-
Yazan: May 31st, 2009, 3:39pm MSD - Admin
Kalpte yerleşen, öç almaya yönelik şiddetli düşmanlık olarakta tanımlanan kin, düşmanlık duygusunun kalbte yerleştiğini ve süreklilik gösterdiğini dile getirmektedir. Kin kötü bir duygu ve huy olduğu kadar birçok kötü tutum ve davranışın da başlıca nedenidir. Kinin başlıca kaynağı sapkınlık ve azgınlıktır. Bu nedenle öncelikle Kalbi katılaşmış, olan insanlara özgü bir niteliktir. Kin, sapkınlık ve azgınlıkla olduğu kadar isyan, karşı koyma, başkaldırı yani uyulması gereken otoriteye itaattan çıkmakla da bağlantılıdır.
Kin duygusunun psikolojik nedenlerini inceleyenlere göre ise, kin, yapılan ve hoşuna gitmeyen bir davranışa karşı koyamamanın, intikam alamamanın yol açtığı öfke kalbe yerleşerek gizli bir düşmanlık duygusuna, kine dönüşür. Bu nedenle kinin başlıca ruhsal kaynağı nefret ve intikam hırsıdır. Kin birçok ruhsal ve ahlâki hastalıkların da kaynağıdır. Bunların başlıcaları hased, ilişkileri kesmek, aşağılamaya çalışmak, arkasından yalan yanlış konuşarak kötülemak, sırları açıklamak, gücü elverdiği ölçüde çeşitli biçimlerde eziyetler yapmak, görev, borç ve benzeri edimleri yerine getirmemek, felaketlere sevinmektir. Bunların tümü çirkin ve kabul edilmez olan ve insanı yüksek ahlâkî niteliklerden uzaklaştıran davranış ve huylardır.
Kinin zıddı ise bağışlayıcı ve hoşgörülü olmaktır. Kindar, sadece kin güttüklerine değil kendisine de zarar verir. İçinde oluşan kurt kendisini de kemirmeye başlar kemire kemire tıpkı bir kanser hücresi gibi beyin hücrelerini tamamen ele geçirir, artık ne kendine ne topluma yararlı bir birey olamaz.
Bu noktada hoşgörü üzerinde de bir kaç kelam etmekte yarar bulunmaktadır. Gerçekten Hoşgörü, sağlıklı insan davranışıdır. Hoşgörü sağlıklı insan hayatının, özüdür. Hoşgörü bir vurdumduymazlık görmezlikten gelmek değildir. Hoşgörü kendini bilerek, haddini bilerek sürdürülen hayat biçimidir. Hoşgörü anlayışlı olmanın adıdır, sevginin yoludur.
Hoşgörü, hatadan dönebilmeyi göze almaktır. Hoşgörü, aç gözlülüğün, doyumsuzluluğun, sevgi yoksunluğunun, güvensizliğin çaresi olabilecek bir anlayış tarzıdır
-
Yazan: May 30th, 2009, 3:13pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 30th, 2009, 3:13pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 30th, 2009, 2:14pm MSD - fca
Merhaba,
Benim de bu konuda bir sorum olacak.
İddet müddeti davası için mahkemeye başvuracağım,bunun için bir avukat tutmam gerekir mi? Kendim halledebilirmiyim? Avukat olmadan davanın sonuçlanması uzar mı? Çünkü 1 ay içinde halletmiş olmam gerekiyor.Yardımcı olursanız sevinirim..Şimdiden teşekkürler.
-
Yazan: May 30th, 2009, 2:00am MSD - Madmax
-
Yazan: May 29th, 2009, 3:05pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 29th, 2009, 3:05pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 29th, 2009, 3:05pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 28th, 2009, 2:55pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 28th, 2009, 2:55pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 28th, 2009, 2:55pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 28th, 2009, 2:55pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 28th, 2009, 2:55pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 28th, 2009, 8:31am MSD - Madmax
-
SEVDAMIN HİDAYETİ
Yabancın olmuşum hiç anlamadan
Uğruna kor olan yüreğim sönmüş
Dudaklarından bir öpüş almadan!
Çılgınca arzular yabana dönmüş
Çakıl çakıl olmuş zümrüt gözlerin
Tılsımı çözülmüş maskesi düşmüş
Nasıl da beyhude olmuş sözlerin
Ha varsın ha yoksun hasretim küsmüş
Neşeyi unutup hayata küsmek
Sana köle olup ömrü incitmek
Emanet bedeni boş yere üzmek
Bir zavallılıkmış seni yüceltmek
Bu benim sevdamın hidayetidir
Özgürlük kapımı açan anahtar
Gönlümün en narin ziyafetidir
Artık gözyaşlarım sevinçten çağlar
Yüce ALLAH bize en büyük yarmış
Yaşama sevincim pençende avmış
Herhalde verilmiş sadakam varmış
Sevdan hem de nasıl zor bir sınavmış
Şiir:Gökhan ER
( Haziran - 2002 )
-
ANLADIĞIN OLUR
Sevgiyi taklit eden gözlerini
Bir damla yaş verip söndüren olur
Anlamadan geçip giden senelerin
Elbet asırlara dönüp yas olur...
Dinlediğin o tatlı ninnileri
Hüzzamla kabusa döndüren olur
Gözlerindeki o yeşillikleri
Elbet hazan yapıp solduran olur...
Feryatların kapalı gişe oynar
Beni kendi yerine koyduğun olur
Yalnızlığın suskunluktan nara atar
Sevdam kimeymiş anladığın olur...
Gün gelir seninde buz kalbin tutuşur
Elvedaların değiş tokuş olur
O yarım yamalak duygularına
Eminim son noktayı vuran olur.
Şiir:Gökhan ER
( Nisan - 2000 )
-
Yazan: May 27th, 2009, 2:51pm MSD - Madmax
-
YAŞANTIM SENDİN
Göz bebeklerinle susarak konuş
Dört mevsim baharla kokarak konuş
Hasreti çileyi yakarak konuş
Sırrım serim yarim yaşantım sendin
Tüm şiirlerimin cevheri sendin
Yontulan kelamın eseri sendin
Nefes nefes anın kaderi sendin
Dilim sesim sözüm yaşantım sendin
Neden seni sevdim en yakın sendin
Neden seni övdüm tek varım sendin
Her gün sensiz öldüm yek yarım sendin
Bülbülüm ötüşüm yaşantım sendin
Sımsıcak yuvamın neşesi sendin
Şu yalan dünyamın şerefi sendin
Ömrümün anlamı hedefi sendin
Gülüşüm tütüşüm yaşantım sendin
Kalbimi sebepsiz kırma ne olur
Bu sevdayı kötü yorma ne olur
Gel beni sar hüznü sarma ne olur
Gizlimle saklımla yaşantım sendin
Şiir:Gökhan ER
( 5 Şubat - 2008 )
-
İLAHİ AŞKA VESİLEM SEN OL!
Ninnilere çoktan bıktı bebek gönlüm.
Sütlerin üstündeki kaymağı yoktan çekip tattı gönlüm.
Derdimi ona anlatamadım!
Baktıkça kendimi buldum.
Zümrüt gözlüm...
Meçhulde yürüyenlere göre kefenlenmeden gömülürüm!
Aşkı dilinden kalbine geçiremeyenlere göre de sürünürüm!
Nerde o günler !
Hayalimden başka nerede görürüm!!!
İlahi Aşka Vesilem Sen Ol!
Şu dikenli dertlerimi kalp gözündeki bakışınla yol!
Düşüncelerin incinmesin,
Nasırlı duygularda bile bahtiyar ol!
En neşeli anımdaki terk edilişime;
Tercih ederim
Kötü anımdaki bana verdiğin teselliye...
Gözüm gözümde olsa da hasretim bakışına,
Şu Gökhan'ın yaslı tasasına,
Vesile-i sabır ol ALLAH aşkına!
Bir müzik ritmiyle dolaştım zamanında;
Samsun dağlarında...
Bir seçenek daha koydum bahtıma,
Nefes darlığı çeksem de;
Maltepe yokuşlarında...
Şu mısralarımı okuyup anlarsan!
Köle olurum!!!
Beni aşan yakut duygularına...
Şiir: Gökhan ER
( MEDİNE 1996 )
-
ŞEHİD ECDADIM
Selam olsun sana şehid ecdadım!..
Huzurum, onurum, şerefim, şanım...
Kutsal hediyendir cennet vatanım.
Özgürlüğümüzdür, akan kanların...
Meram naciz kalır mücadelene!
Kelam aciz kalır yüceltilmene!
Alem hayran kalır şehadetine!
Milliyetimizdir, akan kanların...
Selameti sensin al bayrağımın.
Berketi sensin kan toprağımın.
Sefaleti olmaz ki vatanımın.
Ziyafetinizdir, akan kanların...
Dinim o zaman tam varsa vatanım.
Dilim fikrim yarım yoksa vatanım.
Hürsem sayendedir şehid ecdadım.
Hürriyetimizdir, akan kanların...
İdealimdir o yüce makamın!
Hür yaşamalıdır çünkü yarınım!
Yolundan gitmektir sana şükranım!
Diyanetimizdir, akan kanların...
Esaret altında ölde yaşama!!!
Mürekkep kan olur bu ihtişama!..
Şanlı tarihimiz kabus düşmana!!!
Uygarlığımızdır, akan kanların...
Şiir:Gökhan ER
( Ağustos - 2002 )
-
Suç: Uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama
Suç Tarihi:23/10/2008
Sevk maddesi: 5237 sy TCK nın 188/3, 53, 63, 54. maddeleri.
Yukarıda kimlikleri yazılı şüphelilerin olay tarihinde alınan ihbar üzerine Körfez ilçesinden geçmekte olan otoban üzerinden alınan tedbir doğrultusunda kullanmakta oldukları 34 xx 0000 ve 34 xx 0000 plakalı sürat yapabilen hız motorları ile Hatay ilinden almış oldukları uyuşturucu maddeleri yanlarında bulunan sırt çantalarına yükleyerek bu şekilde Hatay’dan İstanbul’a nakletmekte iken kolluk görevlilerince yol üzerinde tedbir alınarak yakalanmaya çalıştığı ancak şahısların durmayarak devam ettikleri, Hereke beldesi ve İzmit otobüs terminalinde şüphelilerin yakalanarak suça konu uyuşturucu maddelerin temin edildiği, sayım ve tartım tutanağında belirtildiği şekilde X.X e ait sırt çantasında 3 paket halinde (2145gr + 2130 gr + 2100 gr) olmak üzere toplam 6375 gr ve W.W ya ait sırt çantasında 3 paket halinde (2095gr + 2080 gr + 670 gr) olmak üzere toplam 4845 gr esrar elde etmeye yönelik işlenmiş hint keneviri ürünü ele geçirilmekle şüphelilerin üzerinde atılı suçları ikrar ettikleri, söz konusu uyuşturucu maddelerin haklarında ayırma kararı verilen S.A ve K.Y. ye ait olduğunu S.A. ve K.Y. kendilerini bu nedenle Hatay iline gönderdiklerini Hatay ilinden yukarıda ayrıntılarıyla bahsedilen toplam 6 paket halinde uyuşturucu maddeleri Hatay dan İstanbula birlikte nakletmekteyken Körfez ilçesinde yakalandıklarını belirterek açıkça suça beyan ve ikrar ettikleri şüphelilerden ele geçen uyuşturucu maddeler bakımında polis kriminal laboratuarından ve ATK dan alınan ekspertiz raporuna göre daralı ağırlığı 10.860 gr net ağırlığı 10.581 gr gelen maddenin uyuşturucu maddelerden THC ihtiva eden ve esrar elde edilmesinde kullanılan hint keneviri bitki parçaları olduğu söz konusu bitki parçalarından ortalama 50 oranın da olmak üzere toplam 5290,5 gr toz esrar elde edilebileceğinin belirlendiği tüm soruşturma evrakı kapsamından anlaşılmış olmakla;
Delillerin takdiri mahkemesine ait olmak üzere sevk maddeleri uyarınca şüphelilerin yargılanmalarının yapılarak cezalandırılmalarına, haklarında hürriyeti bağlayıcı cezaya hükmedildiği takdirde TCK 53. maddedeki güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına, Adli emanetin 2009/..... sırasına kayıtlı suç konusu esrar maddeleri ile suçun icrasında kullanılan cep telefonu ve sim kartlarının ayrıca el konularak kayıtlarına şerh verildikten sonra iade edildikleri anlaşılan 34 xx 0000 ve 34 xx 0000 plakalı sayılı motosikletlerin müsaderesinde şüphelilerin nezarette ve tutululukta geçen sürelerinin cezalarından mahsubuna,
Karar verilmesi kamu adına iddia ve talep olunur.
Bu iddianame ile alabiceğimiz ceza ne olur, dava nasıl devam eder konuyla ilgili yardımlarınızı rica ediyorum.tşk
-
Yazan: May 25th, 2009, 3:04pm MSD - Admin
Moralim bozuldu ama şimdi düzeldi çünkü;
buyrun:)
-
Yazan: May 25th, 2009, 2:25pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 25th, 2009, 2:25pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 25th, 2009, 2:25pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 25th, 2009, 2:25pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 25th, 2009, 2:25pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 24th, 2009, 2:40pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 24th, 2009, 2:05pm MSD - Madmax
-
Belediye başkanı,yurt dışındaki hemşehrilerden belediye adına para topluyor.Bu para belediye kayıtlarına geçirilmeden,Başkan ve muhasebe tarafından her hangi bir resmi belge düzenlenmeden harcama yapılıyor.paranın bir kısmının da harcama yerleri belgelenemiyor. Siz degerli hukuk severlere ve hukukculara sorum şu;Şimdi bu para zimmet sayılırmı sayılmazmı? ilgilerinize şimdiden teşekkürler.
-
Yazan: May 23rd, 2009, 2:00pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 23rd, 2009, 12:32am MSD - vrl
Merhaba...
Oturduğum dairenin teras kısmını kapatmak istiyorum ve bunun için bina sakinlerinin sözlü olarak onayını aldım ama birde bunu karar defterine yazmak ve yazılı olarak izne dönüştürmek istiyorum.. böyle bir metni nasıl yaza bilirim bana yardımcı olursanız sevinirim..
teşekkürler
-
Yazan: May 23rd, 2009, 12:32am MSD - vrl
Merhaba...
Oturduğum dairenin teras kısmını kapatmak istiyorum ve bunun için bina sakinlerinin sözlü olarak onayını aldım ama birde bunu karar defterine yazmak ve yazılı olarak izne dönüştürmek istiyorum.. böyle bir metni nasıl yaza bilirim bana yardımcı olursanız sevinirim..
teşekkürler
-
Yazan: May 22nd, 2009, 1:44pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 22nd, 2009, 1:44pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 22nd, 2009, 1:44pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 22nd, 2009, 1:44pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 22nd, 2009, 1:44pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 22nd, 2009, 1:44pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 22nd, 2009, 1:44pm MSD - Madmax
-
merhaba kısaca anlatayım başıma geleni hakkımda taahhüdü ihlalden dava açıldı ve 10 gün tazyik hapsine karar verildi ve bi kaç gün içinde içeri alınıcam normalde asıl borçlu ben değilim çek ile ilgili bi dava ben son ciroyum fakat icra sırasında ödemeyi taahhüt ettiğimden herşey bana kalmış bu durumdan kurtulmaın bir yolu yokmu bu davalarda zaman aşımı varmı varsa ne kadar yada itiraz edemezmiyim
-
Merhaba,
acil yardıma ihtiyacım var; Ben bir internet habersitesinde yetkiliyim. ve kamu görevlisi olan kişilerle ilgili bir tarihte editölerimizce özel haber yapıldı ve özel haberden dolayı şirket hakkında şikayet oldu bende yetkili olduğum için şüpheli konumunda yakın tarihte mahkemem var. Sorun şu bundan 10 yıl önce uyuşturucu madde kullanmaktan dolayı para cezasına çevrilen adli sicil kaydım var. çalıştığım yer bu konuda birşey bilmiyor mahkeme sırasında bu adli sicil kaydım ayrıntılı yer alırmı şirket avukatımız var ama bu konuda utandığımdan bilgi veremedim. delil olarak bir adli sicil kaydı gösterilmiş suç tekrarı olmadığına değinilmiş bu kişisel bir şey şirket ne alakası var. acil olarak yardım edebilirmisiniz bu konuda kimseyede danışamıyorum
-
Yazan: May 21st, 2009, 1:31pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 21st, 2009, 1:31pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 21st, 2009, 1:31pm MSD - Madmax
-
sizce daha iyi olmazmı faceebokta bi gurup kurarsak hiç yoktan iyidir ama uğraşmam diyen varsa siz bilirsiniz bence olur diyorum ama izin almadan kurmayayım dedim onaylarsanız kuralum hemen adını da beraber koyalım
ne dersiniz ben üyeyim sizde gurubumuz için olurmusunuz isteyen arkadaşlar gurubu kursun diycem ama beraber koyalım adını :D
facebook gibi büyük sitede gurubumuzun olması iyi olmazmı:confused:
-
..Değerli dostlarım,üzerimde emeği de olan köyden kapı komşumuz,Şu anda İzmir Kültür ve Sanat müzesi müdürü olan Sn.Cemil Kanca abiymin özel izni ile,köyümüz sitesine yazdığı yazıların bir kopyasını burada bilgilerinize sunuyorum.Kendilerinin olurları için çok çok teşekkür ediyorum....
saygılarımla...
akdevrim.istanbul.
-
Yazan: May 20th, 2009, 1:23pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 20th, 2009, 1:23pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 20th, 2009, 1:23pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 20th, 2009, 1:23pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 20th, 2009, 1:23pm MSD - Madmax
-
Memuriyete bşalarken şöyle bir yemin var:
”Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na, Atatürk ilke ve inkılaplarına, Anayasa’da ifadesi bulunan Türk milliyetçiliğine sadakatle bağlı kalacağıma; kanunları milletin hizmetinde tarafsızlık ve eşitlik ilkelerine bağlı kalarak uygulayacağıma; Türk milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyip, koruyup, bunları geliştirmek için çalışacağıma; insan haklarına ve Anayasa’nın temel ilkelerine dayanan milli, demokratik, laik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarımı bilerek, bunları davranış halinde göstereceğime, namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.”
Ben bu yemini inancıma aykırı olduğu için etmek istemiyorum böyle bir talepte bulunma hakkım varmıdır? Yda kendi inancıma göre yemin etme hakkına sahipmiyim? Duyduğma göre anayasanın 24 maddesine göre (din vicdan özg) böyle bişi olabilirmiş. Bilgilendirirmsiniz????
-
Yazan: May 19th, 2009, 1:38pm MSD - Admin
1-KAT İRTİFAKI[1]:
Tanımı: Kat irtifakı, yapılmakta olan veya ileride yapılacak olan bir binanın yapımı borcunu ve bina yapılınca da kat mülkiyeti kurulması yükümünü doğuran bir irtifak hakkıdır.
Kat irtifakı, resmi senetle ve tapu siciline tescil ile doğar. Tapu sicil müdürlüğünde kat irtifakı, taşınmaz sadece bir kişi adına kayıtlı ise malik veya temsilcisinin talebi ile üzerine kat irtifakı tesis edilecek arsanın maliki birden fazla ise ortak maliklerin tümü veya temsilcilerinin talebi üzerine resmi senet tanzim edilmek suretiyle tesis edilir. Kat irtifakının tesisi için ilgililerin kimliklerini tespite yarayan belgeler ile temsil halinde temsile ilişkin belge; arsanın maliki/malikleri veya bunların temsilcilerinin imzaladığı, kat irtifakını talep eder bir dilekçe; arsanın maliki/malikleri veya bunların temsilcilerinin düzenleyerek imzaladıkları, noterce tasdiklenmiş, bağımsız bölümlerin katı, numarası, niteliği, arsa payı vd. özelliğini içerir bir adet liste; her bağımsız bölümün niteliğini (mesken, dükkan vb.), bulunduğu kat ve katları, iç taksimatını ve ölçülerini, bağımsız bölümlerin sıra numarasını gösterir tasdikli genel inşaat projesi; bağımsız bölüm maliklerinin veya kiracıların ana yapı içindeki davranışlarını, ana yapının yönetimini, yapılacak masraflara katılma şeklini vd. uyulması gerekli kuralları düzenleyen yönetim planı tapu sicil müdürlüğüne sunulmalıdır. Verilecek dilekçede, bağımsız bölümlerin kat ve sıra numarası, değeri ile orantılı olarak verilmiş arsa payları, nitelikleri, varsa eklentileri ve değerlerinin ayrı ayrı gösterilmesi, ayrıca işleme konu taşınmazın tapu kayıt bilgilerinin de belirtilmesi gerekir.
Arsa payı kat irtifakından ayrı olarak devredilemeyeceği gibi miras yoluyla da geçmez ve başka bir hakla kısıtlanamaz. Satış, bağış, trampa vb. sözleşmelerle arsa payı temlik edildiği takdirde, bu paya bağlı bağımsız bölüm üzerindeki kat irtifakı da yeni malike arsa payı ile birlikte devredilmiş olur.
Kat irtifakını kurma kararına uymayan pay sahiplerinin taşınmaz maldaki paylarının iptali ve bu payların isteyen diğer pay sahipleri adına tescili için sulh hukuk mahkemesine başvurulabilir.
Kat irtifakının kurulmasını teminen karar alabilmek için, müşterek taşınmazın en az beş paydaşının olması ve üzerinde yapı yaptırılmak amacıyla edinildiğinin ispatlanmış olması; maliklerden en az beşte dördünün kat irtifakı kurulması hakkında karar almış olması; dava açılmadan önce karara uymayanlara noterden ihtarname gönderilmiş ve buna rağmen karara uyulmamış olması ve karara uymayan müşterek maliklerin paylarının mahkemece tespit edilen rayiç bedelinin mahkeme veznesine depo edilmiş olması gerekir. Mahkemenin talep yönünde karar vermesi halinde, kat irtifakı kurulması kararına uymayan müşterek maliklerin payları davacılar adına tescil edildikten sonra, kat irtifakı kurulmasını talep edenlerin gerekli belgeleri tapuya sunması üzerine resmi senet düzenlenerek kat irtifakı kurulur.
Kat irtifaklı yerlerde inşaatın, kat irtifakının tapu kütüğüne tescilinden itibaren beş yıl içinde tamamlanması ve iskan raporunun (yapı kullanma izin belgesinin) alınması gerekir. Kat irtifakının tapuya tescilinden itibaren beş yıl içinde inşaat bitirilmez, bağımsız bölümlerin iskan raporu da alınmaz ise maliklerden birinin talebi üzerine sulh hukuk mahkemesince kat irtifakının tapu kütüğünden silinmesine karar verilebilir veya bu süre mahkemece uzatılabilir. Kat irtifakının, üzerine kat irtifakı tesis edilmiş arsa üzerine inşa edilmekte olan yapıdaki bağımsız bölüm maliklerinin tapu sicil müdürlüğüne yapacakları talep üzerine, tapu kütüğünden silinmesi her zaman mümkündür. Terkin ile bağımsız bölüm maliklerinin mülkiyeti, hisseli mülkiyete dönüşür; her bağımsız bölüm maliki arsanın hissedarı konumuna gelir.
Kat İrtifakı Kurulmasının Şartları:
● Ana yapı henüz tamamlanmamış olmalıdır.
● Yapılacak bölümler bağımsız olmalıdır.
● Yapılacak yapının tamamında kat irtifakı kurulmalıdır.
● Maliklerin tümü istemde bulunmuş olmalıdır.
● Birden çok malik varsa resmi senet, tek malik varsa istem belgesi düzenlenmiş olmalıdır.
● Kanunda belirtilen aşağıdaki belgeler getirilmiş olmalıdır.
Bu belgeler:
-Dilekçe: Bütün bağımsız bölümlerin ayrı ayrı değerleri ile bu bölümlere, değerleri ile orantılı olarak ayrılan arsa paylarını gösteriri tüm maliklerce imzalanmış dilekçe.
-Genel İnşaat Projesi: Bir mimar veya mühendis tarafından yapılmış olması ve doğruluğunun belediyece ( belediye sınırları dışında Bayındırlık ve İskan Müdürlüğünce ) tasdik edilmiş olması gerekir. Bir arsa üzerine birden fazla inşâ edilen yapıların her birinin projede ayrı ayrı gösterilmesi ve blok yapılarda, her blok için ayrı proje verilmesi zorunludur.
-Vaziyet Plânı: Bir arsa üzerine yapılacak birden fazla yapıların ( blok veya ayrı ayrı ) arsa içindeki konumunu, varsa özel yol, yeşil saha, spor tesisleri gibi ortak yerlerin açıkça gösterilmesi ve belediyece tasdik edilmiş olması gerekir. Genel inşaat projesinde, vaziyet planı mevcut ise ayrıca vaziyet planı ibrazına gerek yoktur.
-Yönetim Planı: Ana gayrimenkulün yönetimini düzenleyen yönetim planının her sayfasının bütün maliklerce imzalanmış olması gerekir.
-Liste: Listenin, her bağımsız bölümün arsa payını, kat, daire, iş bürosu gibi niteliğini ve bunların birden başlayıp sıra ile giden numarasını, varsa eklentisini göstermesi ve ana gayrimenkulün maliki veya bütün paydaşları tarafından imzalanması ve noterden tasdikli olması gerekir. Maliklerin veya temsilcilerinin fotoğraflı nüfus cüzdanları ile maliklerin son altı ay içinde çekilmiş 6 x 4 cm. büyüklüğünde ikişer adet vesikalık fotoğrafları ( resmi senet ve tapu senetlerine yapıştırılması için ).
Not: Kat irtifakı kurulması işlemi hiç bir vergi ve harca tabi değildir.
2-KAT İRTİFAKININ KAT MÜLKİYETİNE DÖNÜŞTÜRÜLMESİ[2]:
Tanım : Kat irtifaklı bir taşınmazda, maliklerden birinin talebi ile belirtilen belgelerin ibrazı ile kat mülkiyetine geçiş yapılır.
İstenen Belge ve Bilgiler : - Yapı kullanma izin belgesi ( İskan Ruhsatı)
- Fotoğraf: Ana gayrimenkulün ön ve arka cephelerinin ve mümkünse cephelerini gösteren en az 13x18 cm. Boyutlarında belediyece tasdik edilmiş bulunması gerekir.
- Cins Tashihi: Yapısız iken yapılı hale gelen ana gayrimenkulün cinsinin tashihi gerekmekte olup, bunun için de kadastro müdürlüğünce tanzim edilen yönetmelik ve yönergelere uygun nitelikteki plan ve eki belgeler
- Talepte bulunan kişinin Nüfus hüviyet cüzdanı veya pasaportu
3-CİNS DEĞİŞİKLİĞİ (cins tashihi) :
Tanım : Bir taşınmaz malın cinsinin, yapısız iken yapılı veya yapılı iken yapısız hale; bağ,bahçe, tarla vb. iken arsa veya arazi iken, bağ bahçe vb. duruma dönüştürmek için paftasında ve tapu sicilinde yapılan işlemdir.
İstenen Belge ve Bilgiler : - Cins değişikliği istenen taşınmaz malın tapu senedi veya tapu kayıt örneği, yoksa taşınmaz malın ada ve parsel numarasını belirtir belge.
- Taşınmaz malın maliki veya temsilcisinin fotoğraflı nüfus cüzdanı ve temsil belgesi.
- Yapısız iken yapılı hale gelen taşınmaz malların cins değişikliği işlemlerinde, yapı kullanma izin belgesi veya işlemin yapılmasını talep eden Belediye/Valilik yazısı. Yapısız iken yapılı hale gelen taşınmaz malların cins değişikliği işlemlerinde, yapı kullanma izin belgesi veya işlemin yapılmasını talep eden Belediye/Valilik yazısı.
- Taşınmaz mal sahibinin son alt ay içinde çekilmiş 6x4 cm. büyüklüğünde bir adet vesikalık fotoğrafı (yeni tapu senedi için).
İzlenecek yol : Kadastro müdürlüğü tarafindan düzenlenen tescil bildirimleri, tapu sicil müdürlüğüne gönderildikten sonra; tapu sicil müdürlüğü tarafından tescil işlemi yapılır.
4-KAT MÜLKİYETİ KURULMASI[3]:
Tanım : Kat Mülkiyeti, tamamlanmış bir yapının kat, daire, iş bürosu, dükkan, mağaza, mahzen, depo gibi bölümlerinden ayrı ayrı ve başlı başına kullanılmaya elverişli olan bağımsız bölümleri arsa payı ve bağımsız yerlerle bağlantılı olarak kurulan ve o gayrimenkulün maliki veya ortak malikleri adına ( Kat mülkiyeti kütüğünde ) veya (kat mülkiyeti zabıt defterinde) kaydı gereken bağımsız ve yeni bir mülkiyet çeşididir.
İstenen Belge ve Bilgiler : - Dilekçe : Bütün bağımsız bölümlerin ayrı ayrı değerleri ile bu bölümlere, değerleri ile orantılı olarak ayrılan arsa paylarını gösterir tüm maliklerce imzalanmış dilekçe. (İstenildiğinde bu dilekçe tapu sicil müdürlüğü görevlilerince yazılır.)
- Genel İnşaat Projesi : Bir mimar veya mühendis tarafından yapılmış olması ve doğruluğunun belediyece (belediye sınırları dışında Bayındırlık ve İskan Müdürlüğünce) tasdik edilmiş olması gerekir.
Bir arsa üzerinde birden fazla inşa edilen yapıların her birinin projede ayrı ayrı gösterilmesi ve blok yapılarda, her blok için ayrı proje verilmesi zorunludur
- Vaziyet Planı : Bir arsa üzerinde yapılan birden fazla yapıların (blok veya ayrı ayrı) arsa içindeki konumu, varsa özel yol, yeşil saha, spor tesisleri gibi ortak yerlerin açıkca gösterilmesi ve belediyece tasdik edilmiş olması gerekir. Genel inşaat projesinde, vaziyet planı mevcut ise ayrıca vaziyet planı ibrazına gerek yoktur.
- Yapı kullanma izin belgesi (İskan ruhsatı), (Tüm bağımsız bölümlere ilişkin yapı kullanma izin belgesi aranmalıdır)
- Fotoğraf : Ana gayrimenkulün ön ve arka cephelerini ve mümkünse yan cephelerini gösterir en ez 13 x 18 cm. boyutlarında alması ve belediyece tasdik edilmiş olması gerekir.
- Liste : Listenin, her bağımsız bölümün arsa payını, kat, daire, iş bürosu gibi nevini ve bunların birden başlayıp sıra ile giden numarasını, varsa eklentisini göstermesi ile ana gayrimenkulün maliki veya bütün paydaşları tarafından imzalanması ve noterden tasdikli olması gerekir.
- Yönetim Planı : Ana gayrimenkulün yönetimini düzenleyen yönetim planının her sayfasının bütün maliklerce imzalanmış olması gerekir.
- Maliklerin veye yetkili temsilcilerinin fotoğraflı nüfus cüzdanları,
- Maliklerin son alt ay içinde çekilmiş 6 x 4 cm. büyüklüğünde çekilmiş ikişer vesikalık fotografı. (Resmi senet ve tapu senetlerine yapıştırmak için)
- Kat irtifakı kurulmuş bir taşınmaz malın kat mülkiyetine geçişte; 1, 2, 3, 6 ve 7 nci maddelerdeki belgeler kat irtifakı tesisinde alındığından yeniden ibraz edilmesine gerek yoktur.
Sadece, yapı kullanma izni (iskan ruhsatı), fotoğraf ve yönetim planlarının (verilmemiş ise) ibrazı halinde maliklerden birinin veya yöneticinin talebine istinaden kat mülkiyeti kurulur.
[1] Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası web sayfası;
http://www.hkmo.org.tr/meslegimiz/ta..._islemleri.php; Erişim Tarihi:15.05.2008.
[2] Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası web sayfası;
http://www.hkmo.org.tr/meslegimiz/ta..._islemleri.php; Erişim Tarihi:15.05.2008.
[3] Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası web sayfası;
http://www.hkmo.org.tr/meslegimiz/ta..._islemleri.php; Erişim Tarihi:15.05.2008.
-
Yazan: May 19th, 2009, 1:20pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 19th, 2009, 2:37am MSD - Admin
Jüristokrasi (Juristocracy), ya da "dikastokrasi", yargıçlar yönetimi olarak tanımlanan, demokrasiye zıt, oligarşik, milli iradeyi gözardı eden bir yönetim biçimidir.
Olgunlaşmamış, oturmamış demokrasilerde sıkça görülen jüristokrasi'de yargı kurumunun başında bulunan kimselerin yorum kabiliyetleri, şahsi içtihatları ön plana çıkar ve yargıçların öznel yorumları ile şekillenen yasalar ile ülke yönetilmeye çalışılır.
"Jüristokrasi" halka hesap vermez, siyaseten sorumsuzdur. Bir başka deyişle jüristokrasi, yasama-yürütme-yargı ayrımında yargının diğer kuvvetleri ezici derecede baskın gelerek kendi iktidarını kurmasıdır. Mahkemeler iktidarı denebilecek anti demokratik yönetim biçiminde özellikle Anayasa Mahkemesi gibi kurumların yasaların Anayasaya uygunluğu konusunda keyfi kararlar alması oldukça sık karşılaşılan bir durumdur.
Türkiye bir ideolojik devlet olarak cari düzenini bürokratik egemenlerin eliyle muhafaza yolunu tercih ettiğinden hukuk bürokrasisi kendisini siyasal iktidarlar karşısında sistemin birer sigortası olarak konumlandırmıştır. Ancak modern dünyaya bakıldığında özellikle II. Dünya Savaşı'ndan sonra demokrasiye istikrar kazandırmış ülkelerin çoğunda Anayasa Mahkemesi gibi kurumların olmadığını, bir kısmında yargı denetiminin de bulunmadığını biliyoruz. Bizde ise Anayasa Mahkemesi 1961 ihtilali ile birlikte kurulmuştur. Ancak 1961 Anayasası, Anayasa Mahkemesi'nin 15 asıl üyesinin üçte birinin Parlamento tarafından seçilmesini benimsemişti. O dönemde parlamentonun Anayasa Mahkemesi'ne üye seçmesine itiraz eden ve bütün üyelerin yargıçlar tarafından seçilmesini isteyen Anayasa Komisyonu üyelerine Komisyon Başkanı Muammer Aksoy şu cevabı vermişti: "'Hukuk Devleti' başkadır, 'Hakimler Devleti', 'jüristokrasi' başkadır..."
Montesquieu' nun da ifade ettiği gibi yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirlerinin alanlarına müdahale etmeleri yönetimde ve yargıda keyfiliği beraberinde taşıyabilir. Kuvvetler ayrılığı olarak da bilinen prensibin ana amacı, sorumluluk ve yetki sınırlarını aşmaya meyilli olan mutlak iktidarı ve siyasete müdahale edebilecek olan yargıyı keyfiyetten kurtararak sınırlandırmaktır. Ancak yargıda tarafsızlık, yargıçların dünya görüşü, içinde bulundukları siyasal konjonktür ve siyasal yapı gibi birçok farklı değişkene bağlı olduğundan yargı tarafsızlığının uygulamada hayat bulması çok güçtür.
Muammer Aksoy Anayasa Mahkemesi üyelerinin yargıçlar tarafından seçilmesinin üreteceği tehlikeleri işaret ederek jüristokrasiye dönüşebilecek bir yargıçlar yönetimi düzeninin demokrasi ve hukuk devleti açısından tehlike oluşturacağının sinyallerini 1960'larda vermiştir.
Jüristokrasinin önüne geçmek üzere siyasi irade tarafından atılacak en etkili adım ilk planda Anayasa Mahkemesi'ni kaldırmak ol(a)masa da bir demokratikleşme paketi kapsamında yüksek yargı organlarının mensuplarının TBMM tarafından seçilmesini sağlamaktır. Aksi takdirde seçkinci derin siyasal akıl yargı yoluyla demokratik siyasal düzene ve siyasetin normal gidişatına müdahale etmekten geri durmayacaktır. Muammer Aksoy'un yıllar önce işaret ettiği "hakimler yönetimi" düzeni seçilmiş iradenin üzerinde vesayetini kullanmaya devam edecektir.
Antidemokratik, zümre siyasetine dayalı yönetim biçimlerinin en temel özelliği şeffaflıktan ve hukukun üstünlüğü ilkesinden yoksun olmaları, derin bir siyasal akılla sürgit kılınmalarıdır. Bu anlamda Türkiye'de de aktörleri konjonktürel olarak değişen bir derin siyasal akıl sürekli olarak varlığını hissettirmektedir.
28 Şubat postmodern darbesinin aktörleri yerlerini 'yargıçlar iktidarına' bırakmıştır. Derin siyasal aklı işletmenin iki yönteminden birisi hukukilik ise diğeri gayri hukukiliktir. Gayri hukuki ve keyfi uygulamalar zaman zaman derin siyasal akıl tarafından devreye sokulur, önceden planlanmış senaryolar yukarıda ifade edilen oligarşik kesimler tarafından sahneye konulur. Bu tiyatronun oyuncularının kimi zaman jüristokratik güçler olmaları mukadderdir.
Ak Parti hakkında açılan kapatma davası bununla açıklanabilir. Yine zümre siyasetine dayalı derin siyasal aklın yargı yoluyla müdahalesine verilebilecek en iyi örnek, 22 Temmuz seçimlerinden önce, Anayasa Mahkemesi'nin meşhur 367 kararıdır. Söz konusu kararın hukuki olmaktan çok siyasi niteliğinin ağır bastığını söylemek için geçerli birçok neden vardır. Bunlardan birincisi, mahkeme, Cumhurbaşkanı seçiminin birinci turunu iptal ettiği kararın gerekçesini açıklamamıştır. Oysa Anayasa'da, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarını, gerekçelerini yazmadan açıklayamayacağına dair açık bir hüküm vardır. İkincisi ise Anayasa Mahkemesi, kendisini yasa koyucu yerine koyarak bu kararı vermiştir. Oysa yine mahkemenin, yeni bir pratiğe yol açacak biçimde hüküm veremeyeceğine ilişkin açık bir karar mevcuttur. Bu süreçte yargının siyasal hayata aktif müdahalesi söz konusudur.
Boğaziçi köprüsü giriş ücreti zamlarının Danıştay tarafından iptali, Sosyal Güvenlik reformunun Anayasa Mahkemesi tarafından iptali gibi rijit örnekler yargının siyaset alanına müdahalenin açık örnekleridir.
Son söz olarak Sokrates'in dönemin jüristokratları önünde söylediği cümle tarihe geçmiş olması ve felsefi anlamının derinliği bakımından dikkate değerdir. Sokrates kendisini idama mahkûm eden hakimlere şunları söylemiştir:
"Siz kalıyorsunuz, ben öleceğim ama, hangisinin daha iyi olduğunu kimse bilmiyor."
*Araştırmacı-Yazar Kamu Yönetimi Bilim Uzmanı AKİF ÇARKÇI
11.05.2008
YeniŞafak
-
Can DündarAda
O öldü, utanıyor musunuz şimdi?
19 Mayıs Salı 2009
Utanıyorlar mıdır acaba şimdi? Hani o, ziyaretine gelenleri selamlamak için başını, boynunu sarıp cama çıktığında, “Hayatını örtü düşmanlığına adadı. Ömrünün son döneminde başörtü takmaya mecbur kaldı” diye yazanlar...
“Evi basıldığında ağır hasta görüntüsü vermişti, tarikatlara söverken ise turp gibiydi” diye yalan düzenler...
“Konu Müslümanlık olunca hastalığını unutuyor” diyerek onu hedef gösterenler...
“Battaniyesini atıp konsere koştu” başlığıyla onu kendileriyle karıştırıp takiyeci ilan edenler...
Evini basıp 20 yıllık ajandalarını götürenler...
Din, her şeyden önce vicdansa...
Yürekleri hepten çöl olmadıysa...
Şeytan ruhlarını esir almadıysa...
Vicdan azabı çekerler mi?
Bir özür dilerler mi?
* * *
Türkan Saylan, bu ülkenin yüz akıydı.
Ancak samimiyetle inanmış insanlarda rastlanabilecek bir feda kültürünün son temsilcisi...
İnsanların yardımına koşmak, cehaletle savaşmak uğruna koşulsuz kendinden vazgeçecek bir örnek insan...
İçi boşaltılmış “ahlak” kavramının etten, kemikten hali... Demokrasiden taviz vermeyen laiklik hassasiyetinin sesi...
Bir eğitim mücahidi...
“Annesi Hıristiyan, kendisi misyonerdir” diyenler annesinin Müslümanlığa geçiş belgesi karşısında başlarını öne eğmişler midir acaba?
“Kendini acındırmak için hasta taklidi yaptığını” söyleyenler ölümü karşısında günaha girdiklerini fark edip hicap duymuşlar mıdır?
* * *
Tek başına bir toplumun kaderini değiştiren insanlar vardır; Türkan Saylan, onların başında anılacaktır.
Onunla ilk görüşmemiz, 15 yıl önceydi. “Sarı Zeybek”e Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin verdiği ödülü onun elinden almıştım.
Son görüşmemizde “Kardelenler” için bir kampanya filmi planlıyorduk birlikte... Ve o yine, hepimizi hayranlığa sürükleyen bir enerjiyle, Anadolu’daki kızların durumunu anlatıyordu.
“Anadolu’yu küçücük katkılarla değiştirmek mümkün” diyordu.
“Bir kızın özgürlüğünün bedeli 200 YTL” idi.
Bulabildiği her kuruş, onun için kurtarılmış kızlar demekti.
* * *
Hasta halinde evinin basılması ve derneğinin yöneticilerinin, arşivinin götürülmesi, Ergenekon’un dönüm noktası oldu; soruşturmanın zihni arka planını ortaya koydu.
“Çağdaş Yaşam”, cami duvarıydı soruşturmanın...
Saylan’a dokunulmasını kimse onaylamadı; birkaç vicdansız hariç... Onlar da bir süre insafsızlıklarıyla hatırlanacak, sonra unutulup gideceklerdir.
Radyoaktiviteyi keşfeden, iki Nobelli Marie Curie, 1911’de Fransız Bilimler Akademisi’ne üyelik için davet edildiğinde bir gazete “O Fransız değil, Yahudidir” diye yazmıştı. Yayın etkili olmuş, Madam Curie Akademi’ye alınmamıştı.
Ne oldu?
Fransız Bilimler Akademisi’ne ilk kadın üye, ancak 68 yıl sonra, 1979’da seçilebildi.
Yalan kampanya yürüten gazete, halen tarihin çöplüğünde serili...
“Madam Curie” adı ise tarihi ışıtıyor. Türkan Saylan için de öyle olacak.
Adı, imdadına yetiştiği kızların yüreğinde ve hayatını adadığı ülkenin vicdanında yaşayacak.
Ruhu ise, ancak cehalete karşı açtığı savaş sonuçlandığında huzura kavuşacak.
milliyet gazetesinden alıntı...
-
Yazan: May 18th, 2009, 1:11pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 18th, 2009, 1:11pm MSD - Madmax
-
herkese iyi günler.belirli süreli iş sözlesmelerinin max süresi varmıdır.yoksa iki taraf arasında mı belirlenir.
sormamın nedeni de şudur calıştıgım sirket bana is sözleşmesini getirip imzalattı kopyaşıda bendedir ancak baslangıc ve bitiş tarihleri yoktur.
dolayısı ile eger isten cıkartılmam durumunda vede kanuni haklarımı vermezse mahkemeye verecegim.tabi onlarda bu sözleşmedeki bos olan tarihleri
istedikleri gibi doldururlarsa vede sözleşme süresinde bitmiş gibi belgelerlerse kıdem tazminatı alamıyacagım.vede bu süre zarfında calışmam bosa gidecek.buyuk ihtimallede bu tip sözleşmeleri de duydugum kadarı ile tarihsiz bir sekilde doldurup sonra istedikleri gibi doldurabiliyorlar.vede
sonuç lehlerine oluyor.bunu önliyebilmemin de tek olası yöntemi max bir sınır var olması.yoksa zaten hiçbir hak elde edemiyecegim vede 2.5 senelik calışmam bosa gidecek.
bu konuda bilgisi olan varsa vede bana yardımcı olabilirse cok sevinirim
cok tesekkürler
-
Yazan: May 17th, 2009, 1:01pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 17th, 2009, 1:01pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 17th, 2009, 1:01pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 17th, 2009, 9:22am MSD - ays54
Merhaba, biz 10 kardeşiz anne ve babamız 18-20 sene önce vefat etti. Bundan sonra 3 kardeş daha vefat etti bunlardan birinin çocuğu yok. Yerimiz 1000 m kare, 3 evlik bir gecekondu ve 2 katlı daire. Evlerde 4 aile oturuyor (bende dahil) gerisi dışarıda biz uzun yıllardır kendi hakkımızın paylaşılmasını istiyoruz fakat hiç bir kardeş uzlaşmaya yanaşmıyor. Mahkeme esnasında dışarıdaki kardeşler evlerde kaldığımız süre için bir para talep edebilirlermi? Ve de en büyük sorunumuz yaklaşık 100 m kare hakkımızı nasıl böldürebiliriz mahkemeye verdiğimizde bütün yerlermi paylaşılır yoksa sadece kendi hakkımızı böldürebilirmiyiz. Ben emekliyim yerlerimizin vergi borçları da mevcut. Tek başımıza mahkemeye başvurduğumuzda mahkeme süreci nasıl işler.. Nereye nasıl başvurmalıyız. Malların değerinde düşme olurmu ve diğer kardeşleri nasıl etkiler.. Yardımcı olursanız çok seviniriz.
-
ben oturmadığım(kiraya verdiğim) apartman'a bana bilgi verilmedn adls modem hattı çekildi ancak bir süre sonra bu gider için benden üçret taleb ediyorlar ödemek zorundamıyım..(apartaman yönetimi kara aldığını belirtiyorlar
bu konuda yardımcı olabilecekmisiniz...
ayrıca ödemediğim taktirde noter aracılığıyla ihbarname gönderileceğinden bahsediliyor.
-
Yazan: May 17th, 2009, 12:59am MSD - Madmax
-
Yazan: May 16th, 2009, 12:52pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 16th, 2009, 12:52pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 16th, 2009, 12:52pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 16th, 2009, 6:50am MSD - Madmax
-
Yazan: May 16th, 2009, 6:50am MSD - Madmax
-
Yazan: May 16th, 2009, 3:44am MSD - mustang
Kandilin Mağaralarında saklanan Katiller sürüsünün başını Hasan isimli şahıs buluyor.Onunla artistik fotoğraflar çektiriyor.Bu katilbaşı ;9 erin şehit edilmesine çok üzüldüm deyip dalga geçiyor.
Genelkurmay ise dağları taşları bombalıyor.Bu karayılanı ise Bulup etkisiz kılamıyor.
Koskoca 600 bin kişilik ordu yılanı bulamıyor.Gazeteci hASAN ELİYLE koymuş gibi buluyor.Bir hasan koca ordunun yapamadığını yapıyor.
Karayılan talimatlarına devam ediyor.
Terörle mücadele devam ediyor?
Büyüksün hasan.
-
Yazan: May 16th, 2009, 3:44am MSD - mustang
Kandilin Mağaralarında saklanan Katiller sürüsünün başını Hasan isimli şahıs buluyor.Onunla artistik fotoğraflar çektiriyor.Bu katilbaşı ;9 erin şehit edilmesine çok üzüldüm deyip dalga geçiyor.
Genelkurmay ise dağları taşları bombalıyor.Bu karayılanı ise Bulup etkisiz kılamıyor.
Koskoca 600 bin kişilik ordu yılanı bulamıyor.Gazeteci hASAN ELİYLE koymuş gibi buluyor.Bir hasan koca ordunun yapamadığını yapıyor.
Karayılan talimatlarına devam ediyor.
Terörle mücadele devam ediyor?
Büyüksün hasan.
-
Yazan: May 15th, 2009, 12:33pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 15th, 2009, 12:33pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 15th, 2009, 7:05am MSD - helif
Merhaba,Ben 1,5 ay önce boşanma davası açtım.Mahkeme Haziranda.Fakat eşimle barıştık.Şimdi davadan vazgeçmek istiyorum.Davadan vazgeçersem sonuçları ne olur?Yardımcı olabilirseniz çok sevinirim.
-
Yazan: May 14th, 2009, 12:29pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 14th, 2009, 12:29pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 14th, 2009, 12:29pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 14th, 2009, 12:29pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 14th, 2009, 12:29pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 14th, 2009, 12:29pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 14th, 2009, 4:30am MSD - Madmax
-
Yazan: May 14th, 2009, 4:30am MSD - Madmax
-
Yazan: May 14th, 2009, 12:18am MSD - Madmax
-
Yazan: May 14th, 2009, 12:18am MSD - Madmax
-
Yazan: May 13th, 2009, 12:02pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 13th, 2009, 12:02pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 13th, 2009, 12:02pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 13th, 2009, 12:02pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 13th, 2009, 12:02pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 13th, 2009, 12:02pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 13th, 2009, 12:02pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 13th, 2009, 12:02pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 13th, 2009, 7:12am MSD - ser
KAÇAK SEVDAMIZ
Titrek
Yangın yürekli
Kıl dokusunda suskundur her hali
Gidişine sonsuzluk
Gözlerinde bulut
Ağlamak tutuyor
Ap-aydınlık
Yarı geceyi
Bakışlarının zarafetidir
Beni kapına sürükleyen
Kıstırılmış yüreğim
Boynum dar ağacında
Susarım ustura gibi
Dudaklarında kanla diş
Evvel sevdiğimsin
Canıma can katan
Şiirimsin mısralarımda
Kainata el vermiş buğra yüreğin
Gittiğin yere bereket
Baktığın yere baharlar serpilir
Sabrın serabı var derinmez
Yürek yarasına
Can belasına
Salkım merhem tutayım looo
Ateşi kül vermez bacaların
Yağmuru medet vermez kışların
Sıra sıra mazim
Zulamda bir deprem
Bir cehennem mayını
Nicedir
Boynuma ağ geçirir geceden
Ayrılıklarda sınırsız
Geçilmez
Uçurumlar aşağısıdır
Bizi böyle yanlız
Böyle tedirgin bırakan
Kaçak sevdamız...
Ozan Deniz Sarıtop
-
Yazan: May 12th, 2009, 11:53pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 12th, 2009, 11:40am MSD - Madmax
-
Bir sorunumuz var.Bu sorunu çözmek herkesçe Mümkün olabilir.Önemli olan ise sorunun en güzel,en kolay ve en adaletli ,tarafları üzmeyen şekilde çözümlenmesi olacak....
KİŞİLER:
Sorunumuz aynı evi değil ,binayı paylaşan bir apartmanda Ataerkil ailede geçmektedir.Eltiler,Kaynana,ortamında 3 kardeş,ayrı dairelerde ,kaynbaba ve kaynana ise ayrı dairede Toplamda 4 dairede oturmaktalar.Kiracı olarak da zemin katta oturan yaşlı teyzemin Gülnur Teyze var.İki daire dışında birbiriyle iyi geçinen yok.Diğerleri ise normal sayılır.Kaynana gelin çekişmesi olduğu gibi kardeşler arasında da çekişme var.Kiracı Gülnur Teyze ise Kaynana Dilruba ile hiç geçinemez.Kayınbaba'nın ismi Hacı Dursun Dindar bir kişi ama dinci değil.Her üç kardeşin evlilikleri resmi olarak var.Kardeşlerin isimleri Alicengiz, osman, nuri eşlerinin isimleri pembe, nurhayat, vesfiye.
Çocuklu olanlar Alicengiz ve osman ,çocuğu olmayan yeni evli ise nuri ,Alicengizin çocukları hakkı ve nazlı ; Osmanın çocukları Hande ve Faruk'dur.
Oyunumuzun kuralı ve oynanışı şöyle olacak:
5 ADET sorun yazılacak.Bu sorunlardan Birtanesi site üyelerince seçilecek.
Seçilen sorunun sahibi bir tarafta olacak diğer sorunun çözümcüleri diğer tarafta olacak.Sorunun sahibi Üyeler sorunu çözmeye başladıkça işlerini zorlaştıracak ; bu hakkı da 3 ile sınırlı olacak.Yeni veriler ile olayı ateşleyecek?
Örneğin Atıf ile Atıfet arasında Çocuk sahibi olamama bir sorun ise bunun çözümü için ne yapmak lazım?Yaklaşımlar nasıl olmalı.Yada kaynanası ile atıfet yada eltisi ile sorunları nasıl en iyi şekilde çözülmeli ?
1.Numaralı sorunumuz: Atıf İle Atıfet 3 yıldır evli oldukları halde çocuk sahibi olamıyorlar.Birbirleriyle sorunları olmadığı halde ,İyi anlaştıkları halde bu sorunu çözemediler.Sorun fizyolojik mi?,psikolojik mi? Kaynana Dilruba sürekli Atıfete laf sallamakta.? Doktor da çocuğun olmaz diyor.Ne yapmalı.?
-
Sorunun adı nedir?
Kürt Sorunu ise adlandırılan, bir bölge ve etnik yapının başkalaştırılması,farklılaştırılması,ayniyetinin bozulması,Türk Millet kavramından çözülmesi sonucunu da kabul edersiniz.
Sorun sorun diye diye olayı sanki bir etnik grup ülkede sorun çıkarıyormuş gibi genellersiniz.Türkiye'nin en büyük yanlışı sorunlarına teşhis koyamamak olmuştur.
Terör sorunu vardır.Kürt sorunu diye bir sorun yoktur bu ülkede.Bazı kafalar hala yanlış kavramlarla konuyu bölgede kendini kürt olarak adlandıranların sanki bu Milletin evlatları değilmiş gibi, onları sorun olarak nitelemesi anlaşılır gibi değil.
Türkiyenin sorunu Demokratikleşme ve Hak ve özgürlükler alanının genişletilmesi sorunudur.
Kürt sorunu dediğin zaman ,bambaşka adlandırmalara ,yapılara çanak tutarsın.Türkiye'nin üniter yapısını,Türk Millet kavramını da tartışmaya açarsın.Türkiyemizde Türk Millet anlayışını kaldırdığın zaman yerine Osmanlının beylikler dönemini getirirsin, sonrasında ise FETRET DEVRİNİ başlatırsın.
Terör Türkiyede Etnik dayanaklı da olsa adlandırmayı doğru yapmak şarttır.Uzun vadede amaç sevr 'i gerçekleştirmektir.İç ve dış destekler yardımı ile amaçlanan bu olsa da bunu gerçekleştirmeleri mümkün olmadığından bunun yerine salam modeli ile yavaş yavaş bölge üzerinde farklılaştırmalar ,aidiyeti bozmalar,sulandırmalar yapılmaktadır.
Kimi milletvekilleri ise sınır çizdiklerinden dem vurabilmektedir.Büyük Kürdistan adı altında ermenistan ve israile yönelik yeni yurtlar hazırlanmaktadır.Bu bölgeye girmeleri için Türk Milleti'nin hükümdarlığının bölgeden çıkartılması asıl amaçtır.Aynı politikaları Osmanlı döneminde Balkanlarda rum,bulgar isyanlarında da İngiliz,rus desteğiyle de açık olarak yaşanmıştır.Buna rağmen hiçbir ders almamış gibi aynı yanlışlara devam edilebilmektedir.
Terörle anladığı dilden mücadele etmediğiniz sürece, bu zafiyet olarak size geri dönecektir.
Bölgede yaşayan insanlara devletin varlığını göstereceksiniz.Onları ağaların,şeyhlerin ,şıhların hakimiyetine bıraktığınız sürece ,terör bataklıktan beslenmeye devam edecek..
Sınırlarımızın etrafında kümelenen terör ,kandilde üs bulduğu halde sifrisineklerle uğraşmaya devam ediyoruz.1,2 sene içinde bu yapıyı ortadan kaldırmazsanız ,beyinleri,destekleri etkisiz kılmazsanız Türkiye çok daha büyük bedeller ödeyecektir.
Demokrasi adı altında Terör örgütünün şakşakçılığını yapanları ,çoluk çocuğu polisin üstüne kışkırtanlara bu imkanları tanımaya devam ettiğiniz müddetçe Terör bitmez.
Terörün baş destekçisi ABD ,İSRAİL ile stratejik ortaklık saçmalığına son vermediğiniz zaman Terör bitmez.
Keşke yanılsam,haksız çıksam.
-
hayırlı gunler benım bı sorunum var bı turlu cavap alamıyorum sızden rıcam benı bu konuda bılgılendırmenız
bızım 3 hııselı bı yerımız var ben ve ıkı amcam arsa burası ımarlı bız bu yerı satmaya karar verdık hatta sattık ama son
anda amcamın bıtanesının tapuda vede vergı daıresınde odenemeyecek kadar borcu cıktı vergı daıresınde uzerınde hacız yok fakat tapuda var bu borc arsayla alakalı degıl amcamın kendı borcları odenmesı ımkansız bu durumda bız ne yapalım en cabuk sekılde bu duurumu nasıl duzeltırız bızımde acılen paraya ıhtıyacımız var alıcısıda hazır ama durumu temızleyın alayım dıyo sızın onerıleınıze guvenıyorum lutfen cevaplayın cok zor durumdayız ılgınıze tesekur faruk
-
hayırlı gunler benım bı sorunum var bı turlu cavap alamıyorum sızden rıcam benı bu konuda bılgılendırmenız
bızım 3 hııselı bı yerımız var ben ve ıkı amcam arsa burası ımarlı bız bu yerı satmaya karar verdık hatta sattık ama son
anda amcamın bıtanesının tapuda vede vergı daıresınde odenemeyecek kadar borcu cıktı vergı daıresınde uzerınde hacız yok fakat tapuda var bu borc arsayla alakalı degıl amcamın kendı borcları odenmesı ımkansız bu durumda bız ne yapalım en cabuk sekılde bu duurumu nasıl duzeltırız bızımde acılen paraya ıhtıyacımız var alıcısıda hazır ama durumu temızleyın alayım dıyo sızın onerıleınıze guvenıyorum lutfen cevaplayın cok zor durumdayız ılgınıze tesekur faruk
-
Yazan: May 11th, 2009, 11:40pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 11th, 2009, 11:40pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 11th, 2009, 11:40pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 11th, 2009, 11:40pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 11th, 2009, 11:40pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 10th, 2009, 11:30am MSD - Madmax
-
Yazan: May 10th, 2009, 11:30am MSD - Madmax
-
Yazan: May 10th, 2009, 11:30am MSD - Madmax
-
Yazan: May 10th, 2009, 11:30am MSD - Madmax
-
Yazan: May 10th, 2009, 4:57am MSD - Cansu
Alıntı:
Admin tarafından gönderildi:
(40971 Mesaj)
Ferhunde'nin anneler gününü tek hatırlayan, ilk kocasından olma çocuğu Hadise isimli kızı idi.
Hadise, son zamanlarda hadise çıkartmaya devam ediyordu:)
|
Birilerinin bu hadise'yi gözü tutmamıştı..Bu bayanının temsil kabiliyeti ne idi?
Ancak annesini hatırlaması önemli idi...
Ferhunde mutlu olmuştu..
-
Yazan: May 9th, 2009, 3:34pm MSD - Admin
Annemizi hep hatırlarız aslında. Sadece anneler gününe mahsus değildir anmamız onu.
Kalbimizdedir yeri.
O bambaşka bir şeydir bizim için.
Kırılmaz, esnek bir maddedir sanki.
Çok zaman yanıbaşımızdadır ama nedense onu görmezten gelmeyi bile normal karşılar genelde görmezden geliriz.
Bize olan ilgisi bizi çoğunlukla sıkar. Hatta bezdirici gelir. Yeter be anne diye haykırası gelir içinden insanın.
Ama ona avaz avaz bağırsanız da o gene kırılmaz size on dakikadan fazla ve daha fazla ilgilenmeye başlar.
Aslında onun kol kanatları altında olmak içten içe hoşumuza gider ama nedense bunu kabul etmek istemeyiz, kendimize itiraf edemeyiz.
İşte bizim annelerimiz böyle.
Benim annemde beni çok sever, öylesine çok severki bunu anlatmaya ne gerek var yaşayan herkes bilir.
Ben bazen, bu kadar üstüme düşme, artık büyüdüm falan derim. O yine bildiğinden vazgeçmez. 85 kilo olduğumhalde hala iyi beslenmediğimi düşünür ve söyler. Birazcık geç kalsam bir yerden o kadar merak ederki ortalığı ayağa kaldırır annem.. Ben biliyorum ki bir gün bana bir şey olsaydı ve oğlunun yaşaması için senin kalbine ihtiyacı var dense anam tereddüt etmeden verirdi. Benim annem de sizin anneniz gibi işte böylesine fedakar.
Nedense onu çok sevdiğim halde zaten biliyordur diye söylemedim sanırım bunu ona.
Ama, sanırım artık söylemek gerek.
Hiç değilse anneler gününde.
Ne dersiniz? Söyleyelim mi bu gün hep birlikte.
Annem, canım anam! Seni ben çok ama çok seviyorum.
-
Hani sen bana, herzaman merhametli ol kızım, diye söylemiştin ya Annem!
Merak etme sözünü hep tutuyorum ama, bana iyi kalpli olmak yaramıyor. Lanetlenmiş bir şiir gibi, kim okumaya kalksa beni, en güzel yerimde yırtıp atıyor. Kime Sevgi dolu yüreğimle yaklaşmaya kalksam, hepsi yok olup kaybolup gidiyor.
Yine ben nemli gözlerimle sırılsıklam, yapayalnız tekbaşıma kala kalıyorum.
Senden sonra canımı çok acıttılar Annem, seni çok seviyor ve bir okadarda özlüyorum...
Anne tut elimi bana güç ver, sahne sandım dünyayı yandı düşler...
Sana 364 gün layık bir evlat olamazsam yazıklar olsun bana, emdiğim sütlerin haram olsun Annem.
Geriye kalan bir gün mü ?
O gün tüm Annelerin günü ama, ben o günü de yine sadece senin için, senin adını taşıyan kızımla yaşatacağım..
Sen Nur içinde yat, Mekanın Cennet olsun, rahat uyu ANNEM...
-
Yazan: May 8th, 2009, 10:46pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 8th, 2009, 10:46pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 8th, 2009, 10:46pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 8th, 2009, 10:46pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 8th, 2009, 10:46pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 8th, 2009, 10:46pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 8th, 2009, 10:46pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 8th, 2009, 10:46pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 8th, 2009, 3:42pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 6th, 2009, 7:04am MSD - SARAR
Merhaba.babam 22 gun önce vefat etti.varis olarak annem ve 3 erkek kardeş kaldık.bundan 10 gun önce veraset ilamı icin dilekce verdim.yanlız dun vasiyetini bulduk.vasiyette abilerime ikisinede birer dukkan ve birer ev bırakmıs.banada annemle beraber oturdugum icin iki dukkan ve bir ev birakmıs.anneme pay vermemis.bu vasiyete itiraz eden yok.vasiyeti mahkemeye vermelimıyim.yoksa ilamdan sonra tapuda kendimiz bu şekilde paylasım yapabilirmıyız.tsk.
-
Yazan: May 6th, 2009, 1:21am MSD - SARAR
İyi gunler.bundan 10 gun önce veraset ilamı icin mahkemeye basvurdum.yanlız dun babamın dolabında kendi el yazısıyla yazmış oldugu vasiyeti buldum.ne yapmam gerekiyor.
-
Yazan: May 5th, 2009, 5:32pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 5th, 2009, 5:32pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 5th, 2009, 5:32pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 5th, 2009, 5:32pm MSD - Madmax
-
Birgün çok sıkılırken dolaşmak geldi içimden biraz dolaşayım açılırım dedim öylesine yürürken,
Küçük bir çocuk ağlıyordu sarışın sevimlimi sevimliydi yanına yaklaştım niye ağlıyorsun diye sordum
Sulu gözlerle bakıp tam konuşacaktı,ki bir ses furkan oğlum gel eve diyordu çocuk bende çilolata isterim diye ağlıyordu gel ben alayım sana dedim o arada annesi geldi oğlum baban iş bulursa sanada alırız dedi ve çocuğu kolundan tutup götürdü ben ise kala kalmıştım oracıkta üzülmüştüm hallerine..
Düşüne düşüne giderken bir başka mahallede üç beş tane çocuk ellerinde çikolata, cips ,bisküvü
Neşeyle yiyorlardı ne güzeldi mutluydular istediklerini alabiliyorlardı ama az önce furkan bir çikolata için ağlıyordu
Babasının işi yoktu alamıyorlardı. Ben yoluma devam ettim düşüne düşüne giderken, bir köşe başında üç dört tane çocuk çöp bidununu karıştırıp içinden plastik ve cam şişe topluyor o benimdi senindi diye tartışıyorlardı yanlarına gittim ayırdım kavga etmeyin dedim abi para kazanmamız lazım ekmek alacagız yoksa kardeşlerimiz aç kalır diyorlardı
cebimden çıkardığım parayı onlara verdim alın bununla ekmek alın dedim olmaz abi biz dilenci değiliz dediler almak istemediler ben ısrarla parayı verdim ben sadaka vermiyorum ben sizin abinizim bügün de
ekmekler benden olsun dedim zorlada olsa verdim içim sıkılmaya başladı kendi kendime sordum ne olacak bu dünyanın hali kimi zengin kimi fakir nasıl düzelecek bu denge nezaman herkes mutlu olacak
aklıma geldi o anda filistin savaşta ölenler öksüz kalan çocuklar aç susuz kalanlar zoruma gidiyor artık zoruma gidiyorda dayanamıyorum ne olacak halimiz?...
Alıntıdır.
-
Yazan: May 5th, 2009, 9:44am MSD - ruveyda
ben esimden 2 ay önce bosandım simdi baska bi ınsanla evlılık ıcerısındeyım ve ıddet mudet surecı nıkah tarıhı almamızı engelledı bu yasalara gore dogru bı karar olabılır ama bence degıl bırıncı sebebı bosandıktan sonra kadın bı baskasıyla ılıskıye gırıpte hamıle kalırsa bu ıdet muddet surecı ıcınde cocugun babası eskı esın nufusuna kayıt oluyormus bu ne kadar dogru ıkıncısı ıse bu ıddet muddet surecını kaldırmakla ugrasmak ıstemeyenler ya pekı cunku herkes batıdakıler gıbı dusunmuyor bu sebeplede ınsanlar ımam nıkahlı yasamak zorunda bırakılmıyormu bu sorularıma cvp verırsen sevınırımtesekkur ederım
-
Tarihte insanlığın sosyal ,siyasal ,ekonomik evriminin bir durak noktası .......
Baron-Ağa-Derebeyi......Aşiret Reisi
Papaz,Şeyh,Şıh üçlemeleri........
En son 44 ölü...........
Vatandaşlık Kavramının olmadığı alan........
Kanun gücünün silikleşmesi,
İradenin teslim edilmesi.........
SONRASINDA İSE HAYRETLE karşılama......
Sayı çok diye mi........?
Kimlik siyasetçileri?
-
Yazan: May 4th, 2009, 5:11pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 4th, 2009, 5:11pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 4th, 2009, 5:11pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 4th, 2009, 5:11pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 4th, 2009, 5:11pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 4th, 2009, 5:11pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 4th, 2009, 6:00am MSD - Madmax
-
Yazan: May 3rd, 2009, 4:47pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 3rd, 2009, 4:47pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 3rd, 2009, 4:47pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 3rd, 2009, 4:47pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 3rd, 2009, 3:50pm MSD - Admin
ÖNCELİKLE tırnak yeme davranışını parmak emme davranışından ayırmamız gerekir. Parmak emme belli bir yaşa kadar davranış bozukluğu olarak değerlendirilmezken, tırnak yeme hangi yaşta ortaya çıkarsa çıksın kesinlikle davranış bozukluğu olarak değerlendirilir.
Emme refleksi doğumdan itibaren başlar. Bebek yaşamak için emmek zorundadır. Annenin memesinden emdiği süt, hem yemek hem de içmek ihtiyacını karşılamaktadır. Bebek eline geçen her şeyi ağzına götürür. Zira emmek beslenmenin de ötesinde bir alışkanlık halini almıştır. Aylarca tek haz kaynağı olan bu alışkanlığını terk edip kaşıkla beslenmeye geçmesi kolay değildir. Bunun için zamana ihtiyacı vardır.
Bebeği 6. aydan önce memeden ayırmak doğru değildir. Ek besinlere geçiş yavaş ve az miktarda olmalı, ek besin bebek aç iken verilmelidir. Ek besinler bebeğin kolayca hazmedeceği, besleyici değeri yüksek, alerji yapmayan, kokusu ve tadı çekici olan besinlerden seçilmelidir. İlk olarak meyve sularından ve pürelerinden başlanabilir. Bir müddet sonra tatlandırılmış sebze çorbalarına geçilebilir. Çocuğu memeden kolay ayırmak için ek besinler kaşık veya bardakla verilmeli, kaşık ve bardak çocuğa tutturularak memeden ayrılmaya özendirilmelidir.
Araştırmalar anneye bağımlı çocukların memeden kolay kopamadığını göstermektedir. Bu çocukların memeden kesilmesi zor olmakta, memeye olan bağımlılığını parmak emerek devam ettirmektedir. Sevgi ve güven eksikliği olan, memeden erken koparılan, ek besine zorlanan çocuklarda da parmak emme davranışına sık rastlanmaktadır. Parmak emen çocuğa baskı yapmak, parmağına acı sürmek, eline eldiven geçirmek ve korkutmak çözüm getirmediği gibi, alışkanlığı daha da pekiştirir.
Anne baba parmak emmeyi fazla önemsememeli, çocuğu parmak emerken gördüğünde uyarmamalı, bunun zararlı ve kötü bir alışkanlık olduğunu söyleyerek çocuğun suçluluk duygusuna kapılmasına yol açmamalıdır. Bilakis, bunun kötü bir alışkanlık olmadığını, istediği taktirde bırakabileceğini, bunu yapacak güçte bir çocuk olduğunu söyleyerek cesaretlendirmek gerekir.
Beslenme saatlerini ilgi çekici hale getirmeli, sevmediği yemeği yemeye veya tabağındakini bitirmeye zorlamamalı, aç bırakmakla tehdit edilmemelidir. En doğru hareket çocukla konuşmak ve parmak emmenin altında yatan sebebi bulmaya çalışmaktır.
“Tırnak yeme” aslında tırnağı/tırnak etini dişiyle koparma veya kemirme eylemi için kullanılan bir terimdir. Gerçek anlamda kopardığı tırnağı yiyen çocuk sayısı pek azdır. Tırnak yeme çocuklar arasında, özellikle ergenliği geçişte, çok sık görülen bir davranış bozukluğudur. Yüz çocuktan 35’inde, yüz ergenin ise 45’inde tırnak yeme görüldüğünü söylersek durumun ciddiyeti daha iyi anlaşılacaktır. Yetişkinlik döneminde tırnak yemeyi devam ettiren bir çok insan vardır.
SEBEPLER:
Tırnak yemeye zemin hazırlayan sosyal ve psikolojik sebepleri şu başlıklar altında toplayabiliriz:
1— Üzüntü ve sıkıntı
2— Gerilim ve kaygı
3— Öfke ve saldırganlık
4— Korku ve endişe
5— Kardeş kıskançlığı
6— Değersizlik ve güvensizlik duyguları
7— Aile huzursuzlukları ve iletişim problemleri
Çok sevdiği büyükannesini, dedesini, oyun arkadaşını veya köpeğini ölüm sebebiyle kaybeden çocuk üzüntüye kapılır ve can sıkıntısından tırnak yiyebilir. Aileden birinin hastalanması, babanın uzun süreli iş seyahatine çıkması, aileye yeni bir kardeşin katılması, çocuklar arasında ayırım yapılması, aşırı kuralcı ve baskıcı eğitim çocukta gerilim ve kaygı uyandırarak tırnak yemesine yol açabilir. Okulda arkadaşlarına, evde ailesine kendini doğru biçimde ifade edemeyen çocuk üzüntü ve sıkıntı duyar. Tırnak yiyerek sıkıntısını açığa vurur. Herhangi bir sebepten dolayı haksızlığa uğradığını düşünen bir çocuk haksızlığı yapan anneye, babaya veya öğretmene kızar, onlara karşı öfke duyar. Öfkesini açıkça dile getirme cesareti gösteremediği zaman tırnak yiyerek öfkesini kendine yöneltebilir.
Yaptığı yanlış davranışlardan dolayı öğretmeninden veya ailesinden korkan ve devamlı cezalandırılma endişesi taşıyan çocuk tırnak yiyebilir. Aile içinde yaşanan huzursuzluklar, kavgalar, boşanmalar, ayrılmalar çocukta gelecek endişesi ve tek başına kalma korkusu uyandırarak tırnak yemesine yol açabilir. Okul başarısızlığı, vücut sakatlığı, aileye evlatlık olarak katılma, zekâ geriliği gibi eksiklikler çocukta öz güven kaybına, kendini değersiz ve aşağı görmesine, bunun bir yansıması olarak tırnak yemesine sebep olabilir.
Parmak emme daha çok iki yaşından önce memeden ayrılmakta zorlanan, anneye bağımlı çocuklarda görülen bir davranıştır. Üzerinde durulmadığı ve çocuğun bağımsızlık girişimleri desteklendiği zaman kendiliğinden geçtiği görülmektedir. Üzerinde fazla durulduğu zaman çocuk bunu dikkat çekmek, anne ve babayı kendisi ile meşgul etmek için kullanmakta, dolaysıyla parmak emme alışkanlığı devam etmektedir.
Baskıcı ve otoriter ailelerde çocuğu bu alışkanlığından vazgeçirmek için çoğu anne babalar korkutma, eline vurma, ellerini bağlama, parmağına acı sürme, aşağılayıcı ve suçlayıcı ifadeler kullanma gibi sağlıksız ve sonuç getirmeyen yöntemlere baş vurmaktadır. Tırnak yemede de buna benzer engelleyici yöntemler kullanılmakta, gerçek sebep bulunup tedavi edilmediği için, alışkanlık daha da kökleşerek devam etmektedir.
TEDAVİ:
• Üç-dört yaşlarına kadar ortaya çıkan tırnak yeme davranışlarında en etkili yöntem anne baba tarafından görmezlikten gelinmesidir. Daha sonra bu alışkanlık devam ederse, bir psikoloğun yardımı ile çocuğun uyumsuzluk sebepleri iyice araştırılıp ortaya çıkarılmalı ve çözüm getirilmelidir.
• Çocuğu azarlamak, korkutmak, ceza vermek gibi zorlayıcı yöntemlerin sonuç getirmediği, kimi zaman daha ağır duygusal problemlerin ortaya çıkmasına yol açtığı anne ve baba tarafından bilinmelidir.
• Çocuklar korku, tehdit, kaygı, kıskançlık ve güvensizlik doğuracak durumlardan uzak tutulmalıdır. Bu itibarla küçük çocuklara şiddet içerikli korku filmleri izlemelerine izin verilmemelidir.
• Tırnak yiyen çocuklara geceleri yatarken hafif eldivenler giydirmek, gece tırnaklarını yemek veya ısırmak istediğinde hatırlatıcı olması bakımından yararlı olabilir. Bu yöntem ağır bir psikolojik sebebe dayanmayan, daha çok dikkat çekmek için baş vurulan durumlarda işe yaramaktadır. Aynı sebeple parmak ve tırnağa acı fakat zararsız bir sıvı sürülebilir. Bu hem hatırlatıcı ve hem de tırnağını ağzına götürdüğü zaman acı ile birleştiğinde terk etmeye yardımcı olabilir.
• Çocuk ilgi çekmek veya anne babasını kızdırmak için parmağını ağzına götürdüğü zaman görmezden gelinmeli, o mekân terk edilerek çocuk yalnız bırakılmalı, çocuğa hissettirmeden uzaktan gözlenmelidir. Eğer yalnız kaldığında tırnak yemekten vazgeçmiş ise, alışkanlığın sebebi kesinlikle dikkat çekmek içindir. Çocuk tırnak yemek için parmağını ağzına götürdüğünde ilgisini başka tarafa çekmek de işe yarayabilir. Ancak ilgi çekilen şey, tırnak yemekten daha çekici ve işe yarar olmalıdır. “Gel seninle bir oyun oynayalım,” “Videoda güzel bir çizgi film izlemeye ne dersin?,” “Bana bir bardak su getirir misin?” gibi yönlendirmeler dikkatini başka tarafa çekmek için işe yarayabilir. Sinema veya televizyon izlerken mısır patlağı, kuru yemiş, sakız gibi ağzını meşgul edecek ve tırnak yemenin yerine geçecek şeyler de işe yarayabilir.
• Çocukları ara sıra başarılarından dolayı ödüllendirme bazı durumlarda yarar sağlayabilir. Ancak bunun kısıtlı ve uygun şekilde kullanılması gerekir. Aksi takdirde çocuk yeni ödüller almak için bunu kullanabilir.
• Kız çocuklarına düzgün kesilmiş bakımlı tırnakların onu daha güzel gösterdiğini söylemek, ağır psikolojik sıkıntılardan kaynaklanmayan durumlarda işe yarayabilir.
•Aslında en akılcı ve kalıcı çözüm, tırnak yemeye yol açan asıl problemi ortaya çıkarmak, çocuğun problemle yüzleşmesini sağlamak, bu davranışın çok kötü bir alışkanlık olmadığını, eğer isterse bırakabileceğini telkin ekmektir. Çocuk buna inandırıldığı zaman elinden gelen çabayı gösterecektir.
Anne babalar bir psikologdan profesyonel yardım alacak olurlarsa çocukla birlikte tırnak yeme problemini daha kolay aşacaklardır
Ali Çankırılı
-
Yazan: May 3rd, 2009, 12:50pm MSD - Madmax
-
Yıllarca sabırla bekleyişimin ardından, bana Dünyanın en büyük mutluluğu olan, Annelik duygusunu tattıran ve hayırlı bir evlat veren ALLAH'ıma milyonlarca kez şükrediyorum.. Eşime çok teşekkür ediyorum beni her hususta anlayışla karşıladığı ve sevgisini eksiltmediği için... Kızıma çok teşekkür ediyorum bana mükemmel bir evlat olduğu için...4 mayıs Kızımızın 14. yaş günü... Nasıl geçti 14 yıl, ne zaman geçti hiç anlamadık. Her günü ayrı sevinç, ayrı bir mutlulukla dolu, dopdolu bir 14 yıl... Kucağıma gömülen küçücük bedeni artık kucağıma sığmaz oldu.. Bedenimde büyümeye başladığında kalbime doğan sevgin çağlayan oldu. İyiki doğdun kızım. İyiki benimsin. Ya doğmasaydın ben ne yapardım? Yaşamının tüm doğum günlerini hep sağlıkla, mutlulukla, huzurla ve birlikte kutlayalım inşAllah... Varlığının bana verdiği mutluluk kalbime sığmıyor.... En ümitsiz olduğum bir anda sen Tanrımın bana bağışladığı bir lutfu en şahane armağanısın.. Seni menfaatsiz, çıkarsız, karşılıksız çok büyük bir aşk ve sevgiyle seviyorum... Sen benim yaşama sevincim, sen benim tek değerim, sen benim umudum, sen benim en kıymetli hazinem, sen benim tek varlığım, sen benim kuvvetim, sen benim gücüm, sen benim tutkum, sen benim dünyam, sen benim tek dayanağımsın. Tüm desteği ben sadece senden alıyorum. Ağladığımda gözyaşımı silenim, hastalandığımda başucumda bekleyenim, üzüldüğümde teselli edip moral verenimsin. Seninle gurur duyuyorum... Yaşın kaç olursa olsun sen benim için hiç büyümeyecek bebeğim olarak kalacaksın yavrum. Doğum Günün Kutlu Olsun Kızım Annen Seni Çok Seviyor :)
-
Çoğu insan eksk düşündüğü yönlerini göstermek istemez. Ekskliklerini herkesten saklamanın daha büyük bir eksklik olduğunu anlamaz. Aşağıdaki hikayeyi okuduğunuzda bir ekskliğin üstünlüğe nasıl dönüştüğünü göreceksiniz.
9 yasındaki bir Japon çocuğun en büyük hayali günün birinde çok iyi bir judocu olmaktır. Fakat talihsiz bir trafik kazası sonucu sol kolunu tamamıyla kaybeder. Hem çocuk hem de ailesi yıkılır. Ailesi sırf çocuk oyalansın diye, Japonların en unlu hocalarından birini tutarlar.
Hoca kolları sıvar, çocuğa tek kolla yapabileceği yegane fırlatma hareketini öğretir. Gece gündüz çocukla beraber bu hareketi çalışırlar. Bir müddet sonra çocuk hareketi gayet iyi ve hızlı bir şekilde yapmaya baslar, fakat hocası çocuğa her gün saatler boyu ayni hareketi adeta ezberletir. Çocuk bu hareketten sıkılır ve yeni hareketler öğrenmek istedikçe hocası bu hareketi dünyada en hızlı sen yapana dek çalışmasını ve başka hareket öğretmeyeceğini söyler. Bir müddet sonra çocuk bu hareketi yıldırım hızıyla yapmaya alışır. Bunun üzerine hoca çocuğa artık bir turnuvaya katılma zamanının geldiğini söyler. Olacak şey değildir. Tek kollu bir judocu tek hareketle turnuvaya katılacak. Çocuk itiraz ettikçe hocası "Evlat; sen öğrendiğin hareketi yap, gerisini merak etme" diye öğütte bulunur.
1. tur 2. tur derken çocuk turlar? gayet rahat geçer. En nihayet finale gelir. tek hareket bilgisi ile finale kadar gelen çocuğun finaldeki rakibi bölgenin en iyi judocusudur. Çocuk dev cüsseli rakibini görünce korkar. Hocası yine sakindir, "evlat sen bu harekette dünyada teksin, kendi oyununu yap yeter" der. Çocuk rakibine kendi hareketini simsek hızıyla uygular, rakip kalktıkça ayni hareketi yineler. İnanılır gibi değildir, çocuk tek kolla tek hareket sayesinde şampiyon olmuştur.
Çocuk dayanamaz ve hocasına sorar "hocam inanamıyorum,ben nasıl şampiyon oldum?" der.Hocası yine sakin ifade ile söyle cevaplar, "Bu zaferin iki sırrı var oğlum.Birincisi judonun en güç hareketlerinden birini çok iyi yapabilmendir. İkincisi bu harekete karsı tek bir savunma vardır.O da hareketi yapanın sol kolunu tutmak!..
-
Kötü karakterli bir genç varmış. Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba vermiş. ' arkadaşların ile tartışıp kavga ettiğin zaman her sefer bu tahta perdeye bir çivi çak' demiş. Genç, daha birinci ilk günde tahta perdeye 37 çivi çakmış. Sonraki haftalarda kendi kendine kontrol etmeye çalışmış ve geçen her günde daha az çivi çakmış. Nihayet bir gün gelmiş ki hiç çivi çakmamış. Babasına gidip söylemiş. Babası onu yeniden tahta perdenin önüne götürmüş. Gence bugünden başlayarak tartışmayıp kavga etmediğin her gün için tahta perdelerden bir çivi çıkart (sök)' demiş. Günler geçmiş. Bir gün gelmiş ki her çivi çıkarılmış. Babası ona 'aferin iyi davrandın ama bu tahta perdeye dikkatli bak. Artık çok delik var. Artık geçmişteki gibi güzel olmayacak' demiş. Arkadaşlarla tartışıp kavga edildiği zaman kötü kelimeler söylenilir. Her kötü kelime bir yara(delik)bırakır. Arkadaşına bin defa kendisini affettiğini söyleyebilirsin ama bu delik aynen kalacak (kapanmayacak). Bir arkadaş ender bir mücevher gibidir. Seni güldürür yüreklendirir sen ihtiyaç duyduğunda yardımcı olur seni dinler sana yüreğini açar' demiş.
-
Genc bir cift, yeni bir mahalledeki yeni evlerine tasinmislar. Sabah
kahvalti yaparlarken, komsu da camasirlari asiyormus. Kadin kocasina 'Bak, camasirlari yeterince temiz degil, camasir yikamayi bilmiyor, belki de dogru sabunu kullanmiyor.' demis. Kocasi ona bakmis, hicbir sey soylememis, kahvaltisina devam etmis.
Kadin, komsusunun camasir astigini gordugu her sabah ayni yorumu yapmaya devam etmis.
Bir ay kadar sonra, bir sabah, komsusunun camasirlarinin tertemiz oldugunu goren kadin cok sasirmis 'Bak' demis kocasina ' Camasir yikamayi ogrendi sonunda, merak ediyorum, kim ogretti acaba ?'
'Ben bu sabah biraz erken kalkip penceremizi sildim' diye cevap vermis kocası :)
Hayatta da boyle degil midir? olabilir ..
Baskalarini izlerken gorduklerimiz, baktigimiz pencerenin ne kadar temiz olduguna baglidir. Birini elestirmeden ve hemen yargilamaya davranmadan once zihin durumumuza bakmak ve 'iyi' olani gormeye hazir olup olmadigimizi farketmek guzel bir fikir..
-
Mehmet ile Handan öğrenci olup, aynı evi paylaşmaktadırlar.
Bir gün Handan ve Mehmet, Mehmetin annesini yemeğe davet
ederler,Mehmetin annesi akşam yemeği süresince Handanı uzun uzun süzer
ve aslında Handanın çok alımlı ve güzel bir kız olduğunu , acaba
aralarında ev arkadaşlığından daha ileri bir boyutta bir ilişkinin
mevcut olup, olmadığını merak eder.
Aklını okumuşçasına Mehmet annesine der ki: Ne düşündüğünü biliyorum
ama emin ol ki sadece ev arkadaşıyız, ötesi yok.
Akşam yemeğinden sonra Mehmetin annesi evine döner.
Aradan bir iki gün sonra Handan der ki: Mehmet,annen bize yemeğe
geldiğinden beri gümüş çorba kasesini bulamıyorum.
Mehmet yanıtlar: Annemin almış olabileceğini tahmin etmiyorum ama ben
yine de kendisine bir mektup yazayım.Oturur ve yazar:
Anneciğim,Gümüş çorba kasesini sen aldın demiyorum, ama almadın da
demiyorum.Fakatkonu şu ki: sen bize yemeğe geldiğinden beri gümüş
çorba kasesi kayıp. sevgiler oğlun Mehmet.
Bir hafta sonra Mehmetin annesinden mektup gelir:
Sevgili oğlum: Handanla yatıyorsun demiyorum, ama yatmıyorsun da
demiyorum. Fakat konu şuki: Handan kendi yatağında yatıyor olsaydı,
gümüş çorba kasesini çoktan bulmuş olurdu.
Sevgiler annen. :)))))
-
Yazan: May 2nd, 2009, 4:34pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 2nd, 2009, 4:34pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 2nd, 2009, 4:34pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 2nd, 2009, 4:34pm MSD - Madmax
-
Yazan: May 2nd, 2009, 4:34pm MSD - Madmax
-
Site üyeleri olarak ortak bir Roman yazalım.
Kurallar
1) Site üyeleri sadece günde bir kez ,bir ileti olarak bu hakkını kullanır.
2)Yazılan iletinin uzunluğu 5 satırı geçemez.Çok zorlarsa 6 olsun.
3)Olayı başlatan hikayenin nasıl devam edeceği ve sona ereceğini site üyeleri belirleyecek, orjinal yönlerdirmelerle sınırsız bir hayal gücü sizi bekliyor.Siz ne yazacaklarınızı ve ne yazmayacaklarınızı bilirsiniz.
4)Romanın başlığını yine site üyeleri belirleyecek.
5)Boşluklar Sitenin genel kuralları ile doldurulur.
Hikayemizin başlangıcı.........
Yağmur yağıyordu.Ciseleme rüzgarın hızıyla camları okşuyordu.Adımlarını yavaşlattı.Kendi gözyaşları yanaklarından süzülürken yağmurun kendisini ne ölçüde ıslatacağını da tasavvur etmedi değil.Koridordaki bankta oturan 13-14 yaşlarındaki çocuğun gülümsemesiyle kendini toplamaya çalıştı.Girişteki nöbetçi memur ise hüzünle başı önde önündeki not defterini karalamaktaydı.Şemsiyesini dahi açmadı gözyaşları ile zaten ıslanmıştı.Adliyeden çıktığında bir daha arkasına bakmadı.Kahramanımız FERHUNDE hanım.......
-

ABBAS
Evinden çıkıp yavaş adımlarla kentin dar sokaklarına daldığında akşam kavuşmaktaydı. Her akşam bu saatlerde çıkar; bir asmalı kahveye, bir şehir hamamına, arada bir de ayakkabı tamircisi Halil Usta’ya uğrardı. Gidebileceği başka hiçbir yeri yoktu. Asmalı kahvede olsun, şehir hamamında olsun beş dakikadan fazla kalmaz; gecenin geç saatlerine kadar süren uzun yürüyüşler yapardı.
Abbas; orta boylu, derisi kemiklerine yapışmış, avurtları içine çökmüş kırk yaşlarında garip bir adamdı. Babasını küçük yaşta kaybettikten sonra, annesiyle bir başına kalmış, çocukluğu ve gençliği yoksulluk içinde geçmişti. Doğru dürüst bir işi de olmamıştı. Önceleri odun kırmak, pazardan sepetle yük taşımak gibi işlerle uğraşmışsa da bu işlerin ona göre olmadığını düşünerek çalışmamaya karar vermişti. Aslında kendisine hamal denilmesi onurunu kırmıştı. Yapabileceği bir mesleği de olmadığından; evine kapanmak istemişti. Çalışması için annesinin ısrarlı yalvarmaları da fayda etmemişti. Odasına çekildikten sonra annesiyle bile konuşmaz olmuştu. Adının başına ‘Deli’ sıfatı eklendikten sonra da zaten dışlandığı toplumdan tümüyle kopmuştu. Nedense ‘Deli Abbas’ denilmesine kızmamış, üstelik bundan gizli mutluluk da duymuştu. ‘Deli’ desinlerdi. Ne çıkardı bundan. O, kendisinin deli olmadığını biliyordu ya. Önemli olan buydu.
Bir saattir başı yerde ve kararsız yürüyordu. Ona her zaman güzel gelen Güzelhisar Sokağı’ndaydı. Bu sokaktan belki bininci kez geçişiydi. Her geçişinde ilk kez geçiyormuş gibi hissederdi kendini. Bu sokaktı geçmişini dolduran. Bu sokak cansız değildi onun için. Kendisinden bir parçaydı ve her an yaşamaktaydı. Her şeyin başladığı ve her şeyin bittiği yerdi burası: Umutsuz sevdaya düştüğü yerdi.
Bu sokağa girdiği zaman, hep geriye dönük düşünürdü. Onun için gelecek yoktu ya. Geçmişle dolu her gün onun için gerçek hayattı. Çok şey eski yerinde değildi aslında bu sokakta ama o, değişimin farkına bile varmamıştı. Hoş bir şeydi eskiyi bir kez daha yaşamak. Mutluluk buydu işte.
Yeşil panjurlu pencerelerinden çiçek kokuları dağılan tek katlı ve bahçeli evler çoktan yok olmuştu Güzelhisar Sokağında. Değişmeyen yalnız arnavut kaldırımlarıydı bu sokakta. Abbas’ın gördüğü de bu kaldırımlar ve Yıldız’ların eviydi zaten. Bu yüzden farketmemişti olup biteni. Gerçi bir şeylerin farkındaydı o da, ama kendisini ilgilendirmediğinden önemsememişti.
Bir ara başını şöyle bir kaldırıp baktığında, her şeyin yabancı olduğunu gördü. Tanımadığı bir sokakta bulunduğu kuşkusuna düştü. Tanıdık bildik bir işaret bulabilmek için oraya buraya bakındı. İçini dayanılmaz bir sıkıntı kapladı birden: ‘Ne olmuş bu kent böyle? Bu evler ne zaman yapıldı? Üstelik hiçbirinin bahçesi de yok.’ Dedi kendi kendine. ‘O güzelim evlere ne oldu?’ diyecek oldu; sesinin yükseldiğini farkedince, birileri duydu mu diye çevresine şöyle bir bakındı. İyi ki kimseler yoktu ortalıkta. Görünürde kimseler yoktu ama ışıklı levhalar arkasından kahkahalar yükseliyordu. ‘Bana ne canım!’ diye omuz silkti.
İçindeki sıkıntı büyüdükçe büyüyordu. Sıkıntısı kırgınlığa dönüştü birden: ‘Tamam anladım’ dedi:‘Felaketimi hazırlıyor bu insanlar. Bal gibi biliyorum her şeyi: Abbas kaybolsun diye yaptılar bunu. Ama ben kaybolmayacağım. Hiçbirine güvenim yoktu zaten. Her şey beklenir bunlardan. Annemi de uyarmıştım hem: Her önüne gelenin sözüne inanma diye. Ama annem hep inanır. İnandı da ne oldu sanki? Beni hiçbir zaman inandıramayacaklar. Yıldız’ların evi burada değil miydi yoksa? Belki hiç böyle bir ev yoktu da ben öyle var sanıyordum. Kafa karıştırmada da bire bir bu insanlar.’
İçindeki kuşkularla dalgın dalgın yürürken, aniden sert bir omuz darbesiyle irkildi: ‘Önüne baksana sersem!’ Çok iyi duymuştu söyleneni. Oralı olmadı. ‘Sersem sen de’ dedi öteki adam. O gene aldırış etmeden yoluna devam etti.
Bilinçsiz adımlarla bir sokaktan öbür sokağa girip çıkıyordu. Omuz vuran adama takılmıştı kafası: ‘Sersem sensin’ dedi. Hiç böyle olmamıştı. Çok güçsüz hissediyordu kendini: ‘Neden uğraşıyor bu insanlar benimle? Kötü konuşmayacağım. Annem ayıptır demişti. Ayıptır işte. Öyle demişti. Koca adam oldun artık çirkin konuşma, e mi benim akıllı oğlum demişti. Anacığımın dediğini yapmaz mıyım hiç? Az mı çekti kahrımı? Neden herkesin ağzında benim adım? Duymuyorum sanıyorlar. Her şeyi duyuyorum ben. Her şey o pis ayakkabıcının başının altından çıkıyor. Beni delirten de o değil miydi? Yıldız’ı başıma saran da o değil miydi? Yıldız neylesin benim gibi bir aptalı? Sersem kafam bunu daha önce anlasaydın ya!’
‘Deli’ sözcüğünü birkaç kez yineledi. Düşündü üzerinde: ‘Deli miyim gerçekten? Sahi ben deli miyim?’ İlk kez bu kadar berrak düşünebilmişti. Sokak lambalarından birinin altında durup üstüne başına baktı: Giysileri eski,yırtık ve kir pas içindeydi. ‘Tamam’ dedi ‘bu halimle gerçek bir deliye benziyorum.’ Ne zor bir itiraftı bu onun için. Nasıl farkına varmamıştı bunca zamandır? Nasıl böyle çıkabilmişti insan içine?
Hızlandırdı adımlarını. Hiçbir şey düşünemiyordu artık. Güzelhisar Sokağı, Yıldız, Yıldız’ın annesi Nevriye Hanım, Ayakkabıcı Halil, Hamamcı Raif ve diğerleri, hepsi birer soyut kavram olarak donmuştu beyninde.
Sokak kedilerinin üşüştüğü çöp bidonlarının önünden geçerken, kedilere çıkıştı: ‘Bunlardan da rahat yok. Çekilin bakayım ordan pis şeyler. Arsız bunlar canım. Ölümü çoktan hakketmişler ama öldürecek birileri de çıkmıyor. Ben öldüreceğim onları. Yıldız’ı da; annesini de. Hepsini hepsini öldüreceğim.’
Bir yandan yürüyor, bir yandan da Yıldız’la annesi Nevriye Hanımı nasıl öldüreceğini tasarlıyordu. Öldürme düşüncesi henüz beyninde şekillenmemişti ama kararlı olmak zorundaydı. Az mı çektirmişlerdi ona?
Önüne çıkan ilk adamı durdurup sordu:
-Bu kentte öldürülecek biri var mı?
Adam sarhoş olmasına karşın, onun durumunu kavramakta zorluk çekmedi: ‘Ne arasın hemşehrim!’ Dedi
Abbas adamın dediğinden bir şey anlamamıştı. Herkes onun beyninde geliştirdiği fikri biliyor diye düşünmüştü. Ama gördü ki adam onun ne düşündüğünü bilmiyordu. Adama o kadar kızdı ki, ‘korkak’ diye haykırdı yüzüne. Adam, başından savmak için Abbas’ın omuzuna şöyle bir vurdu ve yarım gülümsemeyle ayrıldı yanından. ‘Ben cesurum’ diye bağırdı arkasından Abbas: ‘Göreceksin! Bu gece bitireceğim işlerini.’ Ancak bu son sözü hafif sesle söylemişti. Kendi kendine söylenmeye başladı: ‘Öldürmeden önce Raif Abiyi görmeliyim. Beni sever Allah için. Çay verir bana; sigara verir. Bazan para da verir. Sever beni neme lazım! Ona sormadan olmaz.’
Ayak alışkanlığıyla hamamın önüne geldiğinde Raif, çıkmak üzereydi. Abbas’ın ona geldiğini de farketmişti: ‘ Gene ne oldu Abbas?’ diye sordu.
-Raif Abi, sarhoşlar gene dövdüler beni. Kör olsunlar değil mi?
-Tabi Abbas ama Yıldız hala sağ mı?
-Onu öldürmedim daha.
-Neden Abbas? Hiç iyi etmedin.
-Daha sırası gelmedi.
-Çok ayıp ettin öyleyse Abbas. Ben olsaydım...
Abbas, hamamın giriş merdiveninden geri dönüp evlerinin bulunduğu ara sokağa doğru yöneldi. Raif seslendi arkasından:
-Cevap vermedin Abbas?
Abbas, kenti aydınlatmaya çalışan lambaların cılız ışıklarına baktı. Birden eski zavallı haline döndüğünü hissetti. Raif de anlayamamıştı onu. Konuşmak istemiyordu ama yanıtlamadan da edemedi:
-Öldürülecek kimse yok bu kentte Raif Abi.
Yürüdü gitti. Raif de bakakaldı arkasından.
Cemil KANCA
cemil Kanca abime ait....akdevrim.
-
Yazan: May 1st, 2009, 4:10am MSD - Madmax
-
Yazan: May 1st, 2009, 4:10am MSD - Madmax
-
Açgözlü emperyalist Batı ,
Kendi kaynaklarını ve Afrikadaki kaynakları kuruttu.İşkembesini doldurdu.Çoğunu ise yiyemeden kustu.
Şimdi ise asya taraflarında Göbeğini şişirme telaşında.......
Küreselleşme ,demokratikleşme, serbest piyasa ekonomisi yalanıyla ülkelerin kaynaklarını silahsız ,savaşsız teslim alan sözde medeniyet......
Bununla da kalmaz yerli işbirlikçileriyle ülkede etnik ,mezhepsel kavgalar çıkararak kendisini karanlık dehlizlerde saklayarak kardeşi kardeşe vurdurur.
Sonra ise arabuluculuk rolü üstlenir?
Tek hedefleri işkembelerini patlayıncaya kadar doldurmaktır.
Sonra da kusma odalarında bu yediklerini çıkartmaya çalışırken, yerlerde sürünürler.........
Bazende yedikleri midelerini bozar ...........
Bağırsak kilitlenmesi olur.Ameliyat masasında kalırlar.........
Küreselleşme denen hikayenin özü ,pazarı toptan ele geçirmek;Bankaları,kamu kurum ve kuruluşlarını kendi ellerine geçirerek halkı sömürmektir.
Gümrük duvarlarını sıfırlatarak kendi mallarının bedelsiz piyasaya girmesi nedeniyle iç pazar üreticileri, esnaf ve sair siftah yapamaz hale gelir.
Rekabet edemeyeceğinden fabrikalar hızla kapanır ,işsizlik %30 lara çıkar.
Hapishaneler de doluluk oranları %100 ün üstlerine çıkar.
Fuhuş ,gasp alır başını gider.
ŞAŞIRACAK NE VAR ?
EKDİĞİNİ BİÇECEKSİN........
-
Yazan: May 1st, 2009, 1:59am MSD - Cansu
Tüm Dünya işçi ve -kafa, kol emekçilerinin 1 Mayıs bayramı kutlu olsun.

:):):)