-
Bu forum Yargıtay kararlarını ekleyebileceğiniz bir alandır.
-
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Kararı
ESAS NO : 2003/12442
KARAR NO : 2003/13123
KARAR TARİHİ : 08.07.2003
ÖZET:Geçersiz Nedenlerle Fesih&İşe İade
Davacı işçi, iş sözleşmesinin 25.03.2003 tarihinde sendikal nedenlerle davalı işveren tarafından feshedildiğini belirterek bu tarihte yürürlükte olan 1475 sayılı İş Kanun’unun 4773 sayılı Kanun ile değişik 13/A, B, C ve D maddeleri uyarınca işe iadesine karar verilmesi, iade kararına rağmen işverence süresi içinde işe başlatılmaması halinde bir yıllık ücreti tutarında tazminat ve en çok dört aya kadar boşta geçen süreye ait ücret istekleriyle bu davayı açmıştır. Davalı işveren feshin ekonomik nedenlerle gerçekleştirildiğini belirterek geçerli fesih nedeninin bulunduğunu savunmuştur.
Mahkemece istek doğrultusunda karar verilmiştir.
Dosya içindeki bilgi ve belgelerden; davalı işverenin 15.03.2003 tarihinde yürürlüğe gireceği önceden bilinen 4773 sayılı Kanun ile 1475 sayılı İş Kanununa getirilen iş güvencesine ilişkin hükümleri bertaraf etmek amacıyla, işçilere belirli süreli iş sözleşmelerini imzalatmaya çalıştığı izlenimi edinilmekte, işçilerin bu durumu kabul etmemesi üzerine davacının da aralarında bulunduğu bir kısım işçilerin 17.03.2003 tarihinde sendikaya üye oldukları görülmektedir. Keza, davalı işveren temsilcisi tarafından sendika üyeliğinden çekilme konusunda baskılar yapıldığı işçilerin kabul etmemesi üzerine bu kez 25.03.2003 tarihinde iş sözleşmelerinin feshi yoluna gidildiği anlaşılmaktadır. Diğer taraftan bu fesihlerden sonra çoğunluğunu sendika üyeliğinden çekilenlerin oluşturduğu bir kısım işçiler tekrar işe alınmıştır. Davalı işverenin iş güvencesine ilişkin hükümlerin yürürlüğe girmesinden önce tazminatları ödenmek suretiyle işçilerin iş sözleşmelerini fesih hakkı olduğu halde bu yola gitmeyerek belirli süreli iş sözleşmesi imzalatmaya çalıştığı şeklindeki davacı iddiaları, davalı işverenin başlangıçta fesih amacı taşımadığını göstermektedir. Ancak davacının sendikaya üye olmasını müteakip, istifaya davet edilmesi üzerine kabul etmemesi nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilmesi yoluna gidildiği görülmüştür.
Davalı işveren talep ve sipariş azalması, ülkede yaşanan ekonomik kriz gibi işyeri dışından kaynaklanan sebeplere dayanmıştır. Belirtmek gerekir ki; söz konusu Yasanın gerekçesinde de açıklandığı üzere, bu uygulamaya giderken öncelikle fazla çalışmalar kaldırılmalı, işçinin rızası ile çalışma süreleri kısaltılmalı, iş zamana yayılmalı, kısacası fesih en son çare olarak düşünülmelidir. Somut olayda işverenin bu tür uygulamalara başvurmadığı aksine, üretimde ve fazla mesailerde artışa gittiği belgelerden anlaşılmıştır.
Yukardaki açıklamalara göre, mahkemece işveren tarafından yapılan feshin sendikal nedene dayandığı gerekçesiyle işçinin işe iadesine ve işe iade kararına rağmen işverence işe başlatılmaması durumunda bir yıllık ücreti tutarında tazminata ve yine boşta geçen süre ile ilgili ücretin kabulüne karar verilmesi, 1475 sayılı İş Kanununun 13/D ve 2821 sayılı Yasanın 31/6. maddesi hükümleri uyarınca isabetlidir. Ancak, anılan Yasanın 13/D. maddesinde “mahkeme feshin geçersizliğine karar verdiğinde, işçinin işe başlatılmaması halinde ödenecek tazminat miktarını da belirler” kuralına yer verilmiş olup, mahkemece bu tazminat miktarının belirlenmesi ile yetinilmelidir. Ayrıca tahsili yönünde hüküm kurulması hatalıdır.
Öte yandan, bu tazminat işe iadeye dair kararın kesinleşmesini takiben işçinin süresi içinde işverene başvurması ve bir aylık süre içinde işverence işe başlatılmaması halinde muaccel olur. Böyle olunca bu tazminat için dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi de doğru değildir. İşçinin çalıştırılmadığı süre için kararın kesinleşmesine kadar hesaplanacak olan en çok dört ayla sınırlı ücret alacağı da, işçinin işe iade kararının kesinleşmesinden sonra süresi içinde işverene başvurduğu anda muaccel olan bir alacaktır. Bu alacak için de faize karar verilmesi hatalıdır.
Açıklanan nedenlerle, mahkemece feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine ilişkin verilen hüküm yerinde olup, buna yönelik temyiz itirazları isabetli görülmemiş, tazminat ile boşta geçen süre ücreti ve diğer konularda verilen hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve fesih tarihinde yürürlükte olan 1475 sayılı İş Kanununun 13/C maddesinin son cümlesi uyarınca aşağıdaki gibi Dairemizce karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ :Yukarda gösterilen nedenlerle;
1- Asliye Hukuk (İş) Mahkemesinin 06.06.2003 gün ve 2003/ Esas 2003/ Karar sayılı kararının bozularak ORTADAN KALDIRILMASINA,
2- İşverence yapılan FESHİN GEÇERSİZLİÐİNE ve davacının İŞE İADESİNE,
3- Davacının yasal sürede başvurusuna rağmen işverenin süresi içinde işe başlatmaması halinde ödenmesi gereken tazminat miktarının işçinin bir yıllık ücreti tutarı olan brüt 3.856.245.648 TL olarak belirlenmesine,
4- Davacı işçinin işe iadesi için işverene süresi içinde müracaatı halinde hak kazanılacak olan ve kararın kesinleşmesine kadar en çok dört aya kadar ücretin taleple bağlı olarak 50.000.000 T’L nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5- Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
6- Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte olan tarifeye göre 200.000.000 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
7- Davacının yaptığı yargılama gideri 20.200.000 TL’nin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, davalı tarafından temyiz gideri olarak yapılan 9.150.000 TL’nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
8- Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine kesin olarak 08.07.2003 günü oybirliğiyle karar verildi.
-
Yargıtay 8. Ceza Dairesi
Tarih: 25.2.2008
Esas: 2007/13484
Sayı : 2008/1110
Özet: Beraat eden sanık yararına avukatlık ücretine hükmedilmesine ilişkin AAÜT 13/5 maddesinin CMK’ na uygun olduğu
Karar metni
İşkence yapmak suçundan sanıklar Y.Ö, A.İ.B ve M.D haklarında yapılan yargılama sonucunda sanıkların beraatine, 2007 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 12/5 maddesi uyarınca, sanıklar vekalet ile temsil edildiğinden, 1000 Yeni Türk Lirası maktu ücreti vekaletin hazineden alınarak sanıklara verilmesine dair (ESKİŞEHİR) Ağır Ceza Mahkemesinin 16.02.2007 tarih, 2005/255 esas, 2007/51 sayılı kararı ve dosyası ile ilgili olarak;
Dosya kapsamına göre, beraat eden sanık lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/5. maddesi gereğince hazine aleyhine vekalet ücretine hükmedilmiş ise de, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda beraat eden sanık yararına vekalet ücretine karar verileceğine ilişkin bir düzenleme bulunmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 13.11.2007 gün ve 57424 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay C.Başsavcılığından 11.12.2007 gün ve KYB/2007-57424 sayılı ihbarnamesi ile dairemize tevdi kılınmakla incelendi.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Gereği görüşülüp düşünüldü:
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 168. maddesi ile “yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin” belirlenmesi görevi Türkiye Barolar Birliğine (TBB) verilmiş ve TBB’de Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin (Tarife) 13/5. madde-fıkrası ile beraat eden sanık yararına vekalet ücretini hazinenin ödemesine ilişkin düzenlemeyi yürürlüğe koymuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 324/1. madde-fıkrasına göre avukatlık ücreti yargılama giderlerinden olup ve yine aynı CMK.nun 327/2. madde-fıkrası uyarınca beraat eden “kişinin önceden ödemek zorunda kaldığı giderler, Devlet Hazinesince üstlenilir.” Öte yandan “29.5.1957 günlü 4/6 ve 2.5.1956 günlü 4/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararlarında da yargılama giderlerinin neler olduğu sayılmış; karşı tarafa yüklenecek olan avukatlık ücretinin de bu giderler arasında olduğu açıkça belirtilmiştir.” (Murat Aydın; Beraat Eden Sanık Yararına Avukatlık Ücretine Hükmedilmesi Kanuna Aykırı Değildir. “ Terazi Aylık Hukuk Dergisi, Sayı:18, Şubat 2008, s.159-167) Mülga CMUK.nun 409. maddesinin 2. fıkrasındaki “Bir kimsenin evvelce ödemek mecburiyetinde kaldığı masraflar, Devlet hazinesine tahmil olunabilir.” Şeklindeki düzenleme ile CMK.nun 327/1.maddedeki düzenlemenin aynı olduğu ve CMUK.nun meriyette olduğu evrede uygulamanın ve özellikle Tarife’nin bu biçimde düzenlenmediği ileri sürülebilirse de (Bknz. Zekeriya yılmaz; Beraat Eden Sanık Yararına Vekalet Ücretine Hükmedilmesine İlişkin Tarife Hükmünün Kanuni Bir Dayanağı Bulunup Bulunmaması Sorunu” Terazi Aylık Hukuk Dergisi, Sayı:15, Kasım 2007, s.71-82)Tarife’nin 13/5. madde-fıkrasındaki hükmü geçersiz kılmayacaktır. Kaldı ki “CMK.nun 150/1. maddesi uyarınca; hakkında bir ceza davası açılan kişi bir müdafii (avukat) seçebilecek durumda olmadığını beyan ettiği” takdirde kendisine baro tarafından görevlendirilen bir avukat atanacak, sanık bu avukata herhangi bir ödeme yapmayacak ve ücreti de HAZİNE tarafından karşılanacağı gibi dava sonunda beraat etmesi halinde de önceden ödenen bu ücret HAZİNE üzerinde kalacaktır. CMUK.nun meriyette olduğu dönemde de aynı düzenleme mevcut olmasına karşın, Tarife’nin 13/5. maddesi hükmü bulunmadığından avukatla kendisini temsil ettiren ile Baro tarafından müdafii tayin edilen sanık arasındaki eşitsizlik tarifenin anılan hükmüyle de giderilmiş bulunmaktadır.
Beraat eden sanığın CMK.nun 141. ve devamı maddeleri uyarınca bu konuda dava açma imkanı da bulunmadığı gözetildiğine ki anılan ve davamı maddelerinin yer aldığı bölümün başlığının “Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat” olması ve ancak bu maddede belirtilen sayılı ve sınırlı nedenlerle dava açılabilmesi ve bunların içinde de beraat eden sanığın önceden avukatına ödediği ücretin yer almaması CMK.na göre ceza yargılamasında davayı münhasıran Cumhuriyet Savcısının açmak durumunda olması ve bunu da Türkiye Cumhuriyeti devleti adına yapması ve dolayısıyla davada Devletin taraf olması karşısında Tarifenin 13/5.maddesindeki düzenlemenin doğru ve yerinde görülmesi gerektiği nazara alınarak Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 13.11.2007 gün ve 57424 sayılı yazılarına atfen Yargıtay C.Başsavcılığından 11.12.2007 gün ve 256243 sayılı kanun yararına bozma istemli ihbarname içeriği yerinde görülmediğinden Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesinin 16.2.2007 tarih ve 2005/255 esas, 2007/51 sayılı kararının kanun yararına bozma talebinin (REDDİNE), dosyanın Yüksek Adalet Bakanlığına gönderilmesi için Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 25.2.2008 günü oybirliğiyle karar verildi.
-
Yeni üyelerimizin site hakkındaki düşünceleri,görüşleri ve önerilerini paylaşabilecekleri bir alandır.
-
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinden:
Esas No : 2007/5478
Karar No : 2008/5309
İncelenen Kararın:
Mahkemesi : Karasu Asliye Hukuk Mahkemesi
Tarihi : 19/12/2000
Numarası : Esas No: 2000/300
Karar No: 2000/306
Davacı : Emine Külünk
Davalı : Hasımsız
Dava Türü : Yabancı Mahkeme Kararının (Boşanma) Tanınması
Temyiz Eden : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
Davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Davacı vekili tarafından hasımsız olarak açılan davada, boşanmaya ilişkin Gelsenkirchen-Buer Sulh Hukuk Mahkemesinin (Aile Mahkemesi) 4/5/1999 tarih ve 19 F 172/98 sayılı kararının tanınmasına karar verilmesinin istendiği, mahkemece davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.
2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 42. maddesi hükmüne göre, tanıma talebinin incelenmesi ve karara bağlanması tenfiz davalarındaki usul ve esasa tabi olup, yabancı mahkeme kararının tanınması, kararın Türk Mahkemelerinde kesin delil veya kesin hüküm olarak kabulü sonucunu doğurmaktadır.
Bu itibarla Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 36. maddesi uyarınca diğer eşe husumet yöneltilmesi, tanıma talebini içeren dilekçenin anılan Kanunun 39/1. maddesi hükümlerine uygun olarak duruşma günü ile birlikte karşı tarafa tebliğ edilmesi, duruşma gününde de basit yargılama usulü hükümlerine göre incelenerek karara bağlanması gerekmektedir.
Mahkemece, anılan hükümlere aykırı olarak, hasımsız açılan davanın, taraf teşkili yapılmaksızın duruşma açılarak, karşı tarafa savunma imkanı sağlanmadan kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi. 14/4/2008
-
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ''Turizmi Teşvik Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun''u onayladı. Kanunla birlikte orman sayılan yerler Kültür ve Turizm Bakanlığı'na tahsis edilecek.
Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamaya göre, Cumhurbaşkanı Gül'ün onayladığı 5761 sayılı "Turizmi Teşvik Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" yayımlanmak üzere Başbakanlığa gönderildi.
Kanuna göre, Hazine'ye ait yerler Maliye Bakanlığı'nca, Kültür ve Turizm Bakanlığı'na tahsis edilecek.
Hazine adına tescili yapılmamış, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerle, kapanan yollar ve yol fazlalarının resen tescili, talep tarihinden başlayarak en geç 1 ay içinde tamamlanacak.
Kanunda, Hazine mülkiyetinde yeterli alanın bulunmadığı durumlarda, Orman Kanunu'na göre orman sayılan yerlerden hangilerinin Çevre ve Orman Bakanlığı'nca, Kültür ve Turizm Bakanlığı'na tahsis edileceği de belirleniyor.
Orman sayılan yerlerde turizme tahsis edilecek alan, ildeki ormanların binde 5'ini geçemeyecek. Yapılaşmaya esas inşaat emsal değeri yüzde 30'u aşamayacak.
Turizm yatırımı için tahsis edilen orman alanının 3 katı kadar alanın ağaçlandırma bedeli ve ağaçlandırılan bu alanın 3 yıllık bakım bedeli, yatırımcı tarafından Orman Genel Müdürlüğü hesabına yatırılacak.
Bu paralar ağaçlandırma ve bakım giderlerinde kullanılacak. Belirtilen bedelin yatırılmadığının tespiti durumunda yatırımcıya turizm yatırımı veya işletme belgesi verilmeyecek.
İşletmelerin fiyat tarifesi bakanlık tarafından belirlenecek
Bakanlığın tasarrufuna geçen taşınmazların yatırımcılara tahsisi, kiralanması ve bunlar üzerinde irtifak hakkı tesisine ilişkin esaslar, süreler, bedeller, hakların sona ermesi ve diğer şartlar Kültür ve Turizm, Maliye, Çevre ve Orman bakanlıklarınca Devlet İhale Kanunu ve Orman Kanunu hükümlerine bağlı olmaksızın ortak tespit edilecek.
Bakanlık, kendi tasarrufuna geçen taşınmazları, Türk ve yabancı uyruklu gerçek ve tüzel kişilere tahsis edebilecek.
Belgeli işletmelerin uygulayacakları fiyat tarifelerinin hazırlanması ve onaylanmasına ilişkin genel ilkeler, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca belirlenecek.
Kanunla, işletmelerin en geç temmuz ayı sonuna kadar bir sonraki takvim yılında, uygulayacakları tarifelerini bakanlığa gönderme zorunluğu kalkacak.
Bakanlık, belgeli yatırım ve işletmeleri, belgeye esas olan niteliklerini, bu niteliklerini koruyup korumadıklarını denetleyecek ve işletmeleri sınıflandıracak.
Ön izinler Çevre ve Orman Bakanlığı'ndan alındı
Bakanlık, gerekli gördüğü hallerde, ilan edeceği pilot bölgelerdeki turizm işletmesi belgesi olmayan konaklama tesislerinden, verilen süre içerisinde turizm işletmesi belgeli tesis şartlarına uymasını talep edecek.
Bu şartları yerine getiren konaklama tesisleri belgelendirilecek, şartları yerine getirmeyen konaklama tesislerinin faaliyetlerine son verilecek.
Kanunla, turizm yatırımı veya işletme belgesinin iptaline de sınırlama getirildi. Buna göre, 1 yıl içerisinde 3. kez idari para cezasını gerektiren bir fiilden dolayı turizm yatırımı veya turizm işletmesi belgesi iptal edilemeyecek.
Daha önce Çevre ve Orman Bakanlığı'nca verilen ön izinler, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca verilecek.
Kültür Bakanlığı'na devredilecek yerler
Sağlık turizmine yönelik fizik tedavi tesisi veya rehabilitasyon merkezi tesislerini kapsayan konaklamalı tesisler yapılabilmesi için iklimsel ve çevresel zorunluluk bulunan, termal turizmine yönelik jeotermal kaynakları bulunan, kış turizmi kapsamında uygun yapı ve tesislerin yapılabileceği yeterli pist uzunluğunu ve gerekli rakımı sağlayan yerler en geç bir ay içinde Kültür ve Turiz Bakanlığı'na devredilecek
Yine eko-turizm kapsamında yer alan yayla turizmi, kırsal turizm ve benzeri turizm türlerine yönelik tesislerin yer alabileceği çevresel ve sosyal anlamda imkan sağlayan, golf turizmine yönelik olarak uygun iklim yapısı ve topografik özellikler dikkate alınarak uluslararası standartlara uygun tesisler gerçekleştirilmesine imkan sağlayan yerler de bakanlığa devredilecek.
Kaynak: cnnturk.com
-
İSTANBUL NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'NE
DAVACI :Fadime Yılmaz
DAVALI :Nüfus İdaresi Müdürlüğü.
TALEP KONUSU :Nüfus kaydının tashihi talebidir.
İZAHAT :Nüfus kayıtlarında ad soyadı hanesinde Fadime olarak yazılı bulunmakla birlikte gerçekte Gül olması iktiza etmektedir Şöyle ki;
1- Nüfus kayıtlarında her ne kadar ön adım Fadime olarak geçmekte ise de sosyal hayatımda bu durum gerçekle bağdaşmamaktadır. Zira sosyal çevremde Gül ismiyle maruf olup bu isimle zikredilmekteyim.Fadime ismi babam tarafımdan konulmuş olmasına binaen ayrıca Gül ismi de tarafıma ön ad olarak verilmiştir. Fakat Gül ismi nüfus kayıtlarına ailem tarafımdan işlenmemiştir.
2- Asıl adımın Gül olması nedeniyle okumakta olduğum ....Fakültesinde ve sosyal yaşantımda sorunlar yaşamaktayım. Zira okul hocalarımın ve okul asistanlarının adımı Gül diye bilmeleri ancak gösterdiğim kimlikte adımın Fadime olarak geçmesi nedeniyle ders sınavları esnasında sorunlar yaşamaktayım. Okul ve diğer resmi yazışmalarda Gül adı ile tanındığım için adresimin bulunamaması söz konusu olmaktadır.
3- Ön adımın farklı oluşundan kaynaklanan belirttiğim sebepler nedeniyle iş bu davayı açmak zarureti hasıl olmuştur.
HUKUKİ SEBEPLER :TMK ve ilgili mevzuat
DELİLLER : Nüfus kaydı, tanık beyanı, okul ile ilgili yazışmalar vs. her türlü yasal delil
NETİCE VE TALEP : Yukarıda arz edilen sebeplerle davamın kabulü ile, (kimlik bilgileri cilt no vs.)HACI olarak yazılmış bulunan adımın Gül olarak tashihine karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim...
15.06.2008
Davacı
-
…………………… SULH CEZA MAHKEMESİ
SAYIN HAKİMLİÐİ’NE
DOSYA NO : …… / ……Esas
DURUŞMA GÜNÜ : …/…/…..
DURUŞMA SAATİ : ..:..
KONU : Mazeret dilekçemizdir.
AÇIKLAMALAR
Yukarıda dosya numarası verilen davanın bugünkü oturumuna aynı gün ve saatte İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen …../…. Esas sayılı dosyanın karar aşamasında olması sebebiyle katılamayacağım. Mesleki mazeretimin kabulü ile duruşmanın bir başka güne ertelenmesini, Sayın Hakimliğiniz’den saygılarımla arz ve talep ederim. …/…/……
........................ ....................
Avukat
-
.... BAKANLIÐINA
.. İL MÜDÜRLÜÐÜNE
… MÜDÜRLÜÐÜNE
657 sayılı Kanunun "Çekilme:" başlıklı 20'inci maddesinde "Devlet memurları, bu kanunda belirtilen esaslara göre memurluktan çekilebilirler." hükmü, 94'üncü maddesinde ise "Devlet memuru bağlı olduğu kuruma yazılı olarak müracaat etmek suretiyle memurluktan çekilme isteğinde bulunabilir" hükmü yer almaktadır.
Yukarıdaki hüküm gereğince, memuriyet görevinden çekilmek istiyorum.
Gereğini arz ederim.
Ad Soyadı
Adres:
Sicil No:
T.C. Kimlik No:
-
81 yıl önce İsviçre’den tercüme edilerek alınan Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası değişecek
TBMM Adalet Komisyonu’nda çarşamba günü görüşülecek tasarıyla ağır iş yüküyle kilitlenen mahkemeler, her aşamada tarafları uzlaşmaya teşvik edecek.
Hukuk Muhakemeleri Tasarısı’ndaki bazı yenilikler şöyle:
Daha laik ayarlama
Şu anda mahkemelerde "Allahım ve namusum üzerine yemin ediyorum" diye yapılan yemin değiştirilecek. Kişinin "Bana sorulan sorular hakkında gerçeğe uygun cevap vereceğime ve hiçbir şey saklamayacağıma namusum, şerefim ve kutsal saydığım bütün inanç ve değerlerim üzerine yemin ediyorum" demesiyle yemin eda edilmiş sayılacak.
Ateisti de bağlar
Bu değişikliğin gerekçesinde "Yemin formülü daha laik hale getirilmeye çalışılmıştır. İnançlar her kişi için değişir. Her kesimin kendi inancına uygun algılanmasını temin babında, gereken açıklık ve elastikiyeti taşımasına gayret edilmiştir. Bütün inanç ve değerler yelpazesini kapsar" denildi.
Zorla DNA testi
Uyuşmazlığın çözümü bakımından zorunlu ve bilimsel verilere uygun olmak, ayrıca sağlık yönünden bir tehlike oluşturmamak şartıyla, herkes, soybağının tespiti amacıyla vücudundan kan veya doku alınmasına katlanmakla zorunlu tutulacak. Haklı bir sebep olmaksızın bu zorunluluğa uyulmaması halinde, hakim incelemenin zor kullanılarak yapılmasına karar verebilecek.
Mahkemede sözleşme
Görülmekte olan bir davada, taraflar aralarındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla, mahkeme huzurunda sözleşme yapabilecek. Dava konusunun dışında kalan konular da sulhun kapsamına dahil edilebilecek. Sulh, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilecek. Mahkemelere ön inceleme aşaması getirilecek. Mahkeme, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapacak ve sulh veya arabuluculuğa teşvik edecek. Ön inceleme tamamlanmadan duruşma günü verilemeyecek.
Tanıklıktan kaçmak yok
Üçüncü kişiler, tanıklıktan çekilemeyecek. Ancak koruyucu aile ve çocukları ile koruma altına alınan çocuk arasında, evlatlık bağına benzer sıkı kişisel ilişkilerin varlığı kabul edilerek, bu kişilere tanıklıktan çekilme hakkı tanınıyor.
1 ayı geçemeyecek
Tahkim, nafaka, konkordato, haciz, tedbir ve benzeri davalar, basit yargılama yöntemine tabi olacak. Mahkeme, bu davalarda tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verebilecek. Hakim, tarafları sulhe veya arabuluculuğa teşvik edebilecek. Mahkeme, tarafların dinlenmesi, delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemlerinin yapılmasını 2 duruşmada tamamlayacak. Duruşmalar arasındaki süre 1 aydan daha uzun olamayacak.
Kaynak:
gazetevatan
-
Yazan: May 15th, 2008, 1:01pm EDT - seray
Özellikle gençleri kandırarak çete kurup onları ailelerine karşı düşman haline getirdiği öne sürülen Adnan Hoca 8 yıl süren dava sonucu 3 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ancak cezayı az bulan çocukların aileleri kararı temyiz etmeye hazırlanıyor.
Adnan Hoca olarak bilinen Adnan Oktar ve 19 kişilik ekibinin “çıkar amaçlı örgüt kurmak ve yönetmek”ten suçlu bulunup 3 yıl hapis cezasına çarptırılmasına en çok çocukları Adnan Hoca’nın müridi olan aileler sevindi. Ancak 8 yıldır süren davada İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği bu cezayı az bulan ailelerin avukatı Rezzan Aydınoğlu cezanın artırılması için temyize gidiyor.
Çocuklarımıza kavuşacağız
Dava boyunca mahkeme koridorlarını aşındıran ve çocuklarını Adnan Hoca’nın elinden kurtarmaya çalışan aileler, mahkemenin bu kararı ile Adnan Hoca’nın çete kurduğunun ispatlandığını düşünüyor. Aileler Adnan Hoca’nın cezaevine girmesiyle birlikte grubunun dağılacağına ve örgütün dağılmasıyla çocuklarına kavuşacaklarına inanıyor. Çünkü örgüttekiler Adnan Hoca’nın mehdi olduğuna inanıyor. Mehdinin olmadığı yerde de grubun daha fazla bir arada olamayacağını belirtiyorlar.
Zaman aşımına 1,5 yıl kaldı
Ancak buna rağmen aileler Adnan Oktar’a verilen cezayı az buldu. Çünkü 3 yıllık ceza İnfaz Kanunu’na göre beşte ikisinin iyi halden düşmesi ve Adnan Oktar’ın ilk tutuklandığında 9 ay cezaevinde yatmasıyla birlikte 3 yıldan 1 yıla düşüyor. Bu nedenle aileler adına davayı takip eden müdahil avukat Rezzan Aydınoğlu şunları söyledi: “Yerel mahkemenin cezanın üst haddini vermesi gerekiyordu çünkü bu kişeler zaten 2 aydır mahkemeye verdikleri dilekçelerde ve gazetelere verdikleri ilanlarda çıkar amaçlı suç örgütü olduklarını ispatlamışlardır. Bu ceza az. Bu nedenle kararı Sultanahmet Adliyesi 2.Ağır Ceza Mahkemesinde, örgütlü suçlarla ilgili yasaya göre üst haddinden yani 6 yıl hapis cezasına çıkarılması için temyiz başvurusunda bulunacağım.”
Davada 10 yıllık zaman aşımının dolmasına 1,5 yıl gibi kısa bir süre kalmasını kritik olarak değerlendiren Aydınoğlu “Yargıtay’ın zaman aşımını gözününde bulundurarak en kısa sürede kararını göndereceğine inanıyorum” dedi.
Vatan
-
ASLİYE HUKUK (TİCARET) MAHKEMESİNE
BAKIRKÖY
DAVACI :.....................
VEKİLİ
D. KONUSU :......................
D. DEÐERİ :......................
AÇIKLAMALAR :
Müvekkilimin Bakırköy .............Bankası A.Ş. 'ndan aldığı çek koçanı vardır. Bakırköy.............. Bankası çek karnesinin ........... seri nolu çeki kaybolmuştur.Bu çekin bedel kısmında ..................... YTL yazmaktadır ve hamiline düzenlenmiştir.Ancak müvekkilim bu çeki yaptığı ticari bir işin karşılığı olarak kimseye vermemiştir..Mezkur çekin müvekkilin tanımadığı kişiler tarafından piyasaya sunulması ihtimali vardır.
Bu sebeple dava açma zorunluluğumuz doğmuştur.
HUKUKİ SEBEPLER : TTK , ve ilgili mevzuat.
SONUÇ VE İSTEK :Yukarda açıklanan nedenlerle, öncelikle söz konusu çekin dava sonuna kadar ödenmemesi için ihtiyati tedbir karırı Bakırköy .......Bankası Şubenize müzekkere yazılmasını , .............Bankası Şubesine ait olan ................. nolu ve ................
YTL çekir İPTALİNE karar verilmesini saygıyla talep ederim .15.05.2008-
-
Hükümlülük Kaydının
Silinmesini İsteyen : ................
Adresi :....................
Vekili :
Ceza : ...................
İnfaza Veriliş Tarihi : 01.11.2001
Konusu : ................İcra Ceza Hakimliği’ nin 2001/1668.E.2001/1898.K. sayılı kararı ile verilen mahkumiyetimin, Adli Sicilden silinmesi talebidir.
Açıklaması :1-MüvekkilimYukarıda Mahkemesi ve numarasını belirtilen karar ile 8 gün hafif hapis cezasına mahkum olmuştur.
2- Bu cezasını .......................cezaevinde yatarak tamamlamış ve cezası dolduktan sonra tahliye edilmiştir. Müvekkilimin mahkumiyetimin üzerinden yaklaşık 7 yıl geçmiştir. Müvekkilim bu sabıka kaydı nedeniyle iş bulmakta zorluk çekmektedir. Diğer taraftan 647 sayılı Kanundaki şartlar da gerçekleşmiştir.
Hukuki Sebepler : 647. S.K 7 m.’si ve ilgili mevzuat
Sübut Sebepleri : Mahkumiyet dosyası , İnfaz Kağıdı, ve Kanuni Deliller
Sonuç ve İstem : Yukarıda açıklanan nedenlerle, Müvekkilimin adli Sicildeki hükümlülük kaydının silinmesine karar verilmesini saygılarımla dilerim. / / 2007.
Hükümlülük Kaydının
Silinmesini İsteyen
Vekili
E K İ : Adli sicil kaydı
fotokopisi