Dost kimdir sorusu üzerinde öyle pek düşündüğümü sanmıyorum etraflıca. Genel hatlarıyla tasavvur ederim bir dostta bulunması gereken özellikleri. Birkaç gün önce başımdan geçen bir hadise beni düşünmeye sevk etti. Dostluk hakkında düşünmeye başladım. Dost diyebilmek için birine hem var günde hem dar günde yanında dostluğunu eksiltmeden korumalıdır öncelikle.
İnsan, bazen vefasızlığa uğrar. Vefasız olan insanlar, ikiyüzlü maske takarak maskenin arkasına saklanıp gerçek yüzünü saklayan insanlar gibi olsa gerek. Dostlukların kalıcı ve sürekli olması iktiza eder. Basit sebeplerle bozulan bir dostluktan söz edilemez. Gerçek bir dost her zaman ve şartlarda dostunu arayan kişidir.
İki yüzlülük ve kötü ahlak, insanları çirkinleştiren bir haldir. İki yüzlülük, riyakarlık insana yakışmayan tavır ve davranışlardır. Dostlukta riyaya yer yoktur. Hz. Mevlana da, aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşır demiştir. Bu nedenle ancak aynı inanç, aynı ideal, benzer duygu ve düşünceleri paylaşanlar sağlam dost olabilirler. Tabi bu kuraldır. İstisnaların kaideleri bozmayacağı malumdur.
Dostlarını ihmal etmek, onları kırmak, gönüllerini almamak suretiyle başarıya kavuşacağını, dostlarını terk ederek, düşmanları ile uzlaşanların akıbetlerinin ne kadar feci olduğunu tarih büyük harflerle yazıyor. Kendileri ile aynı duygu ve düşünceleri paylaşan, aynı acıları çeken, aynı sevinçleri paylaşan ve gerçekten dost olanları düşmanlara tercih edenlere gerçekten yazık oldu. Bunu bu gün de yapanlara geçmişler olsun. Boyun eğenlerle kimse uzlaşmamıştır.
Bu konuda tarihte yaşanan acı gerçeklere, Eba Müslim Horasaninin şu muhteşem özdeyişi ne anlamlı bir misaldir.
Eba Müslim Horasani:
“Zarar vermeyeceklerinden emin oldukları için dostlarını uzak tuttular.
Kendilerine bağlamak ve kazanmak içinde düşmanlarını yakınlaştırdılar.
Yakınlaştırılan düşman dost olmadı, ama uzaklaştırılan dost düşman oldu.
Herkes düşman safında birleşince yıkılmaları mukadder oldu.
Geçmiş olsun. Buraya kadarmış.