-
Dünler günleri geçip gitsede,
İkindi gölgesi gibi kocaman hep önümüzdedir,
Gelecek dediğin,
Piramidin tepesine doğru yükselen bir hiç,
Aynı zamanda güneşin yedi rengidir.
Bildiğin hayat rüyaların yapıldığı şeylerden yapılır,
Gerçek dediğin se daima düne saklanır,
Dün dediğin birikmiş onca gün,
Bir damlacık suya yazılır,
Kimbilir,
Belki ‘’ölüm gerçek yaşamın başl
-
Yani!
Yaşamak herkes kadar benimde hakkım diyemem çocuğum,
Utanırım,
Şafaklarda öldüğünü bilmeden ölenlerden utanırım,
Neden bu dünyada varım diye de artık sormuyorum ,
Sormuyorum;
Çünki,
İlahi yalakalığı göstere,göstere yapanlardan sayılırım diye korkarım,
Korkarım çocuğum,
Kefedeki ağırlığı darası sayanlardan korkarım,
Miskin kediler gibi damlarda dolaşmak değil mera
-
Yani!
Yaşamak herkes kadar benimde hakkım diyemem çocuğum,
Utanırım,
Şafaklarda öldüğünü bilmeden ölenlerden utanırım,
Neden bu dünyada varım diye de artık sormuyorum ,
Sormuyorum;
Çünki,
İlahi yalakalığı göstere,göstere yapanlardan sayılırım diye korkarım,
Korkarım çocuğum,
Kefedeki ağırlığı darası sayanlardan korkarım,
Miskin kediler gibi damlarda dolaşmak değil mera
-
Yani!
Yaşamak herkes kadar benimde hakkım diyemem çocuğum,
Utanırım,
Şafaklarda öldüğünü bilmeden ölenlerden utanırım,
Neden bu dünyada varım diye de artık sormuyorum ,
Sormuyorum;
Çünki,
İlahi yalakalığı göstere,göstere yapanlardan sayılırım diye korkarım,
Korkarım çocuğum,
Kefedeki ağırlığı darası sayanlardan korkarım,
Miskin kediler gibi damlarda dolaşmak değil mera
-
Yeraltında ölmek kaderse,
o zaman kaldırın yollardaki trafik ışıklarını,
açın cezaevi kapılarını ,
kaldırın efendim kaldırın tüm kuralları ,
kaldırın ki güç kadere daha bi hınçla hükmetsin!...
Bizim ilçe çıkışında bir keskin kavşak vardı dar ve uzun,
her yıl ortalama 10 kişi o kavşakta kurban giderdi,
on yıl önce o kavşak uluslar arası bir norma
-
Ben Eylül'ü bilir onu söylerim,
Ben başka ayları bilmem ki hiç!
Sabır çiçeklerim açar gönlümde dürüm ,dürüm,
Dingin bir hüzün yayar ortalığa solgun güneşi eylül’ün,
Sarı mekanlardan dağılır bütün rüyalarım ortalığa,
Seni taşırım koynumun sol yanında bir sızının içinde saklarım hep!
Sonra dökülür yapraklarım,
Altın sarısı yollara sükunetim çöker,
Sürmeli bulutların altından
-
Kızgın ağıstos geceleri yağmur değmez akşamlar,
Yaprağından tırtıllara hayat veren ağaçlar,
Gurbet yangınında kül olmuş sevdalar,
Zamanla harman oldu öyle gidiyor.
Gidiyor işte dağlar,o güzelim ormanlar,
Koynunda birikmiş yaşamadığı o yıllar
Zamanın heybesinde sararan umutlar,
Dört nala eflatun akşamlara gidiyor.
Eylüllerim gidiyor güz güneşim rüzgarlar,
Çiy düşmüş toprağında cennetti
-
Şimdi bir asker görsem yolda acımaya başladım.
Halbuki
1980 de adamlardan haşa Allahtan korkar gibi korkardım.
ordunun ülkeye demokrasiye siyasete başka bir pencereden baktığını biliyoruz .
kurucu unsur olarak koruma kollama gözetleme görevinide isteyerek yada istemeyerek üstlenmiş.
Diyeceksiniz demokrasilerde böyle şey mi olur .?
-tabii olmaz!
Ama bu güne kadar getirdikleri r
-
Kahrımı yalnızlığıma vurduğum o eylül günleri,
Bir çilem kuşağı sarardı bütün ufkumu,
Hiç abartmazdım yalnızlığımı ,
Saçlarımı omuzlarıma döker öyle yürürdüm sesizce,
Kimseler olmazdı sokaklarda ,
Akrepler kör gecelerimi sokardı tam karnından,
Ve ben benimle kalırdım.
Işıklar çoktan çökmüş olurdu dizlerimin dibine.
Bir alaca sarılıkta ortalık ben olurdum.
Yada ben ortalığın lisanıyla
-
Bizi diğer dinlerden ayıran nedir? diye soralım kendimize;
Sonrada arayıp cevap bulalım, düşündüklerimize...
İslamda akılın yeri nerdedir? bir bulalım önce,
Öğrenmeden öğretenler, araya girince,
nereye kadar? izin verirler özgür düşünceye…
Aslında sormak lazım, müslüman doğmak ayrıcalıkmıdır?
Armut piş ağzıma düş! bu hazır lokma olmayacakmıdır?
Ayrıcalıksa; diğerleri kime bakı
-
Bizi diğer dinlerden ayıran nedir? diye soralım kendimize;
Sonrada arayıp cevap bulalım, düşündüklerimize...
İslamda akılın yeri nerdedir? bir bulalım önce,
Öğrenmeden öğretenler, araya girince,
nereye kadar? izin verirler özgür düşünceye…
Aslında sormak lazım, müslüman doğmak ayrıcalıkmıdır?
Armut piş ağzıma düş! bu hazır lokma olmayacakmıdır?
Ayrıcalıksa; diğerleri kime bakı
-
uygarlık dediğin insanın refahı değilmidir?
Refah, alınterinden fildişi kulelerimidir?
Alın-teri mi geriye benden kalan şerdir,
Ve çıplak bedenim sırtlanların kölesidir…
Toprak ağasından, uygar magandalar icad eden kimdir.?
Boş laf değil bu, dikkat!, çok önemlidir.
Arz-ı edilen alın terinin tuzuyla sunulmuş değerlerdir
Gücenme adamım, ama herşey burda el değiştirir....
O artık
-
Bir sevda masalında büyüttük yüreğimizi,.
Bekledik, yarın diye diye, bu günleri hep!
Hayat sayfamızdan koptukça birer, birer takvimler,
Anladık ki! Değişen, yanlız aynadaki yüzler hep !
Umut ekmeğinden yedik lokma, lokma, hiç! gücenmedik,
Aydınlık olup, yağacaktık karanlığın üstüne hep!
Hak olup, geleceği sabırla bekledik,
Dur-gün olup, bu günleri hayal ettik hep!
Biz; düşlerimizi bile yarınla
-
aşağıdaki reklamdan dolayı şiirimi bu sayfadan kaldırdım özür dilerim.
sevgili yöneticiler bu reklamı bu sitede ilk kez gördüm. bu korsan bi reklam olmalı lütfen sayfayı tümden silermisiniz.?
ayazoglum
-
Dudağını sola doğru yatırmış hasbam,
Gözlerini de kısmış, kedi gibi,
Siyah zülfünü düşürmüş yüzüne,
Oceli ince parmakları, belinde,
diklensen; sanki dövecek zilli...
Kapıya dikilmiş, deli dumrulun dişisi sanki,
Tutmuş kulpundan, alay edecek belli.
Geçsem bi-türlü,geçmesem bi-türlü,
Açtı ağzını,yumdu gözünü,
Dümdüz etti bütün geçmişi...
Süklüm,püklüm oturup dinledim, çaresiz;
İçim
-
Dönersem namerdim!.............
Ben adım gibi bilirim, allahsız!
Sarmaşık sevdamdan kurtulmaktır niyetin,
Bensizliğe ne çaputlar bağladın, bakalım?
Ne mumlar yaktın, babaların en evliyasına, kimbilir?
Hangi şıhın tükrüğünden, sulara saldın beni?
Hangi duvarın dibine gömdün, o kestiğin göbeğimi?
Yaz meşrebinden gözlerin; gözlerime bakarken bile,
kimbilir, nerde? hangi yazın günahı
-
Gecenin tam orta yeriydi
Birden yer silkindi,
Deniz kükredi,
Her şey zangı,zangır titredi,
Gözlerde korkular belirdi,
Ve ölüm meleği yere indi.
Sanki hasat vaktiydi
Ölüm tarlasından sanki!
Canları biçip gitti.
Camlar kırıldı
Evler yıkıldı
Kaç bin yıllık tarih
Yerin dibine gitti.
Kümeste tavuklar
Ahırda hayvanlar
Sokakta insanlar
Büzüldü
birbirine sokuldu.
Aslında bu
-
Kayıp kentin özel dostlarına;
Güneşe sırtını çevirmiş bu loş odada yılların yorgunluğuna oturmuş dargın kalemimle barışmaya çalışıyorum.
Titreyen parmaklarımın arasında yıllardır dokunmadığım kalemim acemi taylar gibi bir yürüyüp bir duruyor.
Kargacık burgacık yazıların arasından geçip kayıp kentin sisli sokaklarında dolaşırken;
Hani o ağaçlarında asla yaprakları solmayan,güz güneşinde seri
-
Panikatak.
Gene akşam oldu;
Gene dörtnala gelen, ölüm duyguları göründü uzaktan.
Ürkek gözlerim bir tuhaf oldu.
Adımlarımın rotası en uygun yere, kestirmeden eve;
İşte o karabasan, bu akşamın tam ortasında.
Bir sis gibi gelip çöreklendi üstüme.
Kendinden önce elleri uzandı, karnımdan ….
Sanki bir tutam kor koydu, yüreğimin üst yanından;
Ve birden bir gümbürtü duyuldu, göğüs kem
-
Başbakana göre kriz; Türkiye'nin ekonomi atmosferinden yatay bir açıyla teğet geçiyordu.
''ohh! demiştik'' ne kadar muhalifte olsak.
sonra hiçte öyle olmadığı anlaşıldı ama krize müdahale etmekte geç kalınmıştı.
Zevahir sandık sonuçlarıyla kurtulur diye beklenirken, türban narkozuyla derin bir uykuda olan yurdumun insanı, ardı ardına gelen soğuk duşlarla,
uyanma belirtileri gösterip sand
-
Bilim ve din
DİN değişmez kuralları olan statik bir inanç öğretisidir. Dogmatik oluşu sebebiyle hiç sorgulama şansımız yoktur.
.oysa BİLİM gözle görülen yada görülmeyen canlı yada cansız tüm varlıkların değişiyor sanılan evrelerinden yola çıkıp değişmez prensiplerini rasyonel biçimde sorgulayarak ortaya koyan bir tekniktir.
DİNde şüphe asla mümkün olmamasına karşın; BİLİM tamamıyle ş