak
MADDE 130.- Yeniden evlenmek isteyen kimse, önceki evliliğinin sona ermiş olduğunu ispat etmek zorundadır.
b. Gaiplik durumunda
MADDE 131.- Gaipliğine karar verilen kişinin eşi, mahkemece evliliğin feshine karar verilmedikçe yeniden evlenemez.
Kaybolanın eşi evliliğin feshini, gaiplik başvurusuyla birlikte veya ayrıca açacağı bir dava ile isteyebilir.
Ayrı bir dava ile evliliğin feshi, davacının yerleşim yeri mahkemesinden istenir.
2. Kadın için bekleme süresi
MADDE 132.- Evlilik sona ermişse, kadın, evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün geçmedikçe evlenemez.
Doğurmakla süre biter.
Kadının önceki evliliğinden gebe olmadığının anlaşılması veya evliliği sona eren eşlerin yeniden birbiriyle evlenmek istemeleri hallerinde mahkeme bu süreyi kaldırır.
III. Akıl hastalığı
MADDE 133.- Akıl hastaları, evlenmelerinde tıbbi sakınca bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla anlaşılmadıkça evlenemezler.
-
Nişanın bozulmasının sonuçları
1. Maddi tazminat
MADDE 120.- Nişanlılardan biri haklı bir sebep olmaksızın nişanı bozduğu veya nişan taraflardan birine yükletilebilen bir sebeple bozulduğu takdirde; kusuru olan taraf, diğerine dürüstlük kuralları çerçevesinde ve evlenme amacıyla yaptığı harcamalar ve katlandığı maddi fedakarlıklar karşılığında uygun bir tazminat vermekle yükümlüdür. Aynı kural nişan giderleri hakkında da uygulanır.
Tazminat istemeye hakkı olan tarafın ana ve babası veya onlar gibi davranan kimseler de, aynı koşullar altında yaptıkları harcamalar için uygun bir tazminat isteyebilirler.
2. Manevi tazminat
MADDE 121.- Nişanın bozulması yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.
III. Hediyelerin geri verilmesi
MADDE 122.- Nişanlılık evlenme dışındaki bir sebeple sona ererse, nişanlıların birbirlerine veya ana ve babanın ya da onlar gibi davrananların, diğer nişanlıya vermiş oldukları alışılmışın dışındaki hediyeler, verenler tarafından geri istenebilir.
Hediye aynen veya mislen geri verilemiyorsa, sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulanır.
IV. Zamanaşımı
MADDE 123.- Nişanlılığın sona ermesinden doğan dava hakları, sona ermenin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.
-
Nişanlanma
MADDE 118.- Nişanlanma, evlenme vaadiyle olur.
Nişanlanma, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça küçüğü veya kısıtlıyı bağlamaz.
B. Nişanlılığın hükümleri
I. Dava hakkının bulunmaması
MADDE 119.- Nişanlılık, evlenmeye zorlamak için dava hakkı vermez.
Evlenmeden kaçınma hali için öngörülen cayma tazminatı veya ceza şartı dava edilemez; ancak yapılan ödemeler de geri istenemez.
-
Yönetimin değiştirilmesi
MADDE 112.- Haklı sebepler varsa mahkeme, vakfın yönetim organı veya denetim makamının istemi üzerine diğerinin yazılı görüşünü aldıktan sonra vakfın örgütünü, yönetimini ve işleyişini değiştirebilir.
Mahkeme, denetim makamının başvurusu üzerine, tüzükte gösterilen sebeplerle duruşma yaparak yöneticileri görevden alabilir ve vakıf senedinde başka bir hüküm yoksa yenisini seçebilir.
II. Amacın ve malların değiştirilmesi
MADDE 113.- Durum ve koşullardaki değişmeler yüzünden vakıf senedinde yazılı amaca bağlı kalınması vakfedenin arzusuna açıkça uymayacak hale gelmiş ise mahkeme, vakfın yönetim organı veya denetim makamının başvurusu üzerine diğerinin yazılı görüşünü aldıktan sonra vakfın amacını değiştirebilir.
Amacın gerçekleşmesini önemli ölçüde güçleştiren veya engelleyen koşulların ve yükümlülüklerin kaldırılmasında veya değiştirilmesinde de aynı hüküm uygulanır.
Amaca özgülenen mal ve hakların daha yararlı olanları ile değiştirilmesini veya paraya çevrilmesini haklı kılan sebepler varsa mahkeme, vakfın yönetim organı veya denetim makamının başvurusu üzerine diğerinin yazılı görüşünü aldıktan sonra gerekli değişikliğe izin verebilir.
G. Yıllık rapor
MADDE 114.- Yönetim organı her takvim yılının ilk üç ayı içinde vakfın bir önceki yıla ait malvarlığı durumunu ve çalışmalarını bir rapor halinde denetim makamına bildirir ve durumun uygun araçlarla yayımlanmasını sağlar.
H. Faaliyetten geçici alıkoyma
MADDE 115.- İçişleri Bakanlığı, Anayasada öngörülen hallerde ve belirlenen usullere uygun olarak, denetim makamının da görüşünü almak suretiyle mahkemece bir karar verilinceye kadar vakfı geçici olarak faaliyetten alıkoyabilir ve derhal mahkemeye başvurur. Hakim başvuruyu gecikmeksizin karara bağlar.
İ. Vakfın sona ermesi
MADDE 116.- Amacın gerçekleşmesi olanaksız hale geldiği ve değiştirilmesine de olanak bulunmadığı takdirde, vakıf kendiliğinden sona erer ve mahkeme kararıyla sicilden silinir.
Yasak amaç güttüğü veya yasak faaliyetlerde bulunduğu sonradan anlaşılan veya amacı sonradan yasaklanan vakfın amacının değiştirilmesine olanak bulunmazsa; vakıf, denetim makamının ya da Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine duruşma yapılarak dağıtılır.
J. Diğer hükümler
MADDE 117.- Vakıfların malları üzerinde zilyetlik yoluyla kazanma hükümleri uygulanmaz.
Derneklerin uluslararası faaliyette bulunmalarına ve üst kuruluş kurmalarına ilişkin hükümler kıyas yoluyla vakıflar hakkında da uygulanır.
Kamuya yararlı veya özel kanunlarla kurulan vakıflar hakkındaki özel hükümler saklıdır.
-
Vakfın örgütü
I. Genel olarak
MADDE 109.- Vakfın bir yönetim organının bulunması zorunludur. Vakfeden, vakıf senedinde gerekli gördüğü başka organları da gösterebilir.
II. Çalıştırılanlara ve işçilere yardım vakfı
MADDE 110.- Çalıştırılanlara ve işçilere yardım vakıflarının yöneticileri, yararlananlara, vakfın örgütü, işleyişi ve mali durumu hakkında gerekli bilgiyi vermekle yükümlüdürler.
Vakfa ödenti veren çalıştırılanlar ve işçiler en az yapmış oldukları ödeme oranında yönetime katılırlar ve temsilcilerini olabildiğince kendi aralarından seçerler.
Vakfın malvarlığının çalıştırılanların ve işçilerin yapacakları ödemelerle sağlanacak bölümünün işverene karşı vakfın bir alacağından ibaret olması, ancak bu alacak için yeterli güvence sağlanmış olmasına bağlıdır.
Yararlananların, vakfın edimlerinin yerine getirilmesini dava yoluyla isteyebilmeleri, ödenti vermiş olmalarına veya vakfı düzenleyen hükümlerin kendilerine bu hakkı tanımış bulunmasına bağlıdır.
Çalıştırılanlara ve işçilere yardım vakıflarında yararlananların yönetime katılmaları ve vakıftan yararlanma koşulları ile ilgili hükümlerde yapılacak değişiklikler, vakıf senedine göre buna yetkili organın istemi üzerine, denetim makamının yazılı görüşü alındıktan sonra yerleşim yeri mahkemesince karara bağlanır.
E. Denetim
MADDE 111.- Vakıfların, vakıf senedindeki hükümleri yerine getirip getirmedikleri, vakıf mallarını amaca uygun biçimde yönetip yönetmedikleri ve vakıf gelirlerini amaca uygun olarak harcayıp harcamadıkları Vakıflar Genel Müdürlüğünce ve üst kuruluşlarınca denetlenir. Vakıfların üst kuruluşlarınca denetimi özel kanun hükümlerine tabidir.
Denetimin nasıl yapılacağı, sonuçları ve bu Kanuna göre kurulmuş olsun veya olmasın bütün vakıfların Vakıflar Genel Müdürlüğüne ödeyecekleri denetim giderlerine katılma payı, vakfın safi gelirinin yüzde beşini geçmemek üzere tüzükle belirlenir.
F. Yönetimin, amacın ve malların değiştirilmesi
-
Vakıf senedi
I. İçeriği
MADDE 106.- Vakıf senedinde vakfın adı, amacı, bu amaca özgülenen mal ve haklar, vakfın örgütlenme ve yönetim şekli ile yerleşim yeri gösterilir.
Noksanlıklar
MADDE 107.- Vakıf senedinde vakfın amacı ile bu amaca özgülenen mal ve haklar yeterince belirlenmiş ise, diğer noksanlıklar vakfın tüzel kişilik kazanması için yapılan başvurunun reddini gerektirmez.
Bu tür noksanlıklar, tescil kararı verilmeden önce mahkemece tamamlattırılabileceği gibi; kuruluştan sonra da denetim makamının başvurusu üzerine, olanak varsa vakfedenin görüşü alınarak vakfın yerleşim yeri mahkemesince tamamlattırılır.
Tescili istenen vakfa ölüme bağlı tasarrufla özgülenen mal ve haklar amacın gerçekleşmesine yeterli değilse; vakfeden aksine bir irade açıklamasında bulunmuş olmadıkça bu mal ve haklar, denetim makamının görüşü alınarak hakim tarafından benzer amaçlı bir vakfa özgülenir.
C. Mirasçıların ve alacaklıların dava hakkı
MADDE 108.- Vakfedenin mirasçıları ile alacaklılarının, bağışlamaya ve ölüme bağlı tasarruflara ilişkin hükümler uyarınca dava hakları saklıdır.
-
VAKIFLAR
A. Kuruluşu
I.Tanımı
MADDE 101.- Vakıflar, gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluklarıdır.
Bir malvarlığının bütünü veya gerçekleşmiş ya da gerçekleşeceği anlaşılan her türlü geliri veya ekonomik değeri olan haklar vakfedilebilir.
Vakıflarda üyelik olmaz.
Cumhuriyetin Anayasa ile belirlenen niteliklerine ve Anayasanın temel ilkelerine, hukuka, ahlaka, milli birliğe ve milli menfaatlere aykırı veya belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını desteklemek amacıyla vakıf kurulamaz.
II. Kuruluş şekli
MADDE 102.- Vakıf kurma iradesi, resmi senetle veya ölüme bağlı tasarrufla açıklanır. Vakıf, yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil ile tüzel kişilik kazanır.
Resmi senetle vakıf kurma işleminin temsilci aracılığıyla yapılması, temsil yetkisinin noterlikçe düzenlenmiş bir belgeyle verilmiş olmasına ve bu belgede vakfın amacı ile özgülenecek mal ve hakların belirlenmiş bulunmasına bağlıdır.
Mahkemeye başvurma, resmi senet düzenlenmiş ise vakfeden tarafından; vakıf ölüme bağlı tasarrufa dayanıyorsa ilgililerin veya vasiyetnameyi açan sulh hakiminin bildirimi üzerine ya da Vakıflar Genel Müdürlüğünce re'sen yapılır.
Başvurulan mahkeme, mal ve hakların korunması için gerekli önlemleri re'sen alır.
III. Temyiz ve iptal
MADDE 103.- Mahkemenin verdiği karar, tebliğ tarihinden başlayarak bir ay içinde, başvuran veya Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından temyiz edilebilir.
Vakıflar Genel Müdürlüğü veya ilgililer, vakfın kurulmasını engelleyen sebeplerin varlığı halinde iptal davası açabilirler.
IV. Tescil ve ilan
MADDE 104.- Tesciline karar verilen vakıf, vakfın yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil edilir; ayrıca Vakıflar Genel Müdürlüğünde tutulan merkezi sicile kaydolunur.
Tescil kararı, başka bir mahkemece verilmiş ise, ilgili belgelerle birlikte tescil için vakfın yerleşim yeri mahkemesine gönderilir.
Yerleşim yeri mahkemesinin yapacağı bildirim üzerine Vakıflar Genel Müdürlüğünce merkezi sicile kaydolunan vakıf Resmi Gazete ile ilan olunur.
Tescil ve ilan tüzük hükümlerine göre yapılır.
V. Mal ve hakların kazanılması ve sorumluluk
MADDE 105.- Özgülenen malların mülkiyeti ile haklar, tüzel kişiliğin kazanılmasıyla vakfa geçer.
Tescile karar veren mahkeme, vakfedilen taşınmazın vakıf tüzel kişiliği adına tescil edilmesini tapu idaresine bildirir.
Ölüme bağlı tasarrufla kurulan vakfın mirasbırakanın borçlarından sorumluluğu, özgülenen mal ve haklarla sınırlıdır.
-
Saklı hükümler
MADDE 100.- Kamuya yararlı dernekler ve özel kanunlarla kurulan dernekler hakkındaki özel hükümler saklıdır
-
Derneklerin örgütlenmesi
I. Şube açmaları
1. Kuruluşu
MADDE 94.- Dernekler, gerekli görülen yerlerde genel kurul kararıyla şube açabilirler. Bu amaçla dernek yönetim kurulunca yetki verilen en az üç kişilik kurucular kurulu, şube açılacak yerin en büyük mülki amirine şube kuruluş bildirimini ve gerekli belgeleri verir.
Şube kurucularının, şubenin açılacağı yerde en az altı aydan beri oturmakta olmaları zorunludur.
Şube kuruluş bildiriminin içeriği ve gerekli belgeler, yönetmelikte gösterilir.
2. Şubenin organları ve uygulanacak hükümler
MADDE 95.- Her şubede genel kurul ve yönetim kurulu ile denetim kurulu veya denetçi bulunması zorunludur.
Bu organların görev ve yetkileri ile şubelere ilişkin diğer hususlar hakkında bu
Kanun hükümleri uygulanır.
II. Üst kuruluşlar kurmaları
1. Federasyon
MADDE 96.- Federasyonlar, kuruluş amaçları aynı olan en az beş derneğin, amaçlarını gerçekleştirmek üzere üye sıfatıyla bir araya gelmeleri suretiyle kurulur.
Her federasyonun bir tüzüğü bulunur.
Federasyon, kuruluş bildirimi, tüzük ve gerekli belgelerin yerleşim yerinin en büyük mülki amirine verilmesiyle tüzel kişilik kazanır.
2. Konfederasyon
MADDE 97.- Konfederasyonlar, kuruluş amaçları aynı olan en az üç federasyonun, amaçlarını gerçekleştirmek üzere üye sıfatıyla bir araya gelmeleri suretiyle kurulur.
Her konfederasyonun bir tüzüğü bulunur.
Konfederasyon, kuruluş bildirimi, tüzük ve gerekli belgelerin yerleşim yerinin en büyük mülki amirine verilmesiyle tüzel kişilik kazanır.
3. Ortak hükümler
MADDE 98.- Dernekler, bağlı oldukları federasyonun; federasyonlar da bağlı oldukları konfederasyonun genel kurulunda en az üçer üye ile temsil olunurlar. Temsilci üyeler, ilgili derneklerin ve federasyonların genel kurullarınca seçilirler.
Federasyon ve konfederasyonlara ilişkin diğer hususlar hakkında bu
Kanun hükümleri uygulanır.
G. Dernek gelirleri
MADDE 99.- Dernek gelirleri, üye ödentisi, dernek faaliyetleri sonucunda veya dernek malvarlığından elde edilen gelirler ile bağış ve yardımlardan oluşur.
-
III. Yabancıların dernek kurma hakkı
MADDE 93.- Türkiye'de yerleşme hakkına sahip olan yabancı gerçek kişiler, karşılıklı olmak koşuluyla dernek kurabilirler veya kurulmuş derneklere üye olabilirler.
Onursal üyelik için bu koşul aranmaz.
-
Tarih:01/05/2008
.................................................. .....'ne,
.................................................. ..................................adresinde bulunan işyerinizde ..............................................tari hleri arasında çalışmış bulunmaktayım. Söz konusu çalışma sürem içerisinde doğan tüm kanuni ve akdi haklarımı aldım. İşyerinizden şahsi gerekçelerimle, kendi istek ve rızamla herhangi bir baskı olmadan....................(İhbar süresi göz önünde bulundurularak tarih yazılması uygundur.) tarihinde ayrılmak istiyorum. Gerekli işlemlerin yapılmasını saygılarımla arzederim..
SSK No:
Adı
Soyadı
Adresi
Not:Bu dilekçe ibraname niteliğinde olmayıp,işçinin kendi isteğiyle iş'ten ayrılması için bir örnektir.
-
Goyunun Herifi (KOÇ)
Şansız döni, işler yoluna giri... Ekonomiz birezim düzelecek...
Tosun (BOÐA)
Siz siz olun galp gırmayın... Galp gırmah golaydır ama yapmah çoh zordur...
Çütüzler (İKİZLER)
Ne gadar sevünsez azdur... Aşk da, iş de yolunda...Bayram etsez yeridir...
Çayan (YENGEÇ)
Size uzun bi yol görüni... Tatil zamanı del, ama gine siz bilirsiz...
Orman Ağası (ASLAN)
Çoh sevineceğiz bi haber alacahsız... Postacı gapızı çaldı çalacah...
Kelle (BAŞAK)
Anlaşı-etkin siz dedigoduyu çoh sevisiz... Milleti çeküştürmekten vazgeçin...
Gantar (TERAZİ)
Size en yahın arhadaşız kelek yapi... Orda burada hakgızda ileri geri gonişi...
Ahu Bocigi (AKREP)
Nereye gitsez orayı gurutisiz... Bu sıra Elazığ maçlarına heç getmeyin...
Eğrülmüş Demir (YAY)
Elin işine garışmayacam deyisiz, gine de garişisiz... Eyliğiz kötülük oli...
Gıdik (OÐLAK)
Dediğim dedik çaldığım düdük deyisiz... Yazuhtur babam yazuh...
Sitil (KOVA)
Yağacah yağmurlara gara dikgat edin... Fazla ortalıhlarda dolaşmayın...
Deniz Guşu (BALIK)
Efferim size, bu sıra bildigiz gibi devam edin..
alıntıdır